Prof. Dr. Geylan Işık
Opioidler, yüzyıllardır anksieteyi yatıştırmak ve analjezi
sağlamak amacıyla kullanılmışlardır. «Opioid», «narkotik analjezik», «narkotik
anestetik» terimleri spesifik opioid reseptörlerine bağlanarak opioid agonist etkiler
gösteren ilaçları tanımlamak için kullanılır. Bu ilaçların çoğu yalnızca
intravenöz analjezik olarak değil, primer intravenöz anestetik olarak da kullanılır.
TARİHÇE
Morfin, 1803'de Serturner tarafından opiumdan (afyon) izole edilmiş,
klinik uygulamaya ise 1853 yılında girmiştir. Başlangıçta, premedikasyonda analjezik
etkisinden faydalanılan morfin daha sonraları anestezisi sırasında ve postoperatif
analjezi amacıyla uygulanmıştır. 19. yüzyıl sonlarında ise morfin (1 - 2 mg/kg),
skopolamin (1 - 3 mg/70 kg) ile birlikte iv (intravenöz) ve im (intramusküler) olarak
anestezi oluşturmak amacıyla kullanılmıştır.
İntravenöz anestetik olarak çok kısa etkili barbitüratların ortaya
çıkışı «balans anestezi» kavramının popüler olmasını sağlamış ve opioidler
intraoperatif olarak da kullanılmaya başlanmıştır. N2O + Narkotik anestezisinde ilk
olarak tiyopental, d-tübokürarin ve opioid (morfin, dolantin) kullanılmış, İnnovar
(talamonol) + N2O anestezisinde ise intravenöz bir ajan uygulamaya eklenmiştir
(hipnotikler, sedatifler, trankilizanlar). Bu yöntemler balans anestezi olarak
isimlendirilir. Çünkü her bir intravenöz ajan selektif etkilidir ve spesifik bir
amaçla uygulanır (analjezi, adale gevşemesi, amnezi, otonom reflekslerin ortadan
kaldırılması için).
Opioidler potent inhalasyon ajanlarının uygulandığı anestezi
sırasında da kullanılırlar. Bu uygulama ile inhalasyon anestetiklerine gereksinimi
azaltır ve anestezinin kardiyovasküler ve diğer organ sistemlerindeki depresif etkisini
azaltırlar.
DeCastro ve Lowenstein, opioidlerin yüksek dozlarda tam bir anestezi
oluşturduğunu açıklamışlardır. Ancak, morfin anestezisi tekniğinde ortaya çıkan
yetersiz amnezi, histamin salınımı, uzamış postoperatif solunum depresyonu,
vazodilatasyon nedeniyle kan volümünün artırılma gereksinimi ve hipertansiyon gibi
problemler, morfinin tek başına anestetik olarak popülaritesini azaltmıştır.
Morfinin tersine fentanil, hem balans anestezinin (N2O + Narkotik) bir komponenti olarak,
hem inhalasyon anestetiğine yardımcı bir ilaç olarak hem de yüksek dozlarda (50 - 150
µg/kg) primer veya tek başına anestetik olarak popüler olmuştur. En önemli problem
ise postoperatif uzamış solunum depresyonudur.
Morfin ve fentanil anestetik dozlarda kardiyovasküler fonksiyonda
depresyon yapmaksızın tam bir anestezi oluşturur. Bu yöntem bugün, kardiyovasküler
rezervi az veya hiç olmayan hastalarda ideal anestezi tekniğidir. Fentanil + oksijen
anestezisi, morfine göre postoperatif solunum depresyonuna daha az neden olur, daha iyi
bir kardiyovasküler stabilite sağlar, histamin salınımına neden olmaz ve
vazodilatasyon oluşturmaz.
SINIFLANDIRMA
Opioidler; genellikle doğal, yarı sentetik ve sentetik olarak
sınıflandırılırlar.
Doğal opioidler
- Fenantren türevleri : Morfin, Kodein, Tebain
- Benzilizokinolin türevleri : Papaverin
- Yarı sentetik opioidler : Eroin, Dihidromorphone / morphinone, Tebain
türevleri (etorfin)
Sentetik opioidler
- Morfinan türevleri (levorphanol)
- Difenilpropilamin veya metadon türevleri (metadon, d-propoksifen)
- Benzomorfan türevleri (pentazosin, fenazosin)
- Fenilpiperidin türevleri (fentanil, sufentanil, meperidin)
Doğal opioidler : Afyon, papaver somniferum (haşhaş)
bitkisinin kurutulmuş öz suyudur. Doğal opioidler afyondan elde edilir ve iki kimyasal
gruba ayrılır: 1 - Fenantren türevleri (morfin ve kodein), 2 - Benzilizokinolin
türevleri (papaverin).
Yarı sentetik opioidler : Tebain türevleri (oxymorfon ve
oxycodone) klinikte analjezik amaçla kullanılır. Etorfin morfinden bir kaç bin kat
daha potent bir ajandır ve anestezi ve immobilizasyon istenen hastalarda kullanılır.
Sentetik opioidler : Bu gruptaki ajanların çoğu analjezi ve
anestezi için iv olarak kullanılır, anestezide yalnız fenilpiperidin türevleri
önemli bir rol oynar.
ETKİ MEKANİZMALARI
Opioidlerin etki mekanizması yapıları, etki yerleri ve endojen SSS
(santral sinir sistemi) peptidleri ile etkileşmeleriyle açıklanır. Opioidlerin
prototipi morfindir. Morfin opioidlerin çoğunun ana karakteristik yapılarını içerir.
Aynı zamanda fenilpiperidin yapısını da ihtiva eder.
Etki yerleri : Opioid reseptörleri
Opioid reseptörleri 1973'de tanımlanmıştır. Bir kaç yıl sonra da
endojen opioidler bulunmuştur. Bu güne kadar 4 tip reseptör kanıtlanmıştır. Bunlar
: mü (µ), kappa (k), sigma (s) ve delta (d) reseptörleridir. Opioidler kendilerine
özgü reseptörlere bağlanarak etkilerini gösterirler.
Mü (m) reseptörleri : Spesifik agonisti morfindir. Morfinle uyarılır
ve morfinin oluşturduğu supraspinal analjeziden sorumludur. Ayrıca solunum depresyonu,
öfori ve fiziksel bağımlılık oluşmasına katkıda bulunurlar.
Kappa (k) reseptörleri : Spesifik agonistleri ketosiklazosin ve
türevleri ile nalorfin ve pentazosindir. Spinal analjezi, miosis ve sedasyondan
sorumludur.
Sigma (s) reseptörleri : Spesifik agonisti; SKF 10.047 adı verilen
opioiddir. Agonistleri disfori ve halüsinasyona neden olur. Ayrıca solunum ve vazomotor
merkezi stimüle eder.
Delta (d) reseptörleri : Spesifik agonisti ß-endorfin ve
enkefalinlerdir. Görevi kesin olarak bilinmemektedir. Motor entegrasyon ve idrar
fonksiyonunda etkili olabilir.
Opioid reseptörleri SSS'ndeki bir çok bölgede bulunur. Gri madde,
beyaz maddeden daha fazla reseptör içerir. SSS'de bulundukları yerler : Serebral
korteks, hipotalamus, talamus, orta beyin, ekstrapiramidal alan, substantia gelatinosa ve
sempatik pregangliyonik sinirlerdir. En yüksek konsantrasyonda bulundukları yerler
ağrı ile ilgili yapılar ve yollardır.
Bazı ilaçlar bu reseptörler üzerinde farklı etkiler yapabilir.
Bunlar reseptörün türüne göre agonistik veya parsiyel agonistik etki
gösterebilirler. Bu tür ilaçlara agonistik - antagonistik opioidler adı verilir
(parsiyel antagonist nalorfin, nalbufin gibi). Morfin bilinen tüm reseptörler üzerinde
agonist etki yapar. Naloksan ise tüm reseptörleri bloke eder, naloksanın etkisi
reseptörün türüne göre farklı derecelerde olur. Naloksanın antagonist etkisine en
duyarlı reseptör m reseptörüdür.
Endojen opioidler : Endorfinler
Vücuttaki opioid reseptörlerinin yine vücutta yapılan endojen
maddelerle ilgili olması gerektiği düşünülerek endojen opioid benzeri maddeler
araştırılmış ve ilk olarak metionin - enkefalin (Met-enkefalin) ve lösin-enkefalin
(Lö-enkefalin) adı verilen endojen opioidler bulunmuştur. Bunların opiyat
reseptörlerine afinitesinin olduğu ve naloksanla etkilerinin geri çevrildiği
gösterilmiştir. Daha sonra diğer endojen opioid peptidler, b-endorfin ve dinorfin
bulunmuştur. b-Endorfin en yüksek konsantrasyonda hipofiz ve hipotalamusta bulunur. SSS
dışında ince barsak, placenta ve plazmada bulunur. Bunun tersine enkefalinler SSS'nde
ve vücutta çok daha geniş olarak yayılmıştır.
ACTH ve b-endorfinin prekürsörleri ortaktır (propiokortin). Ön
hipofizden ACTH salınımı ile birlikte b-endorfin de salınır. Stres durumunda ACTH
yanında b-endorfin salınımı da artar. İnsanlarda strese bağlı şişmanlıkta ve
fizyolojik analjezide opioid reseptörlerinin rol oynadığı ileri sürülmüştür.
Ayrıca septik şokun oluşumunda hipofizden aşırı miktarda endorfin salınmasının
rolü olabileceği ileri sürülmüş ve naloksan ile tedaviden başarılı sonuçlar
alınmıştır.
Endojen opioidler opioid reseptörlerini etkileyerek ağrıyı giderir,
analjezi oluştururlar. Enkefalinler ve endorfinlerin çoğu morfin kadar aktif etkilidir.
b-Endorfin morfinden 5 - 10 kez daha potenttir. Endorfinler 15 - 60 dakika süren bir
analjezi oluştururlar. Enkefalinler substantia gelatinosa ve omurilik arka boynuzunda
yüksek dansitede bulunur. Bu alanlarda primer afferent nosiseptörlerle alınan uyarı
spinotalamik veya trigeminotalamik traktusla yukarı gönderilir. Arka boynuzda bulunan
bir çok madde; substance P, 5 - hidroksitriptamin, enkefalin ve GABA, endojen opioidler
ve opiyat reseptörleri ile etkileşir. Ağrı yollarındaki bu etkileşim karmaşıktır
ve henüz tam olarak açıklanamamıştır.
SANTRAL SİNİR SİSTEMİNDEKİ ETKİLERİ
Analjezi : Narkotik analjezikler ağrının algılanmasını ve
ona karşı reaksiyonu değiştirirler. Hasta, ağrıyı duymasına karşın onu hoş
olmayan bir duygu olarak algılamadığını belirtir.
Öfori : Narkotikler, ağrılı hastada sıkıntı ve kaygıyı
ortadan kaldırır ve bir öfori hali yaratır. Ağrısı olmayan kişilerde ise
huzursuzlukla birlikte bir disforiye neden olur.
Sedasyon : Narkotikler bir uyku hali ve mental bulanıklıkla
birlikte sedasyon da oluşturur.
Analjezi : Opioidler, özellikle pür m reseptör stimüle edici
agonistik opioidler, yüksek dozda kullanıldıklarında bilinç kaybı ve anestezi
oluştururlar. Narkotik anestezinin bugün hala önemli bir problemi inkomplet amnezidir
ve bu problem düşük veya yüksek dozlarda bile söz konusudur. Gerçekte ise ağrının
hatırlanması çok nadirdir. Opioidlerle anestezi oluşmaksızın derin analjezi ve apne
kolaylıkla sağlanabilir. Opioidlerle ek bir ajanın uygulanması (N2O, diazem,
droperidol) amnezi olasılığını artırır. Ancak bu ajanların kullanılması,
uzamış postoperatif solunum depresyonu ve kardiyovasküler depresyon gibi istenmeyen yan
etkilerin de artmasına neden olur. Hastanın alışkanlıkları da (sigara, alkol)
anestetik gereksinimi artırabilir. Ayrıca plazma proteinlerine bağlanmadaki
farklılıklar, yağda eriyebilirlik, hepatik metabolizma, renal atılım ve perfüzyon
opioidlere gereksinimi artırır. Opioidlerle akut tolerans görülebilir.
KARDİYOVASKÜLER ETKİLERİ
Morfinin kardiyovasküler sistemdeki etkileri şu şekilde
sıralanabilir. Hipotansiyon, Hipertansiyon, Bradikardi. Tüm bu yan etkiler fentanil
uygulamasında çok daha az sıklıkta görülür. En yeni ve daha potent bir opioid olan
sufentanil de kardiyovasküler sistemde genellikle minimal değişiklikler oluşturur.
Gerçekte 1 mg/kg dozunda iv uygulanan morfin kardiyak ve nonkardiyak hastalarda önemli
dolaşım değişikliklerine neden olmaz. Morfin doza bağlı olarak endojen katekolamin
salınımını artırır, bu nedenle önemli bir pozitif inotropik etki gösterir. Aynı
şekilde fentanilin yüksek dozları da (0,5 - 30 mg/kg) plazma katekolamin seviyesini
önemli derecede artırır. Ancak fentanilin anestetik dozları (25 - 75 mg/kg) plazma
katekolamin ve kortizol seviyelerini düşürür. Opioidlerin, minimal kardiyovasküler
etkilerine karşın bazı hastalarda uygulanmalarını takiben önemli hipotansiyon,
hipertansiyon ve aritmi oluşturduğunu bildiren raporlar vardır.
Morfin : Morfinin hem düşük (5 - 10 mg iv), hem de anestetik
dozları (1 - 4 mg/kg iv) ile derin bir hipotansiyon oluşabilir. Mekanizmasında bir çok
neden söz konusudur : 1) Vagal stimülasyonun neden olduğu bradikardi. 2) Vazodilatasyon
ve splanknik alanda kanın göllenmesi nedeniyle kalbe venöz dönüşün azalması. 3)
Histamin salınımı. Vazodilatasyon morfinin direkt olarak damar düz adalesini
etkilemesine bağlı olabilir.
Hipotansiyon oluşumunda önemli bir faktör morfinin enjeksiyon
hızıdır. Enfüzyon hızının 10 mg/dk olması halinde hipotansiyon oluşmaz. Morfin
plazma histamin seviyesinde önemli bir artışa neden olur. Bu, arteriyel kan basıncı
ve sistemik rezistansta düşmeye neden olur. Morfinin hipotansif etkisinin esas nedeni
plazma histamin seviyesini artırması olabilir.
Morfinin aksine yüksek doz fentanil anestezisinde hipotansiyon çok
nadiren oluşur, fentanil histamin salınımına neden olmaz. Sufentanil ve Alfentanil de
histamin salınımına neden olmazlar. Vazodilatasyon derecesine bağlı olarak yeterli
ventrikül dolma basıncı sağlanması için kan volümünün ve / veya kristaloid
sıvıların artırılması gereklidir. Bu hastalar halothan anestezisi uygulanan
hastalarla karşılaştırıldığında, bu hastalarda ameliyat sırasında ve sonrasında
kan gereksiniminin arttığı görülür. Venodilatasyon ve kan gereksinimindeki artma,
düşük doz morfin (0,5 mg/kg) + N2O uygulamasında görülmez. Morfinden sonra oluşan
hipotansiyon miyokardda önemli bir depresyon oluşturmaz. Yüksek dozlarda ise (3 mg/kg)
sempatik sistemi akut olarak aktive eder. Bu da morfinin herhangi bir miyokard depresan
etkisine karşı koyar.
Morfinin neden olduğu hipotansiyon : 1) H1 veya H2 histamin reseptör
antagonistinin önceden verilmesi, 2) İlacın yavaş enjeksiyonu, 3) Yeterli volüm
yüklenmesi ve trendelenburg pozisyonu ile minimale indirilir veya ortadan kaldırılır.
Meperidin (Dolantin) : Dolantinin iv uygulamasından sonra
hipotansiyon oluşabilir. Dolantin önemli derecede histamin salınımına da neden olur.
Periferik vazodilatasyon ve miyokard kontraktilitesini düşürerek kardiyovasküler
depresyon oluşturur. Kontraktilitede morfine göre 20 kat daha fazla depresan etki
gösterir. Morfinin tersine nadiren bradikardi oluşturur, ancak taşikardiye neden
olabilir. Bu önemli kardiyovasküler etkileri nedeniyle dolantinin tek başına anestetik
olarak önemi yoktur ve kardiyovasküler rezervi az olan hastalarda küçük dozları bile
zararlı olabilir.
Fentanil : Fentanil analjezik (2 -10 mg/kg) ve anestetik (30 -
100 mg/kg) dozlarda, zayıf sol ventrikül fonksiyonu olan hastalarda bile hipotansiyona
nadiren neden olur. Çünkü fentanil histamin salınımına neden olmaz. Miyokard
kontraktilitesinde ya çok az ya da hiç bir değişiklik oluşturmaz. Tüm hemodinamik
parametreler (kalp hızı, kan basıncı, kardiyak output, sistemik ve pulmoner vasküler
rezistans, pulmoner wedge basınç vb.) fentanil ile anestezi endüksiyonu sırasında
değişmeden kalır. Hipotansiyon çok enderdir ve genellikle vagal stimülasyona bağlı
bradikardi nedeniyle oluşur. Atropin veya glikoprolat ile premedikasyon veya efedrin ya
da pavulon ile bradikardinin antagonize edilmesi sonucu hipotansiyon önlenebilir.
Fentanil anestezisinde yardımcı ilaçların kullanılması daha yüksek oranda
hipotansiyon oluşumuna neden olur.
Sufentanil : Fentanilden 5 - 10 kat daha etkili bir sentetik
opioiddir. Kardiyovasküler etkileri fentanile benzer. Özellikle intraoperatif
hipertansiyona hassas hastalarda, cerrahi stimülasyon sırasındaki sempatik aktivasyonu
bloke etmekte sufentanil daha etkindir. Bu da fentanil gibi histamin salınımına neden
olmaz.
Alfentanil : Alfentanil fentanilin 1/4' i kadar potent ve çok
daha kısa etkili bir opioiddir. Özellikle kısa cerrahi girişimlerde anestetik ve
analjezik olarak kullanılır. Kardiyovasküler sistemde daha fazla değişiklik
oluşturduğu bildirilmiştir. Ancak bu konudaki araştırmalar henüz yetersizdir.
Morfin: Morfin anestezisi uygulanan kardiyovasküler cerrahide
hipertansiyon da önemli bir problemdir. Hipertansiyon mekanizmasında ; 1) Refleks
mekanizma. 2) Renin-anjiotensin mekanizmasının stimülasyonu. 3) Sempatik stimülasyon
rol oynar.
Fentanil: Yetersiz anestezi nedeni ile oluşabilir. Yüksek doz
fentanil ile entübasyondan veya cerrahi stimülasyondan önce hipertansiyon oluşması
çok enderdir. En sıklıkla sternotomi veya sonrasında ve aort kökünün maniplasyonu
sırasında görülür. Hipertansiyon fentanilin dozu artırılarak kontrol edilebilir.
Ancak, fentanilin 140 mg/kg dozunda kullanılması postoperatif devrede uzun solunum
depresyonuna neden olur. Düşük doz ise (<50 mg/kg) intraoperatif uyanıklık riskini
artırır. Fentanilin total dozu genellikle 100 mg/kg ile sınırlandırılır. Bu doza
karşın hipertansiyon kontrol edilememiş ise sodyum nitroprusit ile vazodilatatör
tedaviye başlanır. Bu tedaviye alternatif olarak ikinci bir yol yardımcı ilaçların
kullanılmasıdır. Bu amaçla potent inhalasyon ajanları ve iv sedatif / hipnotikler
kullanılır.
Narkotiklerin inhalasyon ajanları (halothan ve enfluran) ile
karıştırılması, kardiak output, kan basıncı ve stroke volümü düşürür.
Halothan ve isofluran, iskemi peryodu sırasında miyokardı koruyabilmesine karşın,
koroner arter hastalarında yüksek dozdaki fentanil veya diğer opioidlere inhalasyon
ajanlarının eklenmesi miyokardın oksijen gereksiniminin sağlanmasında güvenilir bir
yöntem değildir.
Sufentanil: Oksijen ile birlikte anestezi amacıyla
kullanıldığında en az hipertansiyon görülen narkotiktir. Balans anestezide
kullanıldığında fentanilden bile daha fazla bir kardiyovasküler stabilite sağlar.
Alfentanil: Hipertansiyon çok nadirdir.
Meperidin dışında, reseptörleri stimüle eden tüm narkotik
analjezikler genellikle kalp hızını düşürür ve bradikardiye neden olurlar. Bu
düşüş bulbusdaki santral vagal nükleusun stimülasyonuna bağlıdır.
Endüksiyonda fentanil + O2 kombinasyonu, O2 + N2O kombinasyonundan daha
fazla bradikardiye neden olur. Bu N2O'in sempatik stümülan etkisine bağlıdır.
Bradikardi : 1) Narkotiklerin yavaş enfüzyonu, 2) Premedikasyonda atropin ve glikoprolat
kullanılması, 3) Kas gevşeticisi olarak pankuronyumun tercih edilmesi ile minimale
indirilebilir. 4) Oluştuğunda ise atropin ile tamamen önlenebilir.
Ventriküler taşikardi ve fibrilasyon gibi malign aritmiler, narkotik +
N2O anestezisinde potent inhalasyon anestetiklerine göre çok daha az görülür.
Narkotik anestezisinde bradikardiden sonra en çok görülen aritmi supraventriküler
taşikardidir. Genellikle entübasyon ve cerrahi stimülüsten sonra ortaya çıkar.
YARDIMCI AJANLAR
Azotprotoksit (N2O) : İntravenöz narkotiklerle en sık
kullanılan yardımcı ajan, N2O dir. Narkotiklerle birlikte kullanılması önemli
kardiyovasküler depresyona neden olur. Bu depresyon bütün narkotiklerle birlikte
(fentanil dahil) görülür. Hipotansiyon, koroner kan akımında azalma ve koroner
vasküler rezistansda artma oluşturarak miyokard iskemisine neden olabilir. Fentanil tek
başına önemli koroner arter stenozu olan hastada bile ventriküler fonksiyon
bozukluğuna neden olmazken, N2O'in eklenmesi önemli derecede kardiyovasküler depresyon
oluşturur.
Benzodiazepinler : Diazem tek başına kullanıldığında
kardiyovasküler dinamiği çok az etkiler. Ancak bu özelliği narkotiklerle birlikte
kullanıldığında yok olur. Fentanil + Diazem kombinasyonu önemli derecede
kardiyovasküler depresyona neden olur. Miyokard kontraktilitesi, kan basıncı, kalp
hızı, sistemik vasküler rezistans ve kardiyak outputu düşürür.
İntravenöz anestetik ajanlar : Kardiyovasküler depresyon,
narkotiklerle kombine edilen diğer iv ajanlarla da (barbitüratlar; pentothal, amital)
görülür. Narkotiklerle kombine edildiğinde önemli bir kardiyovasküler depresyon
oluşturmayan iv ajanlar yalnızca skopolamin ve droperidoldür. Ancak, droperidol
sistemik vasküler rezistans (svr) ve kan basıncını düşürür, narkotikten sonra
kristaloid enfüzyonuna gereksinimi artırır.
İnhalasyon anestetikleri : Narkotikler inhalasyon ajanları ile
de kombine edilirler. Fentanil ve bazı diğer narkotikler, halothan, enfluran ve
isofluran anestezisi sırasında özellikle cerrahi stimülustan sonra kalp hızını
düşürmek için düşük dozlarda sıklıkla kullanılırlar. Bu durumda inhalasyon
ajanının konsantrasyonunda azalma sağlayarak kardiyovasküler depresyon
olasılığını azaltırlar. Ancak narkotik anestezisinde inhalasyon ajanlarının
düşük dozlarda eklenmesi bile önemli derecede kardiyovasküler depresyona neden olur.
Kas gevşeticileri : Narkotik anestezisinde kas gevşeticileri de
hemodinamik dengeyi değiştirebilir. Örneğin; 0,1 mg/kg dozunda verilen pavulon
genellikle kalp hızını ve kardiyak indeksi artırır. d-tübokürarin arteriyel kan
basıncında düşmeye neden olabilir. Normal hastalarda morfinin kalp kasında önemli
etkileri olmamakla birlikte, koroner arter hastalığında ve miyokard infarktüsünde
oksijen tüketimini, sol ventrikül diyastol sonu basıncını ve kalbin işini azaltır.
SOLUNUM SİSTEMİNDEKİ ETKİLERİ
Tüm m-reseptör stimülatörü olan opioidler, doza bağlı olarak
solunumda bir depresyona neden olurlar. Solunum depresyonu, primer olarak narkotiğin
solunum merkezi üzerindeki direkt depresan etkisine bağlıdır. Narkotikler solunum
merkezinin CO2'e cevap verme yeteneğini azaltırlar. Bunun sonucu CO2 cevap eğrisini
sağa kaydırır, apneik eşik ve istirahat end-tidal CO2 seviyesini artırırlar.
Narkotikler hipoksiye karşı solunumsal cevabı da düşürürler.
Narkotiklerin solunum ritmini ayarlayan pons ve bulbusdaki solunum
merkezlerini etkilemesi solunum hızında yavaşlama ve azalmaya, tidal volümde ise
artmaya (veya normal kalmasına) neden olur. Yüksek doz narkotikler spontan solunumu
total olarak bloke eder. Bunu bilinç kaybı oluşturmaksızın yapabilirler. Bu hastalar
sözlü emirlere sıklıkla cevap verir ve istenirse soluyabilirler.
Morfinin oluşturduğu solunum depresyonu, fentanile göre çok daha
geç başlar ve daha uzun sürer. Bu, morfinin lipid eriyebilirliğinin daha az olmasına
bağlıdır. Fentanil eşit dozdaki dolantin ve morfinden çok daha çabuk, ve daha kısa
süreli bir solunum depresyonu oluşturur. Endüksiyonda 10 mg/kg dozunda verilen fentanil
genellikle önemli bir solunum depresyonu oluşturmaz ancak bazen 5 saat sonra bile
solunum depresyonuna neden olabilir. Önemli olan bir nokta fentanilin ciddi solunum
depresyonuna neden olabilecek kan seviyesinin küçük dozlardan sonra bile saatlerce
devam etmesidir. Fentanilin anestetik dozları (50 - 100 mg/kg veya üstü) saatler
boyunca devam eden solunum depresyonu oluşturabilir. Enteresan olarak bazı hastalarda
solunum fonksiyonu diğerlerinden çok daha çabuk geri döner. Bu hastalar uygulamadan 6
- 8 saat sonra rahatlıkla ekstübe edilebilir. Solunum depresyonu süresini bir çok
faktör değiştirebilir, postoperatif ağrı olmaması veya çok az olması gibi.
Özellikle cerrahi nedenli ağrı narkotiklerin solunum depresan etkisini bozar ve önler.
Postoperatif devrede uyanma sırasında solunum depresyonu tekrarlayabilir. Nedeni plazma
narkotik konsantrasyonunun sekestrasyonudur.
Yaşlı hastalar narkotiklerin anestetik ve solunum depresan etkilerine
daha hassastırlar. Narkotiklerle birlikte yardımcı ilaçların kullanılması bu
hastalarda narkotiklerin solunum depresan etkilerini artırır. Bu kuralın dışındaki
tek ilaç droperidoldür. Droperidol, fentanil ve diğer narkotiklerin solunum depresan
etkilerini artırmaz. Fentanilden sonra (10 - 20 mg/kg) hipokapnik ventilasyon
(hiperventilasyon) postoperatif solunum depresyonunu artırır ve uzatır. Nedeni;
Kardiyak output ve karaciğer kan akımının azalması nedeniyle karaciğerden
atılımın azalmasıdır.
Narkotikler distal solunum yollarında farklı etkiler oluşturur.
PaCO2'nın normal tutulduğu hastalarda narkotik uygulamasından sonra pulmoner ölü
boşluk azalır. PaCO2'nın yüksek olduğu hastalarda ise ölü boşluk değişmeden
kalır. Yüksek doz narkotikler bronko siliyer hareketi azaltır, deprese eder. Fentanilin
antimuskarinik, antihistaminik ve antiseratonerjik etkisi morfinden çok üstündür, bu
nedenle astmatik veya bronkospastik hastalıklarda en iyi narkotik analjezik ve narkotik
anestetiktir.
NÖROFİZYOLOJİK ETKİLERİ
Genel anestetikler: doza bağlı olarak SSS'de jeneralize bir depresyon
oluştururlar, Opioid analjezikler ise daha selektif etki gösterirler. Opioidler SSS'de
jeneralize bir depresyondan çok SSS'ne gelen afferent iletimi bloke ederek anestezi
oluştururlar. Fentanil, beyin kan akımı ve beyin metabolizmasını düşürür. Bu
nedenle intrakraniyal basıncı yüksek olan hastalarda KİB'nı düşürmek için uygun
bir ajandır.
ADALE RİJİDİTESİ
Opioidler, kas tonüsünü artırarak ciddi rijiditeye neden
olabilirler. Bu rijidite torasik ve abdominal kas tonüsündeki progressif artmayla
karakterizedir. Rijidite genellikle hastanın bilincini kaybetmesi ile başlar, ancak
bilinçli hastada bile görülebilir. Torasik kasların rijiditesi (tahta göğüs
sendromu) paralize edilmemiş hastada solunum yetmezliğine neden olabilir. Kontrollü
ventilasyon zorlukla sağlanır. Hızlı veya bolus enjeksiyon rijiditenin derecesini
artırır. Uygun ve kontrollü bir hızla yapılan narkotik enfüzyonu ile rijidite
insidansı azalır. Rijidite en fazla, yaşlı hastalarda, yüksek doz kullanıldığında
ve narkotik analjezik N2O ile birlikte verildiğinde oluşur. Narkotik uygulamasından
sonra anormal adale hareketleri, tonik-klonik kasılmalar ve hareketler oluşabilir.
Rijiditenin mekanizması tam açıklanamamıştır. Adale gevşeticileri ile azaltılır
veya önlenebilir. Bu, kas iğciklerinde direkt bir etkiyle oluşmadığını
göstermektedir. Rijidite yeterli ventilasyonu engelleyerek ; hiperkarbi, hipoksi ve
kardiyovasküler değişikliklere (svr'ı artırır) neden olabilir. Süksinilkolin
rijiditeyi hızla sonlandırarak yeterli ventilasyonun yapılmasını sağlar ve bu
istenmeyen etkileri minimale indirir. Önceden veya narkotikle birlikte verilen
nondepolarizan kas gevşeticileri de rijidite insidansını ve ciddiyetini azaltır.
Pentothalin rijidite üzerinde hiç bir etkisi yoktur. Göğüs duvarı rijiditesi
postoperatif devrede de oluşabilir. Bu, fentanilin plazma seviyesinin ikinci bir peak
oluşturmasına bağlıdır.
NÖROEKSİTATÖR FENOMEN
Narkotik analjezikler ve diğer anestetik ajanlar nöroeksitatör
fenomene neden olabilirler. Fentanilin kullanıldığı bir çok hastada grand-mal tipinde
epileptik nöbetler bildirilmiştir. Bu etki subkortikal (limbik sistem) aktivitenin
artması ile oluşur, çünkü; limbik sistem opioid reseptörleri ve endojen peptidlerden
zengin bir bölgedir. Narkotiklerle birlikteki nöroeksitasyon ve nöbetin diğer
mekanizmaları; Eksitatör nörotransmitterlerin salınımındaki artmadır (met ve
lö-enkefalin). Bunlar epileptojenik özelliğe sahiptir. Narkotiklerin bu özelliğine
karşın yüksek klinik dozlarda bile nörolojik bir defisit saptanmamıştır.
BÖBREK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Morfin ADH salınımını artırarak önemli bir antidiüretik etki
gösterir. ADH salınımı, renal kan akımının ve glomerüler filtrasyon hızının
düşmesi nedeniyle oluşur. Halothan ve morfin anestezisi karşılaştırıldığında
intraoperatif ve postoperatif idrar atılımının farklı olmadığı görülür. Cerrahi
girişim olmazsa morfin ADH salınımını artırmaz. Eğer narkotik anestezisinde renal
fonksiyon değişirse (sistemik ve renal hemodinamideki değişikliklere bağlı) ve
morfin verilen bir hastada mesane sondası konmamış ise, idrar atılımında bir azalma
olabilir. Çünkü, morfin üretral sfinkter tonüsünü ve detrüssör kas tonüsünü
artırarak mesanede idrar retansiyonuna neden olur. Fentanil, Sufentanil ve Alfentanil ;
plazma ADH, renin veya aldosteron salınımına neden olmaz ve renal fonksiyonu korur.
Fentanil - O2 anestezisinde idrar volümünde artma, idrar Na atılımı ve idrar
osmolalitesinde azalma oluşur.
GASTROİNTESTİNAL SİSTEMDEKİ ETKİLERİ
Opioidler kemoreseptör trigger zonu stimüle ederek emetik etki
gösterirler. Morfin GİS düz adalesinin tonüsünü artırır ve ciddi sfinkter
spazmına (oddi ve koledokodüedenal sfinkter) neden olur. Safra yolu basıncı pür
m-reseptör agonistleri (morfin, fentanil, dolantin) ile artar, ancak agonist - antagonist
narkotiklerle (pentazosin, butarfanol) artma çok daha azdır. Bilier yoldaki basınç
artışı naloksanla kolaylıkla antagonize edilir. Bu nedenle safra yollarındaki
basıncın artması veya derecesinin klinik önemi pek yoktur.
ANTİTUSSİF ETKİ
Narkotikler içinde en kuvvetli antitussif etkili ajan kodeindir. Ancak
öksürük refleksinin inhibisyonu sekresyon birikimi ve atelektaziye neden olabilir.
MİYOSİS
Bütün narkotik analjezikler pupillalarda konstrüksiyona neden
olurlar. Bu etkilerine karşı hiç bir zaman tolerans gelişmez ve opioid zehirlenmesinin
iyi bir belirtisidir.
TOLERANS
Narkotiklerin bazı etkilerine karşı hızla tolerans gelişir.
İnsanda 6 - 8 dozdan sonra tolerans beklenmelidir. Aynı analjezik cevabı almak için
dozu artırmak gerekir.
FİZİKSEL VE PSİŞİK BAĞIMLILIK
Tekrarlanan dozlarda kullanıldığında fiziksel bağımlılık
gelişebilir. İlacın ani kesilmesi veya antagonistinin verilmesi yoksunluk sendromuna
neden olur. Narkotiklere karşı şiddetli ilaç alma tutkusu ile karakterize psişik
bağımlılık da gelişir.
AKUT ZEHİRLENME
Genellikle bağımlılarda veya intihar amacı ile yüksek dozda
alınmaları nedeniyle oluşur. Toplu iğne başı büyüklüğünde pupil, solunum
depresyonu, ve koma ile karakterizedir. Tedavi de destek tedavisi ve naloksan
kullanılır. İdrar asitleştirilmelidir, çünkü narkotikler zayıf bazik
bileşiklerdir.
ANESTEZİ TEKNİKLERİ
BALANS ANESTEZİ
Balans anestezi terimi ilk olarak 1926'da Lundy tarafından
kullanılmıştır. Lundy, anestezinin farklı komponenetlerini (analjezi, amnezi, adale
gevşemesi, otonom reflekslerin kaybı gibi) oluşturmak için teknikler ve ajanlarla bir
denge (bir veya birden fazla ajanla premedikasyon, rejyonel anestezi, genel anestezi)
sağlanması fikrini vermiştir. Bir çok balans anestezi tekniği tanımlanmıştır.
Pentothal ve N2O kombinasyonunun yetersiz analjezi oluşturması ve cerrahi sırasında
istenmeyen sempatik stimülasyonu önlemekte yetersiz kalması, 1947'de dolantinin
analjezik olarak eklenmesine yol göstermiştir. Son zamanlarda fentanilin genel anestezi
sırasında N2O'e, inhalasyon anesteziklerine, iv anestetiklere veya iv-inhalasyon
anestetikleri kombinasyonuna eklenmesi popüler olmuştur.
Narkotiklerin balans anestezinin bir komponenti olarak
kullanılmasının avantajları : 1) Kardiyovasküler dengede çok daha az dalgalanma
olur. 2) İnhalasyon ajanlarına gereksinimi azaltırlar. 3) Uzun bir postoperatif
analjezi sağlarlar.
Ani ağrılı maniplasyonların uygulandığı ameliyatlarda narkotik
kullanımı özellikle avantajlıdır (visseral organlarda intraabdominal ameliyatlarda).
Bu girişimlerde verilen küçük bir doz narkotik ajan (fentanil 50 -100 mg, iv) bu
maniplasyonlarla birlikteki kan basıncı ve kalp hızı artışını önler. Balans
anestezide önemli olan kullanılan doz ve verilme zamanıdır. Cerrahinin bitiminden
kısa bir süre önce büyük bir dozun verilmesi postoperatif solunum depresyonuna neden
olur veya solunum depresyonunu artırıp uzatabilir.
NÖROLEPT ANALJEZİ - ANESTEZİ
Nörolept analjezi tekniği ilk olarak De Castro tarafından
tanımlanmıştır. Nörolept analjezi, bir majör trankilizan (genellikle butirofenon
-droperidol-) ile potent bir opioid analjeziğin kombinasyonunu içerir. Nörolept
analjezi : Analjezi, Motor aktivite depresyonu, Otonom reflekslerin inhibisyonu,
Kardiyovasküler stabilitenin sağlanması ve Amnezi (tüm hastalarda değil) ile
karakterizedir. Droperidolün etkisi 24 saat kadar sürerken, fentanilin etkisi ancak bir
kaç saat sürer. Bu durum arzu edilmeyen bir klinik tablo yaratabilir. Çünkü,
trankilizanın etkisinin analjezikten uzun sürmesi, sakin görünen hastada ajitasyon ve
ağrıyı saklayabilir. Droperidolün 0,1 mg/kg dozlarda kullanılması da genellikle uzun
postoperatif somnolense neden olur. Droperidol - Fentanil kombinasyonunu içeren
(innovar-talamanol) hazır preparatlar balans anestezi tekniğinin ana komponenti olarak
geniş bir şekilde N2O ile birlikte kullanılır. Bu ajanın popülaritesi, sağladığı
intraoperatif kardiyovasküler stabilite ve ayılmanın rahatlığına bağlıdır.
Nörolept analjezi için endüksiyonda : Droperidol 0,25 mg/kg (5 - 20
mg), fentanil 3 - 5 mg/kg (0,1 - 0,8 mg) dozunda kombine edilerek bir kas gevşeticisi ile
birlikte uygulanır. Solunum kontrollü olarak ve N2O + O2 veya % 100 O2 inhalasyonu ile
yapılır ve anestezi idamesi için fentanil ortalama 0,1 mg/saat dozunda uygulanır.
Avantajları
- Kardiyovasküler stabilite: Otonom refleks inhibisyon = Anti şok
etki; özellikle a- reseptör blokajı ve hafif b-reseptör blokajı sonucu periferik
vazodilatasyona neden olur, doku beslenmesini artırır ve sempatik stimülasyonu önler.
- Kanamada azalma: a-blokaj sonucu oluşturduğu periferik
vazodilatasyon nedeniyle hafif hipotansiyona neden olur.
- Antiemetik etki: Kemoreseptör trigger zonu deprese eder.
- Hipotermik etki: Isı merkezini (hipotalamus) deprese eder.
- Kafa içi basıncını düşürmesi: Kafa içi basınç artışı
olan beyin cerrahisi vakalarında son derece etkin bir yöntemdir.
- Ameliyat sonunda uyanık ve kooperatif bir hasta elde edilmesi.
Dezavantajları
- Uzamış refleks depresyon.
- Uzun süren hipotansiyon (4 saat).
- Ekstrapiramidal semptomlar.
YÜKSEK DOZ NARKOTİK ANESTEZİ TEKNİKLERİ
Morfin : Endüksiyon sırasında hipotansiyon riskini minimale
indirmek için morfin en az 10-15 dk içinde ve yavaş uygulanır. En kolay uygulama : %
100 O2 veya N2O + O2 karışımı soluyan hastaya yeterli anestezi seviyesi oluşuncaya
kadar % 5 dekstroz içinde, % 0,1 konsantrasyonda (100 ml de 0,1 g = 100 mg) 5 - 10 mg/dk
hızında verilir. Endüksiyon sırasındaki hipotansiyon insidansı hızlı sıvı
transfüzyonu, trendelenburg pozisyonu verilmesi ve/veya önceden bir histamin reseptör
(H1 ve H2) blokörü uygulanması ile minimale indirilir.
Endüksiyon için genellikle 1 - 3 mg/kg morfin gereklidir. Hastaların
çoğunda bilinç kaybından önce önemli solunum depresyonu oluşur, bu durumda
solunumun önce asiste sonra kontrollü olarak sağlanması gerekir. Morfin uygulaması
sırasında veya öncesinde hem morfin dozunu azaltmak hemde yeterli bir amnezi
sağlayabilmek için sıklıkla sedatif-hipnotik bir ajan eklenir. Bilinç kaybı
oluştuktan sonra bir kas gevşeticisi verilerek entübasyon yapılır ve ventilasyona %
100 O2, O2 + Hava veya N2O + O2 karışımı ile devam edilir.
Fentanil : Fentanil de enfüzyon teknikleri ile anestezi
oluşturmak için kullanılır. Morfin enfüzyonunun aksine fentanil ile anestezi
endüksiyonu; adale rijiditesini önlemek veya minimale indirmek için genellikle küçük
bir doz nondepolarizan ajandan sonra (pavulon 1 - 1,5 mg) ve yavaş enfüzyonla
sağlanır. Enfüzyon hızı 200 - 400 mg/kg (4 - 8 ml/dk) arasında değişir.
(Fentanilin 1 ml = 0,05 mg = 50 mg) Bazı klinisyenler, yüksek dozda pankuronyum ile (0,1
mg/kg, fentanilin indüklediği bradikardiyi minimale indirmek için pavulon tercih
edilir) birlikte verilen yüksek doz (50 - 100 mg/kg) tek bir bolus fentanil
enjeksiyonunun çok daha hızlı, kolay ve etkin bir endüksiyon ve idame sağlayacağı
fikrindedirler. Bu uygulamayı takiben ventilasyon kontrollü olarak sürdürülür ve
entübasyon yapılır.
OPİOİD ANESTEZİSİNDE HORMONAL CEVAPLAR
Cerrahiye «stress cevap» : katekolamin, kortisol, ADH, GH, glukoz,
laktat, pirüvat ve bazı başka hormonlar ve metabolitlerin plazma konsantrasyonlarında
artma ile karakterizedir. Stress hormonlarının plazma konsantrasyonu, iv veya inhalasyon
ajanları ile anestezi sırasında ve ameliyatla artar. Cerrahi, operatif travmanın
ciddiyeti ile ilişkili olarak stress hormonlarının çoğunu artırır, intraabdominal
girişim vücut yüzeyindeki bir girişimden daha fazla bir artışa neden olur. Stress
hormonlarındaki bu yükselme hiç bir zaman arzu edilmez çünkü; bu durum hemodinamik
insitabiliteyi ve intra ve postoperatif metabolik katabolizmayı artırır.
Morfin : Morfin hormonal cevapları dozla ilişkili olarak azaltır.
Morfin düşük dozlarda bile cerrahi strese karşı hipofiz-adrenal cevabı bloke eder ve
ACTH salınımını inhibe eder. Plazma laktat ve pirüvat seviyesini düşürür.
Kortisol ve GH seviyesinin artmasını önler. Morfinle, bazı stress hormonlarında artma
gözlenir. 1 - Morfin hem Plazma hemde idrar katekolamin konsantrasyonunu artırabilir.
Nedeni tam olarak açık değildir. Katekolamin seviyesindeki bu artış yetersiz analjezi
ve sempatik aktivasyon nedeniyle oluşabilir. 2 - Morfin cerrahi girişim sırasında ADH
sekresyonunu artırır. Cerrahi yokluğunda bu etkisi görülmez. Anestezi sırasında,
plazma renin aktivitesini de artırır.
Fentanil : Fentanil ve yeni opioidler cerrahiye stress cevabı morfinden
daha etkin olarak azaltır. Fentanil, halothanla karşılaştırıldığında cerrahiye
karşı hiperglisemik cevabı önler ve kortisol ve GH seviyesini düşürür. Fentanil de
plazma katekolamin konsantrasyonunda artmaya neden olur.Fentanil anestezisi, morfinin
aksine olarak plazma ADH, renin ve aldosteron seviyesinin yükselmesini önler. Fentanil,
cerrahiye endokrin ve metabolik cevabın azaltılmasında morfinden daha etkilidir. Yeni
narkotikler, sufentanil ve alfentanil ise fentanilden daha etkili gibi görünmektedir.
Mekanizma Yüksek dozda opioidlerin cerrahi travmaya karşı stress cevabı inhibe etme
mekanizması bilinmemektedir. Bir neden, eksojen narkotiklerin endojen opioid-benzeri
peptidlerin etkilerine benzer şekilde inhibisyon veya stimülasyon yapması olabilir.
Endojen opioid-benzeri peptidler, bir çok hipofizer hormonun salınımında regülatör
rol oynar. Özellikle yüksek doz fentanil anestezisi hormonal stress cevabı önler.
NARKOTİK ANTAGONİSTLER VE AGONİST-ANTAGONİSTLER
Bu grup narkotikler hem agonist hemde antagonist etkiye sahiptirler.
Nalorfin, nalbufin, m reseptörleri için morfin ve diğer narkotiklerle yarışır ve
onların etkilerini ortadan kaldırırlar (antagonist etki). Diğer taraftan başka opioid
reseptörleri için agonist olarak davranırlar. Pentazosin, m reseptörleri için
antagonist, k reseptörleri için agonist etki gösterir. Bupranorfin ise reseptörleri
için parsiyel agonisttir. Bu ajanların solunum depresyonu yapıcı etkileri tam
agonistlere göre daha azdır. Ancak bu ajanlarla halüsinasyon, kabus ve kaygı gibi
psikomimetik etkiler oluşur.
Naloksan : Pür narkotik antagonisttir. Opioidlerin etkilerini
tüm reseptör tiplerini etkileyerek antagonize eder. Naloksan, primer olarak postoperatif
solunum depresyonunu geri çevirmek için, şoktaki hastaların resusitasyonunda ve
postoperatif rijiditenin tedavisinde kullanılır. Doz : 1 mg/kg veya 0,04 - 0.08 mg iv
bolus enjeksiyon. Her 5 - 10 dakikada bir doz tekrarlanabilir.
Komplikasyonları: Hipertansiyon, Pulmoner ödem, Aritmi, kardiak arrest
ve ani ölümdür. Uygulamada en sık görülen problem ağrıdır. Bunun dışında genel
bir analeptik etki gösterir ve plazma katekolamin seviyesini artırır. Naloksan narkotik
verilsin ya da verilmesin pregangliyonik sempatik nöron aktivitesini artırır.
Naloksanın iv küçük bir dozu narkotiklerin neden olduğu solunum depresyonu, analjezi
ve öforiyi hızla antagonize eder. Naloksanın etkisi fentanil ve diğer narkotiklerden
kısa sürer. Bu nedenle renarkotizasyon ve tekrarlayan solunum depresyonu görülebilir.
İM veya SC enjeksiyon korunmayı artırabilir ancak tamamen önlemez.
Agonist - Antagonist analjezikler
Nalorfin: Düşük dozlarda etkili bir antagonist etki gösterir.
Analjezik etkisi kuvvetlidir, ancak ciddi psikomimetik etkileri nedeniyle klinikte
analjezik olarak kullanılmaz. Narkotiklerin oluşturduğu solunum depresyonunu geri
çevirir, analjeziyi etkilemez.
Pentazosin: İnsanda en fazla kullanılan agonist-antagonist
narkotiktir. Analjezik etkisi morfinin 1/2 - 1/4 kadardır, ancak eşit dozlarda benzer
derecede solunum depresyonuna neden olur. Ayrıca nalorfin-benzeri disforik yan etkiler,
özellikle yaşlı ve 60 mg üzerindeki dozlarda sık görülür. Bu etkiler naloksanla
geri çevrilir. Pentazosin, zayıf bir antagonist etkiye sahiptir. Fentanilin neden
olduğu solunum depresyonunu antagonize etmek için uygun bir ajan değildir. Yoksunluk
sendromu semptomlarına neden olur.
Butorfanol: Analjezik etkisi morfinden 5 - 7 kat fazla olan bir
agonist-antagonist narkotiktir. Sistemik etkileri morfine benzer. Morfine benzer derecede
solunum depresyonu yapar. Yan etkileri; uyku hali, sersemlik, bulantı ve psikomimetik
etkilerdir. Kardiyovasküler etkileri nedeniyle (pentazosin gibi) pentazosin ve
butorfanolün kalp yetmezliği veya geçirilmiş infarktüsden sonra kullanımı uygun
değildir.
Nalbuphine: Analjezik etkisi morfin kadar olan bir
agonist-antagonist narkotiktir. Narkotik anestezisinde solunum depresyonunu antagonize
edici etkisi tatmin edicidir. Narkotik antagonist olarak naloksana göre avantajları :
Etkisi daha uzundur, analjeziyi çok az etkiler ve yan etkileri daha azdır (hipertansiyon
gibi). Yalnız parenteral olarak kullanılır. Düşük dozlarda (0,1 - 0,3 mg/kg), aynı
dozlardaki morfinin analjezik etkisine eşit bir analjezi sağlar. Analjezi başlangıcı
hızlıdır (10 - 20 dk), etki süresi 3 - 6 saattir.
Mixed agonist-antagonist narkotiklerin avantajları: Premedikan ve
analjezik olarak : Daha az bağımlılık ve solunum depresyonuna neden olurlar.
Ameliyatta : Yardımcı analjezik olarak yararlıdırlar, ancak anestezi oluşturamazlar.
FARMAKOKİNETİKLERİ
Narkotikler, Gİ kanaldan, nazal mukozadan ve akciğerlerden kolayca
emilirler. İM ve SC emilimleri de iyidir. Ancak ağız yolu ile alındıklarında
parenteral uygulamaya göre daha az etki gösterirler. Bu durum, bu ilaçların
karaciğerden ilk geçişte önemli derecede biyotransformasyona uğramalarından
kaynaklanır. Bu nedenle de oral kullanılan narkotiklerin dozu parenteral uygulamaya
göre daha yüksektir ve biyoyararlanımları da düşüktür. Narkotikler iv
uygulandığında metabolizma ve dağılım daha çabuk olur ve plazma düzeyi daha
hızlı düşer.
Morfin : Morfin % 25 oranında non-iyonize formdadır ve 1/3 'i
plazma proteinlerine bağlanır. Morfinin lipid eriyebilirliği azdır veya yoktur. Bu
nedenle morfinin SSS'ne penetrasyonu geç olur. Bu nedenle morfinin etkisi geç başlar ve
uzun sürer. Morfin yağ dokusunda aşırı miktarda depolanabilir. Atılımı: Hepatik
biyotransformasyonuna (en fazla glukronik asitle konjügasyon, kısmen demetilasyon ve
oksidasyon) ve böbreklerden atılımına bağlıdır. % 5 - 10 kadarı ve metabolitleri
feçesle atılır. % 10 kadarı böbrekten değişmeden atılır. Eliminasyon yarı ömrü
2 - 4 saattir.
Dolantin : Morfinden çok daha fazla plazma proteinlerine
bağlanır (% 70 oranında) ve yüksek lipid eriyebilirliğine sahiptir. Atılımı:
Karaciğerde ana metabolik yolu N-demetilasyonla en önemli metaboliti olan normeperidine
metabolize olur. Normeperidin, SSS uyarıcısıdır ve konvülsiyonlara neden olabilir.
Terapötik etkisi morfinden 10 kat daha azdır.
Fentanil : Fentanil % 80 oranında plazma proteinlerine
bağlanır. Çok yüksek lipid eriyebilirliği nedeniyle SSS morfinden çok daha çabuk ve
fazla penetre olur. Bu nedenle etkisi çok çabuk başlar ve kısa sürer. Atılımı:
Primer olarak hepatik metabolizasyona bağlıdır. % 10'dan azı idrarla değişmeden
atılır. Hiç bir metaboliti aktif değildir. Eliminasyon yarı ömrü 2 - 4 saattir.
ENDİKASYONLARI
- Ağrı : Kronik ve geçirilemeyen şiddetli ağrılarda
yararlıdırlar. Kanser ve terminal hastalıklarda kullanılırlar. Doğum ağrılarının
giderilmesinde sıklıkla kullanılırlar, ancak tüm narkotikler plasentayı geçerek
fötüste solunum depresyonuna neden olurlar. Dispne : Morfin akut sol ventrikül
yetmezliği ve pulmoner ödeme bağlı dispnede özellikle yararlıdır.
- Diyare : Narkotikler her türlü diyareyi etkin biçimde
önlerler.
- Anestezi
KONTRENDİKASYONLARI
- Tam agonist bir narkotiğin agonist-antagonist özellikteki
narkotikle birlikte kullanılması : Örneğin morfin kullanan bir hastaya pentazosin
gibi agonist-antagonist bir narkotik verildiğinde morfinin analjezik etkisi kaybolur ve
yoksunluk belirtileri ortaya çıkar.
- Kafa travmaları : Solunum depresyonu nedeniyle biriken CO2
serebral vazodilatasyona neden olur ve kafa içi basıncını artırır. Kafa içi
basıncı artmış olan hastalarda sonuç fatal olabilir.
- KOAH ve Status astmatikus : Akciğer fonksiyon
bozukluklarında solunum rezervi sınırlı olan hastalarda narkotikler akut solunum
yetmezliğine neden olabilirler.
- Hipovolemi
- Karaciğer yetmezliği : Metabolizmaları bozulur ve etkileri
artar.
- Endokrin yetmezlikler : Adrenal yetmezliğinde,
hipotiroidizmde narkotiklere cevap abartılı bir şekilde ortaya çıkabilir.
- MAO inhibitörü alanlarda : Hiperpreksik koma ve
hipertansiyon krizi görülür, fatal sonuçlanır.
- Akut kolesistit, Prostat hipertrofisi, Glokom.
NARKOTİKLERLE ETKİLEŞEN İLAÇLAR
Sedatif ve hipnotikler : Narkotiklerin SSS ve solunum üzerindeki
etkilerini artırırlar.
Antipsikotikler : Sedasyonu artırırlar. Antikolinerjik ve
a-reseptör blokajı etkileri nedeniyle narkotiklerin kardiyovasküler etkilerini
güçlendirirler.
MAO inhibitörleri : MAO enzimi adrenerjik sinir ucundan salınan
Noradrenalin, dopamin gibi nörotransmitterleri inaktive eder. Aynı zamanda Tiraminin de
yıkımını sağlar. Tiramin Noradrenalinin prekürsörüdür. MAO enzim inhibitörleri,
bu enzimi deprese ederek Noradrenalin, dopamin ve tiraminin yıkımını önler. Böylece
SSS'de (beyinde) konsantrasyonlarının artmasını sağlayarak psikostimülan etki
oluşturur. Periferde ise bu sempatomimetik transmitterlerin artması sonucu sempatik
stimülasyon beklenirken bunun tersine sempatik blokaja neden olur ve hipotansiyon
oluştururlar. Bu ajanlar oktapamin adı verilen yalancı bir mediatör oluşmasına neden
olurlar (Oktapamin Noradrenalinden çok daha zayıf bir etkiye sahiptir).
MAO inhibitörleri : Direkt sempatomimetiklerin etkilerini değiştirmez
ancak indirekt etkili sempatomimetiklerin (efedrin, amfetamin, aramin vb) ve tiramin
içeren yiyeceklerin (taze tulum peyniri, şarap, bakla) etkilerini potansiyalize eder
hipertansif kriz ve ölüme neden olabilir. Böyle bir durumda tedavi a-blokörlerle
yapılmalıdır (fentolamin, klorpromazin).
MAO inhibitörleri : Bir çok ilacın yıkımından sorumlu olan
mikrozomal enzimleri de deprese eder, yıkımları bu enzimlerle olan ajanların
etkilerini de potansiyalize ederler. Özellikle dolantin ile bu yolla bir etkileşme
gösterir ve ölüme varan hipertansiyon, hipotansiyon, ateş ve bilinç kaybı
oluştururlar. MAO inhibitörleri, enzimi irreversibl olarak inhibe ederler, kesildikten
sonra enzimin normal seviyesine ulaşması 2 - 3 hafta sürer. Bu nedenle ilaç
ameliyattan 1 ay önce kesilmelidir.
|