Doç. Dr.Yasemin
GÜNEŞ
SUPRATENTORYAL TÜMÖR CERRAHİSİNDE ANESTEZİK YAKLAŞIM
Her yıl USA’de yaklaşık
olarak 35.000 yeni beyin tümörü tanısı konulmaktadır. Erişkinlerde bunun %85’i
primer beyin tümörleridir (tüm primer tümörlerin %9’u). Gliomalar %35,
menenjiomlar %15, pitüiter tümörler %8 ‘ini oluşturur. İntrakraniyal
tümörlerin %12’i ise metastatiktir. Kanser olgularının 1/6’ı beyine metastaz
yapar ve ilk sırayı akciğer alır(%40). Olguların çoğu semptomatiktir.
Genellikle hastaların semptomları lokal veya jeneralize IKB ‘ın etkilenmesinden
kaynaklanır. Ayrıca beyne sekonder zarar veren etmenlerden kaçınılmalıdır.
Beyne sekonder zarar veren olaylar
|

İntrakraniyal |
Sistemik problemler
|
Spesifik problemler
|
|
Artmış IKB |
Hiperkapni,hipoksemi |
Masif intraop. hemoraji |
|
Epilepsi |
Hipotansiyon,hipertansiyon |
Epilepsi |
|
Vazospazm |
Hipoglisemi, hiperglisemi |
Hava embolisi |
|
Herniasyon (falks,
tentoryum, foramen magnum, kraniyektomi) |
Düşük kardiyak debi |
|
|
Orta hat şifti
|
Hipoosmolarite |
|
|
|
Titreme ve ateş
|
|
Anestezi, intrakaraniyal basınç, perfüzyon ve
metabolizma
Anestezik yaklaşımda aşağıdaki kriterler amaçlanmalıdır;
a-
Hemodinamik stabilitenin sağlanması,
b-
IKB (intrakraniyal basınç ) artışının önlenmesi,
c-
Serebral perfüzyon basıncının ve perfüzyonun sürdürülmesi,
d-
Tümörün cerrahi eksizyonunun kolaylaştırılması,
e-
Beyin ve kraniyal sinirlerin elektrofizyolojik monitörizasyonunun
sağlanması
f-
Kan kaybının replasmanı, koagülopatinin önlenmesi ve tedavisi,
g-
Operasyon sonunda kısa sürede nörolojik değerlendirmeye olanak
sağlanması,
h-
Derlenme odası ve yoğun bakımda yukarıda sayılanların idamesinin
sağlanması,
i-
Postoperatif havayolunun korunması
Anesteziyolojist mutlaka her hastayı incelemeli, medikal
problemlerini, organ sistemlerinin etkilenip etkilenmediğini, anestezik ajan ve
tekniklerin hastada gelişebilecek olumsuz etkilerini gözden geçirilmelidir.
Anestezik ajanların intrakraniyal içeriklere etkisi
Tüm inhalasyon ve intravenöz ajanlar direkt
veya indirekt olarak intrakraniyal oluşumları etkilerler.
İntravenöz anestezikler;
barbitüratlar, propofol, etomidat sereberal oksijen tüketimini (CMR02)yi
azaltır. Doza bağımlı olarak elektriksel aktiviteyi deprese ederler, EEG ‘yi
baskılarlar. Serebral vazokonsrüktördürler , serebral kan akımı (SKA), serebral
kan volümü (SKV) ve IKB’ı azaltırlar. Propofol, azot protoksitin
serebro-stimülan etkisini suprese eder.
Opiyoidler;
Kısa süreli IKB’da artışa neden olurlar (özellikle sufentanil ve alfentanil).
Bununla birlikte opiyoidlerin direkt olarak serebral vazodilatatör etkileri
yoktur. Ortalama arter basıncı ve serebral perfüzyon basıncındaki geçici
azalmaya sekonder, refleks serebral vazodilatasyonla IKB artabilir. Opiyoidler
orta derecede CMR02’ni azaltırlar.
Volatil ajanlar;
Tüm inhalasyon ajanları (halotan,enfluran ve izofluran) IKB’ı önemli derecede
artırır, serebral vazodilatasyon, serebrospinal sıvı (BOS) üretimi ve
abzorbsiyonunu etkileyerek intraoperatif beyin ödemine neden olabilirler.
Özellikle serebral komplians düşükse ve otoregülasyon bozuksa IKB artışı
gelişebilir. Bu etki izofluranda en azdır, hiperventilasyonla daha da minimalize
edilebilir. Bundan dolayı izofluran halen nöroanestezide popülaritesini
korumaktadır.
İzofluran, sevofluran ve
desfluran CMR02’yi azaltırlar. (yalnızca izofluran İv anestezikler
benzer etki oluşturur). <1 MAC konsantrasyon ve normal beyinde PaC02
değişikliklerine yanıt normaldir.
N20
serebro-stimülan etkiye sahiptir.
Ketamin, enfluran (çok yüksek
dozlarda hipokapni sırasında), laudonozin ve nitröz oksitten kaçınılabilir. Bu
ajanların yüksek dozlarda CMR02’yi artırdığı ya da EEG’de epileptik
aktiviteyi artırdığı rapor edilmiştir.
Tüm anestetik ajanlar değişik
derecelerde kardiyovasküler depresandır. Serebral hipoperfüzyon nedeniyle,
özellikle yüksek serebral perfüzyon basıncı gerektiren intrakraniyal
hipertansiyonlu hastalarda sistemik hipotansiyondan kaçınılmalıdır.
Tüm sedatifler, analjezikler,
ve anestezikler respiratuar depresandır. Hiperkapni, IKB’ı artırır, bu nedenle
tümör vakaları intraoperatif dönemde mekanik olarak hiperventile edilmelidir.
Mekanik ventilasyonu kolaylaştırmak için kas gevşeticiler kullanılır. Bazı
nöromusküler ajanlar taşikardiye ve histamin salınımına bağlı olarak
hipotansiyona neden olabilirler.
İdeal nöroanestetik ajan;
-Hemodinamik stabilite ve
serebral perfüzyonu koruyan,
-IKB’ı artırmayan,
-Serebral metabolik ihtiyacı
azaltan,
-İskeminin olumsuz etkilerini
önleyen,
-Kısa etki süreli, antidotu
olabilen bir ajan olmalıdır. Ancak tablo I’de de görüldüğü üzere böyle bir ajan
halen yoktur.
Diğer ilaçlar; Nitrogliserin, sodyum nitroprussid, hidralazinden serebral vazodilatasyona neden
olabilecekleri için kaçınılmalıdır. Teofilin serebral damarları konsrükte eder,
fakat serebrospinal sıvı üretimini artırır ve potent bir santral sinir sistemi
stimülanıdır.
Tablo I- Anestetik ajanların sistemik
hemodinami, serebral dolaşım ve intrakraniyal oluşumlara etkisi
|
Anest. |
MAP |
CMR02 |
SKA |
Otoreg |
CO2
Ceva |
BOS üretimi |
BOSAb.
Rezistan |
IKB |
IKB
Hiperv |
Epilep.
Aktivi. |
|
Halotan |
¯¯
|
¯ |
|
Bozar |
Evet |
¯ |
|
|
- |
Hayır |
|
Enfluran |
¯¯ |
¯ |
|
Bozar |
Evet |
|
|
|
- |
Evet |
|
İzofluran |
¯¯ |
¯¯ |
|
Sürdür |
Evet |
- |
¯ |
|
- |
Hayır |
|
N20 |
-¯ |
? ¯ |
? ¯ |
? Sür |
?Evet |
? |
? |
? |
? |
Hayır |
|
Tiyopen. |
¯¯ |
¯¯ |
¯ |
Sürdür |
Evet |
- |
- |
¯ |
¯ |
Hayır |
|
Etomidat |
¯ |
¯ |
¯ |
Sürdür |
Evet |
? |
? |
¯ |
¯ |
Hayır |
|
Fentanil |
¯ |
-
veya ¯ |
-veya¯ |
Sürdür |
Evet |
- |
¯ |
- |
¯ |
Çok
dozda |
Preoperatif değerlendirme
Preoperatif vizitin amacı hastanın nörolojik ve
medikal şartlarının incelenmesidir.
Hastanın öyküsünde; epilepsi, şuur durumu, IKB
artışına bağlı şikayetler (baş ağrısı, bulantı ve kusma, görme bozukluğu), fokal
nörolojik belirtiler (hemiparezi, sensoryal kayıp) hidrasyon dururmu (yatağa
bağlanma süresi, sıvı alımı, uygunsuz ADH, diüretik uygulanması) uygulanan
medikasyonlar (steroidler, antiepileptikler) ve diğer sistemik hastalıklar
gözden geçirilmelidir.
Fizik muayenede hastanın havayolu özellikle
değerlendirilmelidir. Mental durum ve şuur durumu, göz dibinde papil
ödemi,Cushing yanıtı (bradikardi ve hipertansiyon), pupil genişliği, konuşma
defisiti ve fokal bulgular, GKS (Glaskow Koma Skalası) değerlendirilmelidir.
CT veya NMR ile tümörün lokalizasyonu, büyüklüğü,
major damarlara yakınlığı, şift etki, ventriküler alanda azalma, herniasyon,
ödem, hidrosefali vs. değerlendirilmelidir.
Kardiyovasküler sistem, respiratuar sistem, renal
sistem (diüretik uygulaması ve azalmış sıvı volümü), endokrin sistem (pitüiter
adenomlar), gastrointestinal sistem de (steroid uygulanması ve Gİ mukoza) gözden
geçirilmelidir.
Preoperatif hazırlık
Antianjinal ajanlar, antihipertansifler, dijital
glikozidleri, antikonvülzanlar, steroidler, hormon replasmanı vb ilaçlar
operasyon sabahına kadar alınmalıdır. İlaç etkileşimleri ve yan etkileri
değerlendirilmelidir.
Sedasyon;
Preoperatif intrakraniyal
kompliansı düşük hastalarda C02 retansiyonu ve hipoventilasyon
nedeniyle premedikan ilaçlardan kaçınılmalıdır. Sedasyon hiperkapni, hipoksemi,
üst havayollarında obstrüksiyonla IKB’ı artırabilir. İdeali, anestezist
tarafından titre edilen intravenöz analjezi/sedasyondur (midazolam 0.5-2
mg±fentanil 25-100 μg veya sufentanil 5-20 μg). Hastada IKB artışı semptomları
yoksa oral yol faydalı olabilir (5 mg midazolam)
Genelde antekubital yoldan iki geniş periferik
kateter önerilir.
CVP, venöz hava embolisi riskinde ve vazoaktif
ilaçların uygulanmasında endikedir Radyografik olarak yeri tayin edilmelidir.
Juguler kanülasyon (klasik veya retrograd) dikkatli yapılmalı, serebral venöz
drenajın bozulmasından kaçınılmalıdır. Eğer teknik yetersiz ise external veya
internal juguler ven (cerrahi sahanın ters istikametinde) veya subklaviyan ven
tercih edilebilir. Kanama ve majpr kardiyovasküler problemlerde, pulmoner arter
kateteri veya TEE tavsiye edilir.
Arteryel kanülasyon; sıkı monitorizasyona
gereksinim duyulduğunda veya serebral perfüzyon basıncının (SPB) kontrolü
gerektiğinde, sık arteryel PaC02 , plazma glukoz ve potasyum,
hematokrit tayininde endikedir.
Juguler bulb ; Serebral oksijen ekstraksiyonunu
sürekli gösterir. Global serebral perfüzyon hakkında fikir verebilir. Juguler
venin retrograd kanülasyonunu gerektirir ve kateterin yeri radyolojik olarak
kontrol edilmelidir.
Monitorizasyon
Fizyolojik parametreler ve fizyolojik bozukluklar
ve end organ disfonksiyonunun erken tayini amacıyla monitorizasyon gereklidir.
1- Kardiyovasküler
a-
Elektrokardiyogram (miyokardiyal iskemi, aritmi)
b-
Arteryel ve venöz basınç
c-
Puls oksimetri
d-
Kapnograf
e-
Faringeal ısı probu
2- Hava embolisi
a-
Ösofagial stetoskop
b-
Prekordiyal doppler
c-
End tidal nitrojen
d-
Alternatif olarak TEE
3- Nöromuskuler
monitörizasyon
Hemiplejik ekstremitede
nöromuskuler monitörizasyon uygulanmaz. Disfonksiyonel innerve alt motor
nöronlarda veya nonfonksiyonel üst motor nöronlarda Ach reseptör yoğunluğu
artmıştır, nondepolarizan ilaçlara rezistans vardır.
4- Kan biyokimyası
Kan glukozu, hematokrit,
koagülasyon testleri ve potasyumun yakın takibi gerekir. Hiperglisemi
nöronal hasarlanmayı artırır. Steroidler kan glukozunu artırır, fokal serebral
iskemi gelişebilir.
5- İntrakraniyal fonksiyon
a-
Juguler bulb oksijenizasyon
b-
EEG( CMR02 , serebral iskemi, derin anestezi )
c-
Evok potansiyeller
d-
Transkraniyal oksimetri (rejyonel oksimetri veya near infrared
spektroskopi )
6- IKB ölçümü.
Tümörlerde nadiren gerekir.
7- Diğerleri
a-
Orogastrik aspirasyon tüpü
b-
Rektal ısı probu
c-
Üriner kateter
d-
Bacak kompresyon aleti
Anestezi İndüksiyonu
Anestezi verilecek hastanın
havayolunun öncelikle değerlendirilmesi gerekir. Hipoksi ve hiperkarbinin
CNS’i etkileyeceği unutulmamalıdır. Hava yolu topikal olarak anestetize
edilebilir, direkt veya fiberoptik laringoskopi ile entübasyon denenebilir. Eğer
hastanın havayolu problemi yoksa intravenöz indüksiyon sonrası laringoskopi ve
entübasyon planlanmalıdır.
Anestezi indüksiyonu
sırasında amaç; solunumun kontrolü ( hafif hiperventilasyon uygulanması,
hiperkarbiden ve hipoksemiden kaçınma), kan basınıcının kontrolü ve venöz dönüşü
kolaylaştırmak için optimal baş pozisyonunun sağlanması olmalıdır.
İndüksiyondan 2-3 dakika önce
%100 oksijen ile preoksijenizasyon, laringoskopi ve entübasyon sırasındaki
satürasyon düşmesini önleyebilir. Preoksijenizasyon sırasında volanter
hiperventilasyon, hızlı ve derin soluma yaptırılabilir. Bu intrakraniyal basıncı
azaltır ve CO2 retansiyonunu önleyebilir. Preoksijenizasyonu takiben
fentanil 1-2 μg/kg (veya sufentanil veya remifentanil) uygulanır. Hızlı etkili
bir intravenöz ajan, propofol (1.25-2.5mg/kg veya barbitürat (3-6 mg/kg)
kullanılabilir. Hızlı ve yumuşak bir indüksiyon şuuru olmayan bir hastada
havayolunun hızlı kontrolüne izin verir. Bir nöromusküler bloker ajan
entübasyonu kolaylaştırır. Öksürük, ıkınma ve hıçkırığı önleyerek IKB artışını
engeller. Süksinilkolinin insanlarda ve hayvanlarda IKB’ı artırdığı
bildirilmiştir. Bununla birlikte bu artış defasikülasyon (süksinilkolinden
birkaç dakika önce nondepolarizan ilaç uygulaması) ile önlenebilir. Bununla
birlikte süksinilkolin zor veya hızlı entübasyonlarda tercih edilebilir. Yavaş
etkili nondepolarizanlar (kürar, pankuronyum, vekuronyum, atrakuryum) IKB’ı
direkt olarak etkilemez., fakat özellikle kürar ve atrakuryum hızlı ve yüksek
doz uygulandığında histamin salınımına sekonder olarak sistemik hipotansiyona
neden olabilirler.
Atrakuryumun uzun süreli infüzyonunda laudonozin birikimine yol açılarak
santral sinir sisteminde eksitasyon gelişebilir. Hızlı entübasyonda rokuronyum
süksinilkoline alternatif olabilir. Pankuronyum ve vekuronyum ile
antikonvülzanlarla arasında etkileşme olabilir, nondepolarizanlara karşı direnç
gelişebilir. Lokal anesteziklerden lidokain, laringoskopi veya entübasyon öncesi
verilebilir, bu uygulama entübasyon sırasındaki hipertansif cevabı önler.
Arteriyel line ile indüksiyon sırasındaki arteryel basınç değişikliklerinin
izlenmesi gerekir. Entübasyon sonrası akciğerler oskültasyonla dinlenmeli, ve
tüp adeziv bir bant ile tespit edilmelive PaC02 35 mmHg olacak
şekilde kontrollü ventilasyon uygulanmalıdır.
Hasta pozisyonları ;
Kraniyal tümörlerde pozisyona
önem gösterilmelidir ve cerrah ile anestezist işbirliği içerisinde olmalıdır.
Anterior ve orta kraniyumda cerrahi girişim sıklıkla başa pozisyon verilerek
supin pozisyonda yapılır.
Venöz drenajı ve cerrahi
girişimi kolaylaştırmak için, başa hafifçe yüksek pozisyon verilir. Ancak oturur
pozisyondaki hastalar gibi başa yüksek pozisyon verilmesi riskli olabilir.
Ortostatik hipotansiyon ve serebral perfüzyon basıncında azalma, endotrakeal
tüpün ve atriyal kateterin yer değiştirmesi, tansiyon pnömosefalus ve venöz hava
embolisi gelişebilir.
Skapula, el bilekleri, sakrum vb. kolayca basıya uğrayan bölgelerin korunması
önemlidir. Ayrıca tüm eklemlerin nötral pozisyonda tutulması gerekir. Lateral
pozisyonda kulaklar korunmalıdır. Venöz staz ve trombozunda önlenmesi gerekir.
Bacaklara masaj yapan ve proksimale doğru intermitant olarak şişen aletler
kullanılabilir. Boynun ciddi lateral fleksiyon ve ekstansiyonundan
kaçınılmalıdır.
Çivili başlık uygulaması olgularda maksimal stimulusa neden olur. Burada derin
anestezinin veya analjezinin sağlanması gerekir.
Propofol 0.5 mg/kg bolus
Fentanil 1-3 μg/kg bolus veya
Alfentanil 10-20 μg/kg bolus veya
Remifentanil 0.25-1 μg/kg bolus
Lokal
Anestezikler
Alternatif olarak; esmolol 0.5 mg/kg veya labetolol 0.075-0.15 mg/kg vb. beta
blokerler uygulanabilir.
Anestezi idamesi
Amaç; CMR02,
SKA’nın kontrolü ile beyin tansiyonunun kontrolünün sağlanmasıdır. Bu amaçla ;
derin anestezi ve antinosisepsiyonun sağlanması, kimyasal beyin retraksiyonu
(hafif hiperosmolarite ve hiperventilasyon ile), yeterli baş yuları pozisyon,
lumbal drenaj, hafif kontrollü hipertansiyon (OAB 100 mmHg) uygulanır.
Ajanın seçimi CMR02’i
ve intrakraniyal dinamiği etkilemeyen ve hastanın özellikleri dikkate alınarak
yapılmalıdır. Narkotik bazlı anestezi hemodinamik stabiliteyi sağlar, CMR02’i
azaltır, cerrahi stimülasyona sekonder hipertansif cevabı önler,
antagonize edilebilir. Fentanil sıklıkla tercih edilir, çünkü kısa etkilidir.
Barbitüratlar 1-2 mg/kg dozda ICP’ı azaltır ve serebral iskemiyi önleyebilir.
|
Anestezi indüksiyonu
|
Anestezi idamesi |
|
Yeterli preop. anksiyolizis
EKG, kapnograf, puls, NIBP
Venöz ,arteryel yol
Preoksijenizasyon, sonra fentanil
1-2 μg/kg (veya
sufentanil, alfentanil veya remifentanil
Propofol 1.25-2.5 mg/kg
veya tiyopental
3-6 mg/kg,ardından kas
gevşetici
Kontrollü ventilasyon
(PaC02 35 mmHg)
Lidokain 1.5 mg/kg
Entübasyon |
Propofol 50-150 μg/kg/dk veya izofluran
%0.5-1 (sevofluran, desfluran)
Yeterli analjezi (fentanil 1-2 μg/kg
(alfentanil,sufentanil veya remifentanil)
Cilt inzisyonu veya çivili başlık
sırasında LA veya opiyoid
Baş yukarı pozisyon, juguler dönüş
serbestliği
Mannitol 0.5-0.75 gr/kg, lumbal drenaj Yeterli
volüm replasmanı (NaCl veya HES %6) |
İntravenöz mü , inhalasyon
anestezisi mi?
Belirgin farklılık olduğunu
gösteren bir kanıt olmamasına rağmen, iskemi riski olmayan, IKB artış
semptomları bulunmayan basit olgularda orta derecede hiperventilasyonla
birlikte <1 MAC inhalasyon anestezisi, serebro-stimülan etkiden dolayı azot
kullanımından kaçınılması önerilir.
İntrakraniyal basınç problemi
olan veya intraoperatif iskemi riski olanlarda hedef kontrollü infüzyon (TCI)
kullanılarak, propofol-remifentanil gibi kısa etki süreli ilaçlar önerilir ve
spesifik nörokoruma sağlanabilir.
Sıvı Düzenlenmesi
-
Oral alımın
yeterince olmaması
-
Diüretik uygulanması
-
Radyokontras ilaçlar
-
Supin diürez nedeniyle bu hastalar genellikle hipovolemiktirler.
Aşırı sıvı defisit,i
elektrolit bozukluğuna, örneğin intraoperatif aritmiyi predispoze eden
hipokalemiye neden olabilir. Aşırı derecede hipovolemi özellikle anestezi
indüksiyonu sırasında, mekanik ventilasyondaki olgularda tehlikelidir.
Hipotansiyon ve serebral perfüzyon bozukluğuna neden olabilir. Defisit ve
intraoperatif sıvı kaybının hipotansiyon ve organ iskemisini önlemek amacıyla
düzeltilmesi gerekir.
Aşırı sıvı uygulaması da
özellikle kan beyin bariyeri bozuksa serebral ödem ve intrakraniyal basıncı
artırır.
Serebral ödem özellikle
hipotonik solüsyonların uygulanmasıyla gelişir. Hipotonik solüsyonlardan
kaçınılmalı ve izotonik elektrolit solüsyonlar ( normal salin) veya kolloid
solüsyonlar(%5 albumin, %6 HES ) ile normovolemi sağlanmalıdır.Tavşanlarda
hemodilüsyon için krastalloidler yerine kolloidler kullanıldığında IKB’n
azaldığı rapor edilmiştir. % 5 albumin ve plazma protien fraksiyonu
kullanılabilir. HES dikkatli kullanılmalıdır, çünkü 1.5 lt’den fazla
kullanıldığında heparin benzeri koagülopatiye neden olabilir. Hiperglisemi
(160-180 mg/dl olsa bile ) iskemik serebral hasarlanmayı artırır, nedeni tam
açık değildir. Glikoz içeren solüsyonlardan iskemi nedeniyle kaçınılmalı,
normoglisemi sağlanmalıdır.
Hematokrit %30-33 civarında
tutulmalı ve hafif hiperosmolarite sağlanmalıdır(<320mOsm)
Cerrahi girişimi
kolaylaştırma ve IKB artışı
Diüretikler, arteriyel
karbondioksit basıncının hiperventilasyonla düşürülmesi, serebral venöz basıncın
azaltılması, arteriyel kan basıncının kontrolü ve BOS’nın alınması ile cerrahi
girişim kolaylaştırılabilir.
IKB’n azaltılmasında mannitol
osmoterapik ajandır. Furosemid ile kombine veya tek başına kullanılabilir.
Osmotik etki ile beyin sıvısını intravasküler alana çeker. 0.5-2 gr /kg dozlarda
kullanılır, ancak 0.25 gr/kg dozda efektif olabilir. Uygulamadan 15 dakika sonra
etkisi görülür. Konjestif kalp yetmezliğinde geçici intravasküler hipervolemiye
neden olabilir, dikkatli kullanılması önerilir. 5 –10 mg furosemid mannitol
öncesi yapılarak bu problem çözülebilir. Loop diüretiklerinden furosemid
intravasküler volümü ve kan osmolaritesini artırmaksızın rol oynar. Furosemidin
manitolün etkisini potansiyelize ettiği bildirilmiştir. 5-10 mg furosemid genel
anestezi altında diürexze neden olabilir. Bunun için elektrolit imbalansı ve
gereksiz sıvı şiftinden kaçınılması gerekir. Hiperventilasyon ile PaC02’nin
düşürülmesi beyin kitlesini ve IKB’ı azaltır. Kişi ile kooperasyona girilerek
anestezi indüksiyonu öncesi volanter hiperventilasyon yapılabilir. Normokapnik
hastalarda akut hiperventilasyonla PaC02’nin 30-35 mmHg’a
düşürülmesi, minimal iskemi ile maksimal intrakraniyal dekompresyon sağlar. PaC02’nin
akut olarak 20 mmHg’a veya daha altına indirilmesi serebral kan akımını iskemi
noktasına getirir ve alkoloz gelişebilir, Hb’den dokulara oksijen salınımı
azalabilir.
Cerrahi girişim başa minimal
yukarı pozisyon verilmesiyle de kolaylaştırılabilir. PEEP veya diğer ventilatuar
paternler serebral venöz basıncı ve IKB’ı artırabilir. Kas gevşeticiler mekanik
ventilasyona rezistansı azaltarak artmış intrakraniyal basıncı azaltmada
yardımcı olurlar.
Kan basıncını sıkın kontrolü
cerrahi girişimi kolaylaştırabilir. Cerahi girişim esnasında sistemik kan
basıncının normalin altında sürdürülmesi (karotid artere klempi gereken vakalar
hariç) yardımcı olur. Kontrollü hipotansiyon kan kaybını ve transfüzyon
ihtiyacını azaltır, cerrahi girişimi kolaylaştırır, cerrahinin süresini
kısaltır, ancak rutinde kullanılmaz.
Serebrospinal sıvının bir
lumbar kateter aracılığıyla alınması cerrahi girişimi kolaylaştıran diğer bir
yöntemdir. Anestezi indüksiyonunu takiben L3-4 aralığından 20-60 ml alınması
denenebilir. Sıvının alınması intrakraniyal içeriklerin relaksasyonuna neden
olur.
İntrakraniyal basınç artışının
önlenmesi
a-
Preoperatif yeterli
anksiyolizis ve analjezi,
b-
Preind.
hiperventilasyon , baş yukarı pozisyon,
c-
Fazla sıvı
verilmesinden kaçınma,
d-
Osmotik diüretik
(Mannitol, hipertonik salin), steroidler,
e-
Hemodinaminin optimize
edilmesi,
f-
Ventilasyon PaO2
>100 mmHg, PaC02 35 mmHg,
g-
İndüksiyon ve idamede
iv anestetik kullanılması.
İntrakraniyal basınç artışının
tedavisi
a-
BOS drenajı (lumbal
kateter veya ventrikül yoluyla),
b-
Osmotik diüretikler,
c-
Hiperventilasyon,
d-
Derin anestezi,
e-
Kas gevşekliği,
f-
Venöz drenajın
kolaylaştırılması(baş yukarı pozisyon, PEEP uygulanmaması),
g-
Serebral
otoregülasyon intakt ise hafif kontrollü hipertansiyon (OAB 100 mmHg),
Anesteziden Derlenme
Derlenme döneminde respiratuar,
kardiyovasküler, metabolik/endokrin ve nörolojik değişiklikler gözlenir. Oksijen
tüketimi 5 kat artabilir. Hemodinamik değişikliklerden ilk 10-25 dakikada artmış
katekolamin seviyesi sorumludur. Nosiseptif stimulusların tümü %20 olguda
postoperatif dönemde IKB’ı artırabilir ve yeniden kanamayı agreve edebilir.
Amaç;
Ekstrakraniyal ve intrakraniyal homeostazın sağlanması olmalıdır. Öksürük,
aspirasyon, artmış havayolu basıncından kaçınmak gerekir.
Anestezist trafından
planlanmalı ve ajanlar ona yönelik seçilmelidir. İntraoperatif homeostaz (
oksijenizasyon, ısı, intravenöz volüm, kardiyovasküler fonksiyon ) sağlanmalı,
mekanik beyin retraksiyonundan kaçınılmalı ve gerekirse farmakolojik tedavi
yapılmalıdır. Kan kaybının minimal olduğu, minimal cerrahi travmanın olduğu
vakalarda ( mikrocerrahi, küçük operasyon sahası) önerilir. Hızlı derlenme
cerrahi sonuçların erken değerlendirilmesini sağlar. Daha az katekolamin deşarjı
ve hipertansiyona neden olur. Ancak hipoksemi riski vardır ve yoğun bakıma
devirde respiratuar monitörizasyon gerektirir.
- Preoperatif şuur
düzeyinin açık olması
- KV stabilite,
oksijenizasyonun ve ısının normal olması,
- Major beyin
laserasyonun olmaması, minör cerrahi girişimler,
-
IX veXII kafa
çiflerini içermeyen aşırı agreasif olmayan posterior fossa cerrahisi
-
Major AVM ‘nin
olmaması
Hipoksemi ve hiperkarbi riski
daha azdır, daha iyi respiratuar ve hemodinamik kontrol sağlar, daha az
nörolojik monitorizasyon gerektirir, ancak daha fazla oranda katekolamin ve
hipertansiyona neden olur. Şuur durumu iyi olmayan veya preoperatif havayolu
kontrolü yeterli olmayan , intraoperatif beyin ödemi riski bulunan ve IKB’ı
yüksek hastalar veya postoperatif homeostazın bozulduğu hastalarda önerilir.
Derlenmeyi geciktiren
nonanestetik nedenler
-
Epilepsi,
-
Ödem,
-
Kanama,
-
Pnösefalus,
-
Damar oklüzyonu ve
iskemi,
-
Metabolik veya
endokrin bozukluk
Potansiyel komplikasyonlar
Göz , karotid cisim, dura,
beyin sapı ile posterior fossadaki kraniyal sinirlerle cerrahi manüplasyonlar
sırasında kardiyovasküler değişiklikler gelişebilir. Trigeminal ve vagal sinir
sıklıkla etkilenir. Ciddi hipertansiyon veya hipotansiyon, ciddi bradikardi veya
taşikardi, disritmi, kardiyak iletim anomalileri veya EKG değişiklikleri meydana
gelebilir. Bu gibi durumlara traksiyon, retraksiyon, irrigasyon gibi işlemler
yol açar. Cerrahi ekibin uyarılması gerekir. Çoğunda bu bulgular geçicidir,
kısa sürede kaybolur. Yaşamı tehdit eden aritmilerde antiaritmikler
kullanılabilir.
Hava kraniyotomi sırasında
özellikle cerrahi saha kalp seviyesinden yüksekse ve CVP düşükse sirkülasyona
girebilir. Diploik venler ve dural sinüsler kollabe olamazlar, sıklıkla da
buralardan hava girişi olur. Daha çok oturur pozisyonda gözlenmesine karşın
(%20-40), lateral pozisyonlu kraniyotomilerde bile prekordiyal doppler ile
insidansının %8 olduğu bildirilmiştir. Havanın girişi yavaş veya sürekli
olabilir. Hava kabarcıkları pulmoner vaskülaritede embolizasyonla pulmoner
ölü boşluğu artırır ve böylece kapnografta end-tidal C02 düşer, gaz
değişimi bozulur, hiperkarbi, hipoksi ve pulmoner vazokonsrüksiyon gelişir.
Hipotansiyon, aritmi ve kardiyovasküler kollaps meydana gelir. Ayrıca hava
kabarcıkları kalbin sol tarafına geçip intrakardiyak defekt yoluyla veya
pulmoner şantla paradoksal hava embolisi meydana gelebilir.
Erken tayin ve hızlı tedavi
oldukça önemlidir. Baş aşağı pozisyon kadar hipovolemininde önlenmesi önleme
yollarıdır. Çeşitli monitorizasyon tenikleri vardır. Doppler ultrasaund
transducer 0.25 ml havayı dahi tespit edebilir. Geniş emboliler akut olarak
end-tidal karbondioksidin düşmesi, end-tidal azot gazının artması veya pulmoner
arter basıncının artmasıyla tanınabilir. Ösofagial mürmür sesi, hipotansiyon,
kardiyak aritmi ve EKG değişiklikleri görülür. TEE henüz geniş alanda
kullanılmaktadır, diğerleri ile birlikte sensitif bir tayin yöntemi olabilir.
Tedavide ilk basamak cerrahi
ekibin Bone wax veya sütür kullanarak hava girişini önlemesi olmalıdır. Cerrahi
sahanın irirgasyon solüsyonu ile yıkanması hava geçişini geçici olarak durdurur.
Hastanın başı hızla baş aşağı pozisyon alınmalıdır. CVP artırılmalı ve cerrahi
saha ile kalp arasındaki negatif basınç gradiyenti önlenmelidir. Eğer mümkünse
masanın sol lateral başaşağı pozisyona alınması önerilir. Bu yöntem geniş hava
kabarcıklarının sağ atriyumda kalmasına neden olur ve ventrikülden pulmoner
dolaşıma geçmesine engel olur. Bu arada anestezik ajan olarak azot protoksit
kullanılıyorsa kesilmelidir. Santral sirkülasyonda bulunan hava kabarcıkları CVP
kateteri yardımıyla çekilmelidir. CVP’nin yükseltilmesi ve hemodinamik
sirkülasyonun sürdürülmesi için, volüm replasmanı ve vazopressörler
gerekebilir. Juguler venöz kompresyon veya valsalva manevrası hava geçişini
engelleyebilir, ancak tartışmalı bir konudur.
Kan kaybı beyin tümörlerinde özellikle
vasküler tümörlerde ve kafatasının rekonsrüksiyonunda aşırı olabilir.
Transfüzyona bağlı koagülopati 10 veya daha fazla banka kanı kullanıldığında
gelişebilir. Koagülopati nörocerrahide önemli bir problemdir, küçük bir intrakraniyal hematom bile rijit karaniumda
kitle etkisi yapabilir. Hematüri,
jinjival kanama, venöz giriş yerlerinden kanama, cerrahi sahadan kanama
koagülopatiyi düşündürmelidir. Dilüsyonel trombositopeni, Faktör V ve VIII
yokluğu, DIC, hemolitik transfüzyon reaksiyonları ayırıcı tanıda düşünülmelidir.
Multipl transfüzyon yapılan hastalarda dilüsyonel tronbositopeni sonucu hemoraji
görülebilir.
PT, PTT, platelet sayısı,
kanama zamanı, tromboelastogram faydalı olabilir. Protein klotting faktörler,
özellikle faktör V ve VIII banka kanında bulunmaz. FFP veya spesifik pıhtılaşma
faktörlerinin verilmesi ile bu problem önlenebilir. 5-10 Ünite kan transfüze
edilen olgulara 8-10 ünite trombosit ve 2 ünite FFP gerekebilir. Kan
transfüzyonuna bağlı diğer komplikasyonlar hipotermi, transfüzyon reaksiyonları
(hemolitik, allerjik, febril), hastalık geçişi, sitrat entoksikasyonu,
hipokalsemi ve mikroagregat infüzyonudur.
Genel olarak Hb seviyesi 10
gr/dl olmalıdır. Otolog kan donasyonu uygulanabilir. En kan alımı 72 saat önce
yapılmalıdır. Eğer demir tedavisi verilirse, 4-5 ünite kan alınabilir. Otolog
eritrosit ürünlerinin ömrü koruyucu maddeye bağımlı olarak 35-42 gündür.
Bazan kavernöz sinüse yakın
tümörlerin rezeksiyonunda geçici olarak karotid klempi gerekebilir. Bu
hastaların preoperatif dönemde arteriografi sırasında karotid balon test
oklüzyonu ile kollateral serebral kan akımının değerlendirilmesi gerekir.
Bu durumda sistemik arter
basıncının normalin üstünde tutulması gerekir. Volüm replasmanı ile vazopressör
gerekebilir. Klempleme sonrası serebral iskemi ve epilepsi iki major problemdir,
her ikisi de EEG ile tayin edilebilir. Bu hastaların preoperatif dönemde
fenitoin proflaksisine alınması önerilir. Serebral iskemi sırasında PaC02
seviyesi halen tartışmalıdır. Teorik olarak hiperventilasyon ile iskemik
bölgeye olan kollateral kan akımı gerçekte azalır (Hipokapni normal serebral
arterlerde vazokonsriksiyon yaptığı için). Aksine iskemik bölgelerdeki asit
metabilitlerin birikimi serebral damarları dilate eder, bir vazomotor paralizi
gelişir. Fokal serebral iskemide kan basıncı yeterince sürdürülürse,
hiperventilasyon ile beynin normal bölgelerinden iskemik bölgelere kan akımı
sağlanmış olur (İnvers steal –Robin Hood fenomeni).
İskemi sırasında serebral
korumada önemlidir. İskemi öncesi veya 30 dakika içerisinde barbitürat
uygulamasının protektif etki oluşturur. CMR02 düşmesi veya normal
damarlardaki vazokontrüksiyon SKA’nın iskemik bölgelere distribüsyonuna neden
olur.Yüksek dozlarda barbituratların kan basıncını deprese edebileceği
unutulmamalıdır. Hayvanlarda izofluranın protektif etkisi hakkında az bilgi
vardır. Antikonvülzanlar, steroidler, lokal anestezikler, kalsiyum kanal
blokerleri, antienflamatuar ilaçlar, serbest oksijen radikal çöpçüleri koruyucu
olarak kullanılabilir.
Hava nörocerrahi sırasında
intrakraniyal boşlukta toplanır. Gerçekte küçük subdural pnömosephalus
sıklıkla postkaraniyotomi CT scan veya kraniyum grafisinde görülebilir, genelde
minimal klinik bulgu vardır. Volüm çok fazla ise kitle etkisi yapabilir,
postoperatif global pnömosephalusa yol açabilir. Subdural hava dura kapanmaya
başladığında intraoperatif olarak birikmeye başlar. Hava genellikle oturur
pozisyondaki hastalarda ve BOS alınan hastalarda görülür. Büyük miktarlardaki
pnömosephalus IKB’ı artırır ve serebral kompresyona neden olur.
Sıcaklık azalması veya
hipotermi genel anestezi altındaki hastalarda görülen diğer bir problemdir.
Nedenleri;
a- Operasyon odasının ısısı,
b- Respiratuar trakrus
yoluyla ısı kaybı
c- Kuru anestetik gazlar,
d- Deri ve cerrahi sahadan
evoporasyoni,
e- Metabolizma oranının genel
anestezi altında azalması,
f- Bozulmuş homeotermik
mekanizmalar (kutanöz vazokonsrüksiyon ve titreme),
g- Soğuk i.v mayiler,
özelllikle de dolapta saklanan kanlar,
Serebral metabolizma hızı
azaldığı için serebral korumada kontrollü hipotermi 15-20 yıl önce populer bir
uygulama idi. Orta derecede bir hipotermi (34.5-35.5 rektal ısı) önerilebilir.
Ancak hipotermi;
a-Miyokardiyal
kontraktiliteyi deprese eder,
b-Miyokardiyal irirtabiliteyi
artırır,
c-Yaşamı tehdit eden
aritmilere neden olabilir,
d-Oksihemoglobin disosiasyon
eğrisini oksijen salınımını azaltıcı yönde etkiler,
e-Kan viskositesini artırır,
f-Genel anesteziden uyanmayı
geciktirir.
Hipotermiyi önlemek amacıyla
blanketler, inspire edilen gazların humidifikasyonu, ısıtıcılar, kan ürünlerinin
ısıtılması gibi yöntemler uygulanabilir.
İntraoperatif olarak
respiratuar merkezlerin travmaya uğraması ve IX, X ve XII. kafa çiftlerinin
etkilenmesi, hava yoluna direkt cerrahi travma hastada havayolu problemi
yaratabilir. IX,X,XII. kafa çiftlerinin etkilenmesinde hastanın havayolu
sensasyonu bozulur, yutmada problem olabilir ve vokal kord paralizisi
gelişebilir. Hastada ekstübasyon, trakeostomi veya mekanik ventilasyon için
değerlendirilmesi gereken faktörler şu şekilde sıralabilir;
a-
Preoperatif zor
entübasyonla karşılaşıldı mı?
b-
Preop. veya intraop.
pulmoner disfonksiyon var mı?
c-
Derlenme de gecikme
var mı?
d-
Hipotermi
e-
Preop. veya intraop.
IX –X defisiti
f-
Hematom, ödem, TME
disfonksiyonu
Sıklıkla derlenme odasında
görülür. Orta kulak, vestibüler sinir, posterior fossa girişimleri, kanın mideye
drene olduğu operasyonlarda kusma daha sık oranda gelişir. Bu nedenle
orogastrik veya nazogastrik tüp ile indüksiyon sonrası gastrik dekompresyon
önerilir. İntraoperatif proflaktik antiemetikler faydalı olabilir. Eğer hasta
uyanıksa, bulantı için droperidol (1-2.5mg) uygulanabilir.
ÇOCUKLARDA BEYİN TÜMÖRÜ
Çocuklarda lösemiden sonra ikinci sırada yer alır. Yarısı supratentoriyaldir,
infratentoriyal olanların 2/3’ü posterior fossadadır. Tümörlerin hemen hemen
hepsi IKB’ı artırır. Gliomlar %30, medulloblastom %30, astrositom %30,
epandimom %7 ve diğerleri %3 oranında görülür.
GEBELİK VE BEYİN TÜMÖRÜ
Gebelik beyin tümörü insidansını etkilemez, ancak bazı tümörler gebelikte
büyüyebilir. Pitüiter tümörlerden dolayı görme etkilenebilir. Ödem ve artmış kan
volümü vasküler tümörlerde gelişebilir. Menenjiomlar ve bazı gliomlar
hormonlardan etkilenebilir. Tümörün yapısına bağlı olmakla birlikte, menenjom
gibi benign tümörler postpartum döneme ertelenebilir. Hasta ajite, epileptik,
vizüel bozukluklar varsa veya tümör malign ise gebelik sırasında cerrahi girişim
uygulanabilir. Bazıları abortusdan sonra cerrahiyi tercih eder. Vaginal doğum
tartışmalıdır. Uterin kontraksiyonlar BOS basıncını artırır, böylece herniasyon
gelişebilir. Epidural anestezi IKB artışını önleyebilir, ancak dural hasar
oluşursa, herniasyon riski vardır. Çoğu anestezist sezaryeni tercih eder.
Tiyopental ve kıs etki süreli bir nondepolarizan, izofluran, azot protoksit ve
düşük doz fentanil sıklıkla kullanılan anestezik tekniktir. Hiperventilasyon
IKB’ı azaltabilir, ancak utero-plasental kan akımını etkileyebilir. Mannitolün
laboratuar hayvanlarında fetal dehidratasyona neden olduğu bildirilmiştir,
furosemid tercih edilebilir.
|