Prof. Dr. Geylan Işık
Genel anestezinin esas karakteristik elemanları; bilinç
kaybı, analjezi ve amnezidir. Genel anestezi oluşturmak için intravenöz (iv)
ajanların kullanılması 19. yüzyıla kadar uzanır. Bu devirde morfin inhalasyon
ajanlarına eklenen yardımcı bir ilaç olarak bazen de skopolamin ile birlikte anestezi
oluşturmak için kullanılmıştır. 20. Yüzyıl başlarında barbitüratların
bulunması ile birlikte anestezi endüksiyonu bu ajanlarla sağlanmaya başlanmıştır.
İlk bulunan çok kısa etkili barbitürat hekzobarbitaldir. Bu ajanın istenmeyen kas
hareketlerine neden olması, tiyopentalin tercih edilmesini sağlamıştır. İdeal bir
intravenöz (iv) anestetik şu şartlara sahip olmalıdır:
- Hızlı, sakin ve güvenli bir anestezi endüksiyonu
sağlamalıdır. Eksitatuar etkisi (spontan adale hareketleri, hipertonüs) minimal
olmalıdır.
- Kardiyovasküler ve solunum fonksiyonu üzerinde minimal bir etkiye
sahip olmalıdır.
- Özellikle subanestetik dozlarda analjezik etkisi olmalıdır.
- Bilincin geri dönüşü hızlı ve sakin olmalıdır. Psikomotor ve
serebral fonksiyonlar çabuk normale dönmelidir. İlacın santral sinir sisteminden
redistribüsyonu ve aktif metabolitlerinin biyotransformasyonu hızlı olmalıdır.
Kümülatif etkisi olmamalı, Amnezik etkisi bilincin geri dönüşü ile birlikte
azalmalıdır.
- Hipersensitiviteye neden olmamalı, venlerde irritasyon yapmamalı,
intravasküler veya intraarteriyel enjeksiyonları dokulara toksik etki yapmamalıdır.
- Suda eriyebilir ve stabil solüsyon halinde bulunmalıdır. Tüm bu
şartlara uyan ideal bir anestetik ajan yoktur.
BARBİTÜRATLAR
KİMYASAL YAPI
Anestezi uygulamasında kullanılan tiyobarbitüratlarda 2. karbondaki
oksijen atomun yerini bir sülfür (S) atomu almıştır. Metoheksitalde oksijen atomu
durur ancak 1. azottaki H atomunun yerine bir metil grubu (CH3) bağlanır. Bu küçük
kimyasal değişiklikler barbitüratın santral sinir sistemindeki etkisinin çabuk
başlamasını ve kısa sürmesini sağlar. Tiyobarbitüratların diğer barbitüratlardan
en önemli farkı budur. Tüm intravenöz barbitüratların suda eriyen çözeltileri
kullanılır. Ancak sudaki solüsyonların kimyasal stabilitesi sınırlıdır. Örneğin,
Tiyopental solüsyonunun stabil olarak kalabildiği maksimum süre 2 haftadır.
Tiyopentalin % 2,5 luk solüsyonu alkalendir (pH = 10,6). Bu solüsyonun
kazaen ven dışına enjeksiyonu irritasyona neden olur. Bu konsantrasyonun altındaki
solüsyonlar venlerde daha az irritasyona neden olur ve intravenöz enjeksiyon önemli
derecede ağrıya neden olmaz.
Metoheksitalin anestetik etkisi tiyopentalin 2 - 3 katıdır, bu nedenle
% 1 - 2 lik solüsyonları kullanılır. Teorik olarak, fazla dilüe olan solüsyonlar,
kazaen yapılabilecek olan bir subkütan veya intraarteriyel enjeksiyon olasılığı
düşünüldüğünde, çok daha emin ve doku toksisitesi az olan solüsyonlardır.
İntravenöz uygulanan diğer barbitüratlar: Thiamylal, tiyopentalden
biraz daha potentdir, ancak klinikte yaygın bir kullanım olanağı bulamamıştır.
Tiyobutobarbital ve tiyalbarbital, tiyopentalden daha zayıf etkili barbitüratlardır ve
çok daha yüksek konsantrasyonda kullanılmaları gerekir, bu da hem eriyebilirlik hem de
venöz irritasyon problemine neden olur.
BİYODİSPOZİSYON
TİYOPENTAL : Tiyopental pKa'sı 7,6 olan yüksek lipofilik bir
moleküldür, pH 7,4'de ilacın % 60'ı noniyonize formda bulunur. Tiyopentalin
intravenöz uygulanmasını takiben santral sinir sistemindeki etkisinin başlangıç
zamanı, fizikokimyasal özellikleri ile özellikle yüksek lipid eriyebilirliği ve pKa
değeriyle ilgilidir. Tiyopentalin santral etkilerinin şiddeti ise dozla ilgilidir.
Yüksek doz etki süresini uzatabilir. Tiyopentalin 3 - 5 mg / kg dozda uygulanması, 10 -
15 dakika süren bilinç kaybı ve 5 - 10 dakika süren bir anestetik devre oluşturur.
Uzun yıllar tiyopentalin etki süresinin kısa olmasının hızlı metabolizmasına
bağlı olduğu düşünülmüştür. Ancak sonra, metabolizma hızının (% 10 - 15
/saat) çok yavaş olduğu gösterilmiştir.
Tiyopentalin etkisinin kısa olmasının nedeni ilacın beyinden diğer
dokulara redistribüsyonudur (yeniden dağılımı). Tiyopentalin beyinden yeniden
dağılımında kaslar ve cilt dokusu yağ dokusundan daha önemli bir rol oynar.
Beyindeki konsantrasyonun düşmesi ve ilacın kas - cilt dokusu tarafından tutulması
ile anestezik devreden uyanma düzeyine varılmış olur. Yağ dokusu gibi az kanlanan
dokulara yavaş redistribüsyonu ise tiyopentalin postanestetik santral sinir sistemi
etkilerinden kurtulmaya yardım eder. Yağ dokusunun tiyopentale afinitesi çok azdır. Bu
nedenle yağ dokusunda tutulması uzun bir zaman alır. Çok kısa etkili
barbitüratların etkilerinin kısa sürmesi çabuk yıkılmalarından değil, kandan çok
kısa sürede taşınmalarındandır. Tiyopentalin hepatik metabolizması yavaştır, %
1'den azı değişmeden idrarla atılır. Majör metabolizma yolu oksidasyondur.
Kanda tiyopentalin büyük bir kısmı (% 72 - 86) albümine bağlanır.
İlaç molekülünün ancak bağlı olmayan serbest kısmı membranları geçebilir.
Proteine bağlanma diğer ilaçlar veya hepatik ve renal hastalık olmasına bağlı
olarak değişebilir. Örneğin sülfanamitler, proteinlere bağlanmak için tiyopentalle
yarışmaya girerler ve tiyopentalin serbest fraksiyonunu artırırlar. Bu durumda
anestezi endüksiyonunda tiyopental dozunu azaltmak gerekir. Benzer bir durum nonsteroid
antienflamatuar ilaç alan hastalarda da söz konusudur. Hepatik ve renal bozukluğu olan
hastalarda bağlanma azalır. Bu durumda tiyopentalin serbest fraksiyonu ve etkisi ileri
derecede artar. Bu tip hastalarda anestetiğe karşı sensitivitenin artmasının nedeni
budur. Bu hastalarda tiyopentalin intravenöz uygulanması ile beyin ve kalp gibi organlar
çok yüksek konsantrasyonda bağlı olmayan ilaca maruz kalır ve bu organlarda daha
büyük bir etki oluşturur. Bu nedenle proteine bağlanmanın azaldığı durumlarda
tiyopental dikkatle uygulanmalıdır. Böylece ilacın beyin, kalp ve diğer dokularda
toksik konsantrasyona ulaşması önlenebilir.
Dağılımı - Yeniden dağılımı
İlk dağılım fazı : Tiyopental intravenöz uygulamayı takiben beyin
ve diğer çok kanlanan organlara (santral kompartman) girer.
İkinci dağılım fazı : İlk dağılımdan sonra bir kaç dakikalık
bir yarı ömürle karakterizedir ve santral kompartman ile az yağlı dokular veya kas
dokusu arasındaki tiyopental dengesini yansıtır. Bu faz tiyopentalin tek bir dozunu
takiben oluşan bilinç kaybının geri döndüğü devreye uyar.
Üçüncü bir yeniden dağılım fazı : Saatler sürer, az yağlı
dokular ve kas dokuları ile kanlanması çok az olan dokular (yağ dokusu) arasındaki
dengeyi içerir.
Tiyopentalin eliminasyon yarı ömrü 5 - 12 saattir. Vücuttan
tümüyle atılımı hepatik metabolizmasına bağlıdır ve atılım hızı (clearance)
1,6 - 4,3 ml / kg / dk dır. Bu hız çok kısa etkili bir ilaç için uzun bir süre
sayılır. Yaşlı hastalarda tiyopentalin dağılan volümü ve dolayısı ile
eliminasyon yarı ömrü vücut dokularındaki değişmeye bağlı olarak artar. Bu
nedenle yaşlı hastalarda tiyopental dozunun azaltılması gereklidir.
METOHEKSİTAL: Lipid eriyebilirliği tiyopentalden biraz daha
azdır ve daha az iyonize olur. Metoheksitalin etki hızı pentotal gibidir.
Biyodispozisyonu da pentotale benzer. Bilincin geri dönüşü de metoheksitalin beyinden
kas ve az yağlı dokulara yeniden dağılımına bağlıdır. Majör metabolizma yolu da
tiyopental gibi oksidasyondur. Plazmadan temizlenmesi (clearance) tiyopentalden 3 - 4 kez
daha hızlıdır (10 - 12 ml / kg / dk). Eliminasyon yarı ömrü ise 2 - 4 saattir. Bu
nedenle anesteziden sonra derlenme (recovery) tiyopentalden daha çabuk olur.
Metabolizmasının tiyopentalden çok daha hızlı olması nedeniyle çabuk derlenmenin
önemli olduğu vakalarda, özellikle yüksek ya da tekrarlanan dozların uygulanmasından
sonra tiyopentale tercih edilir.
ETKİ MEKANİZMALARI
Barbitüratlar esas olarak retiküler aktive edici sistemi deprese
ederler. Santral sinir sisteminde spesifik sinapslarda iki tip etki oluştururlar.
- İnhibitör nörotransmitterlerin etkilerini kolaylaştırır veya
artırır. GABA'nın etkisi ile açılan Cl iyon kanallarının uzun süre açık durumda
kalmasına neden olarak ve kanalların içini tıkayarak (kanal blokörü gibi) etki
ederler.
- Eksitatör nörotransmitterlerin (asetilkolin, glutamik asit)
sinaptik etkilerini inhibe eder, yüksek dozlarda snaptik iletimi bloke ederler. Tüm bu
bulgular barbitüratların santral sinir sistemi'deki etkilerinin spesifik barbitürat
reseptörleri aracılığı ile oluştuğunu düşündürtmektedir.
SANTRAL SİNİR SİSTEMİNDEKİ ETKİLERİ
A - Yüksek (Anestetik) dozlarda : Tiyopental :
- Beynin oksijen
tüketimini azaltır, beyin metabolizma hızını önemli derecede düşürür. Beyin
metabolizma hızındaki azalma beyin kan akımı gereksiniminde azalmaya neden olur, bu da
beyin damarlarında vazokonstriksiyon oluşması ile sağlanır.
- Beyin kan akımındaki
azalma, beyin kan volümünde ve intrakraniyal basınçta düşmeye neden olur.
Beyin metabolizması üzerindeki bu etki beynin hem hasara uğrayan hem
de perfüze olan sağlam bölgelerini korur. Tiyopental : Beynin kan akımını
azaltması, perfüzyon basıncını artırması, metabolizma hızını düşürmesi
nedeniyle kafa içi basınç artışı olan hastaların endüksiyonunda çok yararlı bir
ajandır.
- Hipnoz, Sedasyon ve Bilinç kaybı.
- Antikonvülzif etki.
B - Düşük dozlarda (25 - 50 mg) :
Ağrı eşiğini düşürür. Bu
nedenle «antianaljezik» veya «hiperaljezik» etki gösterir. Yüksek dozlarda da
cerrahi anestezi oluşturmaz, aksine kardiyovasküler ve solunum depresyonu oluşturur.
Analjezik etkisi yoktur.
KARDİYOVASKÜLER ETKİLERİ
Tiyopental :
- Kalpte : Doza bağlı olarak direkt miyokard depresyonu oluşturur.
Aynı zamanda koroner kan akımı, kalp hızı ve miyokardın oksijen tüketimini
artırır. Kesin sonuç doza bağlı olarak kan basıncı, kardiyak output ve stroke
volümdeki düşmedir. Tiyopental enjeksiyon hızına bağlı olarak kardiyovasküler
depresyon oluşturur. Erişkinde 50 mg / dk dozunda verilmesi halinde kan basıncında
hiç bir değişiklik oluşturmaz.
- Damarlarda : Direkt olarak damar düz adalesini etkileyerek
vazodilatasyona neden olur. Venöz tonüsü azaltır ve venöz dönüşte azalmaya neden
olur.
- Histamin salınımına neden olur : Hipotansiyon, ürtiker, allerjik
reaksiyon.
SOLUNUMA ETKİLERİ
Tiyopental dozla ilgili olarak :
- Solunumu deprese eder. Solunum merkezinin CO2'e cevap verme
yeteneğini inhibe eder.
- Laringospazm ve bronkospazmı davet edebilir. Ancak kendisi tek
başına laringospazm ve bronkokonstriksiyona neden olmaz. Larinks refleksleri yüzeyel
tiyopental anestezisinde deprese olmaz, bu nedenle yüzeyel anestezi sırasında hava
yolunda bir maniplasyon yapılması veya duyarlı bir bronş ağacı varlığında (astma)
ya da larinksin mukus ile uyarılması halinde laringospazm veya bronkospazm oluşabilir.
KARACİĞERE ETKİLERİ
Tiyopental endüksiyon dozlarında (3 - 5 mg / kg) karaciğer
fonksiyonunda önemli bir değişiklik oluşturmaz. Yüksek dozlarda hepatik fonksiyonda
geçici değişikliklere neden olabilir. Ancak bu değişikliklerin klinik olarak önemi
yoktur. Yüksek dozlarda ve uzun süre kullanımı (beyin travmasında) hepatik enzim
fonksiyonunu indükleyebilir.
BÖBREKLERE ETKİSİ
Tiyopentalin böbrek fonksiyonları üzerindeki etkisi primer olarak
renal kan akımı ile ilgilidir. Kardiyovasküler depresyon renal kan akımında azalma ve
böylece renal fonksiyonun düşmesine neden olur.
DİĞER FARMAKOLOJİK ETKİLERİ
- Tiyopental plasentadan fötüse geçmesine karşın gebe uterus
üzerinde çok az etkilidir. Tiyopental sezaryen endüksiyonunda hızla anneden fötüse
geçer, 45 sn içinde fötüsde görülür, 2 - 3 dakika sonra anne ve fötüs kanındaki
tiyopentan konsantrasyonları eşit hale gelir, bundan sonra konsantrasyon her ikisinde de
senkron olarak giderek azalır. Tiyopental 4 - 7 mg / kg dozlarda, fötüste % 75 - 95
önemli bir depresyona neden olmaz. Tiyopentalin anneden fötüse hızlı transferine
karşın bir çok faktör tiyopentalin fötüse etkilerini sınırlandırır. Bu
faktörler; ilacın umblikal venöz kandan hepatik atılımı, fötal dolaşımdaki geniş
şantlar ve anne kanındaki ilaç konsantrasyonunun çok çabuk düşmesidir.
- Tiyopental nöromusküler kavşakta önemli bir etki oluşturmaz ve
adale gevşetici ajanlarla etkileşmez.
BARBİTÜRATLARIN ENDİKASYONLARI VE UYGULAMA ALANLARI
Barbitüratlar anestezi uygulamasında intravenöz olarak, 1 - Anestezi
indüksiyonunu sağlamak için 2 - Değişik balans anestezi tekniklerinde yardımcı ajan
olarak, 3 - Rejyonal anestezi sırasında sedasyon oluşturmak için, 4 - Kısa ve hafif
analjezi gerektiren girişimlerde tek başına genel anestezi oluşturmak için
kullanılırlar.
Barbitüratların etkilerinin çok çabuk başlaması bu ajanları
endüksiyon ajanı olarak çok cazip kılmaktadır. Barbitüratların anestezi amacıyla
devamlı enfüzyonları uygun değildir. Çünkü kümülasyon derecesine göre doz iyi
seçilmeli ve enfüzyon hızı düşürülmelidir. Enteresan olarak metoheksitonun 55 mg /
kg / dk enfüzyon hızında % 67 N2O ile birlikte devamlı enfüzyonu kardiyovasküler
sistemde önemli bir depresyon oluşturmaz
YAN ETKİLERİ
- Barbitüratların kullanılmasından sonra derlenme uzun sürer.
Tiyopental veya metoheksitalden sonra hastalar 24 saat araba kullanmamalıdır.
- Lokal etkileri : Tiyopentalin % 2,5 veya metoheksitalin % 1
konsantrasyonda intravenöz olarak enjeksiyonu çok nadiren venöz irritasyon veya
tromboza neden olur. Bu solüsyonlar intramusküler olarak verilse bile hafif bir
irritasyon oluşturur. Yüksek konsantrasyon veya volümde cilt altı enjeksiyonu, lokal
doku irritasyonu ve nekroza neden olabilir. İntraarteriyel enjeksiyonu, damarda ve
enjeksiyonun yapıldığı ekstremitede önemli hasara neden olur. Tiyopentalin arter
içine enjeksiyonunu takiben vasküler spazm, ağrı, distalde nabız kaybı, gangren ve
kalıcı sinir hasarı oluşabilir.
Tedavi
- Venöz trombozda : En iyi tedavi olayın olduğu kolu istirahate
almaktır, ortalama 7 - 10 gün içinde iyileşir, özel bir tedavisi yoktur.
- İntramusküler veya cilt altı enjeksiyonunda : İğne yerinde
bırakılarak, hem ilacı sulandırmak hem de vazodilatasyon sağlamak için 10 - 20 ml
lokal anestezik (prokain % 0,5, lidokain) verilmelidir.
- İntraarteriyel enjeksiyonda :
- Ağrı ortadan kaldırılmalı, hemen hafif bir genel anestezi
uygulanmalıdır.
- Arteriyel spazm önlenmeli ve vazodilatasyon sağlanmalı, bu amaçla
brakiyal pleksus blokajı ve vazodilatatör ilaçlar uygulanmalıdır.
- Tromboz oluşması ya da pıhtının yayılması önlenmelidir. Bunun
için antikoagülan tedavi (heparin) uygulanmalıdır. d) Cerrahi tedavi : İlk 6 saat
içinde cerrahi ile pıhtı çıkarılmalıdır.
- Sistemik etkileri : Hipotansiyon, Solunum depresyonu ve allerjik
reaksiyonlar oluşabilir. Cilt döküntüleri, ürtiker, anjonörotik ödem, bronkospazm,
laringospazm ve kardiyovasküler kollaps gelişebilir.
KONTRENDİKASYONLARI
- Akut intermitant porfiri ve muhtemelen hem sentezinde yetmezlik
gösteren diğer porfirilerde kontrendikedir. Barbitüratlar tarafından indüklenen
karaciğer sitokrom P-450 enzimleri serbest hem birikintisini tüketir ve sonuçta
triptofan pyrolaz enziminin sentezini azaltır. Bu enzim normalde triptofanın
metablizmasından sorumludur. Bu durumda triptofan birikir ve seratonin sentezine
çevrilir. Seratonin, porfirinin akut bir atağındaki santral sinir sistemi ve
gastrointestinal sistem semptomlarından sorumludur.
- Rölatif kontraendikasyonları : a) İnfantlar, yenidoğanlar ve
yaşlı hastalar. b) Kardiyak rezervi sınırlı hastalar : Mitral stenozu, Kalp
tamponatı, Hipovolemi c) Karaciğer ve Böbrek yetmezliği d) Endokrin bozukluklar.
BENZODİAZEPİNLER
KİMYASAL YAPILARI
Anestezide önemli olan 3 benzodiazepin vardır. Bunlar : Diazepam,
lorazepam ve midazolamdır. Kimyasal yapı olarak diazepam ile lorazepam benzerlik
gösterir, ancak midazolam bunlardan farklı olarak bir imidazol halkası içerir.
Diazepam ve lorazepam suda erimez. Midazolam, içerdiği imidazol halkası sayesinde suda
eriyebilir ve hidroklorür tuzu halinde kullanılır. Midazolam vücutta yüksek pH'da
daha fazla yağda eriyebilir hale geçer.
BİYODİSPOZİSYON
DİAZEPAM: Yüksek lipid eriyebilirliği nedeniyle santral sinir
sistemi etkisinin çabuk başlayacağı beklenir. Bununla birlikte hipnozun ve uykunun
başlangıcı yavaş ve düzensizdir. Bu nedenle anestezi endüksiyonu için uygun bir
ajan değildir. Diazepamın kandan beyin omurilik sıvısına geçişi çabuktur ancak,
santral etkileri yüksek dozlarda bile geç oluşur.
Anestezide esas olarak premedikasyonda kullanılır. Atılımı hepatik
metabolizmasına bağlıdır, oksidasyonla aktif metabolitleri olan oksazepam ve vb.
lerine dönüşür. Oksazepam klinikte sedatif-hipnotik olarak kullanılır. Diazepamın
aktif metabolitleri özellikle tekrarlanan dozlarda santral sinir sistemi etkilerini
uzatır. İkinci metabolizması konjügasyonla olur ve bu aktif metabolitler suda eriyen
inaktif glukronidlere dönüştürülür. Bir çok ilaç (histamin H2-reseptör
antagonistleri, cimetidin gibi) karaciğer enzimleri tarafından diazepamın oksidasyonunu
inhibe eder ve etkisini uzatır.
Diazepamın klerensi çok yavaştır, 0,2 - 0,5 ml / kg / dk.
Eliminasyon yarı ömrü de çok uzundur, 20 - 40 saat arasında sürer ve intravenöz
ajanların hepsinden daha uzundur. Diazepam aşırı miktarda (% 98 - 99) plazma
albüminine bağlanır, bağlı olmayan ilaç fraksiyonu kandaki total ilacın % 1 -
2'sidir. Yaş, hastalık ve diğer ilaçlar bağlanmayı değiştirir.
Diazepam, doğum sırasında fötal kanda birikir, serbest fraksiyon %
15'e çıkar. Serbest fraksiyon birinci derecede karaciğer hastalığı ve böbrek
yetmezliğinde artar. Yaşlılarda da eliminasyon yarı ömrü protein miktarındaki ve
doku dağılımındaki değişiklik nedeniyle uzar.
LORAZEPAM: Lorazepam, diazepamdan daha az lipid eriyebilirliğine
sahiptir, bu nedenle santral sinir sistemine girişi daha yavaş olur ve etkisi daha geç
başlar. Bu da anestezi endüksiyonu için uygun bir ajan değildir. Anestezide
premedikasyonda ve bazı vakalarda balans anestezinin bir komponenti olarak kullanılır.
Yüksek dozlarda santral sinir sisteminde derin depresyon oluşturmaz ama postoperatif
sedatif etkisi uzar. Atılımı diazepam gibi hepatik metabolizmasına bağlıdır, ancak
lorazepam faz 1 oksidatif metabolizmaya uğramaz direkt olarak konjüge edilerek inaktive
edilir. Lorazepam plazmada % 90 oranında proteine bağlanır, bu nedenle bağlı olmayan
fraksiyon diazepamdan daha yüksektir. Klerensi diazepamdan daha yüksek ve eliminasyon
yarı ömrü daha kısadır (10 - 20 saat).
Dağılımı ve eliminasyon yarı ömrü yaş ve renal hastalıkla
önemli derecede etkilenmez. Proteine bağlanma ve doku dağılımındaki değişiklik
nedeniyle karaciğer hastalığı ve sirozda eliminasyon yarı ömrü uzar. Bu nedenle
sirozlu hastalarda dozun azaltılması gereklidir.
MİDAZOLAM: Klinik uygulamaya en son giren intravenöz
benzodiazepindir. Suda eriyebilirliği diazepam ve lorazepamdan çok daha fazladır.
Midazolam intravenöz uygulamadan sonra çok çabuk santral sinir sistemine girer ancak,
maksimal depresyon 3 dakikadan önce oluşmaz. Tiyopentanla karşılaştırıldığında
daha yavaş etkilidir, bazı vakalarda tam bir iyileşme için daha uzun bir süre
gerektirir. İntramusküler uygulamadan sonra iyi absorbe edilir, maksimum etki 15 - 30
dakikada oluşur ve diğer benzodiazepinlerden daha az irritasyona neden olur. Hepatik
enzimler yolu ile önce okside edilir metabolitleri de konjüge edilerek idrarla atılır.
Midazolam % 95 oranında plazma proteinlerine (albümin) bağlanır.
Klerensi lorazepamdan 5 kez, diazepamdan 10 kez daha fazladır. Bu esas olarak hepatik
metabolizma hızının daha fazla olmasına bağlıdır. Eliminasyon yarı ömrü
diğerlerinden daha kısadır (2 - 4 saat). Enteresan olarak, yaş midazolamın etkisini
değiştirmez.
ETKİ MEKANİZMALARI
Benzodiazepinler santral sinir sisteminde spesifik benzodiazepin
reseptörlerine bağlanarak etki ederler. Bu reseptörler GABA reseptörlerine çok
yakındır. Santral sinir sisteminde iki tip benzodiazepin reseptörü tanımlanmıştır
: Tip I reseptörler postsinaptiktir ve serebellumda bulunur. Tip II reseptörler ise
presinaptiktir ve kortekste bulunur. Benzodiazepinler direkt GABA mimetik etki
göstermezler ancak, GABA'nın kendi reseptörlerine afinitesini artırırlar.
Barbitüratlardan farklı olarak GABA'nın depolarizan etkisi ile açılan Cl iyon
kanallarının sayısını artırır fakat süreyi etkilemezler.
SANTRAL SİNİR SİSTEMİ ETKİLERİ
A) Benzodiazepinler yüksek dozlarda ve intravenöz uygulama ile 2 - 3
dakika içinde;
- Bilinç kaybına neden olur (bu bilinç kaybı hiç bir zaman
tiyopentalle olduğu kadar çabuk oluşmaz).
- Anterograt amnezi oluşturur (bu etki en fazla lorazepamda olur).
B) Benzodiazepinler anestezi dışındaki uygulamalarda (düşük
dozlarda)
- Anksiyolitik etki
- Sedasyon ve hipnoz
- Santral yolla kas gevşemesi
- Antikonvülzan etki ve amnezik etki gösterirler.
KARDİYOVASKÜLER ETKİLERİ
Genelde bu ajanlar normal kişilerde kardiyovasküler sistem üzerinde
çok az etki gösterirler. Enteresan olarak, diazepam atropine benzer bir etki ile kalp
hızını artırır.
SOLUNUMA ETKİLERİ
Ancak yüksek dozlarda minimal bir solunum depresyonuna neden olurlar.
İntramusküler 15 mg diazepam 30 mg pentazosinin oluşturduğu solunum depresyonundan
daha az bir depresyona neden olur.
NÖROMUSKÜLER ETKİLERİ
Nöromusküler iletimde klinikte önemli bir depresyona neden olmazlar.
Süksinilkolini etkilemez, nondepolarizanların etkisini uzatırlar.
KLİNİK FARMAKOLOJİ
Benzodiazepinlerin etkisi midazolam dahil tiyopentana göre çok geç
başlar. Bu nedenle endüksiyon ajanı olarak ancak, yavaş endüksiyon veya uzun
postoperatif sedasyon istenilen vakalarda yararlıdırlar. Benzodiazepinler esas olarak;
- Premedikasyonda,
- İntraoperatif sedasyon istenilen vakalarda (özellikle rejyonal
anestezide),
- Balans genel anestezide diğer ajanlarla birlikte kullanılır.
KETAMİN
KİMYASAL YAPISI
Ketamin bir sikloheksilamindir, kimyasal olarak phencyclidine (PCP)
türevidir. Ketamin, suda eriyebilir ve lipid eriyebilirliği de tiyopentanın 10 katı
fazladır. BİYODİSPOZİSYONU Ketamin santral sinir sistemi üzerinde çok çabuk etki
gösterir, bu etki tiyopentana göre biraz daha yavaş olur. İntravenöz olarak 2 mg / kg
dozda uygulanmasından 10 - 15 dakika sonra bilinç geri döner ancak, tam bir iyileşme
biraz daha uzayabilir. Ketamin intramusküler yolla da iyi emilir ancak bu yolla
uygulandığında, plazmada peak seviyeye ulaşması 15 dakika gecikir. Ketaminin
biyodispozisyonu tiyopentana benzer. İlaç hızla bir santral kompartmana, çok kanlanan
dokulara (beyin) girer, sonra (redistribüsyon) adale dokusu ve az yağlı dokulara en
sonunda da yağ dokusuna dağılır. Bu dağılım ve yeniden dağılım muhtemelen
bilincin geri dönüşünde majör bir rol oynar. Ketaminin biyotransformasyonu
karışıktır. Karaciğerde oksidasyonu sonucu bir çok metaboliti oluşur, bunların
içinde en önemlisi norketamindir. Norketamin ketaminin 1/3 kadar anestetik etkiye
sahiptir. Klerensi çok hızlıdır (18 ml / kg / dk). Tek bir intravenöz dozundan sonra
eliminasyon yarı ömrü 2 - 3 saattir. Ketamin plazma proteinlerine % 45 - 50 oranında
bağlanır ve a-1 glikoproteine albüminden daha fazla afinite gösterir.
ETKİ MEKANİZMASI
Ketaminin nörofarmakolojik etkileri «dissosiyatif anestezi durumu»
oluşturur. Talamus ile limbik sistem arasında dissosiasyona neden olur. Santral sinir
sisteminde selektif olarak retiküler formasyoyu deprese eder. Ağrının emosyonel
komponentlerini yüksek merkezlere taşıyan afferent iletim sistemini deprese eder, bu
yolla analjezi oluşturur. Hasta ağrıyı duymasına karşın bu duyguyu değerlendirme
yeteneğini kaybeder. Ketamin, barbitüratlar gibi eksitatör nörotransmitterlerin
(asetilkolin) snaptik etkilerini inhibe eder. Barbitüratlara benzer şekilde membran iyon
kanallarını açık durumda bloke eder. Barbitüratlar ve benzodiazepinlerden farklı
olarak, GABA gibi inhibitör nörotransmitterler tarafından aktive edilen snapslar
üzerinde inhibe edici etki gösterir. Bu etkisi, GABA yolu ile snaptik iletimin
artırılmasına terstir ki bu etki barbitüratlar ve benzodiazepinlerin en önemli
nörofarmakolojik etkisidir.
SANTRAL SİNİR SİSTEMİ ETKİLERİ
Ketaminin oluşturduğu anestezi «dissosiyatif anestezi» olarak
isimlendirilir. Burada fonksiyonel ve elektrofizyolojik olarak talamus ve limbik sistem
arasında bir ayrılma söz konusudur. Ketamin :
- Retiküler formasyoda selektif bir depresyon yapar (medial medüller
nükleuslarda). Ağrının emosyonel komponentlerini omurilikten yüksek merkezlere ileten
afferent iletimi deprese eder.
- İntrakraniyal basıncı artırır. Bu muhtemelen serebral
vazodilatasyon ve sistemik kan basıncında artmaya bağlıdır.
KARDİYOVASKÜLER ETKİLERİ
Ketamin sempatik stimülasyona neden olarak :
- Kalpte : Arteriyel kan basıncı ve kalp hızını artırır. Otonom
sinir sistemi özellikle sempatik sistem bloke olduğunda, ketamin miyokard fonksiyonunu
direkt olarak deprese eder.
- Damarlarda : Postganglionik adrenerjik nöronlarda katekolamin
uptakeini inhibe eder. Ketamin indirekt olarak vazokonstriksiyon oluşturur.
- Koroner vazodilatasyona neden olur. Ancak bu artan kalp işi ve
afterloaddaki artma nedeniyle tatmin edici olmaz.
- Pulmoner vasküler rezistansı artırır. Pulmoner arter basıncı
ile sağ ventrikül işinin artmasına neden olur. Bu nedenle ketamin sağ ventrikül
rezervi düşük olan hastalarda kontrendikedir.
SOLUNUMA ETKİLERİ
Ketamin dozla ilişkili olarak ;
- Solunum depresyonuna neden olur. Ancak intravenöz anestetik
dozlarda (2 mg / kg) yalnızca PO2'da orta derecede bir düşme olur. CO2'e cevap verme
yeteneği ketamin anestezisi sırasında son derece iyidir. Solunum depresyonunun derecesi
ilacın dozuna ve verilme hızına bağlıdır.
- Bronkodilatasyon oluşturur. Ketamin bronş düz adalesinde
gevşemeye neden olur ve epinefrinin hava yolundaki etkisini potansiyalize eder. Ketamin
reaktif hava yolu olan hastalarda hava yolu rezistansını ve bronkospazmı azaltır.
Faringeal ve laringeal refleksler ketaminle deprese olmaz bu nedenle hava yolundaki
girişimlerde uygun bir ajan değildir.
NÖROMUSKÜLER ETKİLERİ
Ketamin ile adale spazmı ve iskelet kası tonüsünde artma oluşur.
Miyopatili hastalar ve malign hipertermide emniyetle kullanılabilir. Süksinilkolin,
d-tübokürarin ve pankuronyumun etkisini artırır.
ENDİKASYONLARI
- Akut hipovolemik şok : Ketamin akut hipovolemik şoklu hastalarda
diğer endüksiyon ajanlarının çoğundan daha iyi bir kardiyovasküler stabilizasyon ve
denge sağlar. Ancak, şokta bir süre kalan hastada veya otonom sinir sisteminin ileri
derecede stress altında olduğu hastalarda kullanılması ise sıklıkla derin bir
kardiyovasküler depresyona neden olur. Bunun nedeni koruyucu otonom reflekslerin
azalması veya yokluğu halinde ketaminin primer olarak miyokardı deprese etmesidir. 2 -
Kalp tamponatı : En ideal endüksiyon ajanıdır.
- Ciddi inatçı bronkospazm.
- Doğum : 0,2 - 0,5 mg / kg gibi düşük intravenöz dozlarda
forceps kullanımına izin verir.
- Çocuklarda genel anestezi endüksiyonu : Anestezi endüksiyonu
intramusküler 5 - 10 mg / kg dozda ketamin ile sağlanabilir. Ketamin ile intramusküler
endüksiyon özellikle çocukların anestezisinde ve tekrarlanan bazı radyolojik
girişimlerde son derece yararlıdır. Ketaminin sekresyonları artırdığı
unutulmamalıdır. Bu nedenle mutlaka bir antikolinerjik ajan (özellikle üst solunum
yolu maniplasyonlarından önce) uygulanmalıdır. Ketaminin göz içi basıncında
oluşturduğu artış bu cerrahide klinik bir önem göstermez.
KONTRENDİKASYONLARI
- Kontrol altına alınmayan hipertansif hastalar
- Anstabil anjina
- Miyokard infarktüsü olan hastalar
- İntrakraniyal, torasik veya abdominal anevrizmalar
- Sağ veya sol kalp yetmezliği
- Kafa içi basınç artışı olan hastalar
- Psikiatrik hastalar.
YAN ETKİLERİ
Postanestetik reaksiyonlar : Ketaminin postanestetik reaksiyonları % 5
- 30 oranında ortaya çıkar. Bunlar bir çok faktöre bağlıdır :
- Hastanın yaşı (gençlerde daha az),
- Cins (kadınlarda daha fazla),
- Doz (intravenöz 2 mg / kg üstünde daha fazla),
- Kişilik özelliği,
- Premedikasyon (atropin veya droperidol). Benzodiazepinler ketaminin
postoperatif reaksiyon ve halüsinasyon insidansını azaltır. Bu amaçla 0,15 - 0,3 mg /
kg dozda diazem ketaminle endüksiyondan önce uygulanabilir. Lorazepam (2 - 4 mg oral
veya im) çok daha etkilidir. Midazolam ise en uygun ajandır, venöz irritasyon
oluşturmaz.
ETOMİDAT
KİMYASAL YAPISI
Etomidat kimyasal yapı olarak hiç bir intravenöz anestetiğe
benzemez. Zayıf bir bazdır, enfüzyon ve endüksiyon için propilen glikol veya
kromofor-L içinde çözünmüş solüsyonları kullanılır.
BİYODİSPOZİSYONU
Etomidatın intravenöz enjeksiyonu pentotale benzer veya ondan hafifçe
daha yavaş bir hızda bilinç kaybına neden olur. Santral sinir sistemindeki etki
süresi doza bağlı olmakla birlikte endüksiyon dozundan sonra (0,3 mg / kg) bilinç, 3
- 5 dakika arasında geri döner. Etkisinin kısa sürmesinin nedeni ilacın beyinden
diğer dokulara yeniden dağılımıdır. Etomidat karaciğer enzimleri tarafından hızla
hidrolize edilerek inaktif metabolitlere parçalanır. Etomidatın klerensi 12 - 20
ml/kg/dk dır. Metabolizması tiyopentandan 5 kez daha hızlıdır. Eliminasyon yarı
ömrü 1 - 5 saattir. Uzun süreli enfüzyonu halinde bu süre 5 saati geçer. Plazmada %
75 oranında albümine bağlanır. Renal yetmezlik veya sirozda bu bağlanma azalır ve
etkisi uzar, artar.
ETKİ MEKANİZMASI
Etomidatın nörofizyolojik etkileri barbitüratlar ve diğer
intravenöz anestetiklere benzer. Etomidat, esas depresan etkisini barbitüratlara benzer
şekilde retiküler aktive edici sistem üzerinde gösterir ve spinal nöronlarda
inhibitör veya fasilitör etkiye neden olur.
- GABA mimetik etki gösterir. Bu etkisi GABA antagonistleri
tarafından geri çevrilir.
- Eksitatör nörotransmitterlerin (asetilkolin, glutamik asit)
sinaptik etkilerini inhibe eder. Tiyopental gibi snaptik membrandaki iyon kanallarını
veya reseptörleri etkileyerek asetilkoline bağlı snaptik iletimi bloke edebilir.
SANTRAL SİNİR SİSTEMİ ETKİLERİ
Etomidat tiyopental gibi beynin oksijen tüketimini, kan akımını ve
kafa içi basıncını azaltır. Bu ve diğer etkileri ilacın beyin üzerinde koruyucu
bir etkisinin olduğunu gösterir. Etomidatla endüksiyon sırasında erken devrede
sıklıkla miyotonik aktivite, inkoordine adale kasılmaları oluşur. Bunun kesin nedeni
belli değildir, ilacın spesifik epileptojenik etkisinden ziyade subkortikal aktivitenin
inhibe edilmemesine (disinhibisyona) bağlı olduğu düşünülür.
KARDİYOVASKÜLER ETKİLERİ
Etomidatın kardiyovasküler parametreler üzerindeki etkisi minimaldir.
Kardiyovasküler etkilerinin olmaması nedeniyle koroner arter hastaları ve kardiyak
hastaların endüksiyonunda önemli bir ajandır. Etomidat histamin salınımına da neden
olmaz belki de kardiyovasküler stabiliteyi sağlamada başka bir faktör de bu etkisidir.
Etomidat (0,3 mg / kg) + fentanil (10 mg / kg) kombinasyonu endüksiyon ve entübasyon
sırasındaki kalp hızı ve kan basıncı artışını önler.
SOLUNUMA ETKİLERİ
Diğer intravenöz ajanlarda olduğu gibi doza bağlı olarak solunum
depresyonu oluşur. Baştaki etkisi geçiçi bir apnedir. Etomidat, tiyopentandan daha az
solunum depresyonuna neden olur.
ENDİKASYONLARI
-
Kardiyak hastalar : Kardiyovasküler fonksiyonu
azalmış olan hastaların endüksiyonu için yararlı olabilir. Çünkü kardiyovasküler
sistem üzerindeki etkileri dozla ilişkilidir, düşük dozda yavaş bir endüksiyonla
kardiyovasküler stabilite sağlar.
-
Kafa içi basınç artışı + kardiyovasküler
hastalığı olan beyin cerrahisi vakaları : Bu hastalarda beyin kan akımı ve kafa içi
basıncındaki minimal etkisi nedeniyle seçilmesi gereken anestetik ajandır.
YAN ETKİLERİ
- Enjeksiyon sırasında oluşan ağrı. Primer olarak ilacın içinde
çözüldüğü solüsyona bağlıdır. Propilen glikol ilave edilmesi ağrıyı önemli
derecede azaltır.
- Miyotoni. Ağır premedikasyon ve özellikle narkotiklerle azalır.
- Bulantı ve kusma. Sıklıkla (% 50), özellikle multipl dozlar
kullanıldığında görülür.
- Surrenal korteks supresyonu. Özellikle uzun süreli enfüzyonda
adrenal steroid yapımında depresyon oluşur. Bu nedenle etomidatın uzun süre
enfüzyonu kontrendikedir.
- Laringospazm ve beklenmeyen apne
ALTEZİN (ALPHAXALONE, ALPHADİONE, ALPHADOLONE)
KİMYASAL YAPISI
Steroid yapıdaki tek intravenöz anestetik ajandır. Altezin, suda
eriyen iki steroidin karışımından oluşur (alphaxalone ve alphadolone). Majör etkili
olan alphaxalonedur. Solüsyon çok visköz ancak stabildir.
BİYODİSPOZİSYONU
Anestetik etkisinin başlangıcı tiyopentan gibidir. Endüksiyon
dozundan sonra (50 - 60 mg / kg) bilincin geri dönüşü çok daha çabuktur ancak tam
iyileşme uzayabilir. Santral sinir sistemi etkilerinin çabuk geri dönmesi, beyinden
diğer dokulara yeniden dağılması ve hızlı metabolik inaktivasyonuna bağlıdır.
Klerensi 20 ml/kg/dk dır. Eliminasyon yarı ömrü ise diğer intravenöz ajanlara göre
çok kısadır (30 - 60 dk). santral sinir sistemi etkisinin kısa sürmesinde metabolik
klerensinin çok yüksek olmasının önemi büyüktür. Bu nedenle karaciğer
hastalığında ve yaşlı hastalarda birikime uğrar ve geri dönüş uzar.
ETKİ MEKANİZMASI
- Altezin de diğer intravenöz ajanlar gibi santral sinir sisteminde
snaptik iletim üzerinde selektif depresan etki gösterir. Bu etkisi anestetik olmayan
steroidlerle geri çevrilir. Altezin, kortikal nöronlarda asetilkoline eksitatör cevabı
azaltır.
- Barbitüratlar gibi snapslarda «iyon kanalı bloke edici etki»
oluşturur.
SANTRAL SİNİR SİSTEMİ ETKİLERİ
- Beyin kan akımı ve metabolizma hızını düşürür. Tiyopentan
ve diğer intravenöz anestetiklere benzer dozla ilişkili bir etki oluşturur.
- Yüksek oranda (% 20) tremor ve kas hareketlerine neden olur. Bu
etkisi ilacın önemli bir dezavantajıdır. Kas aktivitesinin ciddiyeti ve insidansı
enjeksiyon hızı ve total doza bağlıdır.
KARDİYOVASKÜLER ETKİLERİ
Altezin negatif inotrop etkili bir ajan olmasına karşın uygun
hastalarda endüksiyon dozları çok az kardiyovasküler etkiye neden olur.
Kardiyovasküler sistemde görülen spesifik etkileri, çok kısa etkili barbitüratlara
benzer ;
- Kalp hızında artma, kan basıncı, CVP, stroke volüm ve PVR'da
düşmeye neden olur.
- Önemli oranda histamin salınımına ve bazı ciddi reaksiyonlara
neden olur.
SOLUNUMA ETKİLERİ
Altezinin solunuma etkileri de dozla ilişkilidir. Tüm solunumsal
parametrelerde depresan bir etki gösterir. Uygulamayı takiben kısa bir süre
hiperventilasyon görülebilir bunu apne takip eder.
KLİNİK FARMAKOLOJİSİ
Altezin, santral sinir sistemi etkisi ve orta-minumum kardiyovasküler
etkisi nedeniyle iyi bir endüksiyon ajanıdır.
- Reflekslerin ve bilincin çok çabuk geri dönmesi, çok az
bulantı-kusmaya neden olması önemli avantajlarıdır.
- Endüksiyon dozu 50 - 100 mg / kg dır ve 10 - 15 dakika süren bir
anestezi oluşturur ki bu hem tiyopentan hem de metoheksitalden daha uzundur. Klinikte
narkotiklerle kombine edilmesi tatmin edici bir anestezi oluşturur.
YAN ETKİLERİ
Altezinin en önemli dezavantajı önemli oranda hipersensitiviteye
neden olmasıdır.
- Allerjik reaksiyonlar : Ciltte kızarıklık, ödem, ürtiker ile
birlikte hipotansiyon oluşur.
- Bronkospazm : Bir çok vakada çok ciddi bronkospazma neden olur.
Bronkospazm özellikle trakeanın maniplasyonu veya entübasyon sırasında oluşur. Bu
reaksiyonlar genellikle enjeksiyonun ilk 1. dakikasında ve çok ufak bir dozla ortaya
çıkar.
PROPANİDİD (EPONTOL)
KİMYASAL YAPISI
Propanidid bir eugenol derintravenözesidir. Suda az erir bu nedenle
kromofor-L gibi yağlı solüsyonlarla kullanılır.
BİYODİSPOZİSYONU
Tiyopentandan daha fazla yağda eriyebilirliğe sahiptir. Bu nedenle
santral sinir sistemi etkisi çabuk başlar ve çok çabuk geri döner. Endüksiyon
dozundan (7 mg / kg) sonra etkisi 10 -15 dakika sürer. Epontol plazma esterazı
(pseudokolinesteraz) tarafından çok hızlı metabolize edilir. Bu nedenle
süksinilkolinle birlikte kullanılması apnenin uzamasına neden olur.
SANTRAL SİNİR SİSTEMİ ETKİLERİ
Epontol, tiyopentale benzer şekilde çok hızlı bir anestezik durum
oluşturur. Analjezik aktivitesi yoktur, ancak barbitüratlar gibi antianaljezik etki de
göstermez. Etomidat gibi miyotonik kas hareketlerine neden olur. Bu etkisi doz ve
enjeksiyon hızına bağlıdır.
KARDİYOVASKÜLER ETKİLERİ
Propanidid dozla ilgili olarak kardiyovasküler sistemde depresyona
neden olur. Kalpte inotropik etkiyi azaltır. Bu etkinin oluşmasında histamin
salınımına neden olması da bir faktördür.
SOLUNUMA ETKİLERİ
Bir kaç derin solunumdan sonra depresyon veya apneye neden olur.
Endüksiyonda sıklıkla öksürük, hıçkırık ve laringospazma neden olur.
NÖROMUSKÜLER ETKİLERİ
Propanidid süksinilkolinin etkisini uzatır (aynı enzim için rekabete
girdiği için).
YAN ETKİLERİ
Yüksek insidansta hipersensitiviteye neden olduğu için bu gün
uygulamadan kaldırılmıştır. Kardiyovasküler depresyona neden olması, nöromusküler
bloke edici ajanlarla etkileşmesi, histamin salınımı ve bulantı - kusmaya neden
olması önemli dezavantajlarıdır.
DİİSOPROPİLFENOL - DİSOPROFOL (PROPOFOL)
KİMYASAL YAPISI
1,2 Diizopropilfenol yapısındadır. Propofol, suda az erir bu nedenle
% 10 soya yağı + % 1 yumurta fosfatı + gliserol içeren emülsiyon halinde
kullanılır.
BİYODİSPOZİSYONU
Propofolün (diprivan) intravenöz uygulanması
barbitüratlara eşit bir hızda veya hafifçe daha yavaş olarak bilinç kaybına neden
olur. Geri dönüş ise çok daha çabuk olur. Örneğin 2 mg / kg tek bir endüksiyon
dozundan sonra 4,4 dakikada tam bir iyileşme görülür. Propofol uygulamayı takiben
kandan çok hızla elimine edilir. Eliminasyon yarı ömrü 55 dakikadır. Klerensi 3,5
L/dk dır. Büyük oranda karaciğer enzimleri tarafından metabolize edilir.
ETKİ MEKANİZMASI
Aynı barbitüratlar gibidir.
SANTRAL SİNİR SİSTEMİ ETKİLERİ
Diprivan anestezi endüksiyonunda etkin bir intravenöz ajandır.
Anestezi süresi metoheksitale benzer. İndüksiyon dozu 2 mg / kg dır. Kan seviyesi
hızlı metabolizasyonuna bağlı olarak çok hızlı düşer. 1 - İntrakranial basıncı
düşürür. Beyin metabolizma hızını azaltır. 2 - İstem dışı kas hareketlerine
neden olabilir.
KARDİYOVASKÜLER ETKİLERİ
Etkileri tiyopentale benzer. Kan basıncı ve kalp hızında minimal bir
değişikliğe neden olur. Kardiak depresif etki doz ve enjeksiyon hızı ile yakından
ilgilidir.
SOLUNUM SİSTEMİNDEKİ ETKİLERİ
Solunum depresyonuna neden olur. Kardiyovasküler etkileri ve solunum
depresyonu etkisi tiyopentalin etkilerine çok benzer.
NÖROMUSKÜLER ETKİLERİ
Nondepolarizan kas gevşeticilerin etkisini uzatır.
Atrakuryum ve norkuronun etkilerini önemli derecede uzatır.
YAN ETKİLERİ
Bulantı-kusma ve istemsiz kas hareketleri görülebilir.
|