|
Yard.
Doç. Dr. Yasemin GÜNEŞ
OBSTETRİK HASTADA NONOBSTETRİK CERRAHİ VE ANESTEZİK YAKLAŞIM
USA’da her yıl %2 oranında
gebe kadın (yaklaşık 50.000) , gebelikle ilişkili olmayan akut apandist,
adneksiyal veya servikal hastalık, meme kanseri veya travma nedeniyle operasyon
veya anesteziye maruz kalmaktadır (1-7).
Gebelikte nonobstetrik
abdominal aciller
1-Medikal aciller
Sickle cell, diabetik
ketosiadoz, porfiri, glomerulonefrit, piyelonefrit, plörit ile beraber bazal
pnömoni, kolesistit ve pankreatit, miyokardiyal enfark, ilaç kesilme sendromları
2-Cerrahi aciller
a-Jinekolojik
Ovaryan kist ,tümör ( rüptür,
torsiyon, hemoraji, enfeksiyon), fallop tüpü torsiyonu, tubo-ovaryan abse,
uterin miyom(dejenerasyon, enfeksiyon, torsiyon)
b-Nonjinekolojik
Akut apandist, akut
kolesistit ve akut pankretatit ve komplikasyonları, intestinal obstrüksiyon,
travma ve hemoraji, vasküler hasarlar ( rüptüre abdominal anevrizma), peptik
ülser.
Gebelikteki fizyolojik değişiklikler
Gebelikte meydana gelen
kardiyovasküler, solunumsal, metabolik, gastrointestinal, hematolojik
fonksiyonlardaki değişmeler anestezi uygulaması sırasında son derece önem
taşır(8).
Kardiyovasküler sistem
değişiklikleri
Gebeliğin ilk 3 ayında erken
dönemde kardiak debi ve kan volümü artmaya başlar (9). Gebeliğin 8. haftasının
başında kardiyak debideki artış %40 dolayındadır. Bir çalışmada 8. gebelik
haftasında kardiyak debide %57, atım hacminde %78 artış, sistemik vasküler
rezistansta ise %90 azalma bildirilmiştir (10). Bu artış doğum sırasında
postpartum dönemdeki dakikalar içerisinde yüksektir. Kardiyak debi, postpartum
dönemde de yaklaşık iki gün daha doğum öncesi yüksek seviyelerinde kalır ve
yaklaşık 2 haftadan daha uzun sürede doğum öncesi değerlere yavaşca iner (6,11).
Sistolik kan basıncında
relatif olarak minimal değişiklik varken diyastolik kan basıncında ikinci
trimestrın erken dönemlerinde azalma gözlenir. Bu basınç, gestasyonun 36.
haftasından önce gebelik öncesi değerlere dönmez. Kalp atımı ise 15 atım/dk
artmıştır.
Diyaframın elevasyonu sonucu,
kalp toraks içerisinde yer değiştirir. EKG’de sol aks devisyonu ve T dalgası
değişiklikleri (III.derivasyonda düzleşmiştir veya ters dönmüştür) saptanır. Bu
miyokardiyal iskeminin kanıtı olarak görülmemelidir. Genellikle AVF ‘de Q
dalgaları yoktur. Apikal atım 4. interkostal aralıkta yer alır.
Mürmür genellikle
fizyolojiktir, ancak kardiyak bir hastalığa sekonder olmadığının ayırıcı
tanısı yapılmalıdır. Sistolik mürmürler genellikle ejeksiyon mürmürleri
şeklindedir ve atım hacminin artışına bağlıdır(12). Kalp ritmi düzensiz
olabilir, atriyal ve ventriküler prematüre atımların her ikisi de
yaygındır(13).
Supin hipotansif sendrom
gebeliğe bağlı diğer bir kardiyovasküler değişikliktir. Büyüyen uterus supin
pozisyonda aortayı veya inferior vena kavayı oklüze veya obsrükte edebilir. Bu
anne supin pozisyonda iken kardiyak debinin düşmesine ve hipotansiyona neden
olur. Venöz dönüş ve kardiyak debideki düşme yaklaşık olarak %25-30’dur (14) .
Böylelikle uterin kan akımı da azalır. Aynı zamanda obstrüksiyonun altındaki
artmış venöz basınç uterusun perfüzyon basıncını daha da azaltabilir. Bu durum
genellikle gestasyonun 20. haftasından sonra önemlidir. Gebenin sola yatırılması
veya sağ kalçanın altının desteklenmesiyle önlenebilir(6).
Respiratuar sistem
değişiklikleri
Respiratuar sistemde, göğüslerin büyümesini de içeren vücut ağırlığında artma
ve ağız ve üst havayollarındaki yumuşak doku ödemi entübasyonu zorlaştırabilir.
Respiratuar traktus boyunca kapiller genişlemeden dolayı, endotrakeal tüp,
gastrik tüp, airwaylerin yerleştirilmesi sırasında travma oluşabilir. Bu nedenle
küçük boyutta endotrakeal tüp tercih edilir ( ID 6 veya 7cm). Nazal entübasyon
ve nazogastrik tüp yerleştirilmesinden kaçınmak gerekir. Bu değişiklikler
preeklamtik kadınlarda daha belirgindir (6, 9) .
Respiratuar sistemdeki
en önemli fizyolojik değişiklikden biri fonksiyonel rezidüel
kapasitedeki (FRC) azalmadır. FRC’deki azalma morbid obezlerde, perioperatif
abdominal distansiyon ve hastanın supin pozisyonda yatması durumunda daha da
düşer. Trendelenburg veya litotomi pozisyonlarında koalylıkla hipoksemi
gelişebilir. Oksijen sunumunun azalması, tüketimin artması, operasyon odasında
oluşan apne veya havayolu obstrüksiyonu gibi durumlar gebede PO2’nin
hızla düşmesine neden olabilir. Bu nedenle tüm gebeler entübasyondan önce
mutlaka preoksijenize edilmelidir. Bunun yanısıra yüksek inspire edilen oksijen
maternal oksijen satürasyonunu daha az etkilerken, yüksek P02, fetal
P02’de 2-10mmHg’lık artışa neden olabilir. Alveoler ventilasyon
gebeliğin 4. ayında %25, terme yakın dönemde ise %45-70 oranında artmıştır. Bu
da kronik respiratuar alkalozla sonuçlanır. Gebelerde pH hafif derecede alkolaza
kaymıştır(7.44). Genellikle PC02 28- 32 mmHg dolayındadır(6,10,14).
Bunun yanısıra, gebelerde
inhalasyon anestetiklerinin MAC değeri %25-40 oranında azalmıştır.
Gastrointestinal değişiklikler
Gebe kadında hormonal ve
mekanik faktörlerden dolayı aspirasyon riski artmıştır. Alt ösofagiyal
sfinkterin tonusunun azalması, gastrik ve pilorik anatominin distorsiyonu
gastroösofagiyal reflüyü artırır. Gebeliğin erken dönemlerinde artmış gastrin
seviyesi asit sekresyonunun artmasına neden olur. Ayrıca progesteron gastrik
motiliteyi azaltır. Gebeliğin özellikle 18-20. haftalarından sonra aspirasyon
olabileceği akılda tutulmalıdır. Bu nedenle, tüm gebelerde preoperatif
aspirasyon proflaksisi(non-partiküler antasit, H2 reseptör blokerleri
veya metoklopramid) yapılmasi önerilmektedir.
Bilirubin seviyesi değişmez,
fakat AST ve ALT , alkalen fosfataz ve kolesterol düzeyleri minimal yükselir.
Bromsulfatein atılımı azalmıştır.
Endokrin değişiklikler
Bazal metabolik hız, protein
bağlı iyodin ve tiroid büyüklüğü artmasına rağmen, gebeler genellikle
ötiroiddir. Endorfinler gebelik sırasında artar, özellikle doğuma yakın dönemde
gebelerin narkotiklere gereksinimi değişebilir.
Gebelikte Langerhans
adacıklarının B hücrelerinde hiperplazi vardır, daha çok insülin salgılanır,
ayrıca gebeler glukoza daha çok sensitifdirler. Buna karşılık hiperinsülinemiye
rağmen, glukozun kullanımı bozulmuştur, bu nedenle gebeler diyabetojenik kabul
edilirler (15).
Hemetolojik değişiklikler
Gebelik sırasında önemli hematolojik değişiklikler oluşur. Eritrosit sayısı
artmıştır, ancak plazma volümü daha çok arttığı için gebelikte anemi gelişir.
Kan volümü ilk trimestrda artmaya başlar, bu artış doğuma yakın dönemde %30-45
oranındadır. Kan volümündeki bu artış gebenin doğum ( 500 ml )veya sezaryen
sırasında (600-700 ml) kan kaybını kolay tolore etmesini sağlar. Bu
adaptasyonda, koagülasyon faktörlerindeki artış ve fibrinolizisdeki azalma da
rol oynar (6). Gebelerde genelde bir hiperkoagülasyon vardır, fibrinojen faktör
VII, VIII;X ve XII ve fibrin ürünleri artmıştır. Gebelikte bening bir lökositoz
bulunur(14) .
Genitoürüner sistem
değişiklikleri
Renal kan akımı ve glomerüler filtrasyon hızı (%60) artmıştır. BUN
ve serum kreatinini yaklaşık yarıya düşmüştür. Böylelikle relatif olarak normal
bir BUN ve serum kreatinini ciddi bir renal bozukluğun göstergesi olabilir.
Büyüyen uterus idrar akımını obsrükte edebilir veya impedansını etkileyebilir,
pelvisin dilate olmasına neden olabilir(6) Glukoz ve aminoaistler için renal
tübüler eşik düştüğü için, orta derecede glukozüri ve proteinüri
görülebilir(9).
Anesteziye yanıtın değişmesi
Gebelerde inhalasyon
anestetiklerinin MAC değeri %25-40 oranında azalırken, erken gebelik döneminde
tiyopental gereksinimi de azalır. Sedatif dozlarda dahi şuur kaybı oluşabilir.
Lokal anestetik gereksinimi azalmıştır. Plazma kolinesteraz düzeyi erken gebelik
döneminden, doğumdan sonraki 7 güne kadar %25 oranında azalmıştır. Buna rağmen,
süksinilkoline bağlı uzamış nöromuskuler blok yaygın değildir(14).
Teratojenite ve anestezik
ajanlar
Ciddi maternal hipotansiyon
ve hipoksi, fetus için yüksek risk oluşturmasına rağmen, teratojenite ve abortus
açısından daha sıklıkla anestezik ajanlar üzerinde durulmuştur. Klinik
konsantrasyonlarda reverzibl olarak hücre motilitesi azalır, DNA sentezi uzar,
hücre ayrılmasında inhibisyon meydana gelir(16-17). Bu teorik bilgilerin
yanısıra teratojenite ile ilgili hücresel kanıtlar yoktur. Teratojenik
malformasyonlar ölüm, yapısal anomaliler, büyüme gecikmesi ve fonksiyonel
bozuklukları içerir (18) . Çoğu yapısal anomaliler organogenezis sırasında maruz
kalmaya bağlıdır (son mensrüel periyodun ilk gününden yaklaşık 31-71 gün
içerisinde) Fonksiyonel bozukluklar, genellikle gebeliğin geç dönemindeki alıma
bağlıdır (14).
Preoperatif vizit sırasında
anesteziyolojist mutlaka anestezik ajanların fetus üzerine riskini
değerlendirmelidir. Teratojenik etki için çeşitli faktörler bulunmaktadır;
1- Aajanın uygulanma zamanı
2- Ajana karşı kişinin
sensitivitesi
3- Ajanın miktarı
4- Konjenital anomali gelişme
riskinin zamanı.
Farklı organların bu periyod
sırasında etkilenmeleri değişik gösterir. Değişik organlardaki maksimum
sensitivite:
Beyin 18-38 gün
Kalp 18-40 gün
Gözler 24-40 gün
Kollar 24-36 gün
Gonadlar 37-50 gün
Organogenezis döneminde
ajanlar spesifik defektler oluşturabilirken, gestasyonun bir başka döneminde
zararlı olmayabilirler veya düşük dozlarda teratojen olmayan bir ajan yüksek
dozlarda teratojen olabilir. Ayrıca burada genotipik değişiklikler, medikal ve
sosyal faktörlerin de rol oynadığı unutulmamalıdır. Anestezik ajanlar ve
teratojen olduğu bilinen bu ajanlar kullanılırken tüm bu potansiyel ilişkilerin
gözden geçirilmesi gerekir.
İntravenöz ajanlardan, barbitüratlar, ketamin klinik dozlarda kullanıldığı
zaman teratojenik etkileri yoktur(19-20). Morfin, fentanil, sufentanil ve
alfentanil yüksek dozlarda kullanılsa bile, anomali riskini artırmazlar ancak,
büyümeyi geciktirebilirler(19). Benzodiazepinler tartışmalıdır. İlk trimestrda
kullanımda bebekte yarık damağa ve bazan beraberinde yarık dudağa neden olduğu
bildirilmiştir (21). Tek doz benzodiazepin (örneğin midazolam) anestezi
sırasında kullanımında fetusa riskli olduğuna dair bir kanıt yoktur. İnsanlarda
klinik dozlarda kullanılan lokal anestetik ajanların teratojenik etkisi yoktur.
Buna karşılık, maternal kokain bağımlılığında reprodüktif sorunlarla
karşılaşılabilir, anormal neonatal davranış, bazı vakalarda genitoüriner ve
gastrointestinal sistem anomalileri görülür (19). Kokain kullanımında plasenta
dekolmanı riski de yüksektir.
Kas
gevşeticilerin fetal kan konsantrasyonu anne kanının yalnızca %10-20’idir ve
organogenezis sırasında uygulandıklarında geniş marja sahip ajanlardır. Tetanoz
nedeniyle d- tubokurarin kullanılan bir olguda artrogripozis multiplex
tanımlanmıştır. Ancak bu olguda annenin hipoksik olduğu ve daha birçok ilaç
kullanıldığının dikkate alınması gerekir.
İnhalasyon ajanlarından halotan, (% 0.8),
izofluran (%1.05) ve enfluran ( % 1.65) 0.75 MAC değerinde teratojenik özellik
göstermezler. Sevofluran ve desfluranla da klinik konsantrasyonlarda toksisite
gözlenmemiştir(14).
Gebeliğin erken döneminde
nitrözoksit kullanımı ile ilgili farklı düşünceler vardır. Metionin sentetazın
inhibisyonu ile, gelişen fetusun DNA sentezi etkilenebilir. N20
zamana ve doza bağımlı olarak kemik iliği fonksiyonunu bozabilir ve
megaloblastik anemiye neden olabilir. MS aktivitesinin kaybolması için %10’dan
daha az konsantrasyon gerekirken, teratojenik etki için %25’in üzerinde
konsantrasyonlar gerekir. Teratojenik etki N20 ile artan adrenerjik
aktiviteye ve uterin kan akımının azalmasına bağlanmıştır, ancak halojenli
ajanlardan halotan ve izofluran N20’e eklendiğinde MS aktivitesi
deprese olmasına rağmen anomaliler ve rezorbsiyonlar önlenebilmektedir. Bu etki
muhtemelen halotanın sempatolitik etkisi ve N20 ile adrenerjik
tonüsdeki artışın izofluran ile zayıflatılmasından ve uterin kan akımının
korunmasından kaynaklanabilir. N20’in erken gebelik döneminde
kullanımı ile ilgili çeşitli görüşler bulunmaktadır. Eğer folinik asit
verilmemişse ilk ve ikinci trimestrda kullanılmaması önerilmektedir.
1960 ve 1970’li yıllarda
operasyon odasında çalışanlarda ve diş cerrahisi personelinde spontan abortus ve
konjenital anomaliler üzerinde durulmuştur. Burada anestetik ajanlardan
özellikle nitroz oksit suçlanmıştır. Spontan abortus riski 1.3 (kontrole göre
%30 fazla), konjenital anomali riski 1.2 olarak saptanmıştır (istatistiksel
olarak sınırda anlamlı) (22-23). Ameliyathane personeli, kronik olarak düşük
konsantrasyonda anestezik ajanlara maruz kalmaktadır. Burada, anestetik ajana
maruz kalma zamanı ve diğer faktörler (pediatrik maske kullanımı, regional
anestezinin uygulanıp uygulanmadığı, stres, radyasyona maruz kalma, maternal
yaş, sigara içimi, önceki gebelik öyküsü ve diabet gibi ek bir hastalığın
bulunması vs) rol oynamaktadır.
Gebelik sırasında cerrahi
girişim intrauterin fetal gelişimi ters etkileyebilir, prematüre doğumu
kolaylaştırabilir veya anomalilere neden olabilir. Fetusu kaybına cerrahinin
mi yoksa anestezinin mi yol açtığı tartışmalıdır. Genel anestezi alan gebelerde
konjenital anomali riskinde artış olmamasına karşın, ilk ve 2. trimestrda
spontan abortus riskinde artış bildirilmiştir (24). Bu oran jinekolojik
prosedürlerde %2, diğerlerinde 1.54 olarak saptanmıştır. Spinal anestezi veya
lokal anestezi ile alınanlarda spontan abortus riskinde artış saptanmamıştır.
Özellikle reprodüktif organları içeren cerrahinin önemli etkiye sahip olduğu
savunulmaktadır, fakat genel anestezi de tek başına riski artırmaktadır. 5405
gebenin nonobstetrik cerrahi geçirdiği diğer bir çalışmada, 2252’i ilk
trimestrda opere olmuştur. Bunlardan %54’ü genel anestezi almış ve %97’nde
nitröz oksit kullanılmıştır. 4 ve 5.gestasyon haftasında olan annelerin
infantlarında nöral tüp defekti beklenenden fazla görülmüştür. 1500 gr’ın
altında düşük doğum ağırlıklı bebek insidansında ve perinatal ölümde artış
saptanmıştır. Anestezi tekniği ile ilgili bir risk artışı belirlenmemiştir (25)
Hipoksi,
hiperkarbi, stres, ısı değişiklikleri, karbonhidrat metabolizması
değişiklikleri teratojeniteye neden olabilir veya diğer ajanların etkisinin
artışına neden olabilir. Kronik hipoksemi düşük doğum ağırlığına yol açar, ancak
konjenital defektleri artırmaz. Maternal stres ve anksiyetenin hayvanlarda
teratojen olduğu bildirilmiştir. İyonize radyasyon insanlarda teratojendir, doza
bağımlı olarak çocukluk çağında artmış Ca insidansı ile birliktedir. Konjenital
anomali ve fetal ölümlere neden olur. 5-10 radın altındaki alımlarda insan ve
hayvanlarda major anomali ve büyüme bozukluklarına neden olmaz (göğüs radyogramı
ile 8 milirad, baryum enema ile 880 milrad fetal alım meydana geldiği tahmin
edilmektedir)(26)
Sonuç olarak; hipoksi,
hiperkarbi ve hipotansiyon (uterin perfüzyonun azalması) gestasyonun herhangi
bir döneminde malformasyonlara ve fetal ölüme neden olabilir. Kokain dışında
anestetik ajanların teratojenik etkisi ise gösterilememiştir.
İnsanlarda teratojenik
etmenler
1-Radyasyon
Atomik silahlar, radyoiyodin,
terapatik kullanımları
2-Enfeksiyonlar
Sitomegalovirus, herper virus
hominis, parvovirus B-19, rubella virus, sifiliz, toksoplazmozis, Venezualan
equine ensefalit virus.
3-Maternal metabolik imbalans
Alkolizm, kretinizm, diabet,
folik asit eksikliği, hipertermi, fenilketonüri, romatizmal hastalıklar ve
konjenital kalp bloğu, virilizan tümörler,
4-İlaçlar ve kimyasallar
Aminopterin ve
metilaminopterin, androjenik hormonlar, bisulfan, klorobifeniller, kokain,
kumarin antikoagülanlar, siklofosfamid, dietilstilbesterol, enalapril,
etretinat, iyodidler, lidyum, organik civa, metimazol, penisilamin, 13- cis-
retinoik asit, tetrasiklinler, talidomid, trimetadion, valproik asit.
GEBE BİR OLGUDA ANESTETİK
DÜZENLEME
Preoperatif değerlendirme
Anestezik düzenlemede ilk
aşama gebeliğin teşhisi olmalıdır. Bir şüphe varsa gebelik testinin
tekrarlanması gerekir. En son adet tarihi anestezi raporuna mutlaka
eklenmelidir. Eğer mümkünse, organogenezis sırasında (13.haftadan önce)
anestezik ajanların etkisinden kaçınmak için elektif bir cerrahi ikinci veya
üçüncü trimestra ertelenmelidir. Cerrahi girişimin ikinci trimestrda
yapılmasında preterm doğum insidansı daha düşüktür (14). Bu dönemde risk
olmasa bile oligohidramnios, büyümenin durması, ekstremite kısalığı ile seyreden
bir vaka bildirilmiştir(27)
Yeterli premedikasyon annenin
rahatlatılmasını sağlar ve uterin perfüzyonu azaltabilecek endojen
katekolaminlerin salımını engeller. Narkotikler ve barbitüratların erken
gestasyonda kullanımları yararlı dahi olabilir. Antisiyaloglardan glikoprolat
ve atropinin fetal etkileri yoktur ve glikoprolat CNS’e etki etmez .Aspirasyon
proflaksisinde nonpartiküler bir antiasit, H2 reseptör blokeri ve
metoklopramid preoperatif dönemde verilmelidir. Parasetamolün erken absorsiyon
çalışmalarında, ilk trimestrda gastrik boşalımı azalttığı gösterilmiştir.
İndometasin supizotuarları sıklıkla kullanılır.
Proflaktik tokolitikler
obstetrik cerrahlar tarafından önerilir. b
agonistler ve magnezyun kullanılanlarda hemodinamik etkiler ve anestezik
ajanlarla etkileşebileceği gözönüne alınmalıdır. Bel ağrısı gibi prematür
doğumun belirtileri açısından hastanın bilgilendirilmesi gerekir. Eğer bebek 20
haftadan büyük ise aortokaval kompresyondan kaçınmak için hasta sol yana
yatırılmalıdır.
İntraoperatif
değerlendirme
Kan basıncı, oksijenizasyon (
Fi02 ve SpO2), ventilasyon, PETCO2 ve
ısı ölçülmelidir. Hipoglisemiden kaçınılmalıdır. 16 haftadan sonra
eksternal Doppler ile fetal kalp atımı ve tokodinamometre ile uterin
kontraktilite ölçülmelidir. Fetal deselerasyonlar hipoksiyi gösterebilir.
Hipoksi belki de birçok teratojenik etkinin ve cerrahi sırasındaki fetal
distresin nedenidir. Fi02’nin yükseltilmesi ve endotrakeal tüpün
kontrolü ve değişimi gerekebilir. Deselerasyonlar uterin perfüzyonun
yetersizliğini de gösterebilir, uterus sola devie edilmeli, sıvı veya
vazopressör ajanlarla (efedrin gibi) maternal kan basıncı artırılmalıdır.
Hipotansiyon gelişmişse, uterin perfüzyonu değerlendirmek için fetal
monitorizasyon yapılmalıdır. Barbitüratlar, narkotikler ve diğer ajanlarla fetal
kalp atımında değişiklikler olabilir. Bu etki hasta derlense dahi fetustan
atılana kadar devam edebilir.
Maternal doku perfüzyonu
sürdürüldüğü sürece hiçbir anestezi tekniğinin veya ilacın diğerine üstünlüğü
yoktur (14). Ana amaç hipotansiyon ve hipoksiden kaçınılması olmalıdır.
Plasental kan akımı hipotansiyon, mekanik ventilasyon, ağrı, artmış uterin
aktivite ve vazokonsrüktör ajanların kullanımında azalır.
İdeali, hızlı desatürasyonu
önlemek için hastanın 5 dakika kadar preoksijenize edilmesidir. Krikoid bası ile
hızlı indüksiyon trakeal aspirasyon riskini minimale indirecektir. 2 mg/kg’ın
altındaki ketamin dozları erken gestasyon döneminde uterin tonüs artışını
önler. İnhalasyon ajanları uterin tonüsü azaltır ve kontraksiyonları inhibe
eder. 2 MAC halotan maternal kan basıncını düşürerek ve kardiyak debiyi
azaltarak fetal asidoza yol açabilir. N20 MS aktivitesini ve uterin
kan akımını azaltmaktadır, bu nedenle bazı merkezlerde ilk trimestrda
kullanılmasından kaçınılmaktadır veya cerrahi öncesi folik asit tedavisi
önerilmektedir. Eğer nondepolarizan ilaç kullanılacaksa, piridostigmin,
neostigmin ve edrofonyum ile etki ortadan kaldırılmalıdır (bu ilaçlar plasentayı
geçmez ve fetal bradikardiye neden olmazlar). Bununla birlikte teorik olarak Ach
salınımını artırarak indirekt olarak uterin kan akımını artırabilirler. Yavaş
yapılmalı ve glikoprolat gibi antikolinerjiklerle birlikte uygulanmalıdırlar.
Özetle; gebe bir olguda hızlı indüksiyon, yüksek oksijen konsantrasyonu ve
narkotik, volatil, kas gevşetici kullanılmalıdır(28).
Rejyonal anestezi özellikle
de spinal anestezi uygulanacaksa, fetusa minimal ilaç geçişi olacaktır, bu
özellikle ilk trimestrda önemlidir. Sedatif ve narkotik eklenmezse, fetal kalp
atımında etkilenme olmaz.. Hipotansiyon uterusun sola deviasyonu ve sıvı ( blok
öncesi 1-2 lt kristalloid) ile önlenebilir. Gebe ilk trimestrda olsa dahi, lokal
anesteziklerin gereksiniminin azaldığının unutulmaması gerekir. Pressör bir
ajan gerekirse, uterin kan akımını etkilemediği için efedrin tercih edimelidir,
fenilefrin de kullanılabilir.
Postoperatif bakım
En azından 24 saat fetal kalp
atımı monitorize edilmeye devam edilmelidir.
<16 haftadan
Gebeliklerde Anestezik Yaklaşım
1-
Mümkünse cerrahiyi ikinci trimestra kadar ertelenmeli,
2-
Obsterik cerrah ile birlikte preoperatif vizit yapılmalı,
3-
Aspirasyon proflaksisi için nonpartiküler antiasit uygulanmalı,
4-
Oksijenizasyon, normokarbi, normotansiyon ve normoglisemi sağlanmalı,
5-
Duruma göre regional anestezi kullanılmalı,
6-
Genel anestezi sırasında yüksek konsantrasyonda N20 ‘dan
kaçınılmalı
7-
Fetal kalp tonüsünü cerrahi girişim öncesi ve sonrası değerlendirilmeli.
>16 haftadan Gebeliklerde
Anestezik Yaklaşım
1-
Preoperatif olarak hastayı değerlendirilmeli,
2-
Cerrahla tokolilitik kullanımı konusunda fikir birliğine varılmalı,
3-
Aspirasyon proflaksisi yapılmalı,
4-
Pre, intra ve postoperatif dönemde uterusun sola deviyasyonu sağlanmalı
5-
Oksijenizasyon, normokarbi, normotansiyon ve normoglisemi sağlanmalı,
6-
İntraoperatif fetal monitorizasyon kullanılmalı.
GEBELİK VE TRAVMA
Gebe bir olguda, travma
maternal ölümlerin en önemli nedenlerindendir (29). Tüm gebelerin %6-8’i travma
veya kazalara maruz kalmakta ve bunların %0.5’i yoğun bakım gerektirmektedir.
Çoğunluğunu motorlu taşıt kazaları oluşturur (%55).
Travma sonrası fetal
monitörizasyonun uzun süreli takibi gerekebilir. Ancak diğer tüm indikatörler
normalse 4 saatten daha uzun monitörizasyona gerek yoktur (29). Operayon
odasında veya yoğun bakımda fetal monitörizasyon gerçekleştirilmesi zordur.
Maternal yaralanmalar ve cerrahi saha engelleyebilir. Sıklıkla 18 haftadan
sonra önerilmesine rağmen, 22 haftaya kadar güvenilir olmayabilir.
Kafa travması
Burada artmış intrakranyal
basınç önemli bir faktördür. Gebelerde normalde plazma osmolaritesi düşüktür.
(280 mOsm). Mannitolün tavşanlarda fetal plazma osmotik basıncını artırdığı ve
fetal dehidratasyona neden olduğu gösterilmiştir. Klinikte gebe bir nörocerrahi
hastasında 100gr mannitolün faydalı olabileceği gösterilmiştir (6).
Hiperventilasyon tartışmalıdır. Gebelerde normal PC02 32 mmHg’dır.
Hiperventilasyonla daha da aşağıya çekilmesi gerekir. Oysaki aşırı
hiperventilasyon uterin kan akımını azaltır ve fetal hipoksiye neden olabilir. O
nedenle PC02’nin 24 mmHg’nın altına düşürülmemesi
önerilir.
A-Cerrahi Prosedürün Değerlendirilmesi
| Elektif |
Yarı acil |
Acil |
| Doğum sonrasına ertele |
Mümkünse ikinci trimestra ertele |
Mümkünse ikinci trimestra ertele |
| |
Obsterik açıdan hastanın değerlendirilmesi |
|
| Tahmini gestasyonal yaş <16 hafta |
|
Tahmini gestasyonal yaş >16 hafta |
| Prosedür öncesi ve sonrası fetal kalp tonusunun
değerlendirilmesi |
|
Fetal kalp atımı ve değişiklikleri ile uterin
konraksiyomların monitorizasyonu |
B- Anestezik Tekniğin Seçimi
| Lokal |
Regional Anestezi |
Genel
|
| |
- Nonpartiküler antasit
- Prehidrasyon
- İlave oksijen
- Spinal, epidural, diğer
|
- Nonpartiküler antasit
- H2 antagonisti
- Metoklopramid
- Hızlı ind. veya uyanı entüb.
|
| |
|
- Yüksek Oksijen
- Düşük konsant. İnhalasyon
- Narkotikler, kas gevşeticiler
|
| |
Postoperatif Bakım |
|
|
|
|
- Potansiyel komplikasyonlar
|
| |
|
- Annede hipoksi, hipotansiyon,tromboemboli
- Fetal asfiksi,depresyon,prematüre doğum
|
KAYNAKLAR
1-Pederson H, Finster M.
Anesthetic risk in the pregnant surgical patient. Anesthesiology1979; 51: 439.
2-Lonston –Poborny VK:
Gynecologic surgery during pregnancy. Clin Obstet Gynecol1994; 37: 294.
3-Fallon WF, Jr, Newman JS,
Fallon GL. The surgical management of intra-abdominal inflamatory conditions
during pregnancy. Surg Clin North Am 1995; 75:15.
4-Kort B, Katz VL, Watson WJ.
The effect of nonobstetric operation during pregnancy. Surg Gynecol Obstet 1993;
177:371-6.
5-Coleman MT, Trianfo VA,
Rund DA. Nonobstetric emergencies in pregnacy :trauma and surgical conditions.
Am J Obstet Gynecol 1997;177: 497-502.
6-Penning D. Trauma in
pregnancy. Can J Anaesth 2001; 48:R1-R4.
7-Beilin Y. Anesthesia for
nonobstetric surgery during pregnancy. Mt Sinai J Med 1998; 65: 265-70.
8-Barron WM. The pregnant
surgical patient: medical evaluation and management. Ann Intern Med 1984; 101:
683-91.
9-Karslı B. Gebelikte
fizyolojik değişiklikler. In:Obstetrik analjezi ve anestezi “Güncel
yaklaşımlar”Ege Anestezi ve yoğun bakım derneği sempozyum kitabı 2000; 1-5.
10-Capaless EL, Clapp JF.
Cardiovascular changes in early phase of pregnancy . Am J Obstet Gynecol 1989;
161: 1449-53.
11-Lapinsky S, Kruczynski K,
Slutsky A. Critical care in the pregnant patient. Am J Respir Crit Care Med
1995; 152:427-55.
12-
Cutforth R,MacDonald CB. Heart sounds and murmurs in pregnancy. Am Heart J 1966;
71:741.
13-Metcalfe J, Ueland k. Maternal cardiovascular adjustments to pregnancy, Prog
Cardivas Dis 1974; 16:363.
14- Cohen
SE, Nonobsteric surgery during pregnancy. In Chesnut DH, Obstetric Anesthesia.
Second edition Mosby .Inc St Louis, Missouri,1999 : 216-99
15-
Brudnell JP, Beard R. Diabetes in pregnancy .Clin Endocrinol Metab 19721:673.
16-
Sturrock JE, Nunn JF. Mitosis in mammalian cell during exposure to anesthetics.
Anesthesiology 1975; 43:21-33.
17-
Sturrock JE, Nunn JF.Effects of halothane on DNA synthesis and the presynthetic
phase (G1) in dividing fibroblasts. Anesthesiology 1976;45:413-20.
18-Wilson
JG. Environment and Birth Defects. Ew York, Academic press,1973;1-82.
19-Shepard TH. Catalog of teratogenic Agents 7th ed. Baltimore, The
Johns Hopkins University Press,1992.
20-
Fijinaga M, Baden JM. Maternal and fetal effects of anesthesia. In Healy TEJ,
Cohen PJ,editors.A Practice of Anesthesia. Sevenoaks, Kent, Edward Arnold
,1995:400-17.
21- Saxen
I, Saxen L. Association between maternal intake of diazepam and oral cleft
Lancet 1975; 2:498.
22- Mazze
RI, Lecky JH. The health of operating room personnel (editorial) Anesthesiology
1985; 62;226- 8.
23-
Buring JE, Hennekens CH, Mayrent SL,et al. Health experiences of operating room
personnel . Anesthesiology 1985;62: 325-30.
24-Duncan PG, Pope
WDB, Cohen MM,et al. Fetal risk of anesthesia and surgery during pregnancy.
Anesthesiology 1986; 64:790-4.
25- Mazze
RI, Kallen B. Reproductive outcome after anesthesia and operation during
pregnancy. A registry study of 5405 cases. Am J Obstet Gynecol 1989; 161:
1178-85.
26-Mole
RH. Radiation effects on prenatal devolopment and their radiological
signifiance. Br J Radiol 1979; 52; 89-101.
27-
Rojansky N, Reubinoff BE, Shapira SC, et al. Safety of surgical intervention
during the second trimestr of pregnancy. J Reprod Med 1994; 39: 821-4.
28- Charles P,
Gibbs MD, Joy LH. Anesthesia for the pregnant patient requiring nonobstetrical
surgery. ASA Refresher Course in Anesthesiology 1994; 22;127-140.
29-
Connoly A, et al. Trauma and pregnancy ; Am J Perinatol 1997; 14: 331.
|