Doç.Dr.Dilek Özcengiz
Otonom sinir sistemi istemsiz, visseral ve vegetatif sinir
sistemi olarak da adlandırılır. Fizyolojik olarak otonom sinir sistemi dual
fonksiyonlara sahip bir sistem olarak düşünülür. Klasik olarak otonom sinir sistemi
iki büyük bölümden oluşmaktadır. 1 - Parasempatik 2 - Sempatik sinir sistemi.
Bunların dışında 3. bir sistemden söz edilir, bu nonkolinerjik-nonadrenerjik sinir
sistemi olarak adlandırılmıştır. Bu grup, mide barsak hormonları ile birlikte
mide-barsak kanalının motor, salgılama ve absorbsiyon işlevinin sürdürülmesinden
sorumludur. Parasempatik otonom sinir sistemi, primer olarak kolinerjik fonksiyonlara
sahiptir; organlar üzerine etkisi asetilkolinin nöroeffektör hücresel sekresyonu ile
olur. Sempatik sistemde nöromediatör norepinefrindir. Genel bir terimle, sempatik sinir
sistemi primer olarak vücudu herhangibir kavgaya karşı hazırlayan organ
fonksiyonlarını uyarır. Aynı zamanda bu fonksiyon için gerekli olmayan organlara olan
kan akımını azaltır. Parasempatik sinir sistemi ise koruyucu sistem olarak bilinir
nöromediatör asetilkolindir. Restorasyondan sorumludur.
PARASEMPATİK SİSTEM
Parasempatik sinir sistemindeki primer nöronlar, kranyal sinir
nukleuslarında ve sakral bölgede ise S2, S3 ve S4 nukleusunda yer alırlar. Bu primer
nöronlar inerve ettikleri organların içinde bulunan effektör yani postganglionik
nöronlar ile sinaps yaparlar. Sonuç olarak parasempatik sinir sisteminde primer nöronal
yani preganglionik yol sekonder yoldan belirgin olarak uzundur. Primer sempatik nöronlar
ise torakal ve lumbar spinal kordda yer alır.Bu nöronlar paravertebral sempatik ve
periferal ganglionlarda bulunan sekonder yani postganglionik nöronlar ile sinaps yapmak
üzere spinal kordu terk ederler. Bu duruma göre postganglionik sempatik nöronlar,
preganglionik nöronlardan daha uzundur. Bütün parasempatik preganglionik ve
postganglionik kavşaklarda mediyatör asetilkolindir. Sempatik preganglionik liflerde
mediyatör asetilkolin iken, postganglionik liflerin bazılarında mediyatör asetilkolin
çoğunda ise noradrenalindir. Örneğin ter bezlerine giden sempatik lifler
kolinerjiktir.
SEMPATİK SİSTEM
Sempatik sinir sisteminin anatomisi sempatik sinir sisteminin
preganglionik nöronları T1 den L3’e kadar spinal kordun anterolateral gri cevherinde
bulunur. Preganglionik aksonlar sempatik ganglionlara anterior sinir kökleri ile gelir ve
postganglionik nöronlar ile sinaps yapar. Sempatik ganglionların 22 tanesi vertebral
kolonun her iki yanında paravertebral zincir içinde yer alır. Vertebral kolonun ventral
kısmında abdominal kavitede prevertebral ganglionlar yer alır. Bu ganglionlar
postganglionik aksonları visseral organlara dağıtırlar. Çöliak ganglion T5-T12 ile
inerve edilir ve mide karaciğer, dalak, pankreas, ince barsaklar, proksimal kalın barsak
ve böbreği inerve eder. Superior mezenterik ganglion geri kalan kolonu inerve ederken,
inferior mezenterik ganglion ise genital organları, rektum ve mesaneyi inerve eder.
Çöliak ganglionun bir dalı olan greater splanknik ise adrenal medullayı inerve eder.
Baş ve üst ekstremiteler superior, middle ve inferior servikal ganglionlar yolu ile
inerve olurlar.
SEMPATİK SİSTEM FİZYOLOJİSİ
Sempatik sinir sisteminin fizyolojisi Sempatik sinir sisteminin vüçut
fizyolojisi üzerine etkilerini özetleyecek olursak; 1-Bronkodilatasyon yaparak
ventilasyonu arttırırlar.
2-(+)inotropi ve kronotropi ile kardiak outputu arttırırlar.
3-Gastrointestinal ve genitoüriner sistemlerin sfinkterlerini kasarak
düz kaslarını gevşeterek,bu organların fonksiyonlarını azaltırlar.
4-Adrenal medullar aktivite artar.
5-Vücuda daha fazla yakıt sağlamak için metabolizma artar.
6-Stres hormonlarının salınımı artar.
Bütün bu fonksiyonların ana kimyasal mediatörü sempatik sinir
uçlarından salınan norepinefrindir. ß reseptörlerinin uyarılması primer olarak
kalbin sempatik aktivasyonu, vasküler ve respiratuar sistemdeki düz kasların
gevşemesi, böbreklerde özelleşmiş hücrelerden renin salınımı ve lipoliz,
glikojenoliz gibi çeşitli metabolik sonuçlardan sorumludur. ß1 reseptörler kardiak
etkiler ve yağ asitlerinin salınımından sorumlu iken, ß2 reseptörler daha çok düz
kasların gevşemesinden, hiperglisemiden sorumludur. Beta reseptör fizyolojisi ß
agonistler inaktif formda bulunan Adenilat siklazı aktif hale getirirler.Aktif adenilat
siklaz ise ATP’yi cAMP’ye çevirir.Bundan sonra protein kinazlar serisi aktive olur ve
membran fosforilasyonu ile belirli organlar stimule edilirler. Alfa reseptör fizyolojisi
Alfa reseptörlerinin aktivasyonu bütün vücutta sempatik sinir sistemi ile stimule
edilen örneğin vasküler düz kaslar, bronşial, üretral düz kaslarda kontraksiyona
neden olur.Gastrointestinal sistem, genitoüriner sistem sfinkterleri de reseptörleri
tarafından stimule edilir. reseptörleri ayrıca sempatik sinir sisteminin metabolik
kontrolünde yer alarak pankreasdan insülin salınımını azaltır. Alfa reseptörleri 1
ve 2 olarak sınıflandırma ihtiyacı santral sinir sisteminin negatif feedback kontrol
mekanizmalarının olmasından kaynaklanmaktadır.2 reseptörleri esas olarak presinaptik
yerleşerek sinir uçlarından norepinefrin salınımının azalmasına neden olur.
Dopamin reseptörleri Dopamin reseptörlerini de iki bölüme ayırabiliriz. Dopamin(DA-1)
reseptörleri periferde özellikle splanknik ve renal damarlar da vazodilatasyona neden
olur.Ayrıca son zamanlarda dopamin reseptörlerinin sodyum reabsorbsiyonunu inhibe ederek
renin anjiotensin salınımını arttırarak diüreze neden olduğuna dair deliller
vardır.DA-2 reseptörleri ise dopaminin uzun dönemdeki etkilerinden sorumludur.Santral
sempatik outflow’u inhibe ederek sempatik sinir terminallerinden periferal norepinefrin
salınımını inhibe eder. Norepinefrin sentezi,depolanması ve salınımı Sempatik
nöral bir transmitter olan norepinefrin sentezi esas olarak sempatik sinir terminalinin
kendisinde gerçekleşir. PNMT enzimi en çok adrenal medullada bulunduğundan en çok
epinefrin burada oluşur.
Sinaptik yarığa salınan NE’ne ne olur?
1-Tekrardan sinir uçlarına alınır.Bu reuptake kokain ve Trisiklik
antidepresanlar tarafından bloke edilebilir.Hücre içinde ya MAO (Monoaminoksidaz) ile
yıkılır ya da depolama veziküllerine taşınır.
2-Kapillerlere difüzyon
3-COMT(Catecol-o-metyltransferase) ile yıkılır.
PARASEMPATİK SİSTEM FİZYOLOJİSİ
Parasempatik sinir sistemi anatomisi Daha önceden belirtildiği gibi
parasempatik sinir sisteminin preganglionik nöronları S2, S3 ve S4 ve dört kranyal
sinirden çıkar. Göze giden parasempatik preganglionik lifler orta hattaki 3. kranyal
sinirin Edinger-Westpal nukleusundan çıkarlar ve orbitada siliar ganglionda sinaps
yaparlar.Fasiyal sinirin nukleusu ise chordae tympaniyi oluşturan preganglionik lifleri
verir, bu lifler de subingual,submandibular ganglionları ve lakrimal glandı inerve eden
sphenopalatine ganglionu inerve eder.Glossopharyngeal nukleus ise parotis bezini innerve
eden otik ganglionu inerve eder.En önemli parasempatik nukleus ise kalbi,
trakeobronşiyal ağacı, karaciğeri, dalağı, böbreği, distal kolon hariç bütün
gastrointestinal sistemi innerve eden Nervus Vagus’tur. Parasempatik sinir sistemi
hakkında yapılan ilk çalışmaların bir kısmında araştırmacılar parasempatik
sinir akımına neden olan bir alkaloid bulmuşlardır ve bu alkaloide muskarin adını
vermişlerdir.Muskarin ganglion ve otonomik efektör dokularına(düz kaslar,kalp,ekzokrin
glandlar) direkt olarak uygulandığında alkaloidin parasempatomimetik etkisinin
ganglionda değilde sadece effektör hücre reseptörlerinde etkili olduğu
görülmüştür.Bir alkaloid olan nikotin ise otonom ganglionları ve iskelet
kaslarındaki nöromüsküler kavşakları innerve ederken düşük konsantrasyonlarda
uygulandığında otonom efektör hücrelere çok az bir etki göstermektedir.Bu yüzden
kolinerjik reseptörleri muskarinik ve nikotinik reseptörler diye iki gruba
ayırabiliriz. Muskarinik reseptörleri de M1 ve M2 olmak üzere ikiye
ayırabiliriz.Muskarinik reseptörlerin her ikisi de santral sinir sisteminde
bulunur.Bunun yanısıra M1 reseptörler de otonom ganglionlarda bulunurlarken M2
reseptörler de endorgan efektör hücrelerinde bulunurlar.Nikotinik reseptörler ise
santral sinir sistemi, otonom ganaglionlar ve çizgili kaslarda bulunurlar. Asetilkolin
sentezi, depolanması ve salınımı Asetilkolin, Asetilkolinesteraz enzimi ile
yıkılır. Parasempatik sinir sistemi hemen hemen bütün organlarda sempatik sinir
sisteminin yaptığı etkinin tam tersini yapar. Kalpte kardiyak kontraksiyonu azaltırken
iletim hızını ve kalp hızını azaltır. Bazı düz kaslarda örneğin bronşiyal
kaslarda konstriksiyona neden olur.Gastrointestinal ve genitoüriner sistemde ise düz
kasları kasarken, sfinkterleri gevşetir.Genellikle kolinerjik stimulasyon glandular
sekresyonu arttırır.
PARASEMPATOMİMETİKLER
Asetilkolin reseptör agonistleri Ach’nin etkisini taklit eden çok
sayıda ilaç grubunu içerir.
1-Direkt etkili reseptör agonistleri muskarinik ve nikotinik reseptör
agonistleri olarak iki grup altında incelenir.Muskarinik reseptör agonistleri de kolin
esterleri ve alkoloidler olmak üzere ikiye ayrılır. Kolin esterleri Bu grupta dört
ilaç bulunur.Asetilkolin, metakolin, karbakol ve betanekol. Bunlardan betanekolün sadece
muskarinik etkisi varken karbakol ve metakolinin hem muskarinik hem de nikotinik etkileri
bulunmaktadır.Fakat karbakolün nikotinik etkisi güçlü olup metakolinin ise muskarinik
etkisi daha belirgindir. Alkaloidler:Muskarinik etki gösteren ilaçlar; Muskarin,
Pilokarpin, Oksotremorin Nikotinik etki gösteren ilaçlar; Nikotin, Lobelin,
Dimetilfenilpiperazinyum(DMPP)
Muskarinik agonistlerin organlar üzerine olan etkileri;
Göz: Miyozis, Siliyer kasta kontraksiyona neden olarak akomodasyonu
sağlar.
Kalp: (-) kronotropik ve (-) inotropik ve (-) dromotropik etki
Kan damarları: Arterler:Dilatasyon; Venüller:Dilatasyon
Akciğerler: Bronşial kaslar:Bronkokonstriksiyon.
Bronşial glandlar:Stimulasyon
Gastrointestinal sistem:Motilite:Arttırılar
Sfinkterler:Gevşeme
Sekresyon:Özellikle tükrük bezleri ve gastrik bezlerde sekresyonu
arttırırlar.
Mesane:Detrusor:Kontraksiyon. Trigon ve Sfinkterler:Gevşeme Glandlar:
Ter bezleri, tükrük bezleri,lakrimal ve nazofarengeal bezlerde sekresyonu arttırırlar.
2-İndirekt etkili kolinoseptör agonistleri:Bu grupta Ach esteraz enzim
inhibitörleri bulunur.Bu ilaçları da üç başlık altında inceleyebiliriz. 1-Basit
alkoller:Edrofonyum 2-Karbamatlar:Neostigmin,pridostigmin,fizostigmin,ambenonyum ve
demakaryum. 3-Fosforik asitlerin organik deriveleri:Ekotiyofat, paration ve malation. Bu
ilaçlar enzimin aktif merkezi ile olan etkileşme mekanizmalarına göre ve özellikle
inhibisyonun reversible veya irreversible olmasına göre farklılık gösterirler.
Reversible inhibitörler: Fizostigmin, Neostigmin, Pridostigmin
İrreversible inhibitörler:Bu grupta malation ve paration gibi organofosfatlar
bulunur.Bunların dışında savaşlarda sinir gazı olarak kullanılan somon, tabun ve
sarin bulunmaktadır.İnsanlarda bu ajanların hiç biri kullanılmaz.Sadece ekotiofat
gözde lokal olarak kullanılır. Fizostigmin bir tersiyer amin türevi olup, yüksek
derecede yağda eridiğinden santral sinir sistemine geçer.Fizostigmin özellikle santral
etkili antikolinerjik ilaçlar ile entoksikasyonda,trisiklik antidepresanlar fazla
alındığında muskarinik blokajın önlenmesi için kullanılır.Sistemik etki elde
etmek için kullanıldığında yan etkileri fazla olduğundan neostigmin tercih
edilmelidir. Neostigmin kuaterner amonyum grubu içerir ve bundan dolayı da santral sinir
sistemine girmez. Pridostigminin etki süresi diğerlerine göre daha uzun olup Myastenia
Gravis tedavisinde kullanılır. Edrofonyum ise oldukça kısa etkili olup Myastenia
Gravisin teşhisinde veya antikolinesteraz ilaçların dozunun titrasyonunda test ilacı
olarak kullanılır.
ASETİLKOLİN RESEPTÖR ANTAGONİSTLERİ
Kolinoseptör antagonistlerini de iki grup altında incelemek
mümkündür.
Antinikotinik ilaçlar: Bu grup ilaçları da ganglion blokerleri
ve nöromüsküler nikotinik antagonistler olmak üzere iki başlık altında
inceleyebiliriz.
Muskarinik reseptör blokerleri: Bu grupta atropin,skopolamin
gibi tersiyer amonyum türevleri ile Dicyclomine, tropicamide ve benztropine gibi
semisentetik tersiyer amonyum türevleri bulunur.Ayrıca bunun dışında propantheline,
glycopyrolate ve ipratropium gibi quaterner amonyum türevleri de bulunmaktadır. Tersiyer
antimuskarinik ilaçlar ince barsaklardan iyi emilirlerken kuaterner antimuskarinik
ilaçlar ise oral alınımı takiben % 10-30 oranında emilirler.Atropin ve diğer
tersiyer amonyum türevleri absorsiyondan sonra 30 dk-1 saat içinde santral sinir
sisteminde belirgin seviyelere ulaşırlar.Kuaterner amonyum türevleri ise beyin
tarafından oldukça az alındıklarından santral sinir sistemi yan etkileri daha
azdır.Atropin uygulandıktan hemen sonra kandan temizlenir.%80’i idrar ile
atılır.İlacın parasempatomimetik etkisi bütün organlarda azalırken göz üzerine
olan etkisi 48-72 saat içinde azalır.Antimuskarinik ilaçların etkileri dokulara göre
değişir.Tükrük bezleri, bronşial ve ter bezleri atropine en hassas bezler olup
gastrik pariyetal hücrelerin asit sekresyonu en az hassas olanlarıdır.Atropinin etkisi
oldukça selektif olup, muskarinik reseptörleri güçlü bir şekilde bloke ederken
nikotinik reseptörleri ise çok az oranda bloke eder.
Organ sistemleri üzerine etkileri:
Santral sinir sistemi: Klinik olarak kullandığımız dozlarda
atropin medüller merkeze özellikle de vagal nukleusa hafif uyarıcı etkiye sahiptir.
Skopolamin ise daha belirgin sedatif etki gösterir.
Göz: Pupiller konstriktör kas muskarinik reseptör
aktivasyonuna bağlı olduğundan bu etki atropin ile bloke edilir ve midriazise neden
olur.Atropinin gözdeki ikinci bir etkisi ise silier kasın paralizisidir.Yani siklopleji
yaratarak akomodasyonu bozar.Üçüncü ama daha az önemli etkisi ise lakrimal sekresyonu
azaltmasıdır.
Kalp: Atropin orta ve yüksek terapötik dozlarda verilirse
kalpte taşikardi yapıcı etkiye sahiptir.Fakat düşük doz atropin santral vagal
stimulasyon ile önce bradikardiye neden olur.Sinoatrial ve atrioventriküler node
üzerine etkiye sahiptir.
Hava yolları: Hem düz kasları hem de sekretuar glandlar
muskarinik reseptörler içerdiklerinden Mu. reseptör blokajı sekresyonların
azalmasına ve bronkodilatasyona neden olur.
Gastrointestinal sistem: Tükrük sekresyonu üzerine
antimuskarinik blokaj oldukça belirgindir.Pepsin,asit, ve musin miktarının azalması
için yüksek doz atropin gerekmektedir.Visserlerin duvarlarını gevşeterek gastrik
boşalmayı uzatır.
Genitoüriner Sistem: Atropin ve analogları üreter ve mesane
düz kaslarını gevşetir.Uterusun düz kasları üzerine belirgin bir etkisi
yoktur.Özellikle yaşlı erkeklerde mesane düz kaslarında gevşeme prostat hipertrofisi
olabilecek olgularda idrar retansiyonuna neden olur.
Ter bezleri: Termoregülatuar terleme atropin ile
baskılanır.Adultlarda vücut ısısı yüksek doz atropin ile artarken, infant ve
çocuklarda normal dozda bile atropin ateşi olur.
Kullanım alanları:
1) Santral sinir sistemi bozukluklarında: Parkinson: Motion
sickness:Özellikle skopolamine kullanılır.
2) Oftalmolojik bozukluklar:Midriazis yapmaları nedeni ile topikal
olarak göze uygulanırlar.
3) Gastrointestinal sistem bozuklukları:Peptik ülser ve hipermotilite
de kullanılırlar.Gastrik asit sekresyonunu azaltmaları için oldukça yüksek doz
kullanmak gerekmektedir, onun için genelde bir H2 reseptör blokeri ile birlikte
kullanılırlar.
4) Respiratuar bozukluklar: Özellikle anestezide irritan anestetiklerin
bronş sekresyonlarını arttırmaları çok sık laringospazma neden olur.Bunu önlemek
amacı ile atropin ve skopolamin kullanılır.
5) Kolinerjik zehirlenmeler: Özellikle kolinesteraz inhibitörleri olan
insektisitlerin muskarinik ve nikotinik etkilerini bloke etmek için atropin
kullanılır.İkinci bir grup ise PAM, diacetylmonoxime ve obidoxime ‘dir.
Atropin entoksikasyonu: Ağız kuruluğu,
midriazis,taşikardi,sıcak ve kızarık cilt,ajitasyon,delirium ve vücut ısısında
artış.Şanssız olarak çocuklar atropinin hipertermik etkisine daha hassastırlar.Fakat
400 mg gibi yüksek bir dozun uygulanmasından sonra iyileşme olabileceği gibi, 2 mg
gibi çok az bir dozdan bile ölümler bildirilmiştir.Onun için atropin entoksikasyonu
infant ve çocuklarda oluşursa oldukça tehlikeli bir duruma neden olur.Fizostigmin hem
santral hem de periferik muskarinik blokajı gidermek için uygulanabilir.Yüksek doz
kuaterner antimuskarinik ilaç zehirlenmelerinde ise kuarterner kolinesteraz inhibitörü
olan neostigmin kullanılır.
Kontrendikasyonları: Dar açılı glokom, prostat hipertrofisi,
gastrik ülser
Ganglion blokerleri: Bu ajanlar Ach ve benzer agonistlerinin hem
parasempatik hem de sempatik ganglionlardaki nikotinik reseptörlerini bloke
ederler.Bütün otonomik akışı bloke etmelerinden dolayı bu ilaçlar oldukça
önemlidirler.Fakat selektif olmadıkları için çok fazla yan etki oluştururlar ve
artık klinik kullanımları terk edilmektedir.Bu grupta sadece trimethaphan
kullanılmaktadır.Bu ilaç hipertansif krizlerde ve beyin cerrahinin kontrollü
hipotansiyonunda kullanılmaktadır.
SEMPATOMİMETİKLER
Bu ilaçlar kısmen veya tam olarak epinefrin ve norepinefrinin
etkilerini taklit ederek sempatomimetik etki gösterirler.Bu ilaçlardan bazıları direkt
olarak adrenoseptörlere etki ederken, bazıları ise indirekt olarak etki ederler.
ENDOJEN KATEKOLAMİNLER:
EPİNEFRİN: Hem alfa hem de ß reseptörlerin potent bir
uyarıcısıdır.Kalp, vasküler ve diğer düz kaslara olan etkisi oldukça
belirgindir.Epinefrin bilinen en potent vazopressör ajanlardandır. Sistolik basınçtaki
yükselme diastolik basınca göre fazla olduğundan nabız basıncı artar.Periferik
dolaşımdaki etkilerine bakacak olursak total periferik rezistansı, renal kan akımını
ve cilde olan kan akımını azaltırken, serebral, splanknik ve kas kan akımını
arttırır.Kalpte ise direkt ß1 reseptörlerine etki ederek kontraktil gücü
arttırmasının yanı sıra kardiyak outputu, stroke volumü ve koroner kan akımını
arttırır.Epinefrinin çeşitli organ sistemlerinin düz kasları üzerine etkisi
kaslardaki adrenerjik reseptörlerin tipine bağlıdır.Epinefrin aynı zamanda güçlü
bir bronkodilatatördür. Önemli metabolik olaylar üzerinde de etki gösterir.Kan
glukozunu, laktatını ve yağ asitlerini arttırır. Alfa reseptörlere etki şu sıra
ile olur. Epinefrin » Norepinefrin » İsoproteranol ß reseptörlere etki ise;
İsoproteranol » epinefrin » norepinefrin
NOREPİNEFRİN: Norepinefrin de hem alfa hem de ß reseptörlere
etkilidir.Fakat ß2 reseptörlere epinefrine göre daha az etki eder.Sistolik ve diastolik
basınçlar ile birlikte nabız basıncı da artar.Kardiak output değişmez ya da
azalırken, total periferik rezistans artar.Periferik vasküler rezistans pek çok damar
yatağında artarken, kan akımı böbrek, karaciğer ve iskelet kasında azalır.
DOPAMİN: Norepinefrinin ve epinefrinin prekürsörüdür.Dopaminin
kardiovasküler etkileri değişik tipte reseptörler ile oluşur.Düşük dozlarda
vasküler D1 reseptörlerini etkileyerek özellikle renal, mezenterik ve koroner
yataklarında vazodilatasyona neden olur.Düşük doz dopamin infüzyonu da glomerüler
filtrasyon hızını,renal kan akımını ve sodyum atılımını arttırır.Sonuç olarak
dopamin kardiojenik şok ve hipovolemik şok gibi bozulmuş renal fonksiyona sahip
düşük kardiak outputlu durumlarda oldukça etkilidir. Daha yüksek konsantrasyonlarda
dopamin miyokard üzerindeki ß1 reseptörlere etki ederek (+) inotropik etki
gösterir.Dopamin ayrıca kalp üzerine etkilerini olusturan norepinefrinin sinir
terminallerinden salınımına neden olur.Dopamin genellikle sistolik ve nabız
basıncını arttırırken diastolik basınç üzerine çok az bir etki olur.En yüksek
konsantrasyonlarda ise dopamin vasküler 1 reseptörlerini aktive ederek
vazokonstriksiyona neden olur.
ß ADRENERJİK AGONİSTLER:
İSOPROTERANOL: Bu ilaç nonselektif ß reseptör agonisti olup
reseptörlere etkisi oldukça azdır.İntravenöz isoproteranol infüzyonu primer olarak
iskelet kaslarında ve ayrıca renal ve mezenterik vasküler yataklarda periferik
vasküler rezistansı azaltır.Mean arterial basınç tipik olarak azalır.(+) inotropik
ve (+) kronotropik etkisi ile kardiak output artar.
DOBUTAMİNE: Dobutamine de alfa ve ß reseptörlere etki eder.Fakat
sempatik sinir uçlarından norepinefrin salınımına neden olmaz ve dopaminerjik
reseptörleri etkilemez.
SELEKTİF ß2 ADRENERJİK AGONİSTLER: Özellikle astımda tercih
edilirler.Selektif olarak ß2 reseptörleri etkileseler bile minimal olarak ß2
neseptörleri de etkiler.
METAPROTERANOL: Özellikle obstrüktif respiratuar hastalıkların uzun
dönemli tedavisinde ve akut bronkospazm da tercih edilirler.Diğer selektif etkili
agonistlere göre daha hızlı etki yapar.
TERBUTALİNE: Etkisi daha uzun sürelidir fakat daha fazla yan etkisi
vardır.
ALBUTEROL: Terbutaline benzer.Etkisi diğerlerine göre daha hızlı
başlar.
RİTODRİNE: Özellikle uterusta gevşemeye neden olarak,prematür
dogumu önler. Bu grupta ayrıca ısoetharine,pirbuterol ve bitolterol gibi ß2 selektif
agonist ilaçlar bulunur.
ALFA ADRENERJİK AGONİSTLER:
PHENYLEPHRİNE: Aynı norepinefrine gibidir.Fakat etki süresi daha
uzundur. Direkt etkili bir sempatomimetiktir. Vazokonstriksiyon, arteriyal basınçta
artış ve refleks bradikardiye neden olur.
EPHEDRİNE: Miks etkili bir sempatomimetiktir.Esas indirekt etkili olup
sinir uçlarından NE salınımına neden olur.Ayrıca direkt olarak da adrenerjik sinir
reseptörlerini uyarır.Etki bakımından epinefrine benzer.Periferik vazokonstriksiyon ve
kardiak stimulasyon ile kan basıncı artar.
METHOXAMİNE: Direkt etkili adrenerjik reseptör stimulanıdır.Total
periferik rezistansı arttırır ve refleks bradikardi yapar.
METARAMİNOL: Miks etkili bir sempatomimetiktir.Hem sistolik hem de
diastolik basıncı arttırır. Bu grupta ayrıca amfetamin gibi indirekt etkili bir
santral sinir sistemi stimulanı bulunur. Phenyleprine ve methoxamine 1 selektif olup,
clonidine ise 2 selektifdir.
CLONİDİNE: Vasküler düz kaslardaki postsinaptik 2 reseptörlerini
etkileyerek kalp ve kan basıncında değişikliklere neden olur.
ADRENERJİK RESEPTÖR ANTAGONİSTLERİ:
Alfa adrenerjik reseptör
antagonistleri reversible ve irreversible olmak üzere iki grupta incelenir.Phentolamine
ve tolazoline reversible antagonistlerdendir.Phenoxybenzamine ise irreversible blokaj
yapar.
PHENOXYBENZAMİNE: Hem alfa 1 hem de alfa 2 reseptörleri bloke olurken
esas olarak 1 reseptörleri bloke eder.Total periferik vasküler rezistansı azaltır ve
hipotansiyon yapar.Feokromasitoma da kullanılır.
PHENTOLAMİNE VE TOLAZOLİNE : Reversible alfa blokaj yaparlar.Total
periferik rezistansı azaltırlar ve venöz kapasiteyi arttırılar.Her ikisi de
pankreatik, tükrük, lakrimal ve respiratuar sekresyonu arttırır.Tolazoline
yenidoğanların pulmoner hipertansiyonunda kullanılır.
PRAZOSİNE: Selektif alfa1 reseptör blokeridir.Hem rezistans hem de
kapasitans damarlarında vasküler tonüsü azaltır.Prazosine alfa2 reseptörlere etki
etmediği için çok fazla refleks taşikardiye neden olmaz.
BETA ADRENERJİK RESEPTÖR ANTAGONİSTLERİ:
PROPRANOLOL: Nonselektif olup hem ß1 hem de ß2 reseptörleri bloke
eder.Kalp hızını, kardiak outputu koroner kan akımını ve oksijen tüketimini
azaltır.Renal renin salınımını inhibe eder.
TİMOLOL: Bu ilaç da nonselektif bir antagonisttir.Glokomda
intraoküler basıncı azaltmak için kullanılır.
LABETALOL: Hem alfa reseptörlerini hem de ß reseptörlerini bloke
etmesi açısından önemlidir.
PİNDOLOL: Beta blokerlerin içinde en fazla intrinsek sempatomimetik
aktivitesi olan bu ilaçtır. Metaprolol,atenolol,acebutolol ve esmolol ise ß1
reseptörleri selektif olarak bloke eder.Dolayısı ile astım, periferik damar
hastalığı olan hastalarda daha rahat kullanılabilirler. Bu grupta bulunan adrenerjik
nöron blokerleri ise postgangliyonik sempatik nöronlardan NE nin normal fizyolojik
salınımını engelleyerek kan basıncını azaltırlar.
GUANETİDİNE: Periferik adrenerjik sinir terminallerinden
nörotransmitter salınımını inhibe eder.Bir kez sinir içine girerse norepinefrinin
yerini alır ve sinir uçlarında NE depolarını geçici olarak boşaltır.
RESERPİNE: Reserpine adrenerjik transmitter veziküllerine biojenik
aminlerin alınımını ve depolanmasını önleyerek NE, dopamine ve seratonin
depolarının hem santral hem de periferik nöronlarda boşalmasına neden olur.
|