Doç.Dr. Tayfun Güler
KARDİYAK CERRAHİDE ANESTEZİ
Kardiyovasküler anestezi; sirkülatuar fizyolojinin, farmakolojinin ve
patofizyolojinin iyi anlaşılmasını ve aynı zamanda kardiyopulmoner bypassın (CPB),
miyokardiyal korumanın ve cerrahi tekniklerin anlaşılmasını gerektirir Cerrahi
manüplasyonlar sıklıkla sirkülatuar fonksiyonu bozar bu nedenle, anesteziyolojist,
cerrahi işlemin tüm basamaklarının yakından takip etmek ve her adımda problem
doğabileceğini beklemek durumunda kalır.
KARDİYOPULMONER BYPASS
Kardiyopulmoner bypass (CPB), kalpten gelen venöz kandan karbondioksit alıp oksijen
ilave ederek geniş bir artere geri gönderen bir tekniktir. Sonuç olarak kalpten kan
atılması ve pulmoner sahadan kan geçişi durur. CPB tam olarak sağlandığında,
ekstrakorporeal donanım, hem sirkülasyonu hem de ventilasyonu sağlar. Ancak bu yöntem,
kan akımı sıklıkla nonpulsatil ve normale göre düşük basınçlı olduğundan
nonfizyolojiktir. Bu stres kaynağı periyot süresince organ hasarlanmasını minimale
indirmek için sistemik hipotermi (20-28oC) sıklıkla uygulanır. Kalbi
ayrıca korumak için de topikal hipotermi (buzlu solüsyonlar) ve kardiyopleji
(miyokardın elektriksel aktivitesini durdurmak için kullanılan bir teknik) uygulanır.
CPB cihazının kullanılması oldukça kompleks bir işlem olduğundan CPB ancak;
cerrah, anesteziyolojist ve perfüzyonistin yakın kooperasyonu ve iletişimi ile mümkün
olabilir.
Temel donanım
CPB cihazının 5 temel komponenti vardır: venöz rezervuar, oksijenatör, ısı
değiştirici, ana pompa ve arteryel filtre (Figür-1). Modern cihazlarda bir
kullanımlık rezervuar, oksijenatör ve ısı değiştirici üniteleri bulunur. Pek çok
cihazda ayrıca kan aspirasyonu (kardiyotomi suction), sol ventrikülün venti (drenaj) ve
kardiyopleji uygulaması için aksesuar pompalar bulunur. Çeşitli filtreler, alarmlar,
ilave monitörler (hat basıncı, oksijen satürasyonu ve temperatür ölçümü) de
bulunabilir.
Kullanımdan önce CPB donanımı, bir sıvı ile doldurulmalıdır (priming,erişkinler
için 1500-2500 ml). Bu amaçla sıklıkla dengeli bir elektrolit solüsyonu
kullanılabilirse de kolloid (albümin veya hetastarch), mannitol (renal koruma için),
heparin, bikarbonat ve potasyum (kardiyopleji kullanılmayacaksa) da ilave
edilebilmektedir. Bypassın başlaması ile sık olarak hemodilüsyon oluşur ve pek çok
hastada Hct, % 25'e kadar iner. Ufak çocuklar ile ciddi anemisi olan olgularda aşırı
bir hemodilüsyon oluşmasını engellemek amacı ile priming için elektrolitli solüsyon
yerine kan kullanılır.
Rezervuar: CPB cihazının rezervuarı, kanı genellikle sağ atrium yoluyla
konulan bir ya da iki venöz kanülden alır. Kan, venöz rezervuara yer çekiminin etkisi
ile akar. Venöz basınç normalde çok düşük olduğundan kanı rezervuara iten güç
hasta ve rezervuar arasındaki yükseklik ile doğru; kanül ve tüplerin direnci ile ters
orantılıdır. Cihaz çalıştırıldığında bir sifon etkisi yaratır. Venöz tüplere
hava girmesi bir kilit etkisi (air lock) yaratıp kan akımını engelleyebilir.
Belirli bir seviyenin altına düşmesi halinde ana pompaya hava gidebileceğinden
rezervuardaki seviyenin takibi kritik önem taşır.
Oksijenatör: Kan, yerçekiminin etkisiyle venöz rezervuarın tepesinden
oksijenatörün içine akar. Bugün kullanılmakta olan iki tip oksijenatör vardır;
bubble (kabarcık) ve membran tip. Kan ve gazın karşılaştığı yüzeyde gaz,
oksijenatör yoluyla kana geçer. Oksijenatörün girişine O2 ve volatil anesteziklerin
de ilave edilmesi mümkündür.
A.Bubble oksijenatörler: Bubble oksijenatörlerde oluşturulan küçük hava
kabarcıkları, kan içindeki küçük hollerden geçer. Kabarcıklar ne kadar küçük,
kanla temas yüzeyi ne kadar büyük olursa kan/gaz arasındaki dengelenme o kadar fazla
olur. Kandaki bu kabarcıklar daha sonra köpüklenmeyi önleyen bir ajan (yüklü bir
silikon polimer) tarafından temizlenir. Oksijenasyon; temas yüzeyine (kabarcık
büyüklüğü ve sayısı), oksijen konsantrasyonu ve kanın oksijenasyon kolonundan
geçiş süresine bağlıdır. CO2 eliminasyonu doğrudan gaz akımı ile orantılı olup
genellikle problem oluşturmaz. Arteryel O2 basıncı, temperatüre göre düzeltilecekse
gaz karışımına CO2 ilave edilebilir. Bubble oksijenatörler genelde membran
oksijenatörlerden daha ucuzdur ve daha çok kullanılır. Major dezavantajları ise
özellikle uzun süren bypasslarda kanın şekilli elemanlarının travmaya maruz
kalmasıdır. CPB'ın 2 saatten daha az süreceği operasyonlarda iki tip oksijenatör
arasında klinik açıdan farklılık yoktur.
B.Membran oksijenatörler: Kan gaz etkileşimini çok ince, gaz geçirgen bir
silikon membran sağlar. Oksijenasyon, membran ile kontakt eden kan tabakasının
inceliği ile ters orantılıdır. CO2 arteryel basıncı burada da gaz akımının
miktarına bağlıdır. CPB'ın uzun süreceği olgularda kan için daha az travmatik
olduğundan sıklıkla membran oksijenatörler tercih edilir.
Isı değiştiriciler: Kan, oksijenatörden çıkıp ısı değiştiriciye
girer. Burada ısıtılır ya da soğutulabilir. Sıcaklık yükseldikçe gaz eriyirliği
azalacağından, yeniden ısınma döneminde oluşacak herhangi bir kabarcığı tutmak
amacıyla bir filtre ilave edilir.
Ana Pompa
Modern CPB cihazları, elektrikle çalışan çift kollu roller veya sentrifugal bir
pompa ile kanı ittirirler.
A.Roller pompalar: Bu tip pompalar, dönen iki kolundaki silindirler
aracılığıyla pompa haznesinden geçen kalın bir tüpü sıkıştırarak kanı
ittirir. Oklüzyonun subtotal olması, alyuvarların aşırı travmaya uğramasını
önler. Pompanın karşılaşılan dirençten bağımsız olarak sürekli dönmesi,
nonpulsatil bir akım sağlar. Akım doğrudan devir sayısına bağlıdır. Elektrik
kesilmesi durumunda elle çevrilebilirler.
B. Sentrifugal pompalar: Magnetik olarak döndürülen koni şeklindeki bir
hazne, santralden perifere doğru merkezkaç güçleri oluşturarak kanı ittirir. Roller
pompaların aksine akım, basınca bağlı olduğundan, elektromagnetik akım ölçerler
ile basınç monitörize edilmelidir. Sistemde distaldeki basıncın artması akımı
azaltacağından pompa hızının arttırılması ile kompanse edilmelidir. Bu pompalar
oklüzif tipte olmadıklarından kan için daha az travmatiktirler.
C.Pulsatil akım: Bazı roller tip pompalarda pulsatil akım sağlanması
mümkündür. Pulsasyon, dönen kolların hızında geçici değişiklikler oluşturularak
yaratılabilir. Sentrifugal pompalarda pulsasyon oluşturulamaz. Tartışmalı olmakla
birlikte bazı klinisyenler, pulsatil akım ile doku perfüzyonunun düzeldiğine, oksijen
ekstraksiyonunun arttığına ve sonuçta CPB sırasında daha düşük SVR değerleri
elde edildiğine inanırlar. Bu gözlem; pulsatil perfüzyon ile renal ve serebral kan
akımının düzeldiğini gösteren çalışmalar ile desteklenmektedir.
Arteryel filtre:
Trombüs, yağ zerrecikleri, kalsiyum ve doku artıkları önemli ölçüde CPB
sistemine girer. Bunlardan kaynaklanacak sistemik emboliyi önlemek için (27-40 µm) bir
arteryel filtre kullanılması zorunludur. Filtre edilen bu kan genellikle asendan
aortadaki bir kanül yoluyla hastaya döner. Normalde fonksiyonel bir aort valvi, bu
genellikle kanın LV'e girmesini önler.
Arteryal filtrenin tıkanması durumunda rezistansın yükselmesini önlemek için
sisteme bir de bypass ilave edilmistir. Filtre aynı zamanda venöz hattan gelecek havayı
da tutar.
Aksesuar Pompalar
A. Kardiotomi suction: Kardiyotomi suction, cerrahi sahadaki kanı aspire ederek
ana rezervuara gönderir. Bu amaçla bir cell-saver cihazı da kullanılabilirse de bunun
için bir de ayrı rezervuar gerekecektir. İşlemin sonunda cell-saver kanı santrifüje
edilecek, yıkanacak ve hastaya geri verilecektir. Aşırı suction basınçları,
alyuvara travmayı arttırır. Ayrıca aşırı cell-saver suction kullanımı (cardiotomi
suction'ı yerine) CAB'ın dolaşan volümünü azaltacatır. Kullanılan duvar suction
basıncının da zaten yüksek oluşu aşırı eritrosit hasarı ile sonuçlanacaktır.
B. LV venti: Zaman geçtikçe, total bypass'ta bile, bronşiyal arterler (
doğrudan aorta veya intercostal artellerden çıkarlar) veya thebesian damarlardan gelen
residüel pulmoner kan akımına ya da aortik regürjitasyona (AR) bağlı olarak LV'da
kan birikir. AR, ya kalbin cerrahi manüplasyonuna (fonksiyonel) ya da yapısal valvüler
anormalliğe bağlıdır. LV'ün distansiyonu, miyokardın korunmasını
güçleştireceğinden dekompresyon (venting) gerektirir. Pek çok merkezde bu, sağ
superior pulmoner ven veya sol atrium yoluyla LV'e yerleştirilen bir kateter yardımıyla
gercekleştirilir. Nadiren LV'ün apeksine de bir kateter yerleşterilmesi gerekir. Vent
pompası ile aspire edilen kan da yine ana rezervuara döner.
C. Kardiopleji pompası: Kardiyopleji sıklıkla CPB cihazındaki aksesuar bir
pompa yardımı ile uygulanır. Bu teknik, infüzyon basıncı, hızı ve
sıcaklığının optimal kontrolünü sağlar. Kardiyopleji solüsyonunun
sıcaklığını kontrol etmek için ya bir ayrı ısı değistirici kullanılır ya da
basınçlı bir soğuk intravenöz mayi içinde çevrilebilir.
HİPOTERMİ
CBP'ın başlatılmasını takiben istemli bir hipotansiyon sıklıkla kullanılır.
Vücut sıcaklığı genelde 20-28oC'ye dek düşürülür. Metabolik O2 gereksinimi, her
10oC'lik düşüş için %50 civarında azalır. Cerrahi girişimin sonunda,
ısı değistirici yardımı ile yeniden ısınma sağlanarak vücut sıcaklığı normale
getirilir.
15-18C'lik derin hipotermi, kompleks cerrahi girişimler
icin 60 dak.'ya kadar süreyle total sirkülatuar arest oluşturulmasına olanak sağlar.
Bu süreç içinde hem kalp hem de CPB cihazı durdurulur.
MİYOKARDIN KORUNMASI
Kardiyak cerrahi sırasında hemen hemen tüm hastalarda bir miktar miyokard hasarı
gelişir. Bununla birlikte, uygun koruma tekniklerinin kullanımı ile bu hasar genelde
reversibl özellik kazanır. Miyokard hasarı anestezik ve cerrahi tekniğe bağlı
olabilirse de, sık olarak CPB sırasında suboptimal myokardiyal korumaya bağlıdır. En
önemli faktör miyokardın O2 gereksinimi ve sunumu arasındaki dengenin bozulması olup
sonuçta sellüler iskemi, hasarlanma veya ölüm meydana gelir. NewYork Heart
Association'a göre IV. sınıfta yer alan olgular ile ventrikül hipertrofisi veya ciddi
koroner arter hastalığı olanlar yüksek risk taşırlar Miyokardın yetersiz
korunması, bypassın sonunda düşük kardiyak output, miyokard iskemisi veya kardiyak
aritmiler ile kendini gösterir.
CPB sırasında aortik kros klemp, koroner kan akımını tamamen durdurur. Emniyetli
bir kros klemp süresini tayin etmek zor olsa da 120 dk'dan daha uzun CPB süreleri arzu
edilmez. Bypass sırasında miyokardiyal iskemi, kros klemp'den önce veya sonra da
görülebilir Düşük arteryel basınçlar, koroner embolizm (trombüs, platelet, hava,
yağ veya Ca) ve kalbin aşırı cerrahi manüplasyonu (koroner damarların kompresyonuna
veya distansiyonuna neden olarak) buna katkıda bulunabilir. Ciddi koroner
obstrüksiyonunun distalinde kalan miyokard sahaları en büyük riski taşırlar.
İskemi, yüksek enerjili tosfat tüketimine ve intrasellüler Ca birikimine yol açar.
Ca, kontraktil proteinler üzerine etkisi ile enerji tüketimini daha da arttırır. CPB
sırasında normal hücresel bütünlüğün sürdürülmesi, enerji gereksiniminin
azaltılmasına ve yüksek enerjili fosfatların korunmasına bağlıdır. Koroner kan
akımı kesildiğinde, yağ asidi oksidasyonu bozulur ve kreatin fosfat ile anaerobik
metabolizma hücrenin başlıca enerji kaynağı haline gelir. Ne yazık ki bunlar da
hızla tükenir, gelişen hızlı asidoz da glikolizi sınırlar. Enerji substratlarını
tazelemek ve arttırmak için glukoz veya glutamat infüzyonları kullanılabilirse de
hücresel enerji gereksinimini minimale indirmek amacıyla miyokardın korunması daha
önemlidir. Bu iş, sistemik ve topikal (buzlu su) hipotermi ve potasyum kardiyoplejisi
ile sağlanır (Miyokardın sıcaklığının 10-15oC arasında olması arzu
edilir). Hipotermi, bazal metabolik O2 tüketimini azaltırken, potasyum kardiyoplejisi de
elektriksel ve mekanik aktiviteyi sağlayan enerji tüketimini ortadan kaldırır.
VF ve distansiyon kardiyak hasarın önemli nedenleridir. Fibrilasyon, miyokardın O2
tüketimini ikiye katlarken distansiyon, hem O2 gereksinimini arttırır hem de
subendokardiyal kan akımını bozarak oksijen sunumunu azaltır. Miyokard hasarına
katkıda bulunan diğer olası faktörler, inotrop kullanımı ile aşırı dozda kalsiyum
uygulanmasıdır.
Potasyum kardiyoplejisi
Miyokardın elektriksel aktivitesini durdurmakta en yaygın olarak kullanılan yöntem,
potasyumdan zengin kan veya kristaloid kullanılmasıdır. CPB'ın ve hipoterminin
başlatılması ile aortik kros klemp'i takiben koronerler, soğuk kardiyoplejik ile
perfüze edilir. Ekstrasellüler K+ konsantrasyonunda oluşan artış
transmembran potansiyeli azaltır (daha negatif yapar). Bu da depolarizasyon sırasına
normal Na+ akışını bozar, yükselme hızını, amplitüdünü ve peşpeşe
gelen aksiyon potansiyellerinin iletimini azaltır. Sonuçta, sodyum kanalları tamamen
inaktive olur. Aksiyon potansiyelleri kaybolur ve kalp diyastolde durur. Kardiyoplejiğin
süratle yıkanması ve miyokardın ısınması nedeniyle soğuk kardiyoplejiğin
genellikle 20-30 dk'da bir yinelenmesi gerekir. Bu yıkanma; nonkolateral koroner kan
akımının (interkostal arterlerin dallarından kanlanan perikardiyal damarlardan)
sürmesine bağlıdır. Ayrıca yineleyen kardiyoplejik dozları anaerobik metabolizmayı
inhibe edip aşırı metabolit yapımını önleyerek miyokardın korunmasına yardımcı
olur. Desendan aortadaki daha sıcak kana temas ettiği için posterior ventriküler
duvarın korunması daha zor olur.
Tipik bir kardiyopleji solüsyonunun komponentleri Tablo-1'de gösterilmiştir.
Solüsyonun kompozisyonu klinikten kliniğe değişmekte ise de esansiyel elementler
genellikle benzerdir. K+ konsantrasyonu 50 mEq/L'nin altında tutulur, aksi
taktirde miyokardın enerji gereksiniminde paradoksal bir artışa ve K+
akümülasyonuna neden olunabilir. İskemi, intrasellüler Na+ içeriğini
arttırdığından kardiyoplejideki Na+ miktarı, plazmadakinden düşük
tutulur. Sellüler bütünlüğün korunması için bir miktar Ca++'nın hücre
içine aşırı miktarda girişini engellemek için de Mg++ gereklidir. Asit
metabolitlerin aşırı yapımını engellemek için bir baz (sıklıkla bikarbonat)
kullanılır. Alkalik perfüzatların daha iyi miyokardiyal koruma sağladıkları da
bildirilmiştir. Alternatif olarak histidin ve trometamin kullanılabilir. Diğer
komponentler; sellüler ödemi kontrol etmek amacıyla hipertonik bir ajan (mannitol),
membran stabilize edici etkisi nedeniyle glukokortikoidler, prostasiklin (antiplatelet
etkisi için) ve Ca-kanal blokerleri veya beta-adrenerjik blokerler (metabolik gereksinimi
düşürmek için) olabilir.
Enerji substratı olarak glukoz, glutamat veya aspartat kullanılabilir. Taşıyıcı
olacak kristaloid mi yoksa kan mı kullanılmalı sorusunun yanıtı açık değildir. En
azından bazı yüksek riskli hastalarda kan ile daha iyi sonuçlar alındığına dair
veriler bulunmaktadır. Oksijenlenmiş kanın taşıyıcı olarak kullanılması
kristaloidlere kıyasla oksijen fazlalığı olması nedeniyle yararlı olabilir.
Ciddi obstrüksiyonun olduğu alanlara (ki bunlar en çok ihtiyaç duyan alanlardır.)
kardiyoplejik ulaşamayacağından bazı cerrahlar, kardiyoplejiği koroner sinüs yoluyla
retrograd da uygulamaktadırlar.
Aşırı K+, bypassın sonunda elektriksel aktivitenin başlamaması, AV
ileti bloğu, zayıf kontraktilite ile sonuçlanabilir. Persistan sistemik hiperkalemi
oluşabilir. Ca++ uygulaması bunu kısmen dengeleyebilirse de aşırı Ca++
da miyokard hasarı oluşturabilir. Kalpten kardiyoplejik temizlendikçe genelliklle
miyokard performans düzelir.
Tablo 1. Klasik bir kardiyoplejik solüsyonun içeriği
| K |
20-40 mEq/l |
| Na+ |
110-120 mEq/L |
| Cl - |
110-120 mEq/L |
| Ca++ |
0,7 mEq/L |
| Mg++ |
15 mEq/L |
| Glukoz |
28 mmol/L |
| HCO3 |
27 mmol/L |
ERİŞKİNLERDE KARDİYAK CERRAHİDE ANESTEZİK YAKLAŞIM
Sık rastlanan kardiyovasküler hastalıklar için geçerli preoperatif değerlendirme
ve anestezik yaklaşımdaki prensipler geçerlidir. Önemli bir farklılık kardiyak
cerrahinin genellikle daha ilerlemiş kardiyak hastalarda uygulanıyor olmasıdır.
Kardiyak rezervin değerlendirilmesi özel bir önem taşır. Bu bilginin edinilmesinde;
eksersiz toleransı, ejeksiyon fraksiyonu (EF) gibi miyokardiyal kontraktilite
ölçümleri, koroner stenozların ciddiyeti ve lokalizasyonu, ventriküler duvar
hareketlerindeki anormallikler, kardiyak end-diastolik basınçlar, CO, ve valvüler
gradyentlerden yararlanılır. Cerrahi, pek çok olguda kardiyak fonksiyonu
düzeltmektedir. Pulmoner, nörolojik ve renal fonksiyonların da operasyon öncesinde
değerlendirilmesine özen gösterilmelidir.
İNDÜKSİYON ÖNCESİ
Premedikasyon
Kalp cerrahisinin adı pek çok hasta için korkutucudur. Bu nedenle özellikle koroner
arter hastalarında nispeten ağır bir sedasyon genellikle arzu edilir. Valvüler
hastalıklarda ise, fizyolojik denge, artmış sempatik tonusa sıklıkla bağlı
olduklarından yalnızca hafif bir sedasyon uygun olur. Alışkanlık, yaş ve fizik
durum, ilaçların seçiminde ve dozlandırılmasında belirleyici olur.
Benzodiazepin sedatif-hipnotikler (midazolam 5-10 mg, diazepam 5-10 mg veya lorazepam
2-4 mg) yalnız veya bir opioid (morfin 5-10 mg) ile kombine edilerek sıklıkla
kullanılır. Alternatif olarak im.morfin 0,1-02 mg/kg ve skapolamin 0,2-0,4 mg mükemmel
sedasyon bir analjezi ve amnezi sağlar.Kardiyak rezervi iyi olmayan ve pulmoner
hastalığı olanlarda doz azaltılmalıdır. Premedikasyonu takiben O2 uygulaması (2-3
L/dk nazal kanül ile) uygun olabilir.
Hazırlık
Kardiyak anestezi için açık bir anestezi planı ve yeterli hazırlık esastır. Pek
çok olgu ileri derecede hastadır ve operasyonda bir yöntemin diğerinden
üstünlüğünü tartışmak, ilaç ve ekipmanı aramak için çok az bir zaman olur.
Aynı zamanda, bir teknikle ilgili problem doğduğunda bir yöntemden bir başkasına
gecikmeden gecebilmelidir. İntraoperatif problemlerin çözümünde titiz bir dikkat çok
önemlidir. Anestezi cihazı, monitörler, infüzyon pompaları, kan ısıtıcılar hasta
gelmeden kontrol edilmelidir. Anestetik ve vazo aktif olanlar da dahil olmak üzere
ilaçlar hazır olmalıdır. İdeal olarak, bir vazodilatör ve bir inotropik infüzyon
solüsyonu hazırlanmış olmalıdır.
Venöz yol
Kardiyak cerrahi, büyük ve hızlı sıvı şiftlerinin multipl ilaç infüsyonun
gerekli olduğu tipte bir cerrahidir. İdeal olarak iki geniş çaplı (16-14 gauge)
intravenöz kateter yerleştirilmelidir. Bunlardan biri genellikle IJV' de olmaktadır.
Subklavyen ve EJV'ler de uygun alternatiflerdir. EJV'den süperior vena kavaya girmek her
zaman mümkün olmasa da ekstra bir periferik intravenöz hat sağlar. Kanülasyon
genellikle hasta premedike ama uyanıkken yapılır. Santral kateterizasyon sırasında
ilave ufak narkotik veya midazolam gerekebilir. Kateterizasyon sırasında nazal kanül
veya nonrebreating yüz maskesi ile O2 uygulaması ve pulse oksimetre kullanımı
hipoksiyi önler. Çok lümenli santral venöz kateterler, ilaç infüzyonunu
kolaylaştırır ve aynı anda CVP ölçümüne olanak sağlarlar. İntroduser sheatin
sideportu da ilaç infüzyonu için kullanılabilir. İlaç infüzyonları ideal olarak
bir santral kateter yoluyla yapılmalıdır.
Acil transfüzyonlar için kan hazır bulundurmalıdır. Daha önce sternotomi yapılan
olguların reoperasyonunda sağ ventrikül sternuma yapışmış olabileceği ve
sternotomi sırasında sağ ventriküle girilebileceği için, aşırı miktarda kanama
olabilir.
Monitörizasyon
Bazı istisnalar dışında monitörlerin çoğu anestezi indüksiyonundan önce
başlatılır, çünkü bu period majör hemodinamik değişikliklerin olduğu bir
dönemdir.
A-Elektrokardiyografi : Genellikle II ve V5 olmak üzere iki derivasyonda EKG
sürekli monitörize edilir. Baseline tracenin print edilmesi, daha sonraki
değerlendirmelerde kıstas oluşturacağından değerlidir. ST segment analizi yapabilen
gelişmiş monitörler iskemik atakların saptanmasında yararlı olmaktadır.
B-Arteryel kan basıncı: Kullanılmayan elin radyal arterine yerleştirilen bir
kateter yardımıyla doğrudan ölçülür. Kardiyak kateterizasyon için brakiyal arter
kullanılmışsa o kolun basınç ölçümü için kullanılması, arteryel trombozis ve
dalga distorsiyonuna neden olabilir. Diğer alternatifler; ulnar, brakiyal, femoral ve
aksiller arterlerdir. Bir manüel veya otomatik kan basıncı monitörünün kafının da
yerleştirilmesi karşılaştırma yapabilmek amacıyla uygun olacaktır.
C-Santral venöz ve pulmoner arter basınçları: Santral venöz basınç (CVP)
tüm hastalarda monitörize edilmelidir. Bir pulmoner arter kateterininin (PAC)
kullanılıp kullanılmayacağına; hastaya, girişime ve cerrahi ekibin tercihine göre
karar verilir. Rutin kullanımı tartışmalıdır. LV doluş basınçları, CPB
sırasında sol atriuma (LA) yerleştirilecek bir hat yolu ile ölçülebilir. Genellikle
ventrikül fonksiyonu iyi olmayan (EF < %40-50), pulmoner hipertansiyonu olan ve
komplike cerrahi girişim uygulanacak olgularda PAC tercih edilir. En yararlı veriler,
pulmoner arter basınçları (PAPs), pulmoner kapiller wedge basınç (PCWP) ve
termodilüsyon yöntemiyle CO ölçümüdür. Ekstra infüzyon portu olan, miks venöz O2
satürasyonu ve sağ ventrikül (RV) ejeksiyon fraksiyonu ölçebilen, RV'ü pace edebilen
spesifik kateterler de mevcuttur.
Pulmoner arter kateterleri, CPB sırasında sıklıkla bir miktar ileri göç eder ve
geçici olarak wedge yaratabilir. Bu durumda kateterin balonun şişirilmesi bir PA'i
rüptüre edebilir. Bu nedenle CPB sırasında rutin olarak 2-3 cm geri çekilmeli ve
balon yavaş yavaş şişirilmelidir. Eğer balon 1.5 cc ile şişirilmeden wedge
oluşuyorsa kateter bir miktar daha geri çekilmelidir.
D-İdrar outputu: Hasta uyuduktan sonra, saatlik idrar çıkışını takip
etmek amacıyla mesane kateterizasyonu yapılmalıdır. Aniden idrarın
kırmızılaşması, CPB'a ya da transfüzyon reaksiyonuna bağlı gelişen bir hemolizi
gösterebilir.
E-Temperatür: Temperatür monitörleri de genellikle hasta uyuduktan sonra
yerleştirilir. Rektal (veya mesaneden), özofageal ve pulmoner arteryel temperatürler
sıklıkla aynı anda monitörize edilir.
F. Laboratuar parametreleri: Kardiyak cerrahi sırasında intraoperatif
laboatuar monitörizasyonu da oldukça önemlidir. Kan gazları, Htc, aktive pıhtılaşma
zamanı (ACT) ve serum K+ ölçümlerinin hemen yapılabilmesini sağlayacak
ekipman hazır olmalıdır. Glukoz ve iyonize Ca++ ölçümleri de
yararlıdır.
G-Cerrahi saha: En önemli intraoperatif monitörizasyon, cerrahi sahanın
gözlenmesidir. Sternum açıldığında, akciğerlerin ekspansiyonu görülebilir.
Perikardiyum açıldığında kalp (başlıca sağ ventrikül) artık görülebilir ve
kardiyak ritm, volüm ve kontraktilite gözle değerlendirilebilir. Kan kaybı ve cerrahi
manevralar yakından gözlenmeli hemodinami ve ritm değerleri ile ilişkisi
tartılmalıdır.
H.Elektroansefalografi: Kompüter kontrollü elektro-ansefalografik kayıtların
yapılması kardiyak cerrahi sırasında anestezi derinliğinin değerlendirilmesinde
yararlı olabilir. Ancak anestezik ajanların, hipoterminin ve hemodilüsyonun kombine
etkileri nedeniyle CPB sırasında nörolojik hasarlanmasının saptanmasındaki
yeterliliği sınırlı kalmaktadır. Progresif hipotermi tipik olarak, EEG `de
yavaşlama, burstsupresyonu ve son olarak izoelektrik trasenin elde edilmesi ile
karakterizedir. Ayrıca CPB sırasında pek çok nörolojik problem, ufak embolilere
bağlıdır ve EEG ile tespit edilemez. Roller pumptan kaynaklanan artefaktlar da
görülebilirse de kompüterize cihazlar ile bu sorun giderilebilir.
I-Transözofageal ekokardiyografi (TEE): Cerrahi sırasında kardiyak anatomi ve
fonksiyon haklarında hızlı ve değerli bilgiler edinilmesini sağlayan bir
monitördür. İki boyutlu TEE; rejyonel ve global duvar anormalliklerini, odacıkların
boyutlarını valvüler anatomiyi ve intrakardiyak hava varlığını tespit edebilir.
Renkli Doppler kullanımı, valvüler disfonksiyon ve intrakardiyak şantlara ilişkin
değerli bilgiler verebilir ve de aşırı fiyatlı olmaları kullanımlarını
kısıtlamaktadır.
İndüksiyon:
Kardiyak operasyonlar; genel anestezi endotrakeal entübasyon ve konrollü ventilasyon
gerektirir. Elektif girişimler için yavaş, sakin ve kontrollü bir indüksiyon (kardiak
indüksiyon) uygulanır. Anestezik ajanların seçimi genellikle nasıl
uygulandıklarından daha az önemlidir. Doz gereksiniminin ventriküler fonksiyona ters
orantılı olmak üzere bağlı olduğuna dikkat edilmelidir. Ciddi hastalarda anestezik
ajan, çok yavaş ve orta dozlarda verilmelidir. Anlamlı bir vazopressör yanıt veya
ciddi bir hipoksi ile karşılaşmadan anestezi derinliğinin intübasyona izin verecek
düzeye ulaştığını anlayabilmek için bazı noktalara dikkat edilebilir. Bilinç
kaybolduktan sonra (göz kapağı refleksi), oral airway yerleştirdikten, idrar
kateterizasyonundan, rektal temperatür probu yerleştirildikten ve son olarak
intübasyondan sonra kan basıncı ve kalp hızı sürekli gözlenmelidir. Kalp hızı ve
kan basıncında ani bir artış anestezinin yüzeyel olduğunu ve ilave anestezik
gerektiğini gösterecektir. Bilinç kaybolur kabolmaz kas gevşetici verilir. Kan
basıncının % 20 den daha fazla azalması durumunda vazopresör gerekir.
İntübasyonu izleyen dönem genellikle cerrahi stimülüslerin olmayışı nedeniyle
kan basıncında bir azalma ile karakterizedir. Açlık, diüretik tedavi nedeniyle
sıklıkla intravasküler volüm eksikliği vardır ve bu olgular genellikle sıvı
tedavisine yanıt verirler. Pek çok olguda kolloidler, kristaloidlere kıyasla
intravasküler volümü daha hızlı arttırırlar. Aşırı hipotansiyondan kaçınmak
için ufak dozda fenilefrin (50-100 µg/kg) veya efedrin (5-10 mg) gerekli olabilir.
İntübasyonu ve kontrollü ventilasyonun başlatılmasını takiben hemodinamik
ölçümler yinelenir, kontrol ACT (normalde 130 sn), arteryel kan gazları, Hct ve serum
K+ düzeyi ölçülür.
Anestezik ajanların seçimi:
Total intravenöz veya inhalasyon tekniklerini kullanmak mümkünse de sıklıkla
ikisinin kombinasyonu tercih edilir. Total intravenöz teknikler genellikle ventriküler
fonksiyonu ciddi ölçüde bozulmuş olgular için daha uygunken total inhalasyon
teknikleri, ventrikül fonksiyonu nispeten iyi olan (ejeksiyon fraksiyonu) olgular için
uygundur. Tüm olgularda; endotrakeal intübasyonu, göğsün retraksiyonu
kolaylaştırmak ve hastanın hareket etmesini ve titremesini önlemek için bir kas
gevşetici ajan kullanılmalıdır.
A. İnhalasyon tekniği : İnhalasyon anestezisi olguların çoğunda bir
intravenöz indüksiyonu izler. Barbitüratlar, benzodiazepinler, opioidler, etomidat,
propofol ve ketamin ya tek başına ya da kombinasyonlar halinde kullanılabilir. Bilincin
kaybolmasını takiben kas gevşetici verilir ve bir volatil ajan ilave edilir,
konsantrasyonu, kan basıncına göre titre ederek yavaş yavaş artırılır. Anestezi
derinliğinin yeterli olduğuna karar verildiğinde hasta inhibe edilir. Volatil
ajanların majör bir avantajı, anestezik konsantrasyonun hızla değiştirilebilmesidir.
Başlıca dezavantajları ise doza bağımlı doğrudan kardiyak depresyon
oluşturmalarıdır. İntrakoroner steal fenomenine ilişkin bilgilere rağmen isofluran
yine de en sık kullanılan volatil ajandır. CPB sırasında oluşabilen hava
kabarcıklarının hacmini arttırabileceği endişesiyle N20 genellikle kullanılmaz.
Eğer kullanılacaksa, CPB'ın başlamasından 15-20 dk önce kesilmelidir.
B. Total intravenöz anestezi: Kardiyak anestezide geliştirilen yüksek doz
opioid teknikleri sık olarak kullanılmaktadır. En sık kullanılan iki ajan olan
fentanil ve sufentanil, yalnız kullanıldıklarında hemodinami nispeten stabildir ve
minimal kardiyak depresyona neden olurlar. Bununla birlikte, benzodiazepin veya
barbitüratlar gibi diğer intravenöz ajanların ufak dozları ile bile birlikte
kullanıldıklarında vazodilatasyona ve kardiyak depresyona bağlı olarak hipotansiyon
görülebilir. Özellikle hızlı uygulandıklarında bradikardi ve kas rijiditesi
oluşabilir. Bilinç kaybolur kaybolmaz bir kas gevşetici verilmesi, rijiditeyi
önleyecektir.
Opioidler, bolus dozlar veya bir yükleme dozunun ardından sürekli infüzyon
şeklinde uygulanabilirler. Fentanil, indüksiyon ve intübasyon için 25-30 µg/kg
(yavaş), idame için 5 µg/kg gerektiğinde ya da 0,3-0,5 µg/kg/dk sürekli infüzyon
şeklinde kullanılabilir. Kullanılan total fentanil dozu genelde 50-100 µg/kg'dır.
Aynı dozlar sufentanil için 5-10 µg/kg indüksiyon ve intübasyon için 1 µg/kg bolus
dozlar veya 0,075. µg/kg/dk idame ve total doz genelde 15-20 µg/kg'dır.
Yüksek doz opioid tekniklerinin iki majör potansiyel dezavantajı vardır:
Stimülasyona hipertansif yanıtın ve cerrahi sırasında farkında olmanın
önlenmesinde yetersizlik, hipertansiyon, ventrikül fonksiyonu iyi olan olgularda en
sık, b-adrenerjik bloker alanlar veya ventrikül fonksiyonu iyi olmayanlarda daha azdır.
Hipertansif atakları önlemek amacıyla bir vazodilatör (nitroprussid), bir beta bloker
(esmolol) veya bir volatil ajan ilave edilebilir. Uyanıklığın önlenmesi amacıyla bir
benzodiazepin düşük doz volatil ajan kullanılabilir. Ketamin ve midazolam
kombinasyonunun (20:1 oranında) indüksiyon ve idame için sürekli infüzyon şeklinde
kullanımı, stabil bir hemodinami ve iyi bir amnezi sağlar.
C. Kas gevşeticiler: Havayolu zorluğu beklenmiyorsa intübasyon genellikle bir
nondepolarizan kas gevşetici ile kolaylaştırılır. Seçimi, arzu edilen hemodinamik
yanıt belirler. İdeal olan, pek çok olguda sirkülatuar etkileri olmayan bir ajan
seçmektir. Vekuronyum, doksakuryum ve pipekuronyum iyi seçeneklerdir. Vekuronyumun,
opioid ile oluşan bradikardiyi arttırdığı da bildirilmektedir. Yüksek doz opioid
anestezisi kullanıldığında pankuronyum, vagolitik etkisi nedeniyle iyi bir
seçenektir. 1: 3 oranında pankuronyum ve metokürin karışımı, histamin kaynaklı
hipotansiyon veya taşikardi olmaksızın iyi bir hemodinamik stabilite sağlar.
BYPASS ÖNCESİ DÖNEM
İndüksiyon ve anesteziyi takiben, cerrahi sahanın hazırlanması, cildin boyanması
ve örtülmesi gibi işlemlerin yapıldığı, uyarının minimal olduğu bir dönem gelir
ki bu dönem sıklıkla hipotansiyon ile birliktedir. Bunu yoğun cerrahi stimülasyon ve
beraberinde taşikardi ve hipotansiyon izler. Bu dönemde, cilt insizyonu, sternotomi,
sternal retraksiyon, perikardın açılması ve aortik diseksiyon önemli
uyaranlardır.Anestezik ajan, bu olaylara göre titre edilir.
Sternal retraksiyon veya perikardiyumun açılması sırasında vagal uyarı ile ciddi
bradikardi ve hipotansiyon oluşabilir. Bu tür bir yanıt, beta-bloker veya verapamil
alan olgularda daha ciddi olabilir. Derin anestezi altındaki hastalarda göğsün
açılması takiben kardiyak outputta progressif bir azalma sıklıkla görülür. CO'taki
azalma, olasılıkla normalde negatif olan intratorasik basıncın atmosferik basınca
eşitlenmesine bağlıdır intravenöz sıvı verilmesi ile CO'daki bu azalma kısmen
düzeltilebilir.
Bypass öncesindeki dönemde myokard iskemisi herzaman değil ama sıklıkla
taşikardi, hipertansiyon veya hipotansiyon ile birliktedir. 1-2 µg/kg/dk dozda
nitrogliserin infüzyonu, iskemik episodların insidensini azaltılmada tartışmalı
olmakla birlikte yararlı olabilir.
Kanülasyon
CPB için kanülasyon, kritik bir manüplasyondur. Aortik kanülasyon önce yapılır
çünkü venöz kanülasyon daha sık hemodinamik problemlere neden olur, ayrıca
gerektiğinde aortik kanülden hızlı sıvı infüzyonu da yapılabilir. En sık asendan
aorta kullanılır. Pek çok arteryel kanülün distal ucu, jet akım oluşturabilmesi
amacıyla küçüktür, bu nedenle yanlış pozisyonlandırıldığında aortik
disseksiyona veya CPB sırasında kan akımının innominat arter içine gitmesine neden
olabilir. Kanülasyon sırasında sistemik arter basıncının 90-100 mmHg'ya
düşürülmesi, kanülasyonu kolaylaştırır. Arteryel kanülden tüm hava kabacıkları
çıkarılmalı, CPB başlatılmadan önce aort kanülünden geriye kan geldiği
görülmelidir. Tüm hava kabarcıklarının çıkarılamaması durumunda koroner veya
serebral sirkülasyona emboliye neden olur. Bazı klinisyenler, bu riski azaltmak
amacıyla aort kanülasyonu sırasında karotid arterlere geçici olarak bası
uygulanmasını önermektedirler.
Daha sonra genellikle atrial apendiks yoluyla sağ atriuma bir ya da iki venöz kanül
yerleştirilir. Koroner arter cerrahisi ve pek çok aortik valv operasyonları için bir
venöz kanül yeterlidir. Bu amaçla iki portlu kanül kullanıldığında ve uygun
pozisyonlandırıldığında portlardan biri sağ atriumda diğeri ise vena kava
inferiorda olur.
Açık kalp cerrahisi için ise iki ayrı kaval kanül gerekir. Vena kavaların ve
kalbin manüplasyonu sırasında sıklıkla hipotansiyon gelişir (venöz doluşun
bozulmasına bağlı olarak). Venöz kanülasyon sıklıkla atriyal, daha az olarak da
ventriküler aritmilere neden olur. Prematüre atriyal kontraksiyonlar ve geçici
supraventriküler taşikardi atakları sıktır. Paroksismal atriyal taşikardi veya
atrial fibrilasyon sık olarak hemodinamiyi bozduğundan; farmakolojik veya elektriksel
olarak tedavi edilmeli ya da süratli bir antikoagülasyon sağlanarak bypass
başlatılmalıdır. Venöz kanüllerin yanlış pozisyonlandırılması, venöz
dönüşü veya boyun ve başın venöz drenajını bozabilir (süperior vena kava
sendromu). CPB'ın başlatılması ile ilkinde rezervuara venöz dönüş azalır,
ikincisinde baş ve boyunda ödem gelişir. Bu durumda santral venöz basınç, sadece
kateterin ucu, vena kavada yeterince yüksekte ise artabilir.
Antikoagülasyon
Akut dissemine intravasküler koagülasyonu ve pompada pıhtı formasyonunu önlemek
amacıyla CPB başlamadan önce antikoagülasyon sağlanmış olmalıdır.
Antikoagülasyonun yeterliliği, ACT tayini ile doğrulanmalıdır. 400-450 sn'den uzun
bir ACT, pek çok merkezde emniyetli kabul edilir. Genellikle aortaya kanülasyon
amacıyla pursestring süturları konulurken 300-400 ünite/kg heparin uygulanır. Bazı
cerrahlar heparini sağ atriuma doğrudan vermeyi tercih ederler. Heparin anestezist
tarafından verilecekse mutlaka bir santral hattan verilmeli ve 3-5 dk sonra ACT
ölçülmelidir. Bazan heparin rezistansı ile karşılaşılabilir ki bu olguların
çoğunluğunda antitrombin III eksikliği bulunmakta olup iki ünit tane donmuş plazma
verilmesini takiben yeterli antikoagülasyon sağlanacaktır.
BYPASS
Başlangıç
Kanüller uygun şekilde yerleştirilip tespit edildikten sonra, ACT yeterli ve
perfüzyonist hazır ise CPB başlatılır. Önce venöz ardından arteryel kanüllere
konulan klempler kaldırılır ve CPB başlatılır. Pompa rezervuarına yeterli venöz
dönüşün sağlanması çok önemlidir. Normalde rezervuarın seviyesi yükselir ve CPB
pompasının akımı giderek arttırılır. Eğer venöz dönüş iyi değilse
(rezervuarda seviye azalıyorsa), pompadaki prime solüsyon hızla azalır ve sisteme hava
girebilir. Kanüller; pozisyonlarının uygunluğu, klempe olup olmadığı, kink yapıp
yapmadığı ve hava kilidinin varlığı yönünden yeniden kontrol edilmelidir. Böyle
bir durumda problem çözümleninceye dek pompa akımı yavaşlatılmalıdır. Rezervuara
volüm (kan veya kolloid) eklenmesi gerekli olabilir. Full CPB ile kalp büyük ölçüde
boşalır, boşalmaması veya giderek distansiyon gelişmesi venöz kanüllerde problem
olduğunu veya aortik regürjitasyonu gösterir.
Akım ve basınç
Pompa akımı 2-2.5 L/dk/m2'ye yükseltilirken sistemik arter basıncı da
yakından takip edilir. CPB'ın başlangıcında sistemik arter basıncı birden düşer.
30-40 mmHg'ya dek düşmesi pek de nadir değildir. Bu azalmanın hemodilüsyona, kan
viskozitesinde ve sistemik vasküler rezistansta gelişen akut azalmaya bağlı olduğu
düşünülmektedir. Hipoterminin sağlanmasıyla kan viskozitesi yeniden yükselerek kan
basıncının artmasına katkıda bulunur.
Kan basıncındaki düşüş aşırı ise (<30mmHg) ve ısrar ediyorsa, bir aortik
diseksiyon aranmalı, eğer tespit edilirse CPB geçici olarak durdurulmalı ve aorta,
distalden yeniden kanüle edilmelidir. Diğer nedenler arasında; venöz dönüşün iyi
olmaması, pompa fonksiyon bozukluğu veya basınç transdüser hatası yer alır. Aortik
kanül innominat arter içinde ise bu kez sağ radyal arterde ciddi hipertansiyon
oluşabilir.
CPB sırasında pompa akımı, SVR ve kan basıncı arasında aşağıdaki gibi bir
ilişki vardır;
Ortalama arter basıncı = Pompa akımı x SVR
CPB süresince yeterli kan basıncının sürdürülmesi, pompa akımı ve sistemik
vasküler rezistansın manüplasyonu ile sağlanır. Bazı tartışmalar olmakla birlikte
pek çok merkezde 2-2.5 L/dk/m2 akım ve 50-80 mmHg ortalama arter basıncı
sağlanmasına çalışılır. Akım gereksinimi genellikle vücudun santral sıcaklığı
ile ilişkilidir. Orta derecedeki (20-25oC) bir hipotermide, serebral kan
akımının yeterli olduğu kabul edilir. Gerekiyorsa SVR, fenilefrin veya metoksamin ile
yükseltilir.
Yüksek sistemik arteryel basınçlar (> 150 mmHg) tehlikelidir ve aortik
diseksiyona, serebral hemorajiye yol açabilir. Genellikle ortalama arter basıncı 100
mmHg'yı aştığında pompa akımı azaltılabilir ve oksijenatörün gaz girişine
izofluran eklenebilir. Hipertansiyon hala ısrar ediyorsa nitroprussid gibi bir
vazodilatatör kullanılır.
Monitörizasyon
CPB sırasında ilave monitorizasyon parametreleri arasında, pompa akım hızı,
venöz rezervuar seviyesi, arteryel hat basıncı, kan sıcaklığı ve oksijen
satürasyonu yer alır. Arter hattından pH, pCO2 ve PO2 'yi ölçebilecek sensörler
bulunmaktadır. Kan gaz basınçları ve pH, doğrudan ölçümlerle de
doğrulanmalıdır. Hipoksemi yokken, miks venöz oksijen satürasyonunun düşük olması
ve progressif bir metabolik asidozun varlığı, pompa akım hızının yetersiz olduğunu
gösterir.
Bypass süresince, arteryel hattın basıncı, sistemik arteryel basınçtan (radyal
veya aortik) sık olarak daha yüksektir. Aradaki farkı; aort kanülünün ufak ağzı,
arteryel hattın ve arteryel filtrenin varlığı izah eder. Ayrıca, arteryel hatta
oluşabilecek problemlerin tespiti için de bu hattın basıncının monitorizasyonu
önemlidir. Hattaki basıncın 300 mmHg'nın üzerine çıkması, arteryel filtrenin
tıkandığını, arteryel hatta obstrüksiyon ya da aortik diseksiyon olduğunu
gösterir.
CPB sırasında yineleyen ACT ve potasyum ölçümleri zorunludur. Bypass başladıktan
hemen sonra ve izleyen her 20-30 dk'da bir ACT ölçülmelidir. Soğuma, sıklıkla
heparinin yarılanma ömrünü ve etkisini uzatır. Hematokrit genellikle %20-25 arasında
tutulur. Pompa rezervuarına eritrosit ilavesi gerekebilir. Serum potasyumundaki ciddi
artışlar, furosemid ile tedavi edilir.
Hipotermi ve kardiyopleji
Pek çok girişim için sıklıkla orta dereceli hipotermi (20-25oC)
kullanılır. Daha düşük temperatür, soğuma ve yeniden ısınma için gereken süreyi
uzatacaktır. Ancak sıcaklığın düşürülmesi, pompa akım hızının
düşürülmesine de izin verir. 20oC'de 1.2 L/dk/m2 kadar bir akım
yeterli olabilir.
Kalbin sıcaklığı 28oC'nin altına indiğinde sıklıkla ventriküler
fibrilasyon oluşur. Fibrilasyon, yüksek enerjili fosfatları hızla tüketeceğinden ve
miyokardın korunmasını tehlikeye sokacağından fibrilasyon oluştuğunda hızla
kardiyopleji oluşturulmalıdır. Kardiyopleji, aortik kanülün proksimalinden aortun
klempe edilmesinden sonra bu kros klempin proksimalinden ufak bir kanül ile kardiyopleji
solüsyonunun infüze edilmesi ile sağlanır. Alternatif olarak aorta açılıp koroner
ağızlarından doğrudan uygulanması da mümkündür.
Aortokoroner bypass cerrahisi sırasında kardiyopleji solüsyonu, distal anostomozun
tamamlanmasını takiben greft yoluyla da verilebilir. Ciddi koroner obstrüksiyon
varlığında koroner sinüse yerleştirilen bir kateter yardımıyla retrogad
kardiyopleji de uygulanabilir.
Ventilasyon
Yeterli pompa akımı sağlanana ve kalbin kanı ejekte etmesi durana kadar ventilasyon
sürdürülür. Full CPB'ın sağlanmasından kısa bir süre sonra sol ventrikülün
enjekte ettiği volüm, çok düşük bir seviyeye iner. Ventilasyonun bu dönemden önce
sonlandırılması, pulmoner kan akımının devam ediyor olması nedeniyle sağdan sola
şanta ve hipoksemiye neden olabilir. Bazı merkezlerde, ventilasyon durdurulur,
postoperatif pulmoner komplikasyonları azaltmak amacı ile ufak bir PEEP (5 cmH2O) ve
düşük bir oksijen akımı sürdürülür. Bazı merkezlerde ise tüm gaz akımı
durdurulur veya sadece düşük bir gaz akımı (1-2 L/dk) sürdürülür. Kalp tekrar kan
ejekte etmeye başladığında ise ventilasyon yeniden başlatılır.
Solunum gazlarının kontrolü
Hipotermik CPB sırasında arteryel kan gaz basınçlarının düzeltilip
düzeltilmemesi gerektiğine dair tartışmalar sürmektedir.
Tartışmanın kaynağı, hipotermi ile birlikte gaz eriyirliğinin artıyor
olmasıdır. Sonuç olarak, total gaz içeriği (kapalı bir sistemde) değişmemekle
birlikte, kanın sıcaklığı düştükçe gazın parsiyel basıncı da azalmaktadır.
Problem, arteryel CO2 basıncı yönünden çok önemlidir. Çünkü PaCO2 , arteryel pH
ve serebral kan akımını belirlemektedir. Plazma bikarbonat konsantrasyonu
değişmediğinden arteryel CO2 basıncındaki herhangi bir azalma pH'yı arttırır ve
kanı daha alkalik yapar. 37oC de pH'sı 7.40, PaCO2 'i 40 mmHg olan kan , 25oC'ye
soğutulduğunda PCO2 değeri 23 mmHg'ye düşerken pH'sı 7.60'a yükselir.
Normalde hastanın temperatürü dikkate alınmaksızın alınan kan örneği, ölçüm
yapılmadan önce 37oC'ye ısıtılır. Eğer temperatüre göre düzeltilmiş
bir okuma yapılacak ise cihaz, hastanın sıcaklığındaki gaz basıncı ve pH'yi
değerlendirmek için bir tablo kullanır. Gaz basınçlarının temperatüre göre
düzeltilmesi ve hipotermi sırasında PO2 'nın 40 mmHg, pH'nın da 7,40'ta tutulması
için çaba sarfedilmesine "pH-stat" düzenlemesi denilir. Bu tür bir
düzenlemede hipotermik CPB sırasında oksijenatöre giren gaz akımına sıklıkla CO2
ilave edilir. Böylece total kan CO2 içeriği artar. Bu koşullarda serebral kan
akımının oksijen tüketiminden ziyade CO2 basıncı ve ortalama arter basıncına
bağlı olduğu bildirilmiştir
Hipotermi sırasında gaz basınçlarında temperatüre göre düzeltme yapılmaması
yöntemi ( stat) giderek daha sık kullanılmaktadır. Bu yaklaşımın temeli, hipotermi
durumunda da normal protein fonksiyonunun, normal intrasellüler elektronötraliteye
(protein yüklerinin dengesine) bağlı olduğudur. Fizyolojik pH'da, bu yükler başlıca
histidinin imidazol halkası üzerindedir. Ayrıca, temperatür azaldıkça Kw (suda
çözünme katsayısı) da azalmaktadır. Bu nedenle düşük temperatürlerde, aköz
solüsyonların elektro-nötralitesi, [H+]=[OH-] olduğunda daha
düşük [H+] ve daha yüksek bir pH'ya karşı gelir. Bu nedenle hipotermik
koşullarda “alkaloz” [OH-]>[H+] olmasını gerektirmez
sadece H+konsantrasyonunda azalmayı yansıtır. Hipotermik CPB'ta a stat
yönteminin kullanılması, kanın total CO2 iceriği ve elektronötralitesi
değişmediğinden, oksijenatöre CO2 ilavesi gerekliliğini ortadan kaldırır. pH stat
yönteminin aksine a stat yöntemi ile serebral kan akımı otoregülasyonunun ve
miyokardiyal korunmanın daha iyi olduğu gösterilmiştir. Teorik ve gözleme dayanan
farklılıklara rağmen iki yöntemin hastanın prognozunu farklı yönde etkilediklerine
dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır.
Anestezi
Hipoterminin kendisi genellikle anesteziktir, ancak CPB sırasında özellikle ısınma
döneminde, farkında olma komplikasyonu da sıktır. CPB sırasında anestezik ajan
verilmemesi, yüzeyel anesteziye ve sonuçta farkında olmaya yol açabilir. Hipertansiyon
sıklıkla gelişir ve kas gevşeticilerin etkisi geçmişse hasta kımıldayabilir. CBP
sırasında ilave kas gevşetici ve anestezikler gereklidir. Oksijenatöre düşük doz
bir volatil ajan (izofluran) ilave edilebilir. Ancak genellikle rezidüel miyokardiyal
etkisinden kaçınmak amacıyla bypass sonlandırılmadan önce inhalasyon anesteziği
uygulaması kesilir. Bu sırada ilave opioid dozları veya ufak dozda benzodiazepinler
daha çok tercih edilir. Pek çok klinisyen, yeniden ısınma başladığında bir
benzodiazepin (midazolam, 5-10 mg) uygular.
Serebral koruma
CPB'ı takiben nörolojik komplikasyonlar %40'lara ulaşabilir. Ancak pek çok olguda
geçici nöropsikiyatrik disfonksiyondan (hafif kognitif ve entellektüel
değişikliklerden deliryum ve organik beyin sendromlarına kadar) ibarettir. Stroke gibi
daha ciddi komplikasyonlar ise oldukça seyrek görülür. Nörolojik komplikasyonlara
eşlik eden faktörler arasında intrakardiyak (valvüler) girişimler, ileri yaş,
önceden mevcut serebrovasküler hastalıklar yer alır. Nörolojik defisitlerin pek
çoğunda embolik olaylar sorumlu iseler de serebral hipoperfüzyonun katkısı henüz
açık değildir. Tartışmalı olmakla beraber bypasstan önce veya bypass sırasında
profilaktik tiyopental infüzyonu uygulamasının intrakardiyak operasyonların neden
olduğu nörolojik defisitlerin ciddiyetini ve insidensini azalttığı gösterilmiştir.
Ancak böyle bir uygulama, CPB'ın sonlandırılma aşamasında inotropik destek
gereksinimini arttırabilir.
CPB'IN SONLANDIRILMASI
CPB'ın sonlandırılması için bazı işlemlerin yapılmış, bazı koşulların
yerine getirilmiş olması gerekir: (1) yeniden ısınma tamamlanmış olmalıdır, (2)
kalpten ve bypass greftlerinden hava çıkarılmış olmalıdır, (3) aortik kros klemp
kaldırılmış olmalıdır, (4) akciğerlerin ventilasyonu başlatılmış olmalıdır.
Cerrahın yeniden ısınmanın ne zaman başlatılacağına ilişkin kararı önemlidir;
buna geç karar vermesi durumunda yeniden ısınmanın tamamlanması uzayacak, erken karar
vermesi durumunda ise hipoteriminin protektif etkisi erken sonlanacaktır. Hızlı bir
yeniden ısınma; iyi perfüze olan organlar ile periferik vazokonstrikte organlar
arasında sıklıkla büyük temperatür gradyentine neden olur, bu da daha sonra
dengelenmeye bağlı olarak santral sıcaklığın yeniden düşmesi ile sonuçlanır. Bu
sırada bir vazodilatör ilacın (nitroprussid veya nitropliserin) kullanılması, yeniden
ısınmayı daha hızlı ve homojen yaparak büyük temperatür gradyentlerini azaltır.
Ayrıca, yeniden ısınmanın hızlı olması kan akımındaki gazların eriyirliğini
azaltacağından hava kabarcıklarının oluşmasına neden olabilecektir. Yeniden
ısınma döneminde kalpte fibrilasyon gelişirse, hemen defibrile edilmelidir.
Akciğerlerin inflasyonu, sol kalbe kan dönüşünü sağlayarak pulmoner damarlarda
sıkışan havanın da çıkarılmasını kolaylaştırır. Transözofageal
ekokardiyografi, intrakardiyak havanın tespitinde yararlı olur.Akciğerlerin yeniden
şişirilebilmesi, normal hava yolu basınçlarının üzerine çıkılmasını
gerektirir. Bu durum bazen internal mamariyan arter greftini rahatsız edebilir.
CPB'dan ayrılabilmek için genel kurallar şunlardır:
- Santral vücut sıcaklığı en azından 37oC olmalıdır.
- Stabil bir ritim (tercihen sinüs) oturmuş olmalıdır. Bazan AV pacing gerekli
olabilir. AV blok ısrar ediyorsa, serum K+ düzeyi ölçülmelidir. Hiperkalemi varsa;
kalsiyum, NaHCO3 veya glukoz-insülin ile tedavi edilmelidir.
- Kalp hızı yeterli olmalıdır (genellikle 80-100 vuru/dk.). Yavaş kalp hızı
genellikle hızlı olmasndan daha büyük bir problemdir ve pacing ile tedavi edilmelidir.
Bazı olgularda izoproterenol gerekli olabilir. Supra-ventriküler taşikardi ise
genellikle kardiyoversiyon gerektirir.
- Laboratuar değerleri kabul edilebilir sınırlar içinde olmalıdır. Anlamlı asidoz
ve hiperkalemi tedavi edilmeli; Hct, %22-25 arasında olmalıdır.
- % 100 oksijen ile yeterli ventilasyon başlatılmış olmalıdır.
- Tüm monitörler yeniden kalibre edilmiş olmalıdır.
CPB'dan ayrılma
CPB'ın sonlandırılması; sistemik arter basıncı, ventrikül doluş volümleri ve
basınçları ve CO değerlendirilerek yavaş yavaş yapılmalıdır. Santral aortik
basınç sıklıkla ölçülür ve radyal arter basıncı ile korele olup olmadığı
kontrol edilir. Ventriküler volüm ve kontraktilite gözle değerlendirilirken doluş
basınçları; santral venöz, pulmoner arter ve sol atrium kateterleri ile doğrudan
ölçülebilir. CO, termodilüsyon ile ölçülür.TEE de odacıkların volümleri,
kontraktiliteleri ve valvüler fonksiyon hakkında değerli bilgiler verir.
Ayrılma: Önce vena kava etrafındaki teyp kaldırılır ve daha sonra venöz
dönüş hattı yavaş yavaş klempe edilir. Çalışan kalp dolmaya başladıkça
ventriküler ejeksiyon da başlar. Arteryel basınç yükseldikçe de pompa akımı yavaş
yavaş azaltılır. Venöz hat tamamen oklüde edildiğinde ve arteryel basıncın yeterli
olduğuna karar verildiğinde (>80-90 mmHg) pompa akımı durdurulur ve hasta
değerlendirilir. Bu sırada hastalar, dört gruptan birisi içinde yer alır (Tablo-2).
Ventrikül fonksiyonu iyi olan olgular, genellikle iyi bir kan basıncı ve kardiyak
output oluştururlar ve CPB'dan hemen ayrılabilirler. Hiperdinamik hastalar da CPB'dan
hızla ayrılabilir, bu hastalar CPB'dan çıkışta düşük bir SVR, iyi bir
kontraktilite ve doluş basınçlarına ve düşük bir kan basıncına sahiptirler.
Tanı, CO ölçümü ile konulabilir.
Hipovolemik olgular, ventrikül fonksiyonu normal olan olgular ile bir miktar bozulmuş
olan olgulardan oluşur. Miyokardiyal fonksiyonu iyi korunmuş olgular, aort kanülünden
verilen 100 ml bolus pompa kanına iyi yanıt verirler. Her bolus ile kan basıncı ve CO
yükselir ve giderek daha stabil hale gelir. Bu hastaların çoğu, LV dalış basıncı
10-15 mmHg'nın altında iken iyi bir kan basıncı ve CO değerini koruyabilirler. Volüm
infüzyonu ile kan basıncı veya CO değerleri yükselmeyip doluş basınçları 10-15
mmHg'yı asmakta olan olgularda, ventrikül fonksiyonundan bozulmadan
kuşkulanılmalıdır.
CPB'dan çıkışta tembel, zayıf kontraksiyon gözlenen kalp giderek distandü olmaya
başlar (pompa yetersizliği). Bu olgularda, CPB'a yeniden girilirken inotrop destek
başlatılır. SVR yüksek ise, nitroprusid ile afterloadun azaltılmasına
çalışılır. Hasta; atlanmış bir iskemi (greftin kink yapması, koroner vazospazm),
valvüler disfonksiyon, şant veya RV yetersizliği yönünden yeniden
değerlendirilmelidir. Tanıda TEE yardımcı olabilir. Eğer inotroplar ve afterload
azaltılması yetersiz kalırsa , intra aortik balon kontrpulsasyon (IABCP) başlatılır
ve yeniden CPB'dan ayrılma (weaning) denenir. IABCP'un etkinliği, önemli ölçüde
balonun inflasyon ve deflasyonun zamanlamasının uygun olup olmamasına bağlıdır.
Afterloadu azaltmak için LV ejeksiyonundan hemen önce maksimum balon deflasyonu
sağlanmalıdır.
Tablo-2.: CPB sonrası hemodinamik alt gruplar
| |
- Grup I
- (Normal)
|
- Grup II
- (Hipovolemi)
|
- Grup III
- (Pompa yetersizliği)
|
- Grup IV
- (Hiperdinamik)
|
- Doluş basınçları
|
- Düşük
|
- Düşük
|
- Normal, yüksek
|
- Düşük
|
- Kan basıncı
|
- Normal
|
- Düşük
|
- Düşük, normal
|
- Düşük
|
- Kardiyak output......
|
- Normal
|
- Düşük
|
- Düşük
|
- Yüksek
|
- SVR
|
- Normal
|
- Yüksek
|
- Yüksek
|
- Düşük
|
- Tedavi
|
- Yok................
|
- Volüm........................
|
- İnotrop, niprus, IABP...
|
- Vazokonstriktör ?
|
İnotroplar, miyokardın oksijen gereksinimini arttırdığından bypasstan çıkışta
rutin olarak kullanılmamalıdır. Kalsiyumun da rutin kullanımı, benzer şekilde
iskemik zararlanmaya ve koroner spazma (özellikle operasyon öncesinde kalsiyum kanal
blokeri alan olgularda) neden olabilir. Sık kullanılan inotroplar ve vazopressörler
Tablo-3'de verilmiştir. Dopamin ve dobutamin bunlar arasında en sık kullanılanlardır.
Dobutamin, dopamin'in aksine doluş basınçlarını arttırmaz ve daha az taşikardi
oluşturur. Öte yandan, sadece dopamin (düşük dozlarda) renal kan akımını
düzeltir. Amrinon, selektif bir fosfodiesteraz tip III inhibitörü olup anlamlı
arteryel ve venodilatör özellikleri olan kuvvetli bir inotroptur. Diğer inotropların
aksine miyokardın oksijen gereksinimini arttırmadığı kabul edilir, çünkü kalp
hızını doğrudan arttırmaz, LV afterloadunu azaltır. Amrinon ve katekolamin
kombinasyonu, sinerjistik inotrop etki gösterir. Klinik olarak epinefrin de potent
inotroptur ve diğerleri yetersiz kaldığında sıklıkla etkili olur, düşük dozlarda
agonist etkisi barizdir.
BYPASS SONRASI DÖNEM
Bypass sonrası dönemde, kanama kontrolü yapılır, antikoagülasyon sonlandırılır
ve göğüs kapatılır. Kanamanın, özellikle kalbin posterior yüzünden gelen
kanamanın kontrolü kalbin kaldırılmasını gerektiğinden ciddi hipotansiyon nedeni
olabilir. Operatör, hipotansiyonun ciddiyeti ve süresi hakkında yapılmalıdır. Önce
atriyal kanüller çıkarılır, aortik kanül ise pompada kalan kanın hızla verilmesine
olanak sağlamak için bir süre daha yerinde bırakılır. Pek çok olguda bypassın
sonlandırılmasının ardından ilave kan replasmanı gerekli olur. Kan kolloid ve
kristaloid uygulaması, dalış basınçları ve bypass sonrası Hct değerlerine göre
yönlendirilir. % 27-30 civarında bir Hct'e ulaşılması uygun olur. CPB rezervuarında
kalan kan, aortik kanül (eğer hala yerinde ise), bir sell-saver cihazı veya intravenöz
olarak hastaya verilebilir. Sık ventriküler ektopiler, lidokain veya prokainamid ile
tedavi edilmelidir. Bu sırada görülecek ventriküler fibrilasyona dönüşebilir.
Tablo-3. Vazopressör ve inotropik ajanlar
| . |
. |
. |
- Direkt adrenerjik
|
- agonist
|
- İndirekt
- adrenerjik
- agonist
|
- PDE inh.
|
- AJAN
|
BOLUS
|
İNFÜZYON
|
- Alfa
|
Beta |
. |
. |
- Epinefrin
|
2-10 µg
|
1-2 µg/dk
2-10 µg/dk
>10 µg/dk
|
- ++
- +++
- ++++
|
- ++++
- ++++
- +++
|
. |
. |
- Norepinefrin
|
|
2-16 µg/dk
|
- ++++
|
- +++
|
. |
. |
- İzoproterenol
|
1-4 µg
|
1-5 µg/dk
|
|
- ++++
|
. |
. |
- Dopamin
|
. |
.2-10 µg/dk
10-20 µg/kg/dk
>20 µg/kg/dk
|
- +
- ++
- +++
|
- ++
- +++
- ++
|
- +++
|
. |
- Dobutamin
|
. |
2-20 µg/kg/dk
|
- +
|
- ++++
|
. |
. |
- Efedrin
|
5-25 mg
|
. |
- +
|
- ++
|
- +
|
.. |
- Meteraminol
|
100 µg
|
40-400 µg/dk
|
- +++
|
- ++
|
- +
|
.. |
- Fenilefrin
|
50-200 µg
|
10-50 µg/dk
|
- ++++
|
. |
. |
. |
- Metoksamin
|
2-10 mg
|
. |
- ++++
|
. |
. |
. |
- Amrinon
|
0,5-1.5 µg/kg
|
5-10 µg/kg/dk
|
.. |
. |
. |
- +
|
- Milrinon
|
50 mg/kg
|
0,375-0,75 µg/kg/dk
|
. |
. |
. |
- ++
|
ANTİKOAGÜLASYON REZERVİ
Hemostazın yeterli olduğuna karar verildiğinde hasta da stabil ise, protamin ile
heparinin etkisi geri döndürülür. Genellikle her 100 ü heparin için 1-1.3 mg
protamin uygulanır. Protaminin yeterliliği, ACT tayini ile kontrol edilmelidir. 50 100
mg ilave protamin bazan gerekebilir.
Aşırı dozda verildiğinde protamin'in kendisinin de antikoagülan özelliği
(heparinin 1/100'ü kadar) vardır. Protamin uygulaması, allerjik veya idiyosenkrazik
reaksiyonlara bağlı gibi görülen çeşitli hemodinamik problemlere neden olabilir.
Yavaş uygulandığında genellikle bu etkiler minimal iken bazan akut sistemik
vazodilatasyona bağlı hipotansiyon ve anlamlı pulmoner hipertansiyon oluşabilir.
Protamin içeren insülin kullanan diyabetiklerde protamin uygulaması ile allerjik
reaksiyonların oluşma riski artar.
Israrlı kanama
Bypassı takiben ısrar eden kanamalar genellikle uzun sürmüş (> 2 saat)
bypasstan sonra görülür ve multifaktöryeldir. Kanayan sahaların yetersiz cerrahi
kontrolü, heparinin yetersiz antagonizması, reheparinizasyon, trombositopeni, platelet
disfonksiyonu, atlanmış preoperatif hemostatik defektler, ya da yeni oluşan defektler
sorumlu olabilir. Protamin uygulamasından sonra ACT, kontrol değerine dönmeli,
gerekiyorsa ilave protamin yapılmalıdır. Heparin etkisi yeterli olarak geri
döndürüldükten sonra bile reheparinizasyon (heparin rebound) gelişebilir. Bu durum,
heparinin protaminden ayrılıp yeniden periferik kompartmana ya da periferde bağlı
bulunan heparinin santral kompartmana dönüşü ile oluşabilir. Yeterli cerrahi
hemostaza ve normal bir ACT değerine rağmen sızıntılar devam ediyorsa, trombositopeni
veya trombosit fonksiyon bozukluğu düşünülmelidir. Her ikisi de CPB'ın bir
komplikasyonudur. Trombosit sayısını, 40.000, 60.000 /µL üzerine çıkarmak amacıyla
trombosit infüzyonu gerekli olabilir. Kalitatif trombosit defektlerini düzeltmek
amacıyla desmopressin (DDAVP) kullanılabilirse de etkinliğine ilişkin araştırmalar
henüz yeterli sayıda değildir. Nadiren dissemine intravasküler koagülopati ve
fibrinoliz ile karşılaşılabilir. Tanı; fibrinojen, PT ve PTT seviyesinin tayini ile
konulur. Bu olgularda, taze donmuş plazma veya kriyopresipitat kullanılabilir.
Aminokaproik asit, aprotinin veya traneksamik asit de bazı olgularda elektif olabilir.
Anestezi
Sürekli intravenöz infüzyon teknikleri kullanılmıyorsa, CPB'tan sonra ilave
anestezik ajan kullanımını gerekli olur. Ajan seçimini hastanın hemodinamik durumu
belirler. Anestezik olgulara ufak doz opioid verilmesi uygun iken, hiperdinamik olgular
bir volatil ajanın anestezik dozlarını tolere edebilirler. Opioidlere veya volatil
ajanlara yanıt vermeyen hipertansiyon, nitroprussid ile tedavi edilmelidir. CPB'ı
takiben bir volatil ajan kullanılsa bile, yoğun bakıma nakil sırasında bir opioid
sıklıkla gerekli olacaktır.
Transport
Hastanın operasyon odasından yoğun bakıma transferi tehlikeli bir işlem olup tam
bir monitörizasyonun yapılamadığı, ilaç infüzyonlarının kesilebileceği veya
aşırıya kaçabileceği, hemodinamik dengenin bozulabileceği bir dönem-dir.
Operasyonun sonlanmasından önce portabl monitörler, infüzyon pompaları, doku oksijen
silindirleri ventilasyon için bir ambu hazır edilmelidir. Transport sırasında gerekli
olan minimum monitörizasyon; EKG, arteryel kan basıncı ve bir özofageal stetoskoptan
ibarettir.
Bir basınç kanalı da olan portabl pulse oksimetrenin olması da arzu edilir. Bir
endotrakeal tüp, laringoskop, süksinilkolin ve acil ilaçlar da hazır
bulundurmalıdır. Yoğun bakıma varıldığında, hasta ventilatöre bağlanmalı,
solunum sesleri kontrol edilmeli, monitör ve infüzyonların düzenli bir şekilde
transfer edilmesine dikkat edilmelidir. Yoğun bakım stafına cerrahi işlem,
intraoperatif problemler, kullanılmakta olan ilaç tedavisi ve bek-lenebilecek
güçlükler hakkında bilgi verilmelidir.
POSTOPERATİF DÖNEM
Hastaya, cerrahinin tipine ve kliniğin tercihine bağlı olarak postoperatif dönemde
2-24 saat süreyle mekanik ventilasyon uygulanır. İlk bir kaç saat süreyle dikkat,
hemodinamik stabilite ve postoperatif kanamanın monitörizasyonuna sarfedilmelidir. Bir
hemostatik defekt olmadıkça, ilk 2 saatte 250-300 ml/saati aşan drenaj olması
(göğüs tüpünden) sıklıkla cerrahi reeksplorasyon gerektirir. 100 ml/saati aşan
drenajlara da özel bir dikkat sarfedilmesi gerekir. Yeterli drenaj uygulanamamış
kanama, kardiyak tamponada neden olabileceğinden acilen göğsünün açılmasını
gerektirir.
Hipertansiyon, sık görülen bir postoperatif problemdir ve kanamayı ya da
miyokardiyal iskemiyi arttırmaması için acilen tedavi edilmelidir. Bu amaçla
kullanılabilecek en iyi ajan nitro-gliserindir. Daha uzun etkili ilaçlar veya beta
adrenerjik blokerler, ventrikül fonksiyonu iyi olan olgularda daha uygun olabilir. Sıvı
replasmanı, doluş basınçlarına göre yönlendirilmelidir. Pek çok hastada operasyonu
takibeden saatlerde volüm gereksinimi devam eder. İntraoperatif diüretiklere bağlı
olarak hipokalemi sıklıkla gelişir ve potasyum replasmanı gerektirir.
Ekstübasyon ancak hasta hemodinamik olarak stabil olduğunda, minimal ilaç infüzyonu
alıyorsa ve kas gevşeticilerin etkisi yıkılmışsa düşü-nülmelidir. Obez ve
yaşlı olgularda ve pulmoner hastalığı olanlarda daha büyük bir dikkat gerekli olur.
Torasik girişimler, sıklıkla fonksiyonel residüel kapasiteyi ve diyafram fonksiyonunu
azal-tır. Pek çok olgu, ertesi günün sabahı ekstübe edilir.
KAYNAK
Morgan GE, Mikhail MS: Clinical Anesthesiology 2nd edition, Prentice-Hall International
Inc., Appleton & Lange 1996.
PEDİATRİK KARDİYAK ANESTEZİ
Konjenital kalp hastalığı olan çocuğun anestezik değerlendirmesi altta yatan
kardiak defektin patofizyolojisini anlamayı ve çeşitli anestezik ajanların myokardial
fonksiyon, pulmoner ve sistemik sirkülasyon ile sempatik sinir sistem aktivitesini nasıl
etkilediklerini anlamayı gerektirir. Kalp hastalığı olan çocuğun normal kan
akımını değiştiren yapısal bir defekti vardır. Siyanotik kalp hastalığı
bulunanlarda kanın intrakardiak sağdan sola şantına bağlı olarak kronik sistemik
hipoksi mevcuttur. Sağdan sola şantın sebebi pulmoner kan akımındaki tıkanıklığa,
ortak karışan bir kavite varlığına veya büyük damarların transpozisyonuna bağlı
olabilir. Ana semptomları konjestif kalp yetmezliği olan çocukta akımdaki
obstrüksiyona bağlı olarak basınç yükü veya kanın soldan sağa şantına bağlı
olarak volüm yükü mevcuttur. Birden fazla defekti mevcut olan çocukta konjestif
yetmezlikle bağlantılı olarak siyanoz görülebilir.
Bu konuyu ele alırken pediatrik kalp hastalıkları birkaç kategoriye ayrılabilir. 1.
Sol veya sağ ventrikül üzerinde basınç yükü oluşturanlar. 2. Ventrikül
veya atriumlar üzerinde volüm yükü oluşturanlar. 3. Pulmoner kan akımındaki
obstrüksiyona bağlı olarak hipoksemi oluşturanlar. 4. Ortak karışım
kavitesine bağlı olarak hipoksemi oluşturanlar. 5. Sistemik ve pulmoner
dolaşımların ayrılmasına bağlı olarak hipoksemi oluşturanlar.
Tablo 1. Konjenital kalp hastalıklarının
sınıflandırılması
- 1. Sağ veya sol ventrikül üzerinde basınç yükü oluşturanlar:
- Aort stenozu
- Pulmoner stenoz
- Aort koarktasyonu
- Hipoplastik sol kalp sendromu
|
2. Volüm yükü oluşturan lezyonlar:
VSD
PDA
Endokardial yastık defektleri
ASD |
3. Pulmoner kan akımının obstrüksiyona bağlı hipoksemi:
Fallot tetralojisi
Pulmoner atrezi
Trikuspid atrezisi |
4. Ortak karışım kavitesine bağlı hipoksemi:
Pulmoner venöz dönüşün total anomalisi
Trunkus arteriosus
Çift çıkışlı sağ ventrikül
Tek ventrikül |
5. Sistemik ve pulmoner dolaşımların ayrılmasına bağlı olarak hipoksemi
oluşturanlar:
Büyük damarların transpozisyonu |
Tablo 2. Kalp hastalığı olan 2251 infant arasında görülen
major kardiak lezyonların sıklığı
| Tanı |
Sıklık (%) |
- VSD
|
- 16.6
|
- Büyük damarların transpozisyonu
|
- 10.5
|
- Fallot tetralojisi
|
- 9.4
|
- Aort koarktasyonu
|
- 8.0
|
- Hipoplastik sol ventrikül
|
- 7.9
|
- PDA
|
- 6.5
|
- Endokardial yastık defekti
|
- 5.3
|
- Pulmoner stenoz
|
- 3.5
|
- Pulmoner atrezi
|
- 3.3
|
- ASD
|
- 3.1
|
- Pulmoner venöz dönüşün total anomalisi
|
- 2.8
|
- Trikuspid atrezisi
|
- 2.7
|
- Tek ventrikül
|
- 2.6
|
- Aort stenozu
|
- 2.0
|
- Çift çıkışlı sağ ventrikül
|
- 1.6
|
- Trunkus arteriosus
|
- 1.5
|
1. Basınç yükü oluşturan lezyonlar
A) Aort koarktasyonu
Anatomi: Aortun daralması 2 lokalizasyonda olur. Juksta duktal koarktasyon,
duktus arteriosusun girdiği alanda lokalize bir daralma oluşturur ve nadiren diğer
kardiak defektlerle birliktedir. Koarktasyonun oluştuğu ikinci alan, aortik isthmus
bölgesidir (Sol subklavyen arterin orijini ve duktus arteriosus arasındaki alan).
Lezyonun en ileri formu, aortik atrezi veya aortun gerçek sonlanmasıdır; sol koroner
arter ve duktus arteriosus arasındaki alanda meydana gelir. Bu tür lezyonlar sıklıkla
diğer major kardiak lezyonlarla birliktedir.
Patofizyolojisi: Jukstaduktal koarktasyonun sirkülasyon üzerine etkisi
obstrüksiyonun ciddiyetine bağlıdır. In utero, kan akımı için kollateral yollar
gelişmemiştir. Çünkü descending aortaya akım duktus arteriosus aracılığıyla olur
ve bu da koarktasyondan etkilenmez. Doğumdan sonra, duktus kapanınca, descending aortaya
akım tıkalı olan segment üzerinden olmak zorunda kalır. Eğer obstrüksiyon ciddi ise
sol ventikül yetmezliği oluşur. Neonatal ventrikülünün kompliansı iyi değildir ve
bu basınç yüküne dayanamaz. Eğer obstrüksiyon hafif ise veya yavaş yavaş
gelişmemişse descending aortaya kollateral dolaşım gelişebilir. Daha büyük bir
çocukta koarktasyon mevcuttur. Yenidoğandakinin tersine sol ventrikül hipertrofisi
oluşmuştur. Eğer sol ventrikül yetmezliği hayatın ilk 3-6 ayı içinde gelişmezse,
çocuk büyüdüğünde de görülmesi pek olası değildir. Aortik istmus daralması veya
aortik kesilme sıklıkla VSD ile birliktedir. Descending aortanın akımı duktus
arteriosus aracılığıyla pulmoner arterden gelir. Bu grup lezyonlar genellikle ciddi
aortik obstrüksiyon ile birliktedir. Duktusun kapanması asidoz, olguri veya anuri ve
ciddi ventriküler fonksiyon bozulmasına neden olur.
B) Pulmoner Stenoz Anatomi
Pulmoner stenozun sirkulatuar etkisi, stenozun ciddiyetine ve birlikte olan ya da
olmayan kardiak lezyonlara bağlıdır. Burada izole pulmoner stenozdan bahsedilecektir.
Patofizyolojisi
a) Ciddi stenozu olan yenidoğanda pulmoner kan akımı aortadan duktus arteriosus
aracılığıyla pulmoner artere olur. Eğer duktal daralma veya kapanma olursa hipoksemi
gelişir. Aynı zamanda sağ ventriküler yetmezlik ve trikuspid regurjitasyonu meydana
gelir. Daha hafif stenozlarda duktus kapansa bile pulmoner kan akımı sağlanır. Sağ
yetmezlik doğumdan sonra ilk bir kaç ay içinde gelişebilir.
b) Ciddi stenozda sağ ventrikül duvarı kalınlaşır ve sağ ventrikül kavitesi
küçülür. Hafif pulmoner stenoz ve küçük basınç gradienti varlığında (pulmoner
valvda) sadece çok hafif sağ ventrikül hipertrofisi gelişir.
c) Eğer sağ ventrikül basıncı yüksek devam eder sağ atrial basınç da
yükselir. Bu durum patent foramen ovale’den sağdan sola şanta neden olur.
d) Normal olarak, artmış kan akımı için ihtiyaçlar primer olarak kalp atım
hızını ve stroke volümü arttırarak karşılanır. Pulmoner stenozda stroke volüm
sabittir. Kavite hipertrofik sağ ventrikül tarafından küçültülmüştür. Buna ek
olarak stenotik kapaktan geçen akım kapaktaki basınç farkının kare kökü ile
orantılı olduğu için, taşikardi her atımdaki sistol süresini kısaltarak sağ
ventrikül sistolik basıncında artmaya neden olur. Bu durum sağ ventrikül koroner
akımını azaltabilir. İzole ciddi pulmoner stenoz için cerrahi prosedür ilk olarak
sistemik-pulmoner arter santının kurulmasına yöneliktir. Daha hafif olanlardan ise
valvülotomi yapılabilir. Balon anjioplasti de bazı merkezlerde pulmoner kapak için
uygulanmaktadır.
C) Aort Stenozu
Anatomi: Aort stenozunda 3 tip lezyon mevcuttur. Valvüler, supra valvüler ve
sub valvüler stenoz. En sık görülen valvüler stenozdur. Kapak sıklıkla bikuspidtir.
Patofizyolojisi: Ciddi valvüler stenoz yenidoğan döneminde görülür. Sol
ventrikül duvarı kalınlaşmış, sol ventriküler kavite de küçülmüştür.
Daralmış kapaktan sınırlı bir akım olduğunda sistemik kan akımı duktus arteriosus
yoluyla olacak sağdan sola akıma bağlıdır. Duktus kapanınca sistemik akım ciddi
şekilde engellenir. Daha hafif derecelerdeki valvüler stenozlarda eğer hayatın ilk 6
ayında kalp yetmezliği oluşmazsa, çocuk 6 yaşına gelinceye kadar semptomlar
görülmez. Aortik stenozlu daha büyük çocuklarda, egzersiz intoleransı ve senkop
görülebilir. Angina da görülebiecek başka bir semptomdur. Pulmoner kapak
lezyonlarındaki akım-basınç ilişkisi aortik kapak için de geçerlidir. Taşikardi
iyi tolere edilemez. · Balon anjioplasti bazı aortik stenoz vakalarında cerrahiye bir
alternatif olabilmektedir.
D) Hipoplastik Sol Kalp Sendromu
Anatomi: Bu sendrom sol kalbin obstrüktif lezyonlarının en geniş formunu
oluşturur. Komponentleri aortik atrezi, sol ventriküler ve mitral valv hipoplazisidir.
In utero olarak aortik valvden kan akımı olmayacağından ascendan aorta da
hipoplastikdir. Sistemik kan akımı duktus arteriosus aracılığıyla olur.
Patofizyoloji: Doğumu takiben duktus kapanmaya başlar, buna
bağlı olarak sistemik kan akımı önemli ölçüde azalır veya tamamen kesilir.
Sistemik hipoperfüzyon ciddi asidoza neden olur.Duktusun yeniden açılması ve
açıklığını koruması için PGE, kullanılır. PGE, doğumdan sonra yaklaşık 65
gün duktusun açık kalmasını veya doğumdan 10-14 gün sonra fonksiyonel olarak
kapanmış duktusun tekrar açılmasını sağlar. Pulmoner flow’un obstrüksiyonuna
sekonder zayıf pulmoner perfüzyonu olan hipoksemik yeni doğanlarda arteriyel
oksijenasyonu düzeltir. Refrakter sağ kalp yetmezliği ve pulmoner H.T.’da pulmoner
vazodilatör olarak yararlı bir ajandır. Tedavi: 2 cerrahi yaklaşım
mümkündür. 1. Pulmoner arterden yeni bir aorta oluşturulur. Pulmoner kan akımı yeni
aorta ve distal pulmoner arteri bağlayan bir şanttan sağlanır. (Norwood prosedürü)
Daha ileri bir tarihte sağ atrium ve pulmoner arter arasında bir devre oluşturularak
pulmoner ve sistemik dolaşımlar birbirinden ayrılırlar. (Fontan prosedürü). 2.
Kardiak transplantasyon, çok az infantta uygulanmıştır.
Basınç yükü oluşturan lezyonlarda anestezi uygulaması
Sol veya sağ ventrikülünde basınç yükü olan herhangi yaştaki bir çocukta
stabil bir kalp hızı, yeterli doluş basıncı ve kontraktilitenin sağlanması
gerekmektedir. Çocuklarda ideal bir kalp hızı tespit etmek çok zordur. Çünkü hız
çocuğun yaşı ve mevcut lezyonuna göre değişmektedir.
Tablo 3. Çocuklarda normal kalp hızları
- Yaş
|
- Kalp Hızı
|
|
- Yaş
|
- Kalp Hızı
|
- Prematür
|
- 125 ± 50
|
- ............
|
- 2-4 yaş
|
105 ± 35
|
- Yenidoğan
|
- 140 ± 50
|
|
- 4-6 yaş
|
105 ± 35
|
- 1-6 ay
|
- 130 ± 45
|
|
- 6-8 yaş
|
95 ± 30
|
- 6-12 ay
|
- 115 ± 40
|
|
- 8-10 yaş
|
95 ± 30
|
- 1-2 yaş
|
- 110 ± 40
|
|
- 12-16 yaş
|
82 ± 25
|
Neonatallerin non-kompliant bir ventrikülleri vardır ve kalp hızındaki önemli
düşüşleri kompanse etmek için stroke volümü arttıramazlar. Bir neonatal’de
sağdan sola şant oluşturan obstrüktif lezyon varlığında kalp hızındaki
düşüşler tolere edilemez. Anestezi uygulaması sırasında myokardial kontraktiliteyi
azaltan ajanlardan (ör: Halotan) kaçınılmalıdır. Narkotik + kas gevşetici
kullanımına yönelik teknikler daha iyi tolere edilmektedir. Preload ve after
load’taki hızlı değişimlere de kolay uyum sağlanamadığından uygulanan ajanlar az
miktarda ve yavaş verilmelidir. Ciddi sola yönelik obstrüksiyonu ve hipoplastik sol
kalp sendromu olan hastalar operasyon odasına önemli derecede metabolik bozukluk ve
yetersiz sistemik dolaşım ile gelebilirler. Asidozu düzeltmek için HCO3 gerekebilir.
Pulmoner arterden sistemik dolaşıma kan akımını sağlayan duktal akımın koruna
bilmesi için PGE1, infuze edilebilir. Asidozun yetersiz sistemik perfüzyonun göstergesi
olduğu gibi yükselmiş bir PaO2 değeri de çok fazla olan pulmoner kan akımını
gösterir. Aort koarktasyonu olan büyük çocuklarda konjestif yetmezlik mevcut
değildir. Sol ventrikül sıklıkla hiperdinamiktir ve volatil anesteziklerle
oluşturulabilecek miyokardial depresyon seçilecek anestezi tekniğidir. Intraoperatif
olarak hipertansiyonunun tedavisi gerekirse propronolol veya diğer ß- blokör ajanları
kullanılabilir.
2. Volüm yükü oluşturan lezyonlar
A) Ventriküler Septal Defekt (VSD)
Anatomi: En sık görülen kongenital kardiak lezyonlardan biridir. Ventriküler
septumun bir veya daha fazla lokalizasyonda defekti mevcuttur.
Patofizyolojisi: Şant hesaplanması: şant’lar pulmoner sirkülasyona giren
kan volumünün, sistemik kan akımını oluşturan volum ile kıyaslanması, ile
hesaplanır. Bir VSD varlığında 4:1 şant’ın anlamı şudur. Sol ventrikül 4 volüm
kan pompalamaktadır. Bunlardan biri aortaya atılmakta, 3’ü ise ventriküler septumdan
geçip sağ ventrikül 1 volümü ile birleşip pulmoner kan akımını toplam 4 volüm
haline getirmektedir.
Şant oranları şu şekilde formüle edilebilir: QP / QS = [SatO2(Sa)-SatO2(MV)] /
[SatO2(Sa)-SatO2(Pa) ] Bu formülde QP = Pulmoner kan akımı; QS = Sistemik
kan akımı; SatO2(Sa) = Sistemik arteriel O2 sat. ; SatO2(Pa) = Pulmoner
arterdeki O2 satürasyonu; SatO2(MV) = Miks venöz O2 satürasyonu yerine
kullanılmıştır.
Doğumdan sonra düşük rezistanslı plasentaya olan kan akımı kalkınca SVR
yükselir. Bu oranda PaO2 de arttığı için pulmoner kan damarları genişler ve PVR
düşer: Eğer ventriküler septumda bir defekt mevcutsa kan akımının sol ventrikülden
sağa geçmesi muhtemeldir. Akımın derecesi defektin boyutuna, pulmoner ve sistemik
dolaşımların rezistansına bağlıdır. Büyük bir defekt varlığında; ki bu aortik
kapak alanına eşit bir ölçü olarak tanımlanabilir, sağ ve sol ventrikül
basınçları eşit olacak, sağ ventirülde volüm overload’u meydana gelecektir.
Neonatal dönemde PVR düşünce artan volümlerde kan defekten geçerek pulmoner
sirkulasyona girecektir. Bunun sonucunda hem sistemik hem de pulmoner sirkulasyona kan
pompalayan sol ventrikülde de volüm yükü meydana gelecektir. Volüm yükü arttıkça
sol ventrikül dilate olur. LVEDP ve bu da sol atrium ile pulmoner venöz sirkulasyona
yansır. Pulmoner ödem oluşabilir. Sistemik sirkulasyonda ciddi bir bozulma varsa
metabolik asidoz gelişebilir. Geniş bir soldan sağa şant (4:1’e eşit veya daha
fazla) varlığında genişlemiş pulmoner arteiollere bağlı olarak küçük havayolu
kompresyonu oluşabilir. Böylece geniş defekti olan çocuklar pulmoner ödem ve küçük
havayolu kompresyonuna bağlı olarak desature olabilir. Bu çocuklar sık sık pnömoni
epizodları geçirmeye elverişlidirler. Büyük oranda soldan sağa şantlarda pulmoner
sirkülasyon basıncı çok yüksek degere ulaşır. Düzeltilmeden bırakılırsa
pulmoner vasküler hastalık oluşur. Artmış pulmoner arter basıncı olan bir hasta ile
karşılaşıldığında önemli olan bu artışın normal PVR varlığında akım
artışına mı bağlı olduğu yoksa, artmış PVR’dan mı olduğunun ayırd
edilebilmesidir.
Tedavi: Medikal tedavinin (pressörler, diüretikler) yetersiz kaldığı
neonatalerde cerrahi girişim gerekir. Yüksek basınçta yüksek pulmoner kan akımı
mevcut olan vakalarda zaman geçirdikçe irreversibl pulmoner hipertansiyon ve Eizenmenger
Send. (Sağdan sola şant) oluşma riski artmaktadır. Yüksek basınçta soldan sağa
şantı olan çocuklarda 1-2 yaşında cerrahi korreksiyon yapılmalıdır.
B) Patent duktus arteriosus (PDA)
Anatomi: Duktus arteriosus, ana pulmoner arterin bifurkasyon noktası ile
descendan aorta arasında uzanan fetal bir bağlantıdır.
Patofizyolojisi: Normal koşullarda doğumu izleyen 4.aya kadar kapanması
gereken duktus arteriosus açık kalırsa sistemik ve pulmoner dolaşım arasında şant
oluşur. Akımın yönü ve derecesi aort basıncına ve her iki vasküler yatağın
resistansına bağlıdır. Soldan sağa şant büyükse sol ventikül yetmezliği
gelişebilir. Pulmoner ödeme bağlı olarak pulmoner fonksiyonlar ve azalmış sistemik
kan akıma bağlı olarak renal fonksiyonlar bozulur.
C) Endokardial Yastık Defektleri (Atrioventriküler Kanal Defektleri)
Anatomi: Endokardial yastık defektleri A-V kanalın yanlış gelişiminden
oluşur. Hem mitral hemde trikuspid kapak deforme, atrial ve ventriküler septumlar
yetersizdir. Dört kardiak odacık, birbiri ile bağlantı halindedir. Tek ve ortak bir AV
kapak mevcuttur. Daha çok Down sendromu olan çocuklarda görülür.
Patofizyolojisi: Şantın derecesi ve yönü sağ ve sol bölümlerdeki
basınçlar ile belirlenir. Hastalığın erken dönemlerde soldan sağa şant daha çok
görülür. Pulmoner vasküler rezistans artınca sağdan sola şant oluşur. Her iki
yönlü şant da mümkündür.
D) Atrial Septal Defekt (ASD)
Anatomi: En sık görülen konjenital defektlerden biridir. Lokalizasyonuna
göre 3 tipi vardır:
ASD sekundum: En çok görülendir. Midatrial septumda defekt vardır.
ASD primum: Atrial septumun inferior bölümünde defekt vardır. Sinus venosus
defektleride sağ atrium ile superior veya inferior vena kava’nın birleşim yerlerinde
lokalizedir.
Patofizyoloji: Atrial düzeyde soldan sağa şant oluşur. Akım sağ
ventriküle oradan da pulmoner sirkülasyona doğrudur. Sağ ventrikülde volüm yükü
oluşabilir fakat nadir olarak dekompanzasyon meydana gelir. Çünkü sağ ventrikül
düşük pulmoner rezistansa karşı çalışmaktadır. Pulmoner arter basınçları
düşük olduğu için kardiak yetmezlik ve pulmoner ödem nadirdir. Bu lezyonda dikkat
edilmesi gereken ana konu aritmilerin geç ortaya çıkışı, pulmoner vasküler
rezistansı da oluşabilecek bir yükselme ve eşlik edebilecek bir mitral valv prolapsusu
ve endokardittir.
Volüm yükü oluşturan lezyonlarda anestezi uygulaması
1. Hava kabarcıklarından kaçınılmalıdır. Sağ ve sol taraf arasında bağlantı
olduğu zaman sistemik sirkülasyondan hava embolisi ihtimali vardır ve bütün
girişimler bu olasılığı düşünerek yapılmalıdır.
2. Teorik olarak soldan sağa şant inhalasyon anesteziklerinin alveoler dengesini
hızlandırır. Bu genellikle daha kolay çözünen ajanlar için indüksiyonu
hızlandırır. Bunun tersi ise i.v. ajanlar için geçerlidir. Resirkülasyon indüksiyon
süresini uzatmaktadır. Klinik uygulamada az fark edilebilen bir etkidir.
3. Anestezik maddenin seçimi volüm yükünün ciddiyetine, kardiak dekompresyonun
derecesine ve çocuğun yaşına göre yapılır. Ciddi sol ventrikül yetmezliğin
varlığında kontraktilite korunmalı ve düzeltilmelidir. Ör.900 gr. ağırlığındaki
PDA’lı bir prematür bebek ciddi konjentif kalp yetmezliği de mevcut olacağından
potent inhalasyon ajanlarını tolere edemez. Ancak 2 yaşında yine bir PDA’lı
çocukta efektif onarım için halotan seçilecek ajandır. Ayrıca kardiak outputları
nabız hızına bağlı olan küçük çocuklar kronotropik etkileri olan gallamin veya
pankuronyumdan yarar görebilirler.
4. VSD gibi lezyonlarda ciddi sol ventriküler yetmezlik varsa küçük hava yolların
kapanmasına bağlı gelişen hipoksemiyi düzelmek için preoperatif mekanik ventilasyon
endikasyonu vardır.
3. Pulmoner kan akımının obstrüksiyonuna bağlı hipoksemi
A) Fallot Tetralojisi
Anatomi: Pulmoner stenoz, sağ ventrikül hipertrofisi, VSD ve aortanın dekstra
pozisyonundan oluşan bir lezyonlar grubudur. Patofizyolojisi: Sağ ventrikülden
VSD aracılığıyla aortaya olacak şantın derecesi pulmoner yoldaki obstrüksiyon
derecesine bağlıdır. Semptomatik neonatallerde obstrüksiyon sıklıkla pulmoner kapak
seviyesindedir. Daha büyük çocuklarda ise infundibuler obstrüksiyon daha sıktır.
Ciddi obstrüksiyon varlığında pulmoner kan akımı belirgin şekilde azalır, sağdan
sola şant çoktur ve bu da siyanoz ile sonuçlanır. Bunun aksine "pembe
tetraloji" diye adlandırılan vakalarda minimal sağ ventriküler flow
obstrüksiyonu vardır ve şant predominant olarak soldan sağadır. Siyanoz veya
desaturasyon intrakardiak sağdan sola şantın miktarı veya miks venöz O2 kontentinde
oluşabilecek değişiklikler ile artabilir. Bu değişiklikler aşağıdaki durumların
sonucunda oluşabilir: 1. Havayolu obstrüksiyou, asidoz veya ağlamaya bağlı olan
PVR’de artma. 2. Periferal vazodilatasyona bağlı olarak SVR’da düşme. 3.
Dehidratasyona bağlı olarak azalmış kan volümü ve yetersiz kardiak autput. 4.
İnfeksiyona bağlı O2 ihtiyacının artması. Infundubuler obstrüksiyon kontraktilite
ile değişir. Kontraktiliteyi azaltmak, pulmoner outflowu rahatlatmak ve sağdan-sola
şant azaltmak için propronolol veya başka bir ß-blokör ajan kullanabilir.
B) Pulmoner Atrezi ve Trikuspid Atrezisi
Anatomi: Sirkülasyon üzerindeki bağlantılı etkilerinden dolayı bu iki
lezyon birlikte ele alınırlar. Her ikisi de sistemik venöz kanın akciğerlere
ulaşması için gerekli normal yolakta kesilmeye neden olurlar. Intakt ventrikülün
mevcut olduğu pulmoner ve triuspid atrezili vakalarda sağ ventrikül hipoplastik
olabilir.
Patofizyolojisi: Pulmoner atrezide; vena kava’dan dönen kan sağ atriuma
girer. Eğer ventriküler septum intakt ise kan sağ atriumdan sol atriuma geçer daha
sonra ortak bir kavite meydana gelir. (common mixing chamber). Bu sistemik ve pulmoner
venöz karışım sol ventriküle oradanda aortaya atılır. Akciğerlere giden kan
tamamen duktus arteriosus aracılığıyla aortadan pulmoner artere atılandır. Sistemik
venöz ve pulmoner venöz kanın karışmasından dolayı vücuda atılan kan desaturedir.
Trikuspid atrezisinde ventriküler septum intakt ise kan akımı pulmoner atrezide olduğu
gibidir. Eğer VSD varsa kan pulmoner artere atılabilir. Bu durumda pulmoner kan akımı
VSD’nin boyutu ve pulmoner vasküler obstrüksiyonun derecesi ile orantılıdır.
Pulmoner kan akımı ne kadar çok olursa desaturasyonun derecesi, sol ventrikül
yüklenme ve yetmezlik olasılığı da o kadar az olur.
Tedavi: Pulmoner kan akımının duktus aracılğı ile yapıldığı bu tür vakalarda
PGE1 ile tedavi uygulanabilir. Cerrahi olarak ise akciğerlere kan akımı sağlayabilecek
şantlar oluşturulabilir. Bunun için kullanılan klasik prosedürler; Blalock-Taussiq
şantı (subklavien arter ve pulmoner arter arasında), Waterston şantı (ascending aorta
ve pulmoner arter arasında), Pott’s şantıdır (Descending aorta ve pulmoner arter
arasında). Blalock-Taussiq en çok kullanılandır.
Pulmoner kan akımının obstrüksiyonuna bağlı hipoksemi gelişen durumlarda
anestezi uygulaması
Primer hemodinamik amaç PVR’nın artmasını veya SVR’ın düşmesini önleyerek
pulmoner kan akımını korumaktır. Buna göre, havayolu obstrüksiyonu, asidoz,
dehidratasyon, hipovolemi ve yüksek havayolu basınçlarından kaçınılmalıdır.
Özellikle yükek alveoler konsantrasyonda inhalasyon anestezikleri sabit bir stroke
volümü olan infantta kontraktiliteyi bozup hipotansiyona neden oldukları için iyi
tolere edilmezler. Neonatallerde duktusun açık kalmasını sağlamak için bütün
girişimlere devam edilmelidir. Sağdan sola şantlar teorik olarak intravenöz ajanlarla
olan induksiyonun hızını arttırırlar. Fakat pulmoner kan akımı azaldığı için
inhalasyon ajanlarının akım ve eliminasyonu yavaşlamıştır. Soldan sağa şantı
olan çocuklarda bu etki klinik olarak çok belirgin olmayabilir.
4. Ortak karışım kavitesine bağlı hipoksemi
Anatomi
1. Pulmoner venöz dönüşün total anomalisi Bütün pulmoner venler kalbin
sağ tarafına direkt olarak veya superior vena kava, koroner sinüs ya da inferior vena
kava aracılığıyla dönerler. Kanın çoğu sağ ventriküle ve pulmoner artere gider;
patent foramen ovale veya ASD varlığında bir miktar sol atriuma da geçiş olur. Bazen
pulmoner venlerde obstrüksiyon oluşur ve pulmoner konjesyon meydana gelir. Bu
çocuklarda artmış pulmoner arter basıncına bağlı olarak sağ kalp yetmezliği ve
pulmoner ödem mevcuttur ve çocuklar siyanotiktir. Eğer pulmoner venlerde obstrüksiyon
yoksa uzun bir süre herhangi bir semptom görülmeyebilir.
2. Trunkus arteriosus: Bu durumda koroner arterler, pulmoner arterler ve aortik
arkın çıktığı ortak bir arterial gövde vardır. Trunkal kapağın genellikle 3 veya
4 tane ucu vardır. Bütün trunkus arteriosus vakaları VSD ile birliktedir. Pulmoner kan
akımı anatomik obstrüksiyonun ve PVR’nin derecesi ile orantılıdır.
3.Çift çıkışlı sağ ventrikül: Bu durumda her iki büyük damar sağ
ventrikülden çıkar. Sol ventrikül VSD aracılığıyla boşalır.
4.Tek ventrikül: Tek ventrikül kanı mitral ve trikuspid kapaklar veya ortak
AV kapak aracılığıyla alır.
Patofizyolojisi: Desatürasyon derecesi pulmoner kan akımının
sistemik kan akımına oranına bağlıdır, bu da her devredeki vasküler rezistans
tarafından belirlenir. Pulmoner kan akımı ne kadar fazla olursa sistemik arteriel kan
da o kadar az desature olur. Pulmoner sirkülasyon düşük basınçlı bir devre
olduğundan trunkus arteriosus veya çift çıkışlı sağ ventrikülde kolaylıkla
pulmoner kan akımında artış ve sol ventrikül overload’u oluşabilir.
Ortak karışım kavitesine bağlı hipoksemi olgularında anestezi uygulaması
Sağdan-sola şant olan vakalardaki yol izlenir. Ventriküler yetmezlik olacağından
anestezik madde seçiminde bu durum düşünülmelidir.
5. Sistemik ve pulmoner sirkülasyonların ayrılmasına bağlı
hipoksemi
A) Büyük damarların transpozisyonu
Anatomi: Büyük damarların transpozisyonu iki ayrı-dolaşım sistemi
oluşması ile sonuçlanır. Aort sağ ventrikülden, pulmoner arter sol ventrikülden
çıkar. Venöz bağlantılar intakttır.
Patofizyolojisi: Oksijene pulmoner venöz kan ancak eğer iki sirkülasyon
arasında bağlantı varsa (PDA, ASD, USD gibi) sistemik sirkülasyona ulaşabilir. Bu
durumda bile koroner arterler desatüre kan ile perfüze olurlar. Erken döneminde
konjestif kalp yetmezliği gelişebilir. Büyük damarlarında transpozisyon mevcut olan
bir çocuğun acil tedavisi atrial düzeyde bir ortak karışım kavitesi oluşturmayı
gerektirir. Bu kardiak kateterizasyon laboratuarında bir kateter ile atrial septumun
yırtılması ile yapılabilir. (Balon atrial septosomi, Rashkind prosedürü) Bu atrial
septumun daha geniş bir cerrahi eksizyonu şeklindede yapılabilir. (Blalock-Hanlon
prosedürü) Yenidoğanda basit transposizyon durumunda 3 yaklaşım bulunmaktadır. Bazı
merkezlerde komplet düzeltme yapılmaktadır. Aorta sol ventriküle, pulmomer arter sağ
ventriküle yerleştirilmektedir. Transpozisyon ile birlikte VSD mevcutsa sol ventriküler
afterload’u arttırmak için pulmoner arteri bağlamak gerekebilir. (Aorta ve pulmoner
arterin yer değiştireceği ikinci operasyondan önce, bu bir yönden sol ventrikülü
hazırlamaktadır.) Pulmoner stenoz ve transpozisyon birlikte ise sistemik pulmoner arter
şantına gereksinim vardır. (Blalock-Taussiq şant) Hem pulmoner stenoz hemde VSD
mevcutsa VSD bir patch ile kapatılır. Sol ventrikül flowu aortaya yönlendirilir; sağ
ventrikül ve pulmoner arteri bağlayacak bir kapak sistemi yerleştirilir.
Sistemik pulmoner sirkülasyonların ayrılmasına bağlı hipoksemi olgularında
anestezi uygulaması
Tedavi edilmemiş transpozisyonlu bir bebek komplet düzeltme için ameliyathaneye
geldiğinde ciddi hipoksemisi mevcuttur ve PaO2 yaklaşık 15-20 mmHg’dir. Derin
metabolik asidozu vardır. Preoperatif olarak bir atrial septostomi uygulanarak sistemik
ve pulmoner dolaşımlar arasında ortak bir bölme oluşturulabilir. Potent inhalasyon
ajanları iyi tolere edilemez. Narkotik veya ketamine ile birlikte kas gevşetici
kullanımı uygun seçimdir.
PREOPERATİF DEĞERLENDİRME
A) Öykü
1) Lezyonun ciddiyeti çocuğun gösterebildiği aktivitenin düzeyi ile tahmin
edilebilir. Yenidoğan ve infantta aktivite düzeyi en iyi beslenme yeteneği ile
değerlendirilir. Terleme, artan takipne, siyanoz, ajitasyon veya kolay yorulma ciddi
konjestif kalp yetmezliği ve/veya desaturasyonu gösterir. Daha büyük çocukta aktivite
düzeyi aynı yaştaki diğer çocuklarla kıyaslanarak saptanabilir.
2) Çocuğun kilosu standartlarla mukayese edilmelidir. Kilo alamama, büyüme
eğrisinde düzleşme ve yaşına göre 3.pesentilin altında bir ağırlık ciddi olarak
bozulmuş fonksiyonun göstergesidir.
3) Senkop epizodları kritik sol ventriküler obstrüksiyon için tanıtıcıdır.
4) Sol koroner arterleri pulmoner arterden çıkan infantlar beslenme sırasında çok
ajitedirler. Bu anjinanın infantil formudur. Aort stenozlu çocuklarda göğüs ağrısı
pek sık görülmez.
5) Olduğu yere çökme veya akut siyonatik epizod öyküsü çocuğun sınırda bir
pulmoner kan akımı olduğunu gösterir.
B) Kullanılan ilaçlar
Kullanılan ilaçların listesi ve doz şemaları toplanmalıdır. Digital ve
divretikler cerrahiden önce en son gece dozları verildikten sonra
sonlandırılmalıdır. Ancak digital aritmileri kontrol altına almak için veriliyorsa
devam edilebilir. Propranolol, fallot tetralojisindeki infundibuler spazm veya
taşiaritmilerin kontrolü için kullanılıyorsa operasyon saatine kadar verilmelidir.
Konjestif kalp yetmezliğinin tedavisi için kullanılan vazodilatatörler veya kalsiyum
kanal blokörleri de operasyon saatine kadar kesilmezler. Eğer çocuk i.v. PGE1 alıyorsa
buna operasyon odasında da devam edilmelidir.
C) Fizik muayene
1) Bütün çocuklara fizik muayene yapılmalıdır. Yenidoğan veya çok küçük
infantlar uyurken muayene edilebilirler. Dinlenme kalp hızı, solunum hızı ve kan
basıncı tespit edilir (Tablo 4).
Tablo-4. Çocuklarda normal kan basıncı değerleri
- Yaş
|
- Kan basıncı (mm/Hg)
|
|
- Yaş
|
- Kan basıncı (mm/Hg)
|
- Prematür
|
- 70/50
|
- ............
|
- 2-4 yaş
|
- 100/60
|
- Yenidoğan
|
- 80/46
|
|
- 4-6 yaş
|
- 100/60
|
- 1-6 ay
|
- 96/65
|
|
- 6-8 yaş
|
- 105/60
|
- 6-12 ay
|
- 99/65
|
|
- 8-10 yaş
|
- 110/60
|
- 1-2 yaş
|
- 100/60
|
|
- 12-16 yaş
|
- 20/65
|
Tablo-5. Çocuklarda normal solunum sayısı
- Yaş
|
- Solunum Sayısı
|
- Doğumda
|
- 40-60
|
- 1 yaş
|
- 30
|
- 2 yaş
|
- 26
|
- 4 yaş
|
- 22
|
- 8 yaş
|
- 20
|
- 10 yaş
|
- 20
|
2) Konjenital kalp hastalığı olan çocukların % 30’un da başka konjenital
defektler de vardır. Down sendromu+endokardial yastık defekti veya PDA+respiratuar
sistem sendromu, entorokolit, bozulmuş renal fonksiyon gibi,
D) Laboratuar çalışmaları
1) Operasyondan önce çocuğa şu tetkikler yapılmalıdır. Göğüs radyogramı,
anjiogram, ekokardiogram, elektrokardiogram, Hb, Hct, BUN, Na, K, Cl, HCO3
konsantrasyonları PT (protrombin zamanı), PTT (parsiyel tromboplastın zamanı) ve
platelet sayımı
2) Siyanoze bir çocukta progresif olarak artan bir hct değeri artan arteriel
desaturasyonun göstergesidir. Hct % 60 üzerine çıkarsa, artan viskozite kan akımını
engeller.
3) Yoğun diüretik kullanımı hipokalemiye neden olur.Ventriküler aritmiler
yönünden potasyumun kritik serum konsantrasyonu çocuklarda bilinmemektedir.
4) Pulmoner kan akımı çok artan çocuklarda oskültasyonda wheezing duyulabilir ve
x-ray’da rekurren pnömoniye ait bulgular saptanabilir.
E) Çocuk ve anne-baba ile konuşma
1) Premedikasyon, anestezi indüksiyonu, anestezik ajanların kullanımı, arteriyel ve
venöz kanüllerin koyulması, Postoperatif ventilasyon ihtimali aile ile ve mümkünse
çocuk ile tartışmalıdır. Vasküler kateterler genellikle çocuk anestezi aldıktan
sonra yerleştirildiği için en rahatsız edici zaman premedikasyon zamanıdır. Aile ve
çocuk operasyondan önce, operasyon süresince ve sonrasında herhangi bir rahatsızlık
duymayacağına inandırılmalıdır. Ameliyat sırasında uyanma korkusu da
rastlayabileceğimiz bir konudur. Bununla da yakından ilgilenilmelidir.
2) Çocuğun durumu ile ilgili riskler aileye mutlaka anlatılmalıdır.
F) Özel durumlar Üç durum özel uygulama gerektirir.
1) İkinci kez operasyona alınan çocuklar: Bu çocuklar sıklıkla daha çok korku
içindedir. Bazıları birçok kez hastanede yatmış ve uzun süre tedavi görmüştür.
Bu hastalara preop anksietelerini gidermek için ekstra zaman, dikkat ve güven vermek
gerekir.
2) Adolesanlar: Özel dikkat gerekir.
3) Kardiak transplantasyon uygulanacak hastalar. Anestezi tekniği diğer
operasyonlardakinden farklı değildir, ancak ailenin çok büyük endişesi vardır.
G) Preoperatif sıvılar ve ilaçlar: Tablo-6. Preop
sıvı orderi için rehber tablo (saat)
- Yaş
|
- Süt veya katı gıdalar
|
- Berrak Sıvılar
|
- Neonatal
|
- 4
|
- 2-3
|
- 1-5 ay
|
- 4
|
- 2-3
|
- 6-36 ay
|
- 6
|
- 2-3
|
- > 36 ay
|
- 8
|
- 3
|
2) 1980’li yılların başlarında premedikasyon için en çok i.m. yol
kullanılırdı. Bugün bunun yanısıra ilaçlar çocuklara oral, rectal veya bazı
durumlarda intranasal olarak verilmektedir. Premedikasyon için kullanılacak ilaç ve
veriliş yolu çocuğun yaşına ve genel durumuna göre değişir.
a) Klasik intramüsküler premedikasyon morfin, pentobarbital ve skopolamin
kombinasyonundan oluşur. Konjestif kalp yetmezliği orta- ile ciddi düzey oranında yer
alanlara morfin 0.1 mg/kg pentobarbital 1 mg/kg, skopolamin 0.01 mg/kg uygulanır.
Yetmezliği olmayan veya çok hafif düzeyde olan çocuklara pentobarbitalin dozu 2-4
mg/kg’a kadar çıkılabilir. 0.4 mg’dan daha fazla skopolamin vermeye gerek yoktur.
Bu premedikasyon kombinasyonu tahmin edilen operasyon zamanından 1.5 st. önce verilir.
Uygulanan bu premedikasyon ile uykuya dalmayan çocuklar N2O inhalasyonu ile kısa sürede
uyuyacaklardır.
b) Oral (ör: ketamin veya midazolam) veya rektal (metoheksital) premedikasyon
planlanan operasyon zamanından 15-20 dk önce uygulanmalıdır. Bu ilaçlar çocuğun
yakından takip edilebileceği bir yerde verilmelidir.
c) ASD veya PDA’sı olan asemptomatik çocuklarda premedikasyon ve indüksiyon diğer
elektif cerrahiye giren çocuklara uygulanandan farksızdır. Rektal metohexital veya anne
babalarının eşliğinde inhalasyon ile induksiyon bu çocuklar için uygundur.
d) Yaşları 6 ay-9 ay arasında olan ve ciddi olarak desature yaş da sınırda
ventriküler fonksiyona sahip küçük çocuklarda premedikasyon uygulanmaz.
ANESTEZİK AJANLARIN SEÇİMİ
Pediatrik kardiak anestezinin amacı cerrahi prosedür için anestezi sağlamanın
yanısıra, kardiovasküler stabiliteyi korumak ve sistemik. O2 transportunun devamını
ve daha iyi düzeye gelmesini saglamaktır. Anestezik ajanlar birbirlerinden bağımsız
olarak myokardial kontraktilite, SVR veya PVR ve O2 tüketimini etkilerler. Bir anestezik
ajanın periferal oksijenasyon üzerine olan net etkisi aşağıdaki faktörlerdeki
değişikliklere bağlıdır:
1) Pulmoner kapiller O2 kontenti (FiO2 ve Hb konsantrasyonuna bağlıdır.)
2) İntra pulmoner ve intrakardiak şant akımı (ventilasyon-perfüzyon dengesi A.C.
inflasyonu, PVR ve SVR’a bağlıdır) 1.
3) Kardiak output
4) O2 tüketimi:
Anestezik ajanın seçimi çocukdaki lezyon ve anesteziyolojisitin kişisel tercihine
bağlıdır.
A) İnhalasyon Ajanları
Halotan
a) Halotan çocuklarda ve adultlarda doza bağımlı olarak kardiak output ve kan
basıncında depresyona neden olur.Myokardial kontraktilite ve sol ventriküler stroke
work deprese olur. Normal bir kişide PVR minimal azalır. Halotan adrenerjik sinir
uçları ve adrenal medulladan katekolaminlerin salınımını azaltarak sempatik
aktiviteyi de azaltır. Hipotansiyon neonatal ve infantlarda halotan ile sık görülen
bir bulgudur. (Sistolik kan basıncında uyanık hallerine göre % 30’luk bir azalma
olur.)
b) Ciddi sol ventrikül yetmezliği ve siyanozu olan çocuklarda halotan dikkatli
kullanılmalıdır. Çünkü zaten deprese olan ventrikülü daha da kötü hale
getirebilir. Ayrıca sol ventrikülde geniş volüm yükü olan hastaların (ör. VSD)
ventrikül fonksiyonları endojen katekolaminlere bağlıdır. Halotanın sempatik
aktiviteyi baskılaması bu kompanzatuar mekanizmayı engelleyebilir.
c) Halotan ile birlikte epinefrin gibi eksojen katekolaminler de kullanılıyorsa
aritmi eşiği düşmektedir. Post by-bass dönemde epinefrin ihtiyacı varsa halotan
kullanılması patansiyel bir problemdir.
d) Halotan aort koaktasyonu veya PDA için torakotomi uygulanacak büyük çocuklarda
seçilecek ideal ajandır. Bu operasyonlar sırasında aorta’yı açığa çıkarmak
için akciğer çekilir ve oluşturulan intrapulmoner şantın kompanzasyonu için yüksek
konatrasyonda O2’e gereksinim vardır. Halotan kardiopulmoner by-pass sırasında kan
basıncını düşürmek için de kullanılabilir.
e) Eğer kardiopulmoner by-pass sırasında (ör.bir ASD onarımı için) halotan tek
anestezik ajan olarak kullanılıyorsa by-pass’ın sonunda bir kavşak ritimi
görülebilir. Sebebin halotandan mı, yoksa onarımın kendisinden mi kaynaklandığını
anlamak için halotan kesilir; izofloran veya kısa etkili bir i.v. ajan (propofol veya
tiopental sodyum) uygulanır.
f) Prepubertal dönemdeki çocuklarda halotan uygulanmasında hepatik disfonksiyon pek
nadirdir. Bu nedenle eğer gerekiyorsa kısa aralıklarda da uygulanabilir.
Enfluran
Adult kardiovasküler cerrahide sık kullanılmasına rağmen enfluran çocuklarda
yararlı bir ajan değildir. Enfluran aynı dozlarda halotanın yaptığı kadar myokard
depresyonu yapar. En büyük sakıncası hipokarbi varlığında derin anestezi altında
konvülsiyon oluşturabilmesidir. Sık rastlanmayan bu durum en çok sakınılması
gereken şeydir. Bu durumda enfluranın pediatrik kardiovasküler cerrahide qek avantajı
yok gibi durmaktadır.
İzofluran
Halotanda olduğu gibi kan basıncında düşmeye neden olur. Ancak myokardial
fonksiyon izofluran ile halotana göre daha iyi korunur. İzofluran ile kan basıncındaki
değişiklikler preload ve afterload’taki değişikliklere bağlıdır. İzofluran
adultlarda HR’ı arttırsa da çocuklarda bu görülmez, bazı çocuklarda HR düşer.
İnhalasyon ile indüksiyon sırasında izofluran ile laringospazm oluşabilir. Bu nedenle
izofluran kullanılacaksa induksiyon başka bir ajanla (ör: tiopental Na)
yapılmalıdır.
B) İntravenöz ve intramusküler anestezikler İntravenöz ve intramusküler
anestezikler yeterli kardiovasküler reservi olup tam kooperasyon sağlanamayan çocuklar
için inhalasyon tekniklerine alternatif olarak kullanılırlar. Ancak sağdan sola
şantı olduğu bilinen çocuklarda i.v. ajanların normal dozlarda bile pulmoner
sirkulasyona katılmayıp akciğerlerde uptake ve metabolize olamadıkları için çok
yüksek arteriel ve cerebral konsantrasyonlara ulaştıkları unutulmamalıdır. Ör:
R>L şantı olan köpeklerde yapılan bir çalışmada lidokainin 1mg/kg’lik
antiaritmik bolus dozu (i.v.) irreversibl myokardial toksisiteye neden olmuştur. Bu
nedenle R>L şantı olan hastalarda barbituratlar, ß-adrenerjik ve kalsiyum kanal
blokörleri arteriel dolaşımdaki bolus etkilerinden kaçınmak için yavaş ve dikkatli
yapılmalıdır.
Ketamin
İntravenöz yol problemi olduğunda i.m. olarak uygulanan ketamin konjenital kalp
hastalığı ve siyanozu olan çocuklarda iyi tolere edilir. Ayrıca iyi koopere olmayan
diğer hastalarda ve küçük çocuklarda 5-10 mg/kg i.m. uygulanan ketamin yararlı olur.
Ketaminin havayolu, ventilasyon ve sekresyonlar üzerine etkilerinden dolayı ketaminle
birlikte veya daha sonra mutlaka atropin yapılmalıdır. Ketamin düşük i.m. dozlarda
(1-3 mg/kg) premedikasyon ile iyi sedatize olamamış, anne-babalarından ayrılmak
istemeyen çocuklarda da yararlı bir sedasyon sağlar. Bu dozlarda fazla sekresyon,
havayolu problemi ve apne de oluşmaz. Ketamin uygulanan adultlarda PVR’da artış
kaydedilmişse de premedike edilmiş küçük çocuklarda ketaminin indüksiyon dozu (2
mg/kg i.v.) ile pulmoner arter basıncı ve PVR’da minimal artış olmaktadır. Havayolu
iyi korunmuş ve ventilasyonu desteklenmiş infantlarda ketamin ile pulmoner arter
basıncı ve PVR’da belirgin bir değişiklik olmamaktadır. Ketaminin i.v.
uygulanmasından sonra havayolu problemleri veya apneye bağlı olarak hipoventilasyon
oluşursa alveoler PO2 ve PCO2 ’deki değişikliklerden dolayı PVR artabilir; bu da
pulmoner hipertansiyon veya sınırlı pulmoner kan akımı olan hastalar için istenmeyen
bir olaydır. Konjenital kalp hastalığı olan küçük çocuklarda i.v. ketamin’den
sonra kardiak output, kalp hızı veya arteriel basınçta minimal değişiklikler
olmaktadır. Ketamin aynı zamanda kardiak kateterizasyon ve perkütan terapotik
uygulamalarda sedasyon ve anestezi için çok yararlıdır. Ketamin oral olarak da
kullanılabilir. (6 mg/kg/p.o) Sedatif etkisinin başlaması için yaklaşık 20 dk.
beklemek gerekmektedir.
Propofol
İntravenöz indüksiyon için kullanılabilecek bir ajandır. Tiopental veya ketamine
göre önemli bir avantajı yoktur.
Tiopental sodyum
Birçok pediatrik kardiak merkezde konjenital kalp hastalığı olan küçük
çocuklarda 1mg/kg tiopental indüksiyon dozu olarak i.v. uygulanmaktadır. Rektal olarak
uygulanan barbituratlar ör: metoheksital iyi koopere olmayan çocuklarda yararlı bir
indüksiyon tekniği olabilir. Ancak absorbsiyona değişkendir ve myokardial depresyon
yapabilir.
OPİOİDLER
Morfin
Morfin + N2O kombinasyonu konjestif kalp yetmezliği ve/veya siyanozu olan çocukta
myokardial kontraktiliteyi deprese etmeden çok iyi bir anestezi sağlar. Bu ajanların
kombinasyonu sempatik sinir sistemini de deprese etmez. Yalnız kullanıldığında morfin
venöz kapasiteyi artırır ve SVR’ı düşürür. N2O ile birlikte kullanıldığında
SVR . Çocuklarda histamin salınımına bağlı hipotansiyon genellikle problem yaratmaz.
Bazen morfin enjekte edilen venin trasesi boyunca kızarıklık olabilir. Morfin
katekolaminlerin varlığında aritmi esiğini düşürmez. 1 mg/kg veya daha fazla
dozlarda yavaş yavaş verilir. Çocuklarda çok iyi bir kardiovasküler stabilite
sağlar.
Fentanil, Sufentanil
Fentanil (25-75 µg/kg) ve sufentanil (5-20 µg/kg) konjenital kalp hastalıklarının
bütün formlarında pankuronyum ile birlikte kullanıldıklarında indüksiyonda
mükemmel bir stabilite sağlarlar. Konjenital kalp hastalığı olan infantlarda bolus 25
µg/kg fentanil ile oluşacak pulmoner ve sistemik hemodinamik değişiklikler
önemsizdir. % 100 O2 ile kullanıldıklarında bu yüksek doz narkotikler çok
güvenlidirler ve siyanotik çocuklarda arteriel oksijenasyonun artmasına neden olurlar.
10 µg/kg gibi düşük dozlarda bile fentanil neonatallerde etkili bir baseline anestezi
oluşturabilir ancak uzamış anestezi için daha yüksek dozlar gereklidir. CPB uygulanan
vakalarda ek fentanil dozlarına veya infüzyonuna gereksinim vardır çünkü adultlarda
kıyaslandığında CPB uygulanan çocuklarda fentanil seviyeleri önemli ölçüde
azalmaktadır. Bu muhtemelen fentanil ekstrakorporeal devrede yoğun olarak bağlanmasına
ve CPB sırasındaki fazla dilusyona bağlıdır. Genel durumu iyi olan çocuklarda
yüksek doz narkotiklerle kuvvetli stimulasyonlara karşı olan reaksiyonlarda tam bir
baskılanma olmamaktadır. Bunu sağlayabilmek için düşük dozlarda diğer anestezik
ajanların da eklenmesi gerekmektedir. Ör: N2O ile kombine edildiğinde fentanil daha
düşük dozlarda kullanılabilir. PDA ligasyonu için 10 µg/kg fentanil + %50 N2O
konbinasyonu kullanıldığında epinefrin, nonepinefrin, insulin, glukojen ve
glukortikoidlerin plazma konsantrasyonlarında azalma kaydedilmiştir. Aslında konjenital
kalp hastalıklarında stress cevabın tam olarak supresyonuna nadiren ihtiyaç
olmaktadır. Örneğin pulmoner akımın azaldığı veya pulmoner H.T’nun problem
oldugu lezyonlarda hipertansif pulmoner stress cevabın baskılanması istenebilir.
D) Kas gevşeticiler
Kas gevşeticiler arasında seçim özelliklerine ve hemodinamik etkilerine göre
yapılır. Bradikardi ve bazende asistol yapabilme özelliğinden dolayı süksinilkolinin
pediatrik kardiak anestezide pek yeri yoktur. Non-depolarizan ajanlar arasında
pankuronyum konjenital kalp hastalığı olan çocuklarda çok kullanılan bir ajandır.
Yavaş verildiğinde kalp hızı veya kan basıncında herhangi bir değişiklik yapmaz.
İntrakardiak şant’ı olan çocuklarda da dozajında değişikliğe gerek
kalmamaktadır. Full doz pankronyum bolus hızlı verildiğinde taşikardi ve
hipertansiyon oluşturabilir. Stroke volumü sabit olan çocuklarda kardiak output’u
desteklemek için bu bazen istenen bir etki de olabilir. Kısa etkili non-depolarizan ajan
kullanılmak istendiğinde ise atrakurium veya vekuronyum kullanılabilir.
İNTRAOPERATİF DEGERLENDİRME
Operasyon odasının hazırlanması
1.Anestezi cihazı:
- Halotan veya izofluran vaporizatörleri doldurulmalı ·
- Devre: ventilasyon mutlaka kontrol edilmeli. Bütün infantlarda ve çocuklarda
gerekiyorsa circle sistem kullanılabilir.
- Uygun boyutta ısı-nemlendirici değiştiricisi devreye eklenmelidir.
2.Endotrakeal tüpler ve uygun boyutta aspirasyon kateteri
- ETT
|
- Aspirasyon Kateteri
|
- 3.0 mm
|
- 6 Fr
|
- 3.5 mm
|
- 6 Fr, 8 Fr
|
- 4 mm
|
- 8 Fr
|
- 4.5 mm
|
- 10 Fr
|
- 5 mm
|
- 10 Fr, 14 Fr.
|
-
- 3. İntravenöz infuzyonlar: % 5 Dekstroz RL veya yalnızca RL. Glukozlu ya da
glukozsuz solusyonların kullanımları ile ilgili bir fikir birliği yoktur. Neonataller
hipoglisemiye yatkındırlar. Glukozlu bir solusyon kullanılıyorsa infuzyonun hızı
sadece sıvı ve glukoz ihtiyacını karşılayacak şekilde ayarlanmalıdır. Defisitler
ve kaybedilen mayiler için glukozsuz mayiler kullanılmalıdır. İnfüzyonlarda hava
kabarcıklarına dikkat edilmelidir.
- 4. I.V. kateterler
- 5. CVP kateterleri
- 6. Arteriel kanüulasyon
- 7. İnfuzyon hatlarınıın etiketlenmesi
- 8. Kan pompası ve ısıtıcılar
- 9. Basınç kafı.
- 10. Monitörler
- · Oksimetre
- · Kapnometre
- · Otomatik kan basınç aletleri
- · Sinir stimulatörü
- 11. İlaçlar
- · Narkotikler: fentanil ve morfin
- · Indüksiyon ajanları: ketamin, tiopental, propofol
- · Kas gevşeticiler
- · Lidokain
- · Kardiovasküler etkileri olan ilaçlar
- (atropin, kalsiyum glukonat, kalsiyum klorid, lidokain 1 mg/kg, fenilefrin 10 g/ml, 1
mg/ml. · Diğer ilaçlar (NaHCO3, antibiotikler, heparin)
- 12. Enjektörler: Enjeksiyon için kullanılan bütün enjektörler 25
gauge’lik olmalıdır. Bu ölü boşluğu minimale indirir ve büyük miktarlarda ilaç
kaybı olmadan içindeki hava da temizlenmiş olur.
- 13. Pacemaker
-
B) Monitörizasyon Anestezi indüksiyonu sırasında oksimetre prob’u
yerleştirilir ve EKG monitorizasyonu saptanır. Eğer çocuk çok ajite ise
sakinleşinceye kadar sadece oksimetre prob’u kullanılır. EKG monitorizasyonda P
dalgaları ve PR intervalinin seçilebilmesi için DII derivasyonu seçilir.
Vazoaktif Infüzyonların Hazırlanış Formülleri Amrinone 15 mg/kg /250 ml. Dopamin
veya Dobutamin 6mg/kg /100 ml Fenilefrin xml/h= Xmg/kg/dk (ör: 7 ml/h=7g/kg/dk Trimetafon
Epinefrin Isoproterenol 1.5 mg/kg/250 ml Nitrogliserin veya Nitroprussid 0.6 mg/kg/ 100 ml
Norepinefrin X ml/h= 0.X g/kg/dk (ör: 7 ml/h=0.7g/kg/dk Prostoglandin E1 Isoproterenol
(kardiak transplantasyonu takiben). 0.15 mg/kg/250 ml veya x ml/h=0.0X g/kg/dk (ör:
2ml/h= 0.02 g/kg/dk) Lidokain 30 mg/kg/ 250 ml veya 12 mg/kg 100 ml Xml/h=2 X g/kg/dk
(ör:10 ml/h= 20 g/kg/dk)
Arteriel kateterizasyon: Anestezi derinliği arttıktan sonra radial arter
kanulasyonu uygulanır. (cerrahi kontrendikasyon yoksa > aort koarktasyon, Blalock
Taussiq şantı gibi) Bilateral Blalock-Taussiq şantı mevcutsa daha önceki
monitorizasyonlarda radial arter oblitere olmuşsa veya vasküler anomaliler varsa başka
bir bölgeden kanulasyon yapılır. Femoral, dorsalis pedis, ve posterior tibial arterler
alternatif bölgelerdir. Kateterizasyon sırasında 22-24 qauge’lik kateterler
kullanılır. Polistemik, hipoksik veya düşük sistemik kan akımı olan çocuklar
arteriel kateter yerleştirilmesini takiben arteriel tromboz riski taşırlar.
Santral venöz basınç monitörizasyonu: Santral venöz kateter; eksternal
jugular ven, internal jugular ven veya basilik venden koyulabilir. Eksternal jugular ven
kullanılırken santral sirkülasyona girebilmek için J wire kullanılmalıdır.
Eksternal jugular venden superior vena kava’ya girmede başarı yüzdesi küçük
çocuklarda daha büyük çocuklara ve adultlara göre daha düşüktür. İnternal
jugular ven kullanımı sırasında da komplikasyon riski vardır. A.karotis ponksiyonu en
sık görülür. Duktus torasikus’ın ponksiyonu, hemotoraks ve Horner sendromu da
oluşabilir. Bypass’dan önce santral venöz kateter yerleştirilmediyse bypass
sonlanırken transtorasik sağ atrial kateter yerleştirilebilir. Bazen santral
kateterizasyon için femoral ven kullanılır. Eğer superior vena kava’da bir
obstrüksiyon varsa femoral kateter serebral sirkülasyondaki venöz basıncı yansıtmaz.
Pulmoner arter kateterizasyonu: Prebypass dönemde pulmoner arter kateterizasyonu
genellikle gerekmez. Siyanotik lezyonu olan çocuklarda kateteri yerleştirmek
imkansızdır. Pulmoner arter kateteri ciddi pulmoner hipertansiyon ile birlikte mitral
regürjitasyonu veya angina ile birlikte aortik valv lezyonu olan hastalara takılır.
Post bypass veya post-op dönemde sol tarafın doluş basınçlarının monitorizasyonun
gerekeceği düşünülürse kardiopulmoner bypassın bitiminde sol atrial kateter
yerleştirilir.
Isı probe’ları: Özofagus ve rektuma yerleştirilir. Eksternal odituar
kanala yerleştirilen bir probe ile 20C altında perfüzyon sağlanan durumlarda beyin
ısısı indirekt olarak monitorize edilir.
Kapnograflar: Her zaman kullanılan monitörlerdir. Düzeltilmemiş siyanotik
kalp hastalığı varlığında arteriel ve end-tidal CO2 konsantrasyonları arasındaki
gradientle 15 mm/Hg’a kadar artışlar olabilir. Bu durum azalmış pulmoner kan
akımına bağlı olarak ölü boşluk ventilasyonundaki artışa bağlıdır. Şant veya
düzeltici operasyonlardan sonra gradient düşecektir.
C) İndüksiyon
Premedikasyon uygulanan çocuklar operasyon odasına geldiklerinde genellikle sakin ve
uykuludurlar. Böyle çocuklarda indüksiyon N2O + O2 + Halotan (%0.5-1) ile yapılabir.
İyi bir premedikasyon ile ketamine ihtiyaç kalmayabilir. Ketamin ancak premedike
edilmemiş, ve düşük doz halotanıda tolere etmeyen çocuklarda vasküler kanülasyon
için yararlı olabilir. Eğer anesteziye i.v. ajanlarla devam edilecekse i.v. infüzyon
başladığında halotan kesilir. Asemptomatik çocuklarda (ASD, koarktasyon)
premedikasyon ve indüksiyon herni onarımı yapılacak bir çocuktan farklı değildir.
Çocuklarda diğer indüksiyon teknikleri de kullanılabilir. Kullanılan teknik ve ajan
ne olursa olsun indüksiyonda amaç kardiovasküler fonksiyonu, oksijenasyonu ve
ventilasyonu korumaktır.
KONJENİTAL KALP HASTALIKLARINDA KARDİYOPULMONER BYPASS
UYGULAMASI
Kongenital kalp hastalıkları için CPB kullanımı aorta pulmoner şantlar, genç ve
immatur CVS ve derin hipotermik sirkülatuar arrestin kullanımı gibi problemler
nedeniyle farklıdır. Kongenital kalp hastalıklarının cerrahi tedavisi CPB’in
yenidoğan ve bebeklerdeki morbiditesinden dolayı daha önceki yıllarda sınırlıydı.
Bu morbidite daha çok kan elementleri ve proteinlerinin hasarı ile ilgiliydi. Bu
etkileşimler vazoaktif humoral ajanların salınımına, platelet ve beyaz küre
mikroagregatlarının formasyonuna ve diğer mikro embolilerin oluşmasına neden olur.
CPB teknolojisinde oluşan yeni gelişmeler ile kan elementlerine travma azaltılmış ve
yenidoğanda bile morbidite oranı kabul edilebilir düzeye gelmiştir.
Perfüzyonun kontrolü: Infantlarda kardiovasküler sistemin immaturitesi ve
sık görülen aorta pulmoner şantların varlığı perfüzyonun kontrolünde
komplikasyonlara yol açmaktadır. Bebeklerin arteriel sisteminde genellikle arteriel bir
hastalık olmadığından ve arteriel basıncı da düşük olduğundan perfüzyon;
arteriel basınçtan çok primer olarak pompa akımı ile düzenlenir. 2-3 kg/lik bir
yenidoğanda 150-175 ml/kg/dk gibi yüksek bir pompa akımı kullanılabilir; bu akımda
bile CPB sırasında mean arteriel basınç 30 mm Hg gibi düşük düzeyde olabilir.
Çocuğun yaşı büyüdükçe daha düşük akım uygulanır. 50 kg çocuklarda ise
adultlarda olduğu gibi akım 50-70 ml/kg/dk dır. Aortapulmoner şantın kaynakları
kontrol edilmedikçe pompada yüksek perfüzyon hızı yeterli perfüzyonun göstergesi
değildir. Bu durumda pompa outputunun büyük bir bölümü sistemik dolaşım-pulmoner
arter bağlantıları yoluyla akciğerlerden dolaşır. Ve intrakardiak defektler ile
pompanın venöz drenaj yollarına döner. Bu sistemik dolaşımda relatif hipoperfüzyon
ile sonuçlanır.
Flow dışında perfüzyonun diğer göstergeleri dikkatlice monitorize edilmelidir.
İdrar output’u yardımcı olabilir. Ancak 3 kg’lık bir yeni doğanda 1-2 cc/kg/h
olan bir idrar output’unun doğru olarak monitorizasyonu zor olacaktır. CPB sırasında
izlenen asid-baz dengesi de çok yeterli bilgi vermeyecektir. En yararlı olabilecek
ölçüm pompanın venöz dönüş hattından ölçülecek miks venöz O2 saturasyonudur.
Özefageal ısı ile ölçülen santral ısısı çok çabuk değişiklik gösterir ve
beyinin perfüzyonunun göstergesidir. Rektal ısı veya cilt ısısında daha fazla ısı
kaybı görülür çünkü bu alanlar santral perfüzyondan çok daha kötü perfüze olan
alanları yansıtmaktadır. İyi bir denge sağlanırsa vücudun bu alanları arasındaki
ısı gradienti azalacaktır. Soğuma veya yeniden ısınma döneminde normal ısı
gradientinde görülen sapmalar araştırma gerektirir. Çünkü bu anormal gradientler
öz. aortik arch ile ilgili bir patoloji varsa veya bundan şüpheleniliyorsa önemlidir.
Ör: PDA bypass’tan önce kapatılırsa, vücudun alt kısmı yeteri kadar perfüze
olamayacağı için soğuma ve ısınma yavaş olacak ve gradient artacaktır. Mean
arteriel perfüzyon basıncı sıklıkla infantlarda CPB sırasında çok düşük olduğu
için kalbin venöz dönüşünde obstrüksiyon olmaması çok önemlidir. Çünkü
arteriel perfüzyon basınçları sadece 30-40 mm/Hg iken yüksek venöz basınçlar
mezenterik veya serebral sirkülasyonların net perfüzyon basınçlarında belirgin
derecede düşüse neden olurlar.
Kaval tape’ler bağlandığında superior ve inferior vena kava’da obstrüksiyona
ait belirtilerin olup olmadığı kontrol edilmelidir. Bunlar; pompa rezervuarına olan
venöz dönüşte belirgin azalma, batında yaygın distensiyon, pompa rezervuarından
açıklanamayan kayıplar olabilir. Infantlarda ve küçük çocuklarda CPB sırasında
antikuagulasyon uygulanması adultlardakinin aynısıdır. Küçük çocuklarda heparin
rezistansı adultlardakinin aynısıdır. Küçük çocuklarda heparine rezistansa bağlı
olarak yüksek dozlarda heparin nadiren gerekir. Fakat antikoagulasyon düzeylerinden emin
olabilmek için mutlaka ACT bakılmalıdır. (activated clotting time). Aynı zamanda
protamin verilmesi sırasında çocuklarda büyüklere oranla daha az reak. oluşur, fakat
bu farkın nedeni bilinmemektedir.
CPB sırasında ventilasyon uygulaması da tartışmalıdır, fakat sol ventriküler
ejeksiyon periodları sırasında biraz ventilasyon muhtemelen gerekir. En azından
akciğerler % 100 O2 ile expanse edilmeli ve az miktarda da olsa koroner arterlerin
oksijenasyonu sağlanmalıdır. İnfant-sized oksijenatörler ve extracorporeal devre
komponentlerinin kullanımı ile priming volüm yaklaşık 700 ml’dir. Bu küçük
volümde bile plateletler ve pıhtılaşma faktörlerinde dilüsyonel bir azalma olur
çünkü bir yenidoğandaki kan volümü yaklaşık 200-250 ml’dir. Hct yaklaşık % 20
sağlanan hemodilusyon derin hipotermi sırasında daha iyi ortam sağlar, akım
perfüzyonunu artırır, kan komponentleri ve travma azalır ve post op kuagulopatileri
önler. Daha küçük bebeklerde Hct % 20’nin üzerinde tutulmak isteniyorsa filtre
edilmiş banka kanı priming volüm’e eklenir. Eklenen kan CPD solusyonuna korunmuşsa
içerdiği H+ iyonları ve sitratı regüle etmek için priming volume HCO3 ve Ca eklenir.
Bir çok vakada aortik ark’a bir tek arteriel kanül yerleştirilir. Fakat
ayrılmış aortik arklar için ascending ve descending aortaya ayrı kanüller
yerleştirilebilir. Eğer derin hipotermik sirkulatua arrest kullanılıyorsa, veya eğer
intratrial ve intraventriküler onarım planlanmıyorsa sağ atriuma tek venöz kanül
yerleştirilir. İki kaval kanul kullanıldığında venöz dönüşteki obstrüksiyona
bağlı problemler artar.
Büyük damarların kanülasyonu ve sirkülasyonun yeterli düzeyde heparinizasyonundan
sonra (ACT>400 sn olmalı) CPB başlar. Bypass’ın konvansiyonel formlarında flow
ihtiyacını ve bypass’a bağlı travmayı azaltmak, mykardial iskemi sırasında
korunmayı ve güventlik sınırını arttırmak için orta derecede bir hipotermi
uygulanır. (25-30C) Düşük ısı düzeylerinde anestezik madde gereksinimi azalsa da
soğuma ve ısınma dönemlerinde anestezi ve kan gevşekliğini sağlamak gerekmektedir.
Bypass başladıktan sonra kan gevşeticiler pompa rezervuarına eklenirler. Eğer i.v.
bir teknik kullanılıyorsa droperidol 150/mg/kg veya diğer bir hipnotik ajan pompa
rezervuarına koyulur. Eğer primer anestezik, bir inhalasyon ajanı ise bu da direkt
olarak oksijenatör devresine eklenebilir. Düşük ısıda halotan ve izofloranın
solubilitesi arttığı için derin hipotermi uygulanan vakalarda dikkatli olunmalıdır.
- Hangi teknik seçilirse seçilsin önemli olan bypass sırasında yeterli anestezinin
sağlanabilmesidir. CPB’nin Sonlandırılması CPB’ın sonlandırılması kanı
pompalamak için gereken mekanik işin % 100 "bypass" pompası tarafından
yapılmasının sonlandırılarak, bu işin tekrar % 100 kalp tarafından yüklenilmesi
anlamına gelir. Bu işlem sırasında;
- Hava embolisi önlenmelidir kalbin dolaşım yükünü almasından önce kalp büyük
damarlar ve graftlerdeki hava çıkarılmalıdır.
- Sistemik hipotermi uygulandıktan sonra bypass sonlandırılmadan önce vücud tekrar
homojen olarak yeterince ısıtılmalıdır.
- Yeterli anestezi derinliği ve kas gevşemesi sağlanmış olmalıdır.
- Isıtma esnasında amnezi için tedbir alınması yararlıdır. (0.075-0.15 mg/kg
diazegom veya 0.025-0.5 mg/kg lorazepam)
- Hastanın elektrolit ve asit baz dengesi sağlanmalıdır Bypass süresi uzadıkça
serum K’u kabaca lineer olarak azalır. Bunun nedeni hemodilusyon, idrarla atılım ve
K’un hücre içine girmesidir. CPB’dan çıkmadan serum K’u 4.5-5 meq/lt
olmalıdır. Hipopotasemi aritmiye yol açar, defibrilasyon eşiğini yükseltir.
Myokardın reperfüzyon hasarı ve çeşitli inotropiklerle etkileşmesi açısından bir
kalsiyum paradokusu söz konusudur. Bu nedenle Ca’un bypass’ın sonlandırılmasında
rutin kullanılması önerilmemektedir. Eğer hipokalsemi söz konusuysa kontraktilite
deprese olacağından CPB’dan çıkmadan düzeltilmelidir. · Hematokrit CPB’dan
çıkmadan önce Hct> %20, Hb>7.0 gr/dl olmalıdır.
- Ventilasyonun başlatılması: Akciğerler 2-3 kez, havayolu basıncı 30-40 cm H2O
olacak şekilde manuel havalandırılarak her iki akciğerin havalandığı ve
atelektozilerin açıldığı gözlenirken akciğerin kompliansı hakkında da fikir
edinilmelidir.
- İlaç ve sıvılar Temel bazı ilaçlar (vazodilatör, inotropik v.b.) infüzyon
hızları ayarlanarak, protamin verilmesi gereken doz hesaplanarak, hazır hale
getirilmelidir. Ayrıca yeterli kan, kan ürünleri, kolloid ve kristaloidler hazır
olmalıdır. Bütün bu kan ürünleri heparinin etkisi geri çevrilene kadar
kullanılmamalıdır.
- CPB sonlandırılırken farmakolojik desteğe olan ihtiyaç yapılan intraoperatif
onarımın türüne, ve ventrikülün durumuna bağlıdır. CPB sonunda vazopressör ve
inotrop destek için ihtiyacın belirlenmesi CPB sırasında cerrahi alanın yakın
takibine ve özellikle de ısınma fazı sırasında kalbin karekterine bağlıdır. Ritm
koroner perfüzyon problemleri ve myokardial kontraktilitenin genel durumu bu faz
sırasında yapılacak gözlemlerle değerlendirilir.
- Kalbin kabul edilebilir sınırlardaki dolum basınçlarına rağmen yeterli arteriel
basıncı ve kalp debisi temin edememesi durumunda inotropik destek gereksinimi vardır.
Tek bir inotropik ajan yerine kombine uygulamalar tercih edilebilir. Ör. dopamin ve
dobutamin kombinasyonu daha kuvvetli ß-adrenerjik etki sağladığı halde PVR ve kalp
hızında artışa ve ritm bozukluğuna yol açmaz. Son zamanlarda üstünde durulan
fosfodiesteraz inhibitörleri inotropik etkileri yanında vasküler direnci
azaltıklarından ve kalp hızını minimal etkilediklerinden ilk seçenekler arasına
girmişlerdir. Pek çok inotropik ajan vazokonstrüktör etkileri nedeniyle yüksek dolum
basınçlarına yol açtığından vazodilatör gereksinimi doğar. Fosfodiesteraz
inhibitörleri bu özelliğiyle de tedavide avantaj oluşturabilir.
- CPB sonrası sadece hipotansiyon değil bazen hipertansiyon da problem olabilir. Böyle
durumlarda vazodilatör kullanımı gerekebilir. (Tablo II)
- Tablo-7 . Vazodilatörler ve etki yerleri
- Vazodilatör
- Etki yerleri
- Vazodilatör
- Etki yerleri
- Fentolamin
- Arteriyel
- Isoproterenol
- Venöz
- Hidralazin
- Arteriyel
- Nitrogliserin
- Venöz
- Nitroprussid
- Arteriyel-venöz
- .............................
- Fosfodiesteraz inh.
- Venöz
- Trimetafan
- Venöz-arteriyel
- Nitrik oksid (inhalasyon)
- Venöz
Isınma tamamlandığında kardiak fonksiyonun yeterli olduğuna karar
verilmişse kalbin yavaş yavaş dolmasına ve yeniden başlatılan ventilasyon ile
ejeksiyonuna izin verilerek ekstrakarporeal sirkülasyondan ayırma işlemine başlanır.
Bu arada optimal ventiküler dolum basınçları ölçülür, kalbin görünümü
değerlendirilir. Pompadan kalbe küçük miktarlarda volüm yavaş yavaş eklenerek
sistemik arteriel basınç gözlenir. Eğer sistemik arter basıncı veya gaz değişimi
yeterli değilse problem tespit edilip, gereken tedbir alınıncaya kadar yeniden pompa
devreye girer.
CPB’dan ayrılmada güçlükler: Kongenital kalp hastalığı olan çocuklarda
postbypass dönemdeki problemler büyük olasılıkla gözden kaçan rezidüel lezyonlara
bağlıdır. Uygun intrakardiak basınçların ölçümü, O2 saturasyonunun tespiti ve
hatta intraoperatif epikardial ekokardiografi problemleri analiz etmede yardımcıdır.
Konjenital kalp ameliyatlarında özellikle palyatif uygulamalarda (korrektif olanların
aksine) bypass’dan sonra oksijenasyon problemi sıktır. Bypass’ı takiben yetersiz
arteriel oksijenasyon genellikle ventilasyondaki yetersizliklere bağlı olarak pulmoner
kan akımdaki yetersizliktir. Ayrıca sağ ventriküler disfonksiyon ve yüksek PVR da
oluşabilir. Ve bu da bazen ventilasyon problemleri ile bağlantılıdır. Bu durumda sağ
ventrikül doluş basınçları ile pulmoner arter basıncının monitorizasyonu ve
ölçümü yararlı olacaktır. CPB’dan ayrılmada güçlük çıkarabilecek preoperatif
ve peroperatif risk faktörleri şunlardır:
1. Preoperatif EF< 0.45 ve dissinerji
2. CPB öncesi gelişen iskemi veya infarkt
3. Uzamış CPB süresi (>2-3 st)
4. Yetersiz cerrahi onarım
5. Cross-klemp sırasında myokardın yetersiz korunması EKG’de asistoli görülmez,
diastolde arrest tam değildir. Cross-klemp öncesi uzamış ventrikül fibrilasyonu
Sıcak miyokard.
Problem tespit edilip düzeltildikten ve gerekli destekler başlandıktan sonra yeniden
yavaş olarak CPB sonlandırılmaya çalışılır. Ayırma işlemi sırasında
vazopresörler, inotroplar, vazodilatörlerden oluşan bir kombinasyon veya pacing
gerekebilir.
Derin hipotermik sirkülatuar arrest (DHCA)
DHCA kardiak cerrahide 20C’nin altındaki ısılarda uygulanır. Daha çok
ağırlığı 10kg’ın altında olan çocuklarda bazen de daha büyük olanlarda ve
adultlarda kullanılır. DHCA kansız ve rahat bir cerrahi alan sağlar. DHCA uygulaması
ile bypass süresi kısalır ve bypass sırasında kan elemanlarındaki hasarın sorumlusu
olan kardiotomi suctionuna olan ihtiyaç azalır. İnfantlarda CPB’da morbidite oranı
yüksek olduğu için, bypass süresinin kısalması morbiditenin de kısalması demektir.
Ancak DHCA’nın myokardial korunmayı arttırıcı etkisi total bypass süresini
kısaltmasından daha önemlidir.
Sirkulatuar arrestin güvenilirliği: Bir çok merkezde yapılan klinik
denemeler göstermiştir ki, 20C nin altındaki ısılarda 60dk ve daha uzun süre
sirkülatuar arrest uzun süreli nörolojik disfonksiyona neden olmadan SSS tarafından
tolere edilebilmektedir. Fakat DHCA sırasında SSS’nin iskemik korunması tam
anlaşılabilmiş değildir. Her ne kadar derin hipotermi ile metabolik hızın
düşürülmesinin rolü olsa da, 20’nin altında O2 tüketimindeki azalma uzun süreli
serebral korunmayı açıklamak için yeterli değildir. Bir çok çalışmada uzamış
DHCA sonrası % 4-10 oranında post op dönemde gecici nöbet belirtilmişsede bu
nöbetlerin kalıcı beyin hasarının belirtisi olmadığı gösterilmiştir. Bazı
klinik ve deneysel araştırmalar göstermiştir ki uzun süreli sirkülatuar arreste
infantların SSS’i büyük çocuklar ve adultlarınkinden daha dayanıklıdırlar.
Sirkülatuar arrest süresi 15-20C’ de 60 dk’nın üzerine çıkarsa post op
nörolojik problem çıkma olasılığı artmaktadır. 10C’nin altındaki ısılarda
cerebral hasarın oluştuğunu gösteren bazı delillerde vardır. Bir çok merkezde çok
iyi klinik deneyimlere rağmen uzun dönem DHCA SSS’de reversible veya muhtemelen
irrevesibl hasara yol açabilir. 60 dk’nın üzerinde DHCA uygulanan 2 infantta anormal
nörolojik bulgular olmaksızın CT’de beyin kitlesinde hafif derecede azalma
saptanmıştır. Serebral anormallikler 6--12 ay içinde normale dönmektedir. Uzamış
sirkulatuar arrestlerden sonraki dönemde kortikal evoke potansiyel ve EEG’nin normale
dönmesi saatler almakta bunun yanısıra brainstem auditory evoked potansiyeller ısınma
ile birlikte normale dönmektedir. Uzun süre DHCA uygulanan çocuklarda oluşan
irreversibl subklinik nörolojik hasar çocukların entellektüel gelişiminde bozulmaya
neden olabilir. Bu konuda bir çok araştırma yapılmışsa da halen tam açıklığa
kavuşturulamamıştır. 45 dk’lık sirkulatuar arresten sonra IQ oranında ve
gelişiminde düşüş olan çocuklarde saptandığı gibi, 70 dk’ uygulanıp normal IQ
oranı olan çocuklarda da tespit edilmiştir.
Derin hipotermik sirkülatuar arrest sırasında anestezi uygulaması
Bazı klinisyenler de serebral korunmaya yardım amacıyla sirkulatuar arrestten hemen
önce barbituratlar veya diğer ajanların kullanımı savunmaktadırlar. Elde edilen
deliller barbituratların serebral iskemideki koruyucu etkisinin orta derecedeki hipotermi
ile oluşturulana destek olduğunu göstermektedir. Derin hipotermik düzeylerde serebral
elektriksel aktivite durduğunda barbituratlar artık destek korunma sağlamayamazlar
çünkü barbituratlar sadece nöronal elektriksel aktivite ile bağlantılı olarak
serebral metabolik O2 tüketimini azaltmaktadırlar. Experimental çalışmalar ve teorik
yaklaşımlar uzamış DHCA periodlarında serebral korunmayı sağlamaya yönelik
alternatif bir yaklaşımın DHCA dan hemen sonra beyindeki reperfüzyon hasarını
önlemek yolundadır. Nimodipine gibi ca kanal blokörlerinin, magnezyum veya cobalt gibi
Ca antagonistlerinin soperoksit dismutaz ve katalaz gibi serbest radikal
temizleyicilerinin kullanımı, prearrest glukoz düzeylerinin düşürülmesi veya
adenosin yada inosin infuzyonları reperfüzyon hasarlarını düzeltir ve güvenli
periodu uzatır.
Anestezi uygulaması DHCA’nın cerebral fonksiyonlar ve yaşam üzerine olan
etkilerinin minimale indirmek yönünde olmalıdır. Bu nedenle DHCA uygulaması şu
prensiplere dayanır:
1) Yüzeyel ve santral soğuma kullanarak cerebral hipoterminin sağlanması
2) Soğuma sırasında normal pH ve PaCO2 ’nin sağlanması, uygun hemodilüsyonun
kullanımı
3) Arrest periodu sırasında kas gevşeticiler kullanılarak total vücud O2
tüketiminin azaltılması
4) DHCA’dan önce ve sonra ciddi hiperglisemiden kaçınılması.
KAPALI PROSEDÜRLERDE ANESTEZİ UYGULAMASI
Kapalı yöntemle düzeltilen lezyonlar sadece PDA ve aort koarktasyonudur. Sistemik
pulmoner şantla, pulmoner arter banding ve interatrial karşımı geliştirici yöntemler
gibi palyatif uygulamalar, konjenital kalp defektlerinin daha az mortalite ile
korreksiyonun yapılmaya başlamasından bu yana daha az uygulanmaya girmektedirler.
Operasyon süresince monitorizasyona asit-baz ve elektrolit dengesine çok dikkat
edilmelidir. Torakotomi sırasında cerrahi ekibin manuplasyonlara bağlı olarak
hastanın kardiopulmoner durumda bozulmalar ve değişiklikler olabilir. Bunlar için
cerrahi ekip uyarılmalıdır ve gerekirse hemodinamik stabilite sağlanana kadar
operasyona devam edilmemelidir. Ventilasyon ve pulmoner kan akımında bozulmalar,
arteryel O2 saturasyonunda ciddi düşüşler olabilir. Yine koroner arterlerin
kompresyonuna bağlı olarak kardiak disfonksiyon gelebilir.
Kardiak tamponad
Çocuklarda kardiak tamponad sıklıkla myokardit, cerrahiyi takiben kanama veya
kardiak cerrahi bir girişimin ardından perikardial sıvı toplanmasına bağlı
olabilir. Tamponad oluşmuş çocuklarda gerilmiş perikordium ventriküler dolaşım ve
stroke volümü engellediği için CO yüksek nabız hızı ve yüksek doluş
basınçlarına bağlıdır. HR’ı yavaşlatan veya venöz dönüşü azaltan herhangi
bir manevra CO’u da azaltır. Tamponad varlığında anestezi indüksiyonunda en iyi
ajan ketamindir. Perikard açılıp, tamponad düzeltildikten sonra diğer ajanlar da
kullanılabilir. CO’u ciddi olarak sınırlanmış çocuklarda anestezi indüksiyonu
öncesinde perikardio-sentez de gerekli olabilir.
KAYNAKLAR
1.Cardiac Anesthesia. Edited by Kaplan JA. Wb.Saunders Company. Third Edition, 1993.
2. Cardiac Anesthesia: Stephen J. Thomas Jon. L. Kromer.
3.Anesthesia. Edited by Ronald D.Miller. Fourth Edition. Churchill Livingstone, 1994.
4. Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Cemiyeti Mecmuası, Cilt 22, Ekim 1994.
|