ADLİ TIP ANABİLİM DALI

ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ

ADLİ RAPOR

                 Prof.Dr. Necmi Çekin

                 Doç.Dr. Ahmet Hilal

 

ADLİ RAPOR

                 Adli nitelik kazanmış olgularda, resmi istem üzerine düzenlenen, dava dosyasında yer alan, delil niteliğinde belgedir. Bu belge ile; kişinin akıl-beden sağlığı, zararın varlığı ve ağırlığı ortaya konur. Bazı olgularda obje ve yaranın oluş zamanı hakkında bilgi edinilebilinir. Ayrıca, standarda uygun düzenlenen raporların, işkence ve kötü muamelenin önlenmesine katkısı ile koruyucu hekimlik rolü vardır. Bunların yanı sıra; zararın ortaya konmuş olması, iddiaların doğruluğunu destekleyerek, hakkın aranması ve yargı sürecinin başlatılmasına dayanak olmaktadır.

                 Sağlık çalışanlarına, muayene ettikleri hastada bir suç belirtisine rastlamaları halinde, yetkili makamlara (kolluk kuvvetleri) durumu bildirme zorunluluğu getirilmiştir. Adli olgu olarak nitelendirilen bu olgular, genel tanımda; başka kişi ya da kişilerin tedbirsiz-dikkatsiz-ihmalkar davranışı ya da kasıtlı davranışları sonucu yaralanan olarak tanımlanmaktadır. Hekimlik mesleğinde suç ve bulgularını tanıma yönünde bir eğitim olmamasına rağmen, hekimden suç belirtisini tanıması beklenmektedir. Meslek sırrı ve ihbar yükümlülüğü sınırları arasında karar verilmeye çalışılmaktadır. Hukukçuların da içinde bulunduğu toplantılarda, bir dış etken ve zarar saptanan tüm olguların bildirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

                 Adli olgu bildirimi, hastanelerde bulunan polis karakollarına bildirim şeklindedir. Yanında polis karakolu bulunmayan sağlık kuruluşlarında, o bölgenin polis karakoluna telefon ile bildirim uygun olacaktır. Kayıtlarda, bildirimin yapıldığı görevli ve zamanın not düşülmesi uygun olacaktır. Adli olgu bildirimi görevini yapmadığı, suçun saklanmasına yardım ettiği iddiasıyla yargılanan hekimler söz konusudur. Adli olgu bildirimi sonrası, resmi yazı ile adli rapor düzenlenmesi istenmektedir. Bu evrakta, Cumhuriyet Savcısının haberdarlığını gösteren parafın olması istenmelidir. TCK 287. madde ile, yetkili hakim ve savcı kararı olmadan genital muayeneye gönderen ve bu muayeneyi yapana ceza öngörüldüğü akılda tutulmalıdır.

                 Öncelikle, kavramları doğru kullanmak için; rapor yazımında gerekli olan, zararın varlığı ve ağırlığını ortaya koymakta kullanılan yasal düzenlemelerin bilinmesi uygun olacaktır. Bu konudaki düzenlemeler yeni Türk Ceza Kanunu 2. bölümde, vücut dokunulmazlığına karşı suçlar başlığında madde 86, 87 ve 88 de yer almaktadır.

Zarar ağırlığına göre en hafif grup madde 86/2’de ele alınmıştır. Bu durum, Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde yaralanma olarak tanımlanmıştır. Kavram olarak, hekimlerce farklı algılanma olasılığı söz konusudur. Ancak, bu konudaki tüm kanunlar birlikte değerlendirildiğinde en hafif yaralanma grubunu ifade ettiği görülmektedir. Bu grupta; yumuşak dokulara sınırlı, basit-yüzeyel lezyonlar yer almaktadır. Uygulamada birliktelik için, hazırlanan listelerin kullanılması uygun olacaktır. Kemik kırılması ayrı başlık halinde ele alındığı için, kırıklar ile ilgili zararlar ayrı ifade edilecektir. Eski uygulamalardan farklı olarak, birden fazla lezyon olduğunda; bu lezyonların boyutuna göre bir üst gruba alınması söz konusudur.

Orta ağırlıkta lezyonlar madde 86/1’de karşılığını bulmaktadır. Kanun metninde; başkasının vücuduna acı veren, sağlığını ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan yaralanma olarak tanımlanmıştır. Uygulamada basit tıbbi tedavi ile giderilemeyecek ağırlıkta lezyonlar olarak ifade edilmektedir. Bu grupta, el ve yüzde ki kesi ve laserasyonların toplam 10 cm.’i, vücutta toplam 20 cm.’i geçmesi, el ve yüzde vücut yüzeyinin %5’i ve tüm vücutta %10’u geçen abrazyon-kotüzyonlar yer almaktadır. Ayrıca cilt-altı yumuşak doku seyirli ateşli silah yaraları, diş kayıpları, %10-20 2.derece yanıklar, periferik sinir yaralanmaları, 24 saatten az amnezi, 5 dakikadan uzun süren bilinç kayıpları bulunmaktadır. Çok sayıda farklı lezyonlar söz konusu olduğundan genel bir tanım altında toplamak kolay değildir. Bu nedenle; saptanan lezyon için standart listenin kullanılması uygun olacaktır.

Ağır lezyonlar ve sekeller madde 87’de ele alınmıştır. Burada yer alan kavramların aktarılması uygun olacaktır.

Yaşamı tehlikeye sokacak derecede yaralanma:

Uygulamada en çok hata yapılan kavramdır. Klinik yaklaşımla adli yaklaşımın karıştırıldığı görülmektedir. Zararın ağırlığını göstermede bir kriter olan kişinin yaşamını tehlikeye maruz bırakacak bir yaralanma olup olmadığı, sorulmaktadır. Olasılık ya da ihtimal dahilinde olup olmadığı değil, aşağıda sayılan yaralanmalardan birinin meydana gelip gelmediği sorulmaktadır. Bu yaralanma sonucu kişinin iyileşmiş olması kriteri değiştirmemektedir. Sonuçta, bu ağırlıkta bir yaralanmanın gerçekleşip gerçekleşmediği kararı verilmektedir. Bu yaralanmalar:

Kafatası kırıkları,

İlk üç servikal vertebra kırığı,

İntrakranial tüm yaralanmalar,

Klinik bulgu veren beyin ödemi,

Vücut boşluklarının bütünlüğünün bozulması,

İç organ yaralanmaları,

Büyük damar yaralanmaları (Klavuza bakınız.),

Medulla spinalis yaralanmaları,

Yanıklar (%20 den fazla 2.derece, %10 dan fazla 3.derece),

%20 den fazla kan kaybına işaret eden klinik tabloya yol açan Yaygın ekimoz-hematom),

Kuduz hayvan ısırığı,

Elektrik çarpması (Elektrik akımı lezyonu ya da kliniği),

Ağır klinik tabloya yol açan zehirlenmeler.

Duyularından veya organlarından birinin sürekli işlevinin zayıflaması-yitirilmesi:

Duyu veya organın işlevindeki zayıflama yada yitimin sürekli olması gerekmektedir. Burada her ekstremite ve çift organların her biri tek başına ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Genel tanımda, işlevin zayıflaması; organ ya da ekstremitenin %10-50 arasındaki fonksiyon kaybı, işlevin yitimi ise; %50 den fazla kayıp olarak tanımlanmaktadır. Uzmanlık alanının tanı ve hesaplamasını gerektirmektedir. Uygulama için; ilk muayene bulguları, daha sonra, kayıpların olayla ilişkilendirilebilmesi için çok önemli olup mutlaka tıbbi evraklarda yer almalıdır.

Yüzünde sabit ize-sürekli değişikliğe neden olma:

Yüz (çehre) yeni TCK gerekçesi dikkate alınarak; üstte saçlı deri sınırı (saçı dökülen ya da azalan kişilerde görülebilen frontal bölge dahil), yanlarda kulaklar dahil olmak üzere kulakların arkasından inen hayali düz çizgilerin her iki klavikula ile kesiştiği noktalar ile altta fossa jugularisten başlayıp yanlara doğru klavikulalar arasında kalan bölge olarak tanımlanmıştır. Yüzde sabit izde; bu bölge içinde yer alan, iyileşmesi sona ermiş (yara oluşumu sonrası en az 6 ay beklenmelidir.), konuşma mesafesinden (1-2 metre) ilk bakışta fark edilebilen renk ve seviye farkı veren bir lezyon olması gerekmektedir.  Sürekli değişiklikte ise; yüz sınırları içinde oluşan lezyon nedeniyle, bilinen-tanınan kişinin tanınmasında tereddüte düşülecek düzeyde değişiklik aranmaktadır.

Konuşmada sürekli zorluk - konuşma yeteneğinin kaybı:

Konuşma ile ilgili merkez ya da dil ve vokal kordlar gibi yapıların etkilenmesi, fonksiyon kayıplarına bağlı konuşmanın akıcılığının bozulması konuşmada sürekli zorluk; konuşamama ise konuşma yeteneğinin kaybı olarak değerlendirilmektedir.

Gebe bir kadında, çocuğunun vaktinden önce doğmasına - çocuğun düşmesine neden olma:

Miadında olmayan çocuğun doğmasına neden olma ile yaşama yetikliğini kazanmamış fetüsün düşmesine neden olma tanımlanmaktadır. Travma sonrası düşük ya da erken doğumun çok kolay olmadığı; enfeksiyonlar, kromozomal anomaliler, plasenta hastalıkları, anneye bağlı nedenler gibi çok sayıda faktör olduğu akılda tutulmalıdır.

Kişinin iyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa/ bitkisel hayata girmesine neden olma:

Uğranılan travmanın kişide kalıcı akıl ya da beden hastalığına yol açmasıdır. Parapleji, hemipleji gibi durumlar yanında travmatik psikozlar da sayılmaktadır. Ayrıca, bitkisel hayat kavramı yeni düzenlemede yer almıştır.

Çocuk yapma yeteneğinin kaybolması: Üreme ile ilgili organların ya da fonksiyonlarının kaybına bağlı (Uterus, ovaryumlar ve testisler) gelişen durumdur.

Yaralamanın vücutta kemik kırılmasına neden olması:

Kemik kırıkları ayrı başlık halinde ele alınmıştır. Çok sayıda kemik ve farklı kırıkların söz konusu olması, değerlendirme ve rapor düzenlemede sıkıntılara yol açabilir. Bu sıkıntıları önlemek ve standardı sağlamak için rehber kitapçıkta ayrıntılı listeler oluşturulmuştur. Bu listelerde kırıklar, ağırlıklarına göre (kırığın hayat fonksiyonlarına etkisine göre) 3 ana grupta 6 dereceye bölünmüştür; hafif (1), orta (2-3) ve ağır (4-5-6). Kemik kırıkları içinde 6.derece yoktur. Skorlama sistemi ile, birden fazla kırık olduğunda ulaşılabilen en yüksek derecedir. Bu hesaplamada; listelerden kırık dereceleri bulunmakta, kareleri alınıp toplandıktan sonra toplamın karekökü alınmakta, küsuratlı sayılar elde edildiğinde 0.5 ve üzeri 1 üst dereceye tamamlanarak sonuç verilmektedir.

Yeni TCK nın yaralama ile ilgili maddeleri uyarınca hazırlanan klavuzun öncesinden farkları özetlendiğinde;

- Dilin sadeleştirildiği, müessir fiil-etkili eylem yerine yaralama kelimesinin kullanıldığı görülmektedir.

- Yasa değişikliğine paralel iş ve güçten kalma kavramı yerine basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek/giderilemeyecek nitelikte ifadesi getirilmiş ve buna göre listeler oluşturulmuştur.

- Yara boyutlarında üst sınır getirilmesi ile birden fazla yaralanmalarda toplama yolu açılmıştır.

- Diş kayıplarında fonksiyon kayıpları için cetvel oluşturulmuştur.

- Kırıklarda derecelendirme getirilmiş ve birden fazla olduğunda skorlama ile toplama sağlanmıştır. Kasten yaralamanın vücutta kemik kırıklarına neden olması halinde verilecek cezanın kırığın hayat fonksiyonlarına etkisine göre yarı oranında arttırılacağı belirtilmiştir.

- Zarar ağırlığı gruplamasında değişiklikler yapılmıştır.

- Zehirlenmelerde kriterler oluşturulmuştur.

- Ruhsal etkilenme için kriter ve derecelendirme getirilmiştir.

- Çehre sınırları ve değerlendirme kriterlerinde değişiklikler yapılmıştır.

- Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması/yitirilmesi kararında, çift organlar için farklılık söz konusu olmuştur.

Rapor Düzenlenmesi:

Adli raporların düzenlenmesi ile ilgili olarak, Ulusal ve Uluslararası yargı ve diğer kuruluşlar düzeyinde yaşanan sorunlar ve olumsuzlukların giderilmesi için; özellikle son yıllarda yoğun çalışmalar yapılmıştır. Bu alanda standart rapor formlarının oluşturulması ihtiyacı sonucunda; 1995 yılında bir rapor formu oluşturulmuş ve standartlar getirilmeye çalışılmıştır. 1998 yılında Adalet Bakanlığı Adli Tıp Şube Müdürlüklerinde uygulanmak üzere 3 sayfa, 4 nüsha, vücut diyagramları içeren formlar oluşturulmuştur. Benzer formlar 20.09.2000 tarihli genelge ile Sağlık Bakanlığınca İl Sağlık müdürlüklerine gönderilmiştir. Adli olguların muayene edilmesi ve raporlarının düzenlenmesi konusunda, Adli Tıp Uzmanları Derneği üyelerinin ağırlıklı olarak görev aldığı toplantı ve çalışmalar, 2001 yılında sona erip İstanbul Protokolü başlığında kitap haline getirilmiştir. Bu kitap Birleşmiş Milletlerce onaylanmış ve birleşmiş milletler belgesi haline gelmiştir. Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı birimlerince uygulanan formlar İstanbul protokolüne uygun formlardır. Aslında bu formların oluşturulmasında, temelde adli tıp uzmanları çalıştığı için, benzer formlar oluşmuştur. Zararın varlığı ya da yokluğunun ortaya konması, kişilerin haklarını arayabilmeleri, rapor düzenleyen hekimlerin kendilerini koruyabilmeleri; standartların sağlanması ve uyulmasına bağlıdır.

Rapor Düzenlenirken Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Adli rapor resmi isteme yanıttır. Mahkemeler, Cumhuriyet Savcısı ya da onların emriyle adlarına hareket eden kolluk kuvvetlerinin yazısı gereklidir. Bu yazılarda, Cumhuriyet Savcısının bilgisi dahilinde istemin yapıldığını belirten Cumhuriyet savcısı parafı bulunur. TCK 287. maddesi göz önünde tutularak, özellikle cinsel muayene taleplerinde Cumhuriyet Savcısının havalesi yazıda mutlaka yer almalıdır.

Rapor düzenlenirken hekimlik mesleği, hasta-hekim ilişkisinin gereklerine uygun davranmalı, hasta mahremiyeti ve haklarına saygı ve özen gösterilmelidir.

Muayene sağlık kuruluşunda, muayene için kullanılan ortamda yapılmalıdır. Kişi, kelepçeleri dışarıda çözüldükten sonra odaya alınmalıdır.Hekim hastayı bir sağlık personeli eşliğinde değerlendirmeli, ortamda başka kişi ve güvenlik kuvvetlerinin olmaması sağlanmalıdır. Güvenliğin sağlanamayacağı ortam söz konusu olduğunda; güvenlik kuvvetleri paravan arkasında, kişiyi görmeyecek ve duymayacak pozisyonda olmalıdır.

Her olgu tek tek değerlendirilmeli, yapılan işin mesleki bilgiler ışığında tanıklık olduğu unutulmadan, kişi görülmeden rapor yazılmamalıdır.

Mevcut rapor formları kullanılmalıdır. Standart formlar olmadığında, içeriğine uygun şekilde (getiren güvenlik görevlisi, kimlik, tarih-saat, öykü-şikayet, fizik-ruhsal muayene, konsültasyon-tetkik, sonuç, imza) ayrı bir kağıda rapor yazılmalıdır. İstem yazısı altına veya arkasına not düşülme şeklinde raporlar yazılmamalıdır.

Kişinin kimliği kontrol edilmeli, kimliği yok ise bu durum belirtilmeli, kimliklendirmede kullanılabilecek bulgular (Tatuajlar, deformiteler, skarlar gibi…) not edilmelidir.

Her olgu protokol defterine kaydedilmeli, muayene tarih ve saati belirtilmelidir.

Öykü ve şikayet kişinin ifadesi ile yazıldıktan sonra tam bir fizik muayene ve psikiyatrik değerlendirme yapılmalı, ihtiyaç duyulduğunda konsültasyon istenmeli ve tetkikler yapılmalıdır. Sonuç yazabilmek için, tanıya-dayanağa ulaşılması gerekmektedir.

Duyular ya da organların işlevinin azalması-kaybı, vaktinden önce çocuk doğumu-düşük, çocuk yapma fonksiyonunun kaybı gibi uzmanlık alanı gerektiren konularda, ilgili uzman görüşü alınmalıdır. Bu olgularda, kayıplar daha sonra gündeme gelebildiğinden ilk muayene bulguları, olay ve kayıpların ilişkisi için çok önemlidir. Bu nedenle tüm lezyonlar not edilmelidir. Çocuğun erken doğumu ve düşüklerde; anne, çocuk ya da fetüs, özelliklede plasentanın incelenmesi soncunda karar verilebileceği akılda tutularak incelemelerin yapılması sağlanmalıdır.

Öykü, zararın varlığı, mekanizması ve etkisinin anlaşılması için alınır. Sorular bu yönde olmalı, iddia edilen suç ile ilgili bilgiler bu bölümde yer almamalıdır. Düzenlenen raporda, belki de en önemli kısım öyküdür. İşkence ve kötü muamele olgularında; sadece öykünün yazılıyor olmasının bile olayın ortaya konmasını ve bu tür olguların azalmasını sağladığı bilinmektedir. Ayrıca, öykü hekimleri tanıya ulaşmada yapmaları konusunda uyarıcı ve zorlayıcıdır. Tanı konulması için gerekenler, hekimlik uygulamalarında belli olup adli olgular için de aynı yöntemler geçerlidir.

Olguların çoğunda, olaya bağlı yaralanmaya yönelik tıbbi girişimler yapıldıktan sonra rapor düzenlenmesi istenmektedir. Bu istem bazen aylar sonra olacaktır. Bu nedenle; hasta ile ilgili tıbbi girişimler sonrasında; saptanan tüm lezyonlar anatomik yer, boyut ve özellik belirtilerek dosyasında yer almalıdır. Yara boyutları, olay ve düzenlenen rapor için çok önemli olduğundan, tahmin kullanılmayıp mutlaka ölçülerek yazılmalıdır. Ancak, acil müdahale gereken olgularda, ölçmek zaman kaybına dolayısıyla girişimde gecikmeye yol açacağından sonraya bırakılmalı, hasta stabil hale geldikten sonra, bulunduğu serviste, oranın hekimlerince alınmalıdır.

Adli tıp uygulamalarında, mahkeme ve savcıların sorduklarına cevap şeklinde rapor düzenleme yaklaşımının yer yer korunduğu görülmekle birlikte, sorulmamış olmakla birlikte, soruşturmanın şekli ve boyutunu değiştirebilecek bulguların rapor edilmesi gerekmektedir.

Adli olgularda giysilerin önemi unutulmamalıdır. Olgunun özelliğine göre; giysiler üzerindeki kesikler-delikler, biyolojik kalıntılar açısından lekeler, atış mesafesi için yanık-is bulaşıklıkları not edilmelidir. Giysiler, mutlaka tutanakla güvenlik kuvvetlerine teslim edilmelidir. Benzer olarak; bulunan-girişimler esnasında çıkarılan mermi çekirdekleri ve kişi üzerindeki her şey tutanakla teslim edilmelidir.

Saptanan lezyonların fotoğraflanması, duruma göre bazen de yokluğunun belgelenmesi için fotoğraf çekilmelidir. Çekimde; bir kağıt üzerinde, olguyu belirten protokol, tarih-saat ve ölçü birimi olmalıdır.

 

Kaynaklar                                      

1. İstanbul Protokolü. TİHV Yayınları. İstanbul, 2001.

2.Güzel S, Balcı Y, Çetin G. Yeni Türk Ceza Kanununda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi. 2005.

3. Salaçin S. Adli Tıp. Adana, 1997.