Prof. Dr. Geylan Işık
Hastanın preoperatif devrede anesteziyolog tarafından
görülmesi 3 ana fonksiyonu içerir. 1) Hastayı anestezi hakkındaki bilgi sahibi yapmak
ve böylece anksieteyi azaltmak. 2) Hastanın tıbbi öyküsü ile fizik ve mental
bulgularını değerlendirmek. 3) Anestezi ve cerrahi riskinin değerlendirilmesi ve bazal
fonksiyonların tesbit edilmesi.
Preoperatif tıbbi yaklaşımın en önemli gerekçesi perioperatif
yaklaşımın planlanması ve optimal preoperatif morbiditenin azaltılmasıdır. Çünkü
preoperatif morbidite ve mortalite önceden mevcut olan ciddi bir hastalığın
varlığında artar. Bu nedenle preoperatif inceleme ve tedavi perioperatif morbidite ve
mortaliteyi azaltır.
Hastanın öyküsü ve fizik inceleme: Preoperatif
değerlendirmede en önemli gerçek hastanın öyküsü ve fizik inceleme bulgularının
laboratuar testlerinden çok daha önemli olduğu gerçeğidir. Sorulan sorulara alınan
cevaplar ve fizik bulgular, anesteziklerin etkilediği sistemler (kardiyovasküler ve
santral sinir sistemi) ve organlar (akciğer, böbrek, karaciğer) hakkında önemli
bilgiler verir. Bu organlara ait bir problem ve hastalığın olup olmadığı
araştırılmalı ve sorulmalıdır. Ayrıca hastanın allerjileri, önceki ilaç
tedavileri ve alışkanlığı, sosyal ve aile öyküsü de bilinmelidir.
Eğer tüm sorulara negatif cevap alınırsa şu şekilde bir inceleme
yapılmalıdır. 1) Son 2 - 3 haftada en zor yaptığınız şey nedir? 2) Son zamanlarda
merdiven çıktınız mı? 3) Uyumak için kaç tane hap alıyorsunuz? 4) Geceleri hiç
solunum sıkıntısı ile uyandınız mı? 5) Hiç göğüs ağrınız oldu mu? 6) Hiç
tansiyonunuz yükseldi mi? 7) Romatizmal ateş, kalp krizi geçirdiniz mi? 8) Sigara
içiyormusunuz?, kaç tane? 9) Her sabah öksürürmüsünüz? 10) Yakınlarda soğuk
algınlığı geçirdiniz mi? 11) Pnömoni, bronşit nedeniyle hastahanede yattınız mı?
12) İçki içermisiniz?, ne kadar? 13) Hepatit geçirdiniz mi? 14) Böbrek hastalığı
geçirdiniz mi? 15) Geceleyin idrar yapmağa kalkarmısınız?, kaç kez? 16) Hiç
konvülsiyon geçirdiniz mi? 17) Hiç felç geçirdiniz mi? 18) Herhangi bir yerinizde
ağrı var mı? 19) Hiç çift görmeniz oldu mu? 20 - Sık sık başınız ağrır mı?
21 - Herhangi bir ilaç alıyormusunuz? 22) Hamile misiniz?, hamile kaldınız mı? 23)
Kolaylıkla kanarmısınız? 24) Dişlerinizi fırçalarken kanama olur mu? 25)
Dişleriniz tam mı?, protez var mı? 26) Allerjiniz var mı?, daha önce ameliyat oldunuz
mu?, hiç anestezi aldınız mı? 27) Ailede başka bir kimsede anestezi veya cerrahi
sonrası bir problem oldu mu?
Tüm bu sorulara alınacak pozitif cevaplar karşısında daha derin
sorular ve incelemeler yapılmalıdır. Bu incelemeden sonra kan basıncı ve nabız
hızı ölçümleri her iki kolda ayrı ayrı yapılmalıdır. Bundan sonra dişler ve dil
incelenmeli, karotis a. ve juguler v. pulsasyonları değerlendirilmelidir. Daha sonra
akciğerler ve kalp sesleri dinlenmelidir. Normal sağlıklı bir kişide tüm bu inceleme
ortalama 15 dakika alır.
Rutin cerrahi için hangi laboratuar testleri gereklidir?
Poliklinik hastaları, majör cerrahi geçirmeyecek (meme biyopsisi,
herni, tonsillektomi, D+C) hastalar ve majör bir kan kaybı beklenmeyen sağlıklı
hastalarda rutin laboratuar testleri şunlardır:
40 Yaşın altında: Hiç bir test + Hb veya Htc
40 - 60 yaş arasında: EKG + Hb veya Htc, Kan şekeri, BUN + Akciğer
grafisi
60 yaşın üzerinde: Hb veya Htc, EKG, Kan şekeri, BUN, Akciğer
grafisi
Diğer laboratuar testleri özellikle yatan hastalarda rutin testler
olarak yapılmalıdır. Majör bir cerrahi geçirecek olan ve yatan hastalarda Hb, Htc,
beyaz küre tetkiki, idrar, karaciğer, böbrek fonksiyon testleri ve koagülasyon
testleri rutin olarak yapılmalıdır.
PSİKOLOJİK HAZIRLAMA VE PREMEDİKASYON
Anestezi uygulaması hastanın preoperatif devrede psikolojik olarak
hazırlanması ve endüksiyon öncesi uygulanacak olan spesifik etkili ilaçların seçimi
ile başlar. Geleneksel olarak bu iki yaklaşım, preoperatif medikasyon (premedikasyon)
başlığı altında toplanır.
Premedikasyonun 2 komponenti vardır :
1- Psikolojik hazırlık : Bu, anesteziyoloğun
yaptığı preoperatif vizitte hasta ve ailesi ile yapılan görüşmeyi içerir. Ameliyat
öncesi endişe, korku ve anksietesi olan hastalar uygun psikolojik yaklaşımla
rahatlatılabilir.
2- Farmakolojik hazırlık : Farmakolojik premedikasyon
genellikle hastanın odasında ve anestezi endüksiyonundan 1 - 2 saat önce uygulanır.
Farmakolojik premedikasyon rutin olmamalıdır. Uygun ilaç ve dozlar ancak iyi bir
psikolojik hazırlık yapıldıktan sonra seçilmelidir. İlacın seçimi ve dozun tayini
hastanın yaşına, genel durumuna, anksiete derecesine, cerrahinin tipine göre (acil)
olmalıdır.
PREMEDİKASYONUN AMAÇLARI
Anksieteden kurtarma Sedasyon Analjezi Amnezi Antisiyalog etki Gastrik
sıvı pH'sının yükseltilmesi " " volümünün azaltılması Allerjik
reaksiyonlara karşı proflaksi İkinci derecede önemli amaçlar Kardiyak vagal
aktivitenin azaltılması. Anestezi endüksiyonunda kolaylık sağlanması. Anestezi
gereksiniminde azalma sağlanması. Preoperatif analjezi. Postoperatif bulantı ve
kusmanın önlenmesi
DEPRESAN PREMEDİKASYONUN ENDİKE OLDUĞU DURUMLAR
Kardiyak cerrahi, Kanser cerrahisi, Yatan hastalar, Rejyonal anestezi,
İntrakraniyal patolojiler
DEPRESAN PREMEDİKASYONUN KONTRENDİKE OLDUĞU DURUMLAR
1 Yaşın altındaki hastalar, Yaşlı hastalar, Poliklinik hastaları,
Bilinç seviyesinde azalma olan hastalar, Ciddi kronik akciğer hastalığı olanlar,
Hipovolemisi olan hastalar.
PREMEDİKASYONDA UYGULANAN İLAÇLAR
Bu amaçla kullanılan ilaçlar genellikle intramusküler (im) yolla,
bazen de 30 - 60 ml su ile birlikte oral yolla verilirler.
Sekobarbital (Sekonal) ve pentobarbital (Nembutal) gibi barbitüratlar
premedikasyonda kullanılırlar.
Avantajları
- Sedasyon,
- CO2'e karşı solunumsal cevabı değiştirmeksizin oluşan minimal
solunum depresyonu,
- Minimal kardiyovasküler depresyon,
- Nadiren bulantı-kusma etkisi ve oral olarak da
kullanılabilmeleridir.
Dezavantajları
- Analjezik etkilerinin olmaması,
- Oryantasyon bazukluğu (özellikle ağrısı olan hastalarda
uygulanırsa ortaya çıkar) ve
- Antagonistinin olmamasıdır.
Kontrendikasyonları
- Akut intermitant porfiria. Hastalığın akut alevlenmesine neden
olurlar.
- Hipovolemi
- Karaciğer yetmezliği
- Endokrin bozukluklar
Premedikasyonda en sık kullanılan narkotikler morfin ve dolantindir.
Fentanilin etkisinin başlangıcı ve etki süresinin uygun olmaması nedeniyle
premedikasyonda kullanımı önerilmez.
Avantajları
- Endüksiyonda kolaylık ve rahatlık,
- Anestetik gereksiniminde azalma,
- Pre ve postoperatif analjezi sağlaması,
- Kontrollü ventilasyonda kolaylık sağlaması ve
- Naloksanla revers edilebilmesidir.
Narkotiklerin sağladığı bu avantajların çoğu geçerli sayılmaz,
örneğin; potent ve çabuk etkili bir intravenöz (iv) ajan narkotiğe gerek olmadan
çabuk ve rahat bir endüksiyon sağlayabilir. Morfinin sağladığı inhalasyon
ajanlarına gereksinimin azalması ise klinik olarak önemsizdir. Postoperatif analjezi en
iyi olarak ameliyat sonuna yakın uygulanan iv ajanlarla sağlanır.
Dezavantajları: Fazla değildir. Miyokardda önemli bir depresyon
oluşturmazlar.
- Periferik damarların düz kaslarında gevşeme oluşturarak
(vazodilatasyon) ortostatik hipotansiyona neden olurlar. Bu nedenle hipovolemisi olan
hastalarda uygulanmamalıdırlar.
- Solunum depresyonu oluşturmaları. Barbitüratların tersine
solunum merkezinin CO2'e cevabını azaltarak solunum merkezini deprese ederler.
- Bulantı ve kusmaya neden olmaları. Medüller kemoreseptör trigger
zonu stimüle ederek bulantı - kusma oluştururlar.
- Sfinkter spazmına neden olmaları. GİS'de düz adale spazmı
(koledokodüedönal sfinkterde) oluşturabilir, bu nedenle narkotik verilecek hastada
safra yolları hastalığı olup olmadığı araştırılmalıdır. Premedikasyonu takiben
sağ üst kadranda ortaya çıkan ağrıda bu yan etkiden şüphelenilmelidir.
Kontrendikasyonları
- Hipovolemisi olan hastalar
- Kafa içi basınç artışı olan hastalar
- Kronik obstriktif akciğer hastalığı olanlar ve status astmatikus
- Karaciğer yetmezliği
- Endokrin yetmezliği (Adrenal yetmezlik ve hipotiroidi)
- MAO enzim inhibitörü alan hastalar
- Akut kolesistit
- Prostat hipertrofisi
- Glokom
Benzodiazepinler anksietenin geçirilmesinde spesifik ajanlardır.
Premedikasyonda en sık kullanılanları diazem, lorazepam ve midazolamdır. Etkilerini
beyindeki spesifik reseptörleri etkileyerek oluştururlar.
Avantajları
- Selektif anksiolitik etki oluştururlar.
- İleri derecede sedasyon, kardiopulmoner depresyon, bulantı ve
kusma oluşturmazlar.
- Özellikle lorazepam, anterograd amnezik etki de gösterir.
- Benzodiazepinlerin oluşturduğu sedasyon Anexate (spesifik
benzodiazepin antagonisti) ve Neostigmin tarafından reverse edilebilir.
Dezavantajları
- Yüksek dozlarda derin ve uzun bir sedasyon sağlamaları. Bu
özellikle lorazepamın 50 mg / kg'ın üstünde alınması halinde önemlidir (total doz
4 mg'ı geçmemelidir). Yaşlı hastalar veya ciddi karaciğer fonksiyon bozukluğu olan
hastalar diazemin depresan etkisine karşı nadiren hassasiyet gösterirler.
- Uygulama yolları farklıdır. Diazemin im enjeksiyonu absorbsiyonun
yavaş olması nedeniyle ağrıya neden olur. Bu nedenle premedikasyonda oral yol daha
uygundur. Tersine olarak lorazepamın im ve oral absorbsiyonu aynı derecede eşittir.
Midazolamın im uygulama ile absorbsiyonu çabuktur ve 30 dakikada maksimum etki
seviyesine ulaşır. Etkisi 60 dakika sonra azalmaya başlar. Bu nedenle midozolam
premedikasyonda ideal bir seçim olabilir. Özellikle premedikasyon ile endüksiyon
arasında kısa bir zaman dilimi varsa (maksimum 30 dk)
- Diazem cimetidine ile birlikte premedikasyonda kullanılırsa
plazmadan atılımı gecikir.
Premedikasyonda en sık kullanılan butirofenon dehidrobenzperidoldür
(DHB).
Avantajları
- Kardiyovasküler stabilite
- Otonom reflekslerin depresyonu
- Motor aktivite depresyonu
- Antiemetik etki
- Hipotermik etki
Dezavantajları
- Disfori : Oluşturduğu disfori nedeniyle premedikasyonda
kullanımı sınırlıdır. Disforik hastalar bir ölüm korkusu tarif ederler ve önceden
karar verdikleri elektif cerrahi girişimi reddedebilirler.
- Ekstrapiramidal semptomlar : Reseptör blokajı yapması normal
hastalarda esktrapiramidal semptomların oluşmasına neden olabilir.
- Uzun süren hipotansiyon : Orta derecede bir adrenerjik
antogonisttir bu nedenle intravasküler sıvı volümü azalmış olan hastalarda
kullanılmamalıdır.
- Uzamış refleks depresyon : Genel anesteziden uyanmayı geciktirir
ve postoperatif sersemliği artırır. Droperidolün en önemli kullanımı antiemetik
olarak uygulanmasıdır. İdeal uygulaması yüksek kusma riski olan hastalardır (göz
cerrahisi, şişmanlarda, kusmaları olanlarda). Böylece erken postopratif devredeki
bulantı-kusmayı önler. Örneğin umblikal kordon klemplenmesini takiben 2,5 mg dozda
uygulanan DHB spinal anestezi altında C/S uygulanan annelerde bulantı ve kusmayı
önemli derece önler.
Prometazine ve hidroksizin gibi ilaçlar antihistaminik veya trankilizan
olarak sınıflandırılabilir. Bu ilaçlar premedikasyonda sedatif ve antiemetik
etkilerinden dolayı kullanılırlar. Örneğin prometazin + dolantin kombinasyonu
dolantinin solunum depresif etkisini artırmaz ancak sedatif etkisini artırır.
Difenhidraminin (0,5 - 1 mg P-or / im) cimetidin (4 - 6 mg / kg oral) ile kombine edilerek
premedikasyonda verilmesi kronik atopili hastalarda intraoperatif allerjik reaksiyonlara
karşı iyi bir proflaksi sağlar. H1-reseptör antagonisti (difenhidramin) ile
H2-reseptör antogonistinin (cimetidin) kombinasyonu sonucu periferik reseptörler işgal
edilerek herhangi bir ajanın oluşturacağı histamin salınıma bağlı klinik
belirtiler azaltılıp önlenebilir. Bu ilaçlara Prednison da (50 mg her 6 saatte bir 4
kez) eklenebilir.
Atropin, skopolamin ve glikoprolot premedikasyonda kullanılan
antikolinerjiklere örnektir. Bu ilaçlar asetilkolinin muskarinik etkilerini inhibe
ederler. Atropin ve skopolamin tersiyer aminler olup lipid membranları geçebilirler
(örn. kan-beyin bariyeri, plasenta, Gİ.yol). Bunun tersine glikoprolat sadece periferik
kolinerjik reseptörlere etkilidir. Quarterner amonyum yapısında olması lipid
bariyerlerden önemli oranda geçmesini engeller. Premedikasyonda kullanılan dozlarda
antikolinerjikler farklı cevaplar oluştururlar. Skopolamin santral sinir sistemini
önemli derecede etkiler ve potent bir antisiyolog etkiye sahiptir. Bunun tersine atropin
santral sinir sistemini minimal etkiler ancak kardiak vagolitik etkisi skopolaminden daha
fazladır. Glikoprolat ise santral sinir sistemini hiç etkilemez, kardiovasküler ve
visuel etkileri de minimaldir. Ancak, antisiyalog olarak atropinden daha potent ve daha
uzun etkilidir.
Santral sinir sistemi etkileri : Skopolamin >
Atropin > Glikoprolat
Kardiyovasküler sistem etkileri : Atropin >
Glikoprolat > Skopolamin
Antisiyolog etki : Glikoprolat > Skopolamin >
Atropin
Antikolinerjiklerin premedikasyonda rutin uygulanması gerekli
değildir. Antikolinerjik uygulanımı için en önemli nedenler : 1) Antisiyalog etki
oluşturmak. 2) Sedatif ve amnezik etki sağlanması. 3) Refleks bradikardinin önlenmesi.
4) Gastrik H+ iyonu sekresyonunu azaltmak olarak açıklanabilir.
1 - Antisiyalog etki : Sekresyonların azaltılmasında en tatmin edici,
yararlı durum bir trakeal tüp yerleştirildiğinde ortaya çıkar. Antisiyolog etki
özellikle intraoral cerrahi veya topikal anestezi uygulandığında önemlidir. Artan
sekresyon cerrahiyi güçleştireceği gibi lokal anesteziğin dilüe olmasına neden
olarak yeterli blokajın oluşumunu da önler. Rejyonal anestezi planan bir hastada
antisiyalog etki oluşturmak için bir antikolinerjik uygulanması gereksizdir.
Glikoprolat ve skopolamin atropinden daha potent bir antisiyolog etkiye sahiptirler. Kuru
bir ağız ve boğazın uyanık bir hastada yaratacağı rahatsızlık önemli bir
durumdur. Bununla birlikte anksiete, sıvı ihtiyacı ve diğer ajanların premedikasyonda
kullanılması antikolinerjiklerin yokluğunda bile kuru bir ağıza neden olabilir.
2 - Sedatif ve amnejik etkinin sağlanması : Atropin ve skopolamin
tersiyer aminler olup lipid bariyerleri geçerler. Bu ilaçların santral sinir
sistemindeki etkileri (sedasyon ve amnezi) santral sinir sistemini penetre etmelerinin
sonucudur. Skopolaminin amnezik etkisi atropinden 8 - 9 kez daha fazladır.
Premedikasyonda morfin önerilen hastalarda morfinin skopolaminle kombine edilmesi
atropinle verilmesinden çok daha iyi bir etki sağlar. Glikoprolat uygulamasını takiben
sedatif amnezik etki oluşmaz nedeni de bu ilacın quarterner amonyum yapısı nedeniyle
kan-beyin bariyerini geçememesidir.
3 - Refleks bradikardinin önlenmesi : Tipik premedikasyonda uygulanan
zaman (30 - 45 dk önce) ve dozlarda antikolinerjiklerin refleks bradikardinin
önlenmesinde etkisi yok gibidir. Eğer refleks bradikardiyi önlemek için bir
antikolinerjik seçilmiş ise en uygun ajanlar atropin veya glikoprolatdır ve kısa bir
süre önce yapılmalıdır, gerçekten de glikoprolat veya atropinin pentothalle
endüksiyondan 3 dk önce iv uygulanması ile süksinilkolinin tekrarlanan dozlarına
karşı ortaya çıkan kalp hızındaki yavaşlamayı önler. Vagal cevaplar çocuklarda
daha aktif olabilir. Bu nedenle atropin sıklıkla endüksiyondan hemen önce iv olarak
uygulanmalıdır.
4 - Gastrik H + iyonu sekresyonunun azaltılması : Bir
antikolinerjiğin gastrik sıvı pH ' sını yükseltmesi tartışmalıdır. Anestezi
endüksiyonundan 1 - 1,5 saat önce im uygulanan atropin veya glikoprolatın gastrik
sıvı pH'sında artma veya gastrik sıvı volümünde önemli bir azalma
oluşturmadığı görülmüştür. Antikolinerjik olmayan hastalarla
karşılaştırıldığında pH daki yükselme veya volümdeki azalma önemli
bulunmamıştır. Örneğin hastaların % 60'ında atropin (0,4 mg) veya glikoprolat (0,2
mg) uygulansın veya uygulanmasın endüksiyonun hemen akabinde pH 2,5'un altında
bulunmuştur. Glikoprolatın dozunun artırılması (0,3 mg) bu bulguyu
değiştirmemiştir. Ayrıca glikoprolat+cimetidinin tek başına cimetidinden daha etkin
olmadığı da gösterilmiştir.
Yan etkileri : Antikolinerjiklerin yan etkileri şu şekilde
sıralanabilir. 1) Santral sinir sistemi toksisitesi (santral antikolinerjik sendrom). 2)
Aşağı ösefagial sfinkterde gevşeme. 3) Kalp hızı değişiklikleri. 4) Midriazis ve
siklopleji. 5) Vücut ısısının artması. 6) Hava yolu sekresyonlarının kuruması. 7)
Fizyolojik ölü mesafede artma.
- Santral sinir sistemi toksisitesi (Santral antikolinerjik sendrom): Rahatsızlık, ajitasyon, anesteziden sonra uzayan somnolens ve bazı
vakalarda konvülsiyonlar ve koma ile karakterizedir. Santral sinir sistemi toksisitesi en fazla
skopolaminle daha az oranda da atropin ile görülür. Yine de premedikasyondaki dozlarla
görülme sıklığı azdır. Yaşlı hastalar hem skopolamin hem de atropinle santral
sinir sistemi toksisitesine özellikle yatkındırlar.
- Glikoprolattan sonra bir santral antikolinerjik sendrom beklenmez nedeni
de bu ilacın kan - beyin bariyerini geçmemesidir. Atropin veya skopolaminin
oluşturduğu santral antikolinerjik sendrom l - 2 mg iv neostigmin ile etkin bir şekilde
reverse edilebilir. Neostigmin ile birlikte uygulanan glikoprolat fizostigminin istenmeyen
periferik muskarinik etkilerini (bradikardi, salivasyon) önler.
- Aşağı (Alt) ösefagial sfinkterde gevşeme: Aşağı ösefagial
sfinkter 2 - 5 cm lik bir zonda gastroösefagial intralüminal basıncı artırarak
gastrik reflüyü önler. Antikolinerjik bir ajanın iv uygulanımı sonucu aşağı
ösefagial sfinkter gevşer. Premedikasyonda im uygulama da aynı şekilde bir etki
oluşturacaktır. Bu durumda premedikasyonda iv veya im yolla uygulanan bir antikolinerjik
gastroösefagial reflü riskini artırır. Bu bilgi antikolinerjiklerin teorikte kalan bir
tehlikesidir. Çünkü premedikasyonda bu ajanların uygulandığı hastalarda aspirasyon
pnömonisi insidansında artma olduğu gösterilmemiştir.
- Kalp hızı değişikleri: İntramusküler antikolinerjik
uygulamasından sonra kalp hızı artabilir. İstenmeyen bir taşikardiye karşı
skopolamin ve glikoprolat atropinden daha iyi bir seçenektirler. Çünkü bu ilaçların
kardiak etkileri çok daha azdır. Yine de premedikasyonda im atropinden sonra en
sıklıkla gözlenen cevap kalp hızındaki yavaşlamadır. Bu durumun atropinin yeterli
kan konsantrasyonuna ulaşmasından önce oluşturduğu santral vagal stimülasyona
bağlı olarak geliştiğine inanılır. Gebe bir hastaya atropin uygulanması fetal kalp
hızının atımdan atıma değişikliğinin baybolmasına neden olabilir, böylece de
fötal hipoksinin erken tanınması güçleşir. Glikoprolat bu etkiyi çok daha az
oluşturuyor gibi görünmektedir bu da placentayı kolayca geçememesi nedeniyledir.
- Midriasis ve siklopleji: Atropin ve skopolamin midriasis ve siklopleji
oluşturabilir ki böyle hastalar postoperatif devrede görme bozukluğu belirtirler.
Skopolaminin midriatik etkisi atropinden daha fazladır. Midriasis gözün ön
kamerasından aquöz humörün drenajına engel olmasına karşın glokomlu bir hastanın
premedikasyonunda myotik göz damlaları ile birlikte atropin veya glikoprolat güvenle
kullanılabilir.
- Vücut ısısının yükselmesi: Bir antikolinerjik ajanın vücut
ısısını yükseltmesinin nedeni ter bezlerini suprese etmesine bağlıdır, ki bu
bezler sempatik sinir sisteminin kolinerjik lifleri tarafından inerve edilir. Terlemenin
bu mekanizma ile önlenmesi özellikle çocuklarda ve önceden ateşi olanlarda vücut
ısısının yükselmesine neden olur.
- Hava yolu sekresyonlarının kuruması: Antikolinerjikler, kuru bir
ağızın oluşturduğu rahatsızlığın yanında, mukusun koyulaşmasına ve kurumasına
neden olarak siliyaların sekresyonları atmasını da zorlaştırırlar.
- Fizyolojik ölü mesafede artma: Atropin veya skopolamin fizyolojik
ölü mesafeyi % 20 - 25 oranında artırır. Bu durum dakika ventilasyonunun
artırılması ile kompanse edilir ve PaCO2 basıncı artmaz. Dakika ventilasyonundaki bu
artışın beraberinde uygulanan narkotik ajanın oluşturduğu solunum depresyonunu
antagonize edebileceği düşünülmemelidir. Tek başına antikolinerjik CO2'e
ventilatuar cevabı değiştirmez.
-
HİSTAMİN H2 RESEPTÖR ANTOGONİSTLERİ
Histamin H2 reseptör antogonistleri (simetidin, ranitidin) histaminin
artırdığı yüksek H+ iyonu konsantrasyonuna sahip gastrik sıvı sekresyonunu
önlerler. Preoperatif devrede kullanılmaları gastrik pH nın artmasına neden olur.
Gastrik sıvı pH sının 2,5'un üstünde olması arzu edilir, pH nın 2,5'un altında
olması halinde oluşan bir sıvı inhalasyonu ciddi aspirasyon pnömonisine neden olur.
Endüksiyondan 1 - l,5 saat önce oral 300 mg simetidin uygulanması hastaların % 80 inde
gastrik sıvı PH sının 2,5'un üstüne çıkmasını sağlar. H2 reseptör
antogonistlerinin premedikasyonda rutin uygulanması önerilmiştir. Simetidinin kronik
kullanımında santral sinir sistemi depresyonu ve sitokrom P-448 ve P-450 enzimlerini
inhibe ettiği ve bu enzimlerle metabolize olan bir çok ilacın eliminasyonunu bozduğu
gösterilmiştir. Ranitidinin santral sinir sistemi depresan etkisi ve karaciğer
mikrozomal enzimleri üzerindeki inhibitör etkisi simetidinden daha azdır. H2 reseptör
antogonistleri kusma ve regurgitasyonda etkisizdir. Simetidinin etki süresi 3 saat
Ranitidinin ise 9 saattir.
Endüksiyondan l5 - 30 dakika önce uygulanan antiasitler hemen hemen %
l00 e yakın oranda gastrik sıvı pH sını 2,5 'un üzerine çıkarırlar. İnhale
edilen gastrik sıvı, antiasit partikülleri ihtiva ediyorsa ciddi ve kalıcı persistan
pulmoner disfonksiyona neden olabilir. (yüksek PH içermesine rağmen) Bunun tersine
nonpartiküler antiasitler (0,3 M sodium citrate) önemli bir pulmoner disfonksiyona neden
olmaz H2 reseptör antogonistleri ile karşılaştırıldığında antiasitin gastrik pH
yı efektif bir şekilde artırdığı görülür. Bu nedenle acil cerrahide antiasit
uygulaması H2 reseptör antagonistlerinden daha mantikidir (C/S). Antiasitlerin mahsuru
gastrik volümü de artırması ve mide boşalmasını geciktirmesidir. Aspirasyon
pnömonisinin ciddiyeti hem volüm (0,4 ml/kg dan daha fazla) hemde pH'ya (2,5 altında)
bağlıdır.
Metoclopramide (Metpamid)
Metoclopramide üst gastrointestinal sistem motilitesini artırır,
böylece pilor sfinkterini gevşeterek midenin boşalmasını çabuklaştırır. Etkinin
başlangıcı oral yolla 30 - 60 dk im, iv uygulamada ise l - 3 dakikada oluşur.
Özellikle gastrik sıvı volümünün azaltılması amacıyla diabetli hastalar, gebeler
ve yakın bir zamanda yemek yiyenlerde kullanılmalıdır. Metpamidin postoperatif
bulantı ve kusmayı önlediği iddia edilir. Buna karşın cerrahinin bitiminden 5 dk
önce iv uygulanan metpamid postoperatif ilk 24 saatte kusma insidansını azaltmaz.
Çünkü metpamid gastrointestinal motiliteyi artırmasına rağmen GIS'in cerrahi
sonrası aktivitesi yine de azdır. Metpamidin yan etkileri santral sinir sistemine
geçişi ve dopaminerjik reseptör blokajı oluşturması ile ilişiklidir ve
ekstrapiramidal semptomlarla karakterizedir. Son olarak metpamidin gastrik pH üzerinde
hiç etkisi yoktur.
PREMEDİKASYONDA KULLANILAN AJANLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Premedikasyonda kullanılan ajanların değerini ölçen kesin bir
yöntem yoktur. Yine de premedikasyonun önemli bir amacı anksietenin giderilmesidir, bu
subjektif cevabı öIçen geçerli bir metod da yoktur. Sedasyon daha objektif bir
ölçümdür. Ancak uyku halinin oluşması anksietenin giderildiğini göstermez.
Hastanın emosyonel durumundaki değişiklikler ve hastanın premedikasyondan ne
beklediği ilaç veya ilaç kombinasyonlarının değerlendirimesinde önemli bir rol
oynar.
Erişkinde elektif cerrahi öncesi önerilen yaklaşım :
- Hasta cerrahiden bir gün önce anesteziyolog tarafından
görülmelidir.
- Cerrahiden önceki gece uykusuzluk önlenmelidir (hipnotik
verilmelidir -flurozepam-)
- Anestezi endüksiyonundan 1 - 2 saat önce oral yolla diazem veya
lorazepam verilmelidir.
- Eğer hastanın ağrısı varsa 3. madde yerine im morfin
uygulanmalıdır.
- Eğer sedasyon ve amnezi isteniyorsa endüksiyondan l - 2 saat önce
im skopolamin uygulanmalıdır. Eğer istenmiyorsa antikolinerjik uygulanmamalı veya 8.
madde uygulanmalıdır.
- Simetidin (oral) endüksiyondan 1 - 2 saat önce verilmelidir.
- Metoclopramide (oral) endüksiyondan l - 2 saat önce verilmelidir
(rutin değildir)
- Eğer antisiyalog etki isteniyorsa hasta operasyon odasına
alınmaya hazır olduğunda glikoprolat im uygulanmalıdır.
Premedikasyon, anesteziyoloğun hasta ile konuşması, planladığı
anestezik girişimi anlatması, hastanın sorduğu ve ilgilendiği konuları açıklaması
ile başlar. Bu görüşmeden sonra ilacın seçimi ve dozları tayin edilir. İlaçların
uygulanma zamanının belirlenmesi ilaç seçimi kadar önemlidir.
Preoperatif medikasyonla anksietenin azaltılması ve sedasyon en iyi
olarak endüksiyondan l - 2 saat önceki uygulamalarla sağlanır. Bu amaçla bir
benzodiazepinin oral uygulanması idealdir. Oral simetidin de bu devrede verilmelidir.
Metpamidin oral uygulanması ile gastrik sıvı volümünün azaltılması da bu aşamada
önemlidir. Oral uygulanan ilaçlarla çok az miktarda (30 - 60 ml) su alınmalıdır.
Eğer analjezi önemli bir sorun ise benzodiazepin yerine im morfin
uygulanmalıdır. Genel anestezi uygulanması gereken acil cerrahide, hastanın yakın bir
zamanda yemek yemiş olması halinde cimetidin ve metpamid im olarak uygulanmalıdır.
Simetidine bir alternatif yolda im nonpartiküler bir antiasittir uygulamasıdır.
Skopolaminin im uygulanması da oral ilaçlar veya im morfinle aynı zamanda olmalıdır.
Eğer iyi bir sedasyon ve amnezik etki oluşturması isteniyorsa. Morfin
ve skopolamin kombinasyonu trankilize ve sedasyon halinde bir hasta oluşturmak için
ideal bir premedikasyondur.
Antisiyalog etki oluşturmak için bir antikolinerjik seçilmiş ise en
uygun uygulama hastanın operasyon odasına götürülmeden önce yapılmasıdır.
Endüksiyondan l - 2 saat önce antikolinerjik hastanın kuru bir ağız ve boğazla uzun
ve rahatsız bir dönem geçirmesine neden olur. Antisiyalog etki amacıyla birinci
derecede tercih edilmesi gereken antikolinerjik glikoprilattır, santral sinir sistemi
etkisi de yoktur. Rutin antiemetik tedavi gereksizdir, hastaların çoğu bu tip bir
proflaksiye gerek göstermez. Antiemetiklerin en uygun uygulama zamanı im olarak
operasyonunun bitiminden l5-20 dk önce yapılmasıdır.
Son olarak ameliyattan önceki geceki uykusuzluğun önlenmesi de
önemlidir. Bu amaçla flurozepam veya temazepam etkin ajanlardır.
Premedikasyonda kullanılan ilaçlar ve dozları (mg)
- Barbitüratlar: Sekobarbital 50-100 Oral, im, Pentobarbital 50-l50 Oral,
im
- Narkotikler: Morfin 5-15 im, Dolantin 50-100 im
- Benzodiazepinler: Diazem 5-10 Oral Lorazepam 2-4 Oral, im
- Butirofenonlar: Droperidol 1,25 iv
- Antihistamimirikler: Difenhidramine 25-75 Oral, im Prometazin 25-50 im
- Antikolinerjikler: Atropin 0,3-0,6 im, Skopolamin 0,3-0,6 im,
Glitoprolat 0,1-0,3 im
- H2 antogonist: Cimetidin 300 Oral, im, iv Ranitidin l50 mg.
- Antiasit: Partiküllü 15-30 ml Oral, Partikülsüz l5-30 ml Oral
- Metpamid 5-l0 Oral, im, iv.
ENDÜKSİYON ÖNCESİ DEVRE
Bu bölüm hastanın ameliyat odasına girmesinden endüksiyona kadar
olan devreyi kapsamaktadır. Bu devrede en sık görülen komplikasyonlar ve hatalar :
Solunum sistemindeki devamlılığın bozulması (disconection), gaz akımında kaza ile
oluşan değişiklikler, gaz basıncı problemi, intravenöz sistemde bozukluk, ayrılma
ve laringoskop arızalarıdır. Bu hataların oluşmasında çok değişik faktörler rol
oynar. Bu nedenle anesteziyolog bir pilot gibi operasyon odasını, anestezi makinesini ve
tüm anestetik araç-gereçi kontrol etmelidir. Anesteziyolog, 02 - N2O gaz silindirlerini
kontrol etmeli, anestezi makinesinin kontrolünün ve temizlik-bakımının yapılıp
yapılmadığını, intravenöz (iv) sıvı yolunu, hastanın pozisyonun doğru olup
olmadığını araştırmalıdır.
POZİSYON KOMPLİKASYONLARI
Anestezi altında hangi pozisyonda olduğunu bilmeyen bir hasta
periferik nöropati ve basınç nekrozundan korunmalıdır. Hasar genellikle sinirlerin
uzun anatomik yolunda ve sıklıkla yüzeyel seyrettiği yerlerde oluşur.
Sırt üstü (Supine) pozisyon : Postoperatif sinir
komplikasyonlarının ortalama % 50'si sırt üstü pozisyonda oluşur. En sıklıkla
ulnar sinir ve brakiyal pleksus hasarı görülür. Muhtemelen ulnar sinirin dirseğin
median yüzünde yüzeyel olarak seyretmesi esas nedendir. Bu yaralanmadan, dirseğin
sarılması ve uygun pozisyon verilmesi ile korunabilinir (dirseğin masanın kenarına
değmemesi gibi). Eğer omuz ekstansiyona alınırsa brakial pleksus yaralanması söz
konusudur. Anlamak için pektoralis majör kası palpe edilir. Eğer adale gevşekse
brakial pleksus rahat demektir. Bu pozisyonda siperin yaptığı baskı sonucu radial
sinirde de hasar oluşabilir.
Yüz üstü (prone) pozisyon : Baskı nedeniyle bu pozisyonda
ciddi komplikasyonlar oluşabilir. 1 - Göz yüzün çevrilmesi sonucu baskıya maruz
kalabilir. Göze baskı olmaması için kemik orbitanın palpe edilmesi gerekir. Eğer
orbitanın tamamı palpe edilebiliyorsa ve obstrüksiyon yoksa göz baskıdan korunuyor
demektir. 2 - Bu pozisyonda gerilme veya baskı sonucu brakial pleksusta zedelenebilir.
Özellikle ulnar sinir (dirseğın masasının kenarına teması sonucu) zedelenebilir.
Masanın fleksiyonu bu tehlikeyi daha da artırır. 3 - Ayağın üst yüzünün masanın
sert metal kenarına gelmesi sonucu tendon ve sinir zedelenmeleri oluşabilir. Buna engel
olmak için bir uygun bir yastık yerleştirilmelidir. 4 - Uylukta femoral kuteneal
sinirin baskı altında kalması meralji parestetika sendromuna neden olabilir.
Lateral dekübitus pozisyonu : Bu pozisyonda yastık ve destekler
başın altına, dizler ve dirsekler arasına yerleştirilmelidir. 1 - Eğer baş yanlış
desteklenirse omuzun basıya maruz kalmasına bağlı olarak ekstremitelerin
nörovasküler fonksiyonunda bozulma oluşabilir. 2 - Dizler ve dirsekler arasına konan
yastıklar üstteki ekstremitenin ağırlığının dağılmasını ve azalmasını
sağlar. Safhen sinir dizde ve femoral sinirde uyluğun aşırı meyli ile zedelenebilir.
Ana peroneal sinir uzun süre bu pozisyonda kalmaya bağlı olarak zedelenebilir.
(fibulanın baş kısmı etrafında yüzeyelleşerek uzanır.) Bu nöropatilerden korunmak
için pozisyon verileceğinde bacaklar birlikte yükseltilmeli ve fleksiyona
getirilmelidir. Uyluklar 90 dereceden daha fazla fleksiyona getirilmemelidir.
|