Prof. Dr. Geylan Işık
SOLUNUM FİZYOLOJİSİ VE SOLUNUM FONKSİYONU
NORMAL VENTİLASYON / PERFÜZYON DAĞILIMI VE V/Q
ORANI
AKCİĞERDE KAN AKIMININ DAĞILIMI
Akciğerlerde kan akımının dağılımında rol oynayan primer faktör
yer çekimidir. Dik durumdaki bir akciğerde sağ ventrikülden ana pulmoner artere
atılan kan akımının oluşturduğu hidrostatik basınç yer çekiminin etkisi ile her 1
cm yükselmede 1 cmH2O basıncı kadar düşer ve sonuçta apeksde pulmoner arter
basıncı (Pa) negatif olur. Bu bölgede alveolar basınç (PA) pulmoner arter basıncı
(Pa) ve pulmoner ven basıncından (Pv) daha yüksektir (PA > Pa > Pv). Bu nedenle
bu bölgede damarlar kollabe olur, kan akımı ve gaz değişimi olmaz. Bu bölge,
alveolar ölü mesafe veya boşa giden ventilasyonu oluşturur. Normal şartlarda bu
bölge çok küçüktür veya yoktur. Ancak, hipovolemik şokta olduğu gibi Pa düşerse
veya pozitif basınçlı ventilasyonda (IPPV) olduğu gibi Pa yükselirse çok artar.
İkinci bölgede : Pa pozitif olur ve alveolar basıncı (PA) geçer. Böylece kan akımı
başlar. Bu bölgede Pa, hem PA hem de Pv 'ından daha büyüktür (Pa > PA > Pv) ve
pulmoner damarlar kısmen açılır. Kan akımını (perfüzyon basıncını) Pa - PA
farkı tayin eder. Kan akımı bölgenin yukarı kısımlarından aşağıya doğru
indikçe artar. Üçünçü bölgede : Pulmoner ven basıncı da pozitif olur ve alveolar
basıncı geçer. Bu bölgede kan akımını (perfüzyon basıncını) pulmoner
arteriyo-venöz basınç farkı (Pa - Pv) yönetir (Pa > Pv > PA). Bu bölgede hem
Pa hem de Pv, alveolar basıncı aştığı için kapiller sistem devamlı olarak açık
kalır ve kan akımı devamlıdır. Sırtüstü pozisyonda apeksdeki kan akımı artar ve
kan dağılımı apeks ve tabanda aynı olur. Ancak bu durumda da ön kısmın perfüzyonu
arkadan az olur.
VENTİLASYONUN DAĞILIMI
Yer çekimi plevral basınçta da (Ppl) değişikliklere neden olur, bu
da bölgesel alveolar volüm, komplians ve ventilasyon değişiklikleri oluşturur. Dik
durumda yer çekiminin etkisi ile negatif (subatmosferik) plevral basınç (Ppl),
akciğerin tabanına doğru her 1 cm inildiğinde 0,25 cmH2O artar (pozitif basınca
yaklaşır). Plevral basınçtaki artma alveollerde kompresyona neden olarak alveolar
volümde bir azalmaya neden olur. İntraplevral basınç apeksde tabana göre çok daha
büyüktür (daha negatiftir). Çünkü tabana göre yer çekimi daha azdır. Bu nedenle
apeksle taban arasında büyük bir plevral basınç farkı oluşur. PA (alveolar
basınç) akciğerin her yerinde aynı olduğu için plevral basınçla oluşturduğu fark
(PA - Ppl) bölgesel volüm farkına neden olur. Plevral basıncın en fazla pozitif (en
az negatif) olduğu akciğer tabanındaki alveoller büyük oranda basınca maruz kalarak
küçülürler, bu nedenle de genişleme kaabiliyetleri daha azdır. Halbuki apeksdeki
alveoller, plevral basıncın yüksekliği (en fazla negatif olduğu bölge) nedeniyle
kompresyona maruz kalmadıkları için daha büyük ve geniştirler. Bu nedenle de apeksle
taban arasında ortalama 4 kat volüm farkı vardır. Tüm bu nedenlerle tidal volümün
büyük bölümü tercihen bu bölgedeki (apeks ve üst orta kısım) alveollere
dağılır, çünkü bunlar basınç karşısında çok daha fazla genişleyebilirler.
Sonuç olarak ventilasyon apekste tabana göre çok daha fazladır.
VENTİLASYONUN PERFÜZYONA DAĞILIM ORANI (VA/Q)
Erişkinde normal alveolar ventilasyon (VA) dakikada ortalama 4 lt,
total perfüzyon ise (Q) 5 lt kadardır. O halde ventilasyonun perfüzyona oranı : 4/5 =
0,8 dir. Bu oran ventilasyon / perfüzyon oranı (VA/Q) diye anılır. İdeal olarak V/Q
oranı akciğerin tümünde eşit olmalıdır. Halbuki durum tamamen farklıdır. Dik
durumdaki bir akciğerde akciğerin apeksi ile tabanı arasında önemli derecede
ventilasyon ve perfüzyon farkları vardır. Akciğer tabanına doğru indikçe hem kan
akımı hem de ventilasyon (gaz değişimine iştirak eden tidal volüm) artar. Ancak
perfüzyondaki artma ventilasyondan çok daha fazla ve çabuk olur. Bu bölgedeki
alveoller fazla perfüze olurken az ventile olurlar.
Akciğer tabanında kan akımı ventilasyondan fazladır, bu nedenle de
VA/Q oranı düşüktür. Ventilasyonun düşük olması, bu bölgedeki alveollere kan
akımı tarafından alınabilecek miktardan daha az O2 gelmesine neden olur. Bu,
gerektiğinden fazla perfüze olan alveollerin PO2'nın düşük olmasına (89 mmHg) ve
dolayısı ile akciğerin tabanını terk eden kanın PO2'nın da düşük olmasına neden
olur. Bu bölgede CO2 atılımı da biraz bozulur, çünkü ventilasyonun yetersiz olması
nedeniyle venöz kandan alveollere geçen CO2'in tümü atılamaz ve alveolar CO2
konsantrasyonu ve PCO2 hafifçe yükselir (PACO2 = 42 mmHg). Akciğer tabanında
ventilasyonun perfüzyona göre yetersiz veya az olması nedeniyle sonuçta bu bölgeyi
terk eden kanın hafif hipoksik ve hiperkapneik olduğu görülür.
Akciğerlerin yukarılarına doğru çıktıkça hem ventilasyon, hem de
perfüzyon azalır. Ancak burada da tabandakinin tersine kan akımı ventilasyona göre 3
kat daha fazla azalır. Akciğerin apeksine varıldığında perfüzyon hemen hemen hiç
kalmamıştır ancak ventilasyon çok fazladır. Bu nedenle apeksde VA/Q oranı yükselir.
Bu bölgedeki alveoller az perfüze olurken fazla ventile olurlar. Akciğerin yukarı
kısımlarına gelen O2, alınan oksijen miktarının çok üstünde olduğu için
alveolar PO2 yükselir (PO2 = 132 mmHg) ve dolayısı ile bu bölgeyi terk eden kanın
PO2'ı da aynı yükseklikte olur ve oksijen satürasyonu da % 100'e çıkar. Alveolar
PCO2 ise çok iyi atıldığı için tabandan daha düşüktür (PACO2 = 38 mmHg).
Değişik VA/Q oranları ile akciğerlerin bu bölgelerini terk eden kan
sol atrium ve sol ventrikülde birbirine karışır ve arteriyel oksijen ve karbondioksit
basıncı ortalama bir değere sahip olur. Normal genç insanlarda (arteriyel) PaO2 = 97
mmHg, PaCO2 = 40 mmHg kadardır. Normal alveoler PO2 = 101 mmHg olduğuna göre alveoler -
arteriyel PO2 arasında 4 mmHg kadar bir fark bulunur. Bu farka alveoler - arteriyel
oksijen farkı (PAO2 - PaO2) denir. Normalde bu fark 5 - 25 mmHg arasında değişir. PaO2
ve satürasyonunun son değeri apeksten gelen tamamen satüre olmuş kan ile iyi ventile
olmayan tabandan gelen tam satüre olmamış kanın karışmasıyla oluşur. Bu fenomene
venöz karışım adı verilir. Venöz karışım, kalp dakika atım hacmi (kardiak output
-CO-) içinde oksijenle hiç temas etmemiş kanın yüzdesini gösterir. Normalde CO'un %
1 - 5 'i kadardır.
Venöz karışımın kaynakları
- 1 - Anatomik şant: Sağdan sola şant olan durumlar; ASD, PDA, Pulmoner
hipertansiyon.
- 2 - Fizyolojik şant: Venöz kanın sol kalbe drene olması; akciğerleri
besleyen kan bronşial ve tebesian venler yolu ile sol kalbe döner.
- 3 - Atelektazik şant: Ventilasyonu tamamen durmuş akciğer bölgesinden
geçen kan. Atelektazi veya konsolidasyonda özellikle lober pnömonide oluşur.
- 4 - Ventilasyon / Perfüzyon kötü dağılımı: Ventilasyonu azalmış
akciğerden gelen kan akımı neden olur. Anestezi süresince artar. Amfizem gibi kronik
obstriktif akciğer hastalıklarında (KOAH) çok artar ve oksijen satürasyonunu
düşürür.
Ventilasyon / Perfüzyon ilişkisinin derecesi : 1 - Fizyolojik ölü
mesafe 2 - Alveoler - arteriyel oksijen farkı veya venöz karışım ile tayin
edilebilir. Bunlardan herhangi birinin değerinin büyümesi akciğerin havalanmayan
miktarının arttığını gösterir. Venöz karışım veya PAO2 - PaO2 arasındaki
farkın artmasında akciğere ait nedenler (arteriyel hipoksinin pulmoner nedenleri)
şunlardır : (PAO2 - PaO2 > 25 mmHg ise arteriyel hipoksi)
- 1 - Hipoventilasyon
- 2 - Diffüzyon defekti
- 3 - Ventilasyon / Perfüzyon kötü dağılımı
- 4 - Atelektazik şant
Hipoventilasyon, difüzyon defekti ve kötü dağılımın etkisi % 100
O2 solumakla ortadan kaldırılabilir, ancak atelektazik şantın etkileri yok edilemez.
Arteriyel hipoksi bir çok faktöre bağlıdır. Bunlar : Hastalıklı alanın yeri,
genişliği, kötü dağılıma uğrayan akciğer alanı büyüklüğü, tidal volüm,
fizyolojik ölü mesafe, CO ve hastanın yaşı. Tüm bu faktörler arteriyel
oksijenasyonu etkiler. Ancak arteriyel oksijenasyonda en önemli etken ventilasyon ve
perfüzyon arasındaki ilişkidir.
PULMONER VASKÜLER REZİSTANS VE KAN AKIMI DAĞILIMINDA ETKİLİ
DİĞER FAKTÖRLER
Kardiak output
Kardiak output (CO) ile pulmoner vasküler rezistans (PVR) ve pulmoner
arter basıncı (Ppa) arasında bir ilişki vardır. Bu ilişkinin pasif sonuçlarında ;
CO artarsa, Ppa da pasif olarak artar sonuçta PVR düşer, aynı şekilde CO azalırsa,
Ppa da pasif olarak azalır ve sonuçta PVR artar. Pulmoner dolaşımdaki aktif cevap ise
değişiktir. CO düşerse aktif vazokonstriksiyon oluşur ve Ppa ya aynı kalır ya da
yükselir, bu durumda PVR'da önemli derecede yükselir. Eğer CO artarsa, o zamanda aktif
bir vazodilatasyon oluşur ve Ppa ya aynı kalır ya da düşer, PVR'da önemli derecede
düşer.
Alveoler hipoksi
Alveolar hipoksi pulmoner vazokonstriksiyona neden olur. Bu fenomen
hipoksik pulmoner vazokonstriksiyon (HPV) olarak adlandırılır. Bu, ya alveolar
hipoksinin pulmoner damarlar üzerindeki etkisine ya da alveolar hipoksinin bir vazoaktif
madde salınımına neden olmasına bağlıdır. Hipoksik pulmoner vazokonstriksiyonun
(HPV) 3 önemi vardır. 1 - Kan akımının hipoksik akciğer bölgesinden sağlam
akciğer alanlarına kaçmasına neden olur ve böylece PaO2 'nın korunmasında bir
otoregülasyon mekanizması gibi etki gösterir. 2 - Bu refleks vazokonstriksiyon
sayesinde düşük O2 enspirasyonunda (düşük FiO2) PaO2'nın normal kalması
sağlanır. Çünkü alveolar - arteriyel PO2 farkı ve ölü mesafe / tidal volüm oranı
beklenildiğinden daha az olur. 3 - Kronik obstriktif akciğer hastalıkları (KOAH),
astma, pnömoni ve mitral stenozu olanlarda bronkospazm yokken bir pulmoner
vazodilatatörün (isoproterenol, nitroprusit, nitrogliserin, aminofilin gibi)
uygulanması PaO2'nı ve PVR'ı düşürür ve sağdan - sola pulmoner şantı artırır.
Bu değişikliklerin mekanizmasının önceden mevcut olan HPV' un ortadan kalkması
olduğu düşünülür. Akciğer volümü Fonksiyonel residüel kapasite (FRC) normal bir
tidal volümden sonra normal bir ekspirasyonun sonunda akciğerde kalan hava miktarıdır.
FRC artar veya azalırsa total PVR artar. Total PVR, FRC'nin üstünde artarsa bu,
küçük alveol içi damarlara kompresyona (alveolar kompresyon) bağlıdır. Eğer total
PVR, FRC'nin altında bir artma gösterirse bu HPV veya ekstra alveolar damarların
mekanik basısına bağlıdır.
PULMONER KOMPLİANS, REZİSTANS VE AKCİĞER VOLÜMLERİNİ TAYİN
EDEN FAKTÖRLER
Pulmoner komplians
Komplians, basınç değişikliğine bağlı olarak oluşan akciğer ve
toraks volüm değişikliğidir. Normalde akciğer (CA) ve göğüs duvarı (CGD)
kompliansının her biri 0,2 L / cm H2O 'ye eşittir. Böylece total komplians 0,1 L /
cmH2O dur (CT = CA + CGD). Bu demektir ki toraksda 0,2 litrelik bir volüm değişikliği
için akciğer ve göğüs duvarına karşı 1 cmH2O basınç sarfetmek gerekir. Klinik
pratikte yalnız total komplians ölçülür, total komplians dinamik veya statik olarak
olarak ölçülür. Dinamik komplians, solunum sırasındaki basınç değişikliğine
bağlı olarak oluşan toraks volüm değişikliği değeridir. Statik komplians ise apne
veya nefes tutmada olduğu gibi hava akımının durduğu zaman ölçülen değerdir.
Dinamik komplians pratik olarak peak inspiratuar basıncın dağıttığı tidal volüme,
statik komplians ise inspiratuar basınç platosunun dağıttığı tidal volüme
eşittir.
Hava yolu rezistansı
Hava akımının akciğer içine girmesi için hava akımına karşı
akciğerlerin nonelastik (hava yolu) rezistansının üstünde bir basınç gradienti
(farkı) olmalıdır. Basınç gradienti ile hava akımının hızı arasındaki ilişki
(oran) hava yolu rezistansı olarak bilinir. Hava yolu boyunca basınç gradienti hava
yolunun çapı, hava akımının hızı ve tipine bağlıdır. Hava akımının 3 ana tipi
vardır :
- Laminar akım, türbülan akım ve orifis akım.
- Laminar akım : Bu tip hava akımında gaz akımı belirli bir kritik
hızın altında ve tüp kenarlarına paralel seyreder. Laminar akımla hava yolunun
aşağılarına gittikçe basınç akım hızı ile (volüm) orantılı olarak düşer.
Laminar akımda hava yolu rezistansı viskozitenin (akım hızının) azaltılması ile
azaltılır.
- Türbülan akım : Eğer akım kritik hızı aşarsa türbülan akım
oluşur. Türbülan akımda hava yolu boyunca basınç akım hızıyla orantılı olarak
düşmez, tam tersine basınç artarken akım hızı volümü azalır. Türbülan akımın
artmasıyla basınç volümden daha fazla artar bu da hava yolu rezistansının artmasına
neden olur.
- Orifis akım : Ciddi darlıklarda oluşur (hemen hemen kapalı bir
larinks gibi). Burada yoğunluk (dansite) önemli bir faktör olarak viskozitenin yerini
alır. Bu, helium gibi düşük dansiteli bir gazın (havaya göre) üst solunum yolu
obstrüksiyonlarında akıma karşı rezistansı niçin azalttığını açıklayabilir.
Türbülan ve orifis akımda hava yolu rezistansı yoğunluğun azaltılması ile
azaltılır. Üst solunum yolu obstrüksiyonunda hastanın oksijenasyonunu düzeltmek
için He + O2 karışımı kullanılır. Bu karışımın viskozitesi havadan fazla
olduğu için laminar akıma karşı olan rezistans artar. Buna karşılık bu
karışımın yoğunluğu havadan daha az olduğu için türbülan ve orifis akıma
karşı olan rezistans azalır.
SOLUNUM İŞİ
Akciğerleri havalandırmak için gerekli tüm enerjiyi kapsar. Solunum
işinde karşı konulan ve yenilmesi gereken 3 faktör vardır. Bunlar : 1 - Akciğerin
elastik rezistansı : Gerildikten sonra akciğeri eski haline döndürmeye çalışan
güçtür. Akciğeri genişletmek için gerekli olan güç değildir. 2 - Yapısal
rezistans : Toraks duvarı, diafragma ve karın içeriğinden oluşur. Hava akımı hızı
ile ilişkilidir, hava akımı hızı artarsa yapısal rezistansta artar. 3 - Hava
yolundaki havanın rezistansı (Hava yolu rezistansı): Normal, uyanık kişide
enspirasyonda transpulmoner basınç (intraplevral basınç) 0 dan - 5 cmH2O basıncına
yükselir ve akciğer içine 500 ml hava girer. Ekspirasyon ise tamamen pasif bir olaydır
ve intratorasik basınç 0 cmH2O basıncına geri dönerken yalnızca 250 ml hava
akciğerleri terk eder. Geriye kalan 250 ml havanın atılabilmesi için aktif bir güç
sarfetmek gerekir bunun için intratorasik basınç pozitif hale gelir. Anestezi
altındaki hastalarda (normal kişilere göre) elastik direnç, komplians ve hava yolu
rezistansı artar. Hava yolu rezistansı yüksekse (astma, KOAH) optimal frekans
azaltılır ve yavaş derin solunum tercih edilir.
AKCİĞER VOLÜMLERİ VE CLOSİNG KAPASİTE
AKCİĞER VOLÜMLERİ
- Tidal volüm (TV = 500 ml) : Her enspirasyonla alınıp
ekspirasyonla geri verilen hava miktarıdır.
- Enspirasyon yedek volümü (EnYV = 3100 ml) : Normal bir
enspirasyondan sonra maksimum bir enspirasyonla alınan hava miktarıdır.
- Ekspirasyon yedek volümü (EkYV = 1200 ml) : Normal bir
ekspirasyondan sonra maksimum bir ekspirasyonla çıkarılan hava miktarıdır.
- Residüel volüm (RV = 1200 ml) : Maksimum bir ekspirasyondan sonra
akciğerlerde kalan hava miktarıdır.
AKCİĞER KAPASİTELERİ
- Enspirasyon kapasitesi (EK = 3600 ml) : Normal bir ekspirasyondan
sonra maksimum bir enspirasyonla alınan hava miktarıdır (EK = TV + EnYV).
- Vital kapasite (VK = 4800 ml) : Maksimum bir enspirasyondan sonra
maksimum bir ekspirasyonla çıkarılan hava miktarıdır (VK = EK + EkYV).
- Fonksiyonel residüel kapasite (FRC = 2400 ml) : Normal bir
ekspirasyondan sonra akciğerlerde kalan hava miktarıdır (FRC = RV + EkYV).
- Total akciğer kapasitesi (TAK = 6000 ml) : Maksimum bir
enspirasyondan sonra akciğerlerde bulunan hava miktarıdır (TAK = TV + EnYV + EkYV +
RV).
Dinamik akciğer volümleri (TV, EnYV, EkYV, EK ve VK) basit spirometre
ile ölçülebilir. Statik akciğer volümleri ise (RV, FRC ve TAK) basit spirometre ile
ölçülemez özel yöntemler gerekir. Ancak tüm volümler birbiri ile ilişkili olduğu
için basit spirometre ile bulunan değerlerden hesaplanabilirler.
HAVA YOLUNUN KAPANMASI VE CLOSİNG VOLÜM (KAPANMA
VOLÜMÜ)
Plevral basınç gradientinin neden olabileceği hava yolu kapanması ve
alveolar kollapsın anestezistler tarafından tanınması önemlidir.
Normal akciğerde hava yolunun kapanması
Dinlenme durumunda intratorasik basınç ile hava yolundaki transmural
basınç arasındaki fark 5 cmH2O dur ve hava yolu sabit ve açık kalır. Enspirasyonun
ortasında transmural basınç farkı artar (6,8 cmH2O). Bu, akciğer içi hava yolunun
şişmesini sağlar. Ekspirasyonun ortasında transmural basınç farkı azalır (5,2
cmH2O), ancak yine de transmural basınç normal değerdedir, böylece alveoller açık
kalır. Ekspirasyon pasiftir ve alveol içi basıncını yalnızca akciğerin elastik
lifleri sağlar (2 cmH2O). Şiddetli zorlu ekspirasyonun ortasında plevral basınç
atmosfer basıncının üzerine çıkar (10 cmH2O), alveol duvarındaki elastik lifler de
2 cmH2O ek bir basınca neden olur ve böylece alveol içinde daha yüksek bir basınç
oluşur (10 + 2 = 12 cmH2O). Şiddetli zorlu ekspirasyonda hava yolundaki basınç hızla
düşer ve bir noktada lümen içi basınç ile plevral basınç eşit hale gelir. Bu
eşit basınç noktasında (equal pressure point, EPP = 10 cmH2O) hava yolu ya küçük
hava yollarındaki akciğer parankiminin elastik lifleri ya da büyük hava yollarındaki
kıkırdak dokusu tarafından açık tutulur. Eşit basınç noktasının (EPP) altında
ise transmural basınç geri döner (-6 cmH2O) ve bu hava yolunda kapanmaya neden olur.
Eğer akciğer volümü azalmış ve ekspirasyon zorlu ise alveol içi basıncı elastik
lifler ve hava yollarının çapına bağlı olarak azalır, kollaps noktası büyük hava
yollarından daha küçük hava yollarına doğru yayılır.
Anormal akciğerde hava yolu kapanması
Amfizemli, bronşitli veya astmalı (KOAH) hastalarda hafif ekspirasyon
ve düşük gaz akımı ile birlikte hava yolu kapanması oluşur.
- Amfizemde : Akciğerin elastik lifleri azalmıştır (1 cmH2O), hava yolu
rezistans noktası alveole yakındır ve akciğer parankiminin hava yoluna desteği
zayıftır. Bu nedenle hafif bir zorlu ekspirasyonda EPP ve kollaps noktası alveole çok
yakın olur. Hırıltılı ekspirasyonu olan amfizemli hastalarda PEEP veya CPAP
uygulanması akciğerin şişirilmesi için gerekli olan intratorasik transmural basıncı
yeniden sağlar. Amfizemli hastada PEEP ve CPAP intratorasik hava yolu basınç
gradientini restore eder ve hava yollarının açık kalmasını sağlar.
- Bronşitte : Hava yolları yapısal olarak zayıflamıştır, ve
yalnızca küçük bir negatif transmural basınç varlığında (hafif bir zorlu
ekspirasyonda olduğu gibi) kapanır.
- Astmada : Orta büyüklükteki hava yolları bronkospazm nedeni ile
daralmıştır ve eğer ekspirasyon zorlu olursa bunlar negatif bir transmural basınç
ile daha da daralır.
KAPANMA (CLOSİNG) KAPASİTESİNİN ÖLÇÜLMESİ
Closing volüm : Kontrollü maksimum bir ekspirasyon sırasında
küçük hava yolları kapanmaya başladığında akciğerlerde kalan gaz volümüdür.
Closing kapasite : Closing volüm ile residüel volümün
toplamı closing kapasiteyi (CC) verir. Closing kapasitenin (CC) ölçümü, küçük hava
yolları hastalığının erken tanısında duyarlı bir testtir ve hastanın residüel
volümü ekspire etmesi ile ölçülür. (CC = CV + RV) Sigara içmek, şişmanlık,
yaşlılık ve sırt üstü pozisyon CC'yi artırır. Ortalama 44 yaşında sağlıklı
bir kişide sırt üstü pozisyonda CC = FRC. Ortalama 66 yaşında ise dik durumda CC =
FRC
FRC İLE CC ARASINDAKİ İLİŞKİ
Ekspirasyon sırasında akciğer volümü azalarak rezidüel volüme
yaklaşırken çapı 0,5 - 0,9 mm olan küçük hava yolları progressif olarak kapanma
eğilimi gösterir. Daha geniş hava yolları ise sabit kalır. Hava yolu kapanması ilk
olarak küçük alveollerin yer aldığı akciğer tabanı ve ortasında oluşur.
- Akciğer hastalığı varlığında, CV (kapalı volüm) tüm tidal
volümden daha büyük bir volümü içerirse (CC > FRC olursa), enspirasyon
sırasında akciğer volümü bu hava yollarını açmak için hiç bir zaman yeterli
derecede artmaz. Böylece bu hava yolları tüm tidal solunum sırasında kapalı kalır.
Hava yollarının devamlı olarak kapalı kalması atelektazi anlamına gelir.
- Eğer kapalı hava yollarındaki closing volüm tidal volüme yakın veya
eşitse (tidal volümün içinde kalırsa veya CC, FRC içinde kalırsa) o zaman akciğer
volümü inspirasyon sırasında artar, önceden kapanmış olan hava yolları kısa bir
zaman için açılır. Bu açılma akciğer volümü hava yollarındaki kapalı volümün
(closing volüm) altına tekrar düşünceye kadar devam eder. Bu açılmanın normal hava
yollarına göre çok daha kısa sürmesi nedeniyle taze gaz değişimi şansı çok
azdır ve bu durum düşük bir ventilasyon perfüzyon bölgesinin oluşumuna neden olur.
- Eğer akciğerin kapalı volümü (closing volüm) tidal volümün
altına düşecek olursa (CC < FRC olursa) hiç bir hava yolu kapanmaz ve bu normal bir
durum olarak değerlendirilir. Mekanik ventilasyon (İPPV) daha önceden spontan solunum
yapan düşük bir ventilasyon - perfüzyon oranına sahip olan hastalarda (bunlarda CC ò
FRC) etkilidir. Bu hastalarda pozitif basınçlı mekanik ventilasyon daha önce kapalı
olan hava yollarının açılmasını sağlar ve daha uzun süre taze gaz girişi
sağlayarak ventilasyon / perfüzyon oranını artırır. Eğer IPPV'a PEEP eklenecek
olursa, PEEP, FRC artırır veya akciğer volümünü kapalı volümün üstüne
çıkarır. Böylece normal bir FRC - kapalı volüm ilişkisini sağlar bunun sonucunda
tidal solunum sırasında hiç bir hava yolu kapanmaz.
OKSİJEN VE KARBON DİOKSİT TRANSPORTU
ALVEOLAR VENTİLASYON VE ÖLÜ MESAFE VENTİLASYONU
Normal akciğeri olan hastalarda tidal volümün 2/3 si perfüze olan
alveollere ulaşır ve gaz değişimine katılır. Bu, alveolar ventilasyonu veya efektif
ventilasyonu oluşturur. Her solunumda geriye kalan 1/3 lik tidal volüm gaz değişimine
katılmaz. Bu, total veya fizyolojik ölü mesafe ventilasyonunu oluşturur. Bu ölü
mesafe ventilasyonu iki komponente ayrılır ; havayı ileten ve gaz değişimi olmayan
havayollarını ventile eden gaz volümü (burundan alveollere kadar olan hava yolunu
kapsar) = anatomik ölü mesafe ventilasyonu ile gaz değişimine iştirak etmeyen
alveolleri ventile eden gaz volümü = alveolar ölü mesafe ventilasyonu. Total
(Fizyolojik) ölü mesafe (VD) = Anatomik + Alveolar ölü mesafe (Tidal volümün 1/3 ini
içerir)
Alveolar ventilasyon (VA) : Gaz değişimine katılan tidal ve dakika
volümü oranıdır. Erişkinde normal değeri 3,5 - 4,5 L / dk dır. ( 2,5 L / dk / m²).
Alveolar ventilasyon tidal volümün 2/3 sini içerir. Önemi : Akciğerlerden karbon
dioksitin atılımını kontrol eden en önemli fatkördür. Alveolar ventilasyon(VA),
tidal volüm (VT), fizyolojik ölü mesafe (VD) ve solunum hızı (f) ile direkt olarak
ilişkilidir.
Alveolar ventilasyon = (Tidal volüm - Fizyolojik ölü mesafe) x
solunum sayısı VA = (VT - VD) x f Bu formüle göre fizyolojik ölü mesafede bir artma
ya da solunum hızında bir azalma olursa alveolar ventilasyonun azalacağı görülür.
Bunun gibi tidal volümdeki bir azalma da alveolar ventilasyonu azaltır. Alveolar
ventilasyonun azalması PaCO2'nın yükselmesine neden olur. Anestezi uygulamasında
fizyolojik ölü mesafeye aygıt ölü mesafesi de eklenir.
Anatomik ölü mesafe akciğerin büyüklüğüne göre değişmekle
birlikte ortalama 2 ml / kg 150 - 210 ml arasındadır. Sırtüstü yatan normal bir
hastada anatomik ve total ölü mesafe birbirine eşittir, çünkü alveolar ölü mesafe
minimaldir. Dik durumda yukarıdaki alveoller perfüze olmazlar ve alveolar ölü mesafe
60 - 80 ml arasında artar. Ciddi akciğer hastalığında, fizyolojik (total) ölü
mesafenin tidal volüme oranı (VD/VT) efektif olmayan ventilasyonu gösterir. Normal
hastalarda bu oran genellikle % 30'dan daha azdır ve bu ventilasyonun % 70 den daha fazla
efektif olduğunu gösterir. KOAH'da VD/VT oranı % 60 - 70'e yükselir. Bu durum
ventilasyonun büyük oranda etkisiz kaldığını gösterir. Dakika volümü (VE) ile VD
/ VT ve PaCO2 arasında bir ilişki vardır. Eğer VE sabit kalır ve VD/VT artarsa PaCO2
yükselir.
Bir gazın alveolar konsantrasyonu : Enspire edilen konsantrasyon ile
dışarı atılan veya alveolar ventilasyonla alınan konsantrasyon arasındaki farka
eşittir. Alveoler konsantrasyon = Enspire edilen konsantrasyon - Dışarı atılan
(Voutput) veya Alveoler konsantrasyonla alınan (Vuptake) konsantrasyon
Bir gazın alveoldeki basıncı ise P Gaz = P kuru atm x (F I ± V
uptake veya V output / V A)
OKSİJEN TRANSPORTU
Alveol içindeki oksijen basıncı 100 mmHg, pulmoner kapillerlere gelen
venöz kandaki oksijen basıncı ise 40 mmHg dır. Bu basınç farkına bağlı olarak
oksijen alveol membranını hızla geçer önce plazma içine diffüze olur, eriyik haline
geçer ve PaO2 basıncını oluşturur sonra kırmızı kan hücresi içerisine girer, Hb
ile birleşir. Her Hb molekülü bir globin molekülüne bağlı 4 hem molekülü içerir.
Her hem molekülü ise glisin, a-ketoglutarik asit ve Fe+2 (ferro formunda) içerir. Her
Ferro formdaki Fe iyonu gevşek (reversibl) olarak bir oksijen molekülü bağlama
kapasitesine sahiptir. Ferro Fe iyonlarının oksijeni bağlaması ile Hb molekülü
satüre olmaya başlar. Arter kanına geçen bütün oksijenin yalnızca çok küçük bir
kısmı (100 ml kanda 0,3 ml) plazma içinde eriyik haldedir. Buna karşın bu küçük
miktar hayati öneme sahiptir çünkü bu oksijen PaO2'nı yansıtır. Kanın Hb miktarı
her iki cins için ortalama % 14,5 g dır. 1 g Hb tam satüre olduğu zaman 1,39 ml
oksijenle birleşebilir. Bu durumda 100 ml kanın teorik olarak 20 ml oksijen taşıması
gerekir. Ancak alveol ve arter oksijen basınçları arasında hiç bir zaman tam bir
denge oluşmaz (şantlar vs.) Normalde alveolar oksijen basıncı 100 mmHg iken arter
kanı genellikle % 96 dan daha fazla satüre olmaz. Bu nedenle 100 ml kanda bulunan
ortalama 15 g Hb aşağı yukarı 19 ml oksijen taşıyabilir. Bunun sonucunda akciğerden
geçen her 100 ml kan 5 ml oksijen alır. (Arteriyel kanda Hb ile birleşen oksijen
miktarı = 19 ml, venöz kanda ise = 14 ml dir. 19 ml - 14 ml = 5 ml.) Dokular da her 100
ml kandan % 5 ml oksijen alırlar. Oksijen Venöz Arteriyel Plazmada eriyik haldeki O2
0,13 ml 0,3 ml PO2 40 mmHg 100 mmHg Hb ile birleşen miktar (oksiHb) % 14 ml % 19 ml
Satürasyon % 75 % 95
OKSİJEN DİSSOSİYASYON EĞRİSİ
Hb'nin oksijenle satüre olma yüzdesi kandaki PO2 ile ilgilidir. PO2'da
bir artma Hb'nin taşıdığı oksijen miktarının da artmasına neden olur. Ancak bu
artış plazmada eriyik haldeki oksijende olduğu gibi lineer değildir. PO2 ile Hb
satürasyonu arasındaki bu ilişki S şeklinde bir grafik çizer. Bu eğriye «oksijen
dissosiyasyon eğrisi» adı verilir. Eğrinin «S» şekli bazı avantajlar sağlar. 1 -
PO2 düşse bile Hb-O2 satürasyonu yüksek olarak kalır. Örneğin, PO2 60 mmHg ya
düştüğünde Hb'nin O2 satürasyonu hala % 85 civarındadır. 2 - Eğrinin başlarında
PO2 dokularda düşük olduğu zaman Hb bağladığı oksijeni kolaylıkla verir. Bu
eğrinin anesteziyolog için özel bir önemi vardır. Enspire edilen gaz
karışımındaki oksijenin % si değiştirilerek (ki böylece PO2'nı değiştirmiş
oluyoruz) oksijen satürasyonu tayin edilebilir.
Oksijen dissosiyasyon eğrisine etki eden faktörler :
- CO2 basıncı : PCO2'da artma eğriyi sağa kaydırır
(eğrinin konveksitesi azalır)
- Asidoz : Eğriyi sağa kaydırır Alkoloz sola kaydırır (eğrinin
konveksitesi artar)
- Sıcak : Eğriyi sağa (oksijen tüketimi artar) Soğuk sola
kaydırır.
- Anestetik ajanlar : Eğriyi sağa kaydırır.
- Banka kanı : Eğriyi sola kaydırır.
Eğrinin sağa kayması ile Hb'nin oksijene afinitesi azalır ve
satürasyon normalin altına düşer, Hb tuttuğu oksijeni kolaylıkla verir. Eğrinin
sola kayması ile Hb'nin oksijene afinitesi artar ve satürasyonda normalin üstüne
çıkar, Hb tuttuğu oksijeni kolaylıkla vermez. Oksijenin dokulara verilmesi Arter kanı
dokulara ulaştığı zaman PaO2 hala 100 mmHg iken dokulardaki oksijen basıncı 40 mmHg
dır. Bu basınç farkı nedeni ile oksijen plazmadan dokulara geçer. Bunun sonucunda
plazmadaki oksijen basıncı düşer, kandaki karbon dioksit miktarı artar ve oksijenle
Hb arasındaki bağlantı gevşer. Oksijen tüketimi Erişkinde oksijen tüketimi dakikada
200 - 225 ml dir. Anestezi altında oksijen tüketimi ise uyanıklık halinin % 85 'i
kadardır.
KARBON DİOKSİT TRANSPORTU
Karbon dioksit mitokondriden alveole kadar 3 şekilde taşınır. Karbon
dioksit plazmada fiziksel solüsyon, karbonik asit (H2CO3) ve bikarbonat (HCO3) halinde
bulunur. Plazmada : Total CO2 'in % 7 'si plazmada taşınır. Karbon dioksit plazmada hem
fiziksel solüsyon (büyük kısmı) hem de karbonik asit olarak (küçük kısmı)
bulunur.
CO2 + H2O ----H2CO3
Oksijende olduğu gibi fiziksel solüsyon halindeki miktar kandaki
PCO2'nı yansıtır ve bu, alveollere ilk geçen CO2'dir. Eritrositte : Karbon dioksitin
büyük kısmı eritrosit içine girer ve plazmada olduğu gibi su ile birleşerek
karbonik asiti oluşturur. (Plazmadaki reaksiyon çok yavaş olmasına karşın eritrosit
içindeki bu reaksiyon çinko içeren karbonik anhidraz enzimi tarafından katalize edilir
ve reaksiyon plazmaya göre 1000 kat hızlı oluşur.) Oluşan karbonik asit bikarbonat ve
hidrojen iyonlarına ayrılır. Açığa çıkan H+ iyonu Hb tarafından tamponlanır
(H+ + Hb ---- HHb).
CO2 + H2O ----- H2CO3
H2CO3 ----- HCO3- + H+ Bikarbonat (HCO3-)
Karbonik anhidraz ise eritrositten dışarı çıkarak plazma içine
girer Na+ iyonları ile birleşerek NaHCO3'ı oluşturur ve bir tampon olarak fonksiyon
görür. Eritrosit içindeki elektriksel nötr durumu korumak için CL iyonları da
eritrosit içine girer. Bu duruma Cl değişimi (Hamburger fenomeni) adı verilir. Total
CO2'in % 80'i bu yolla bikarbonat olarak taşınır. Eritrosit içerisine giren CO2'in bir
kısmı ise Hb ile birleşerek karbaminohemoglobin (Hb-CO2) olarak taşınır. Total
CO2'in % 13 'ü de bu yolla taşınır.
PULMONER YAPI VE FONKSİYONU
Kapiller kan alveoler gazdan alveoler - kapiller membranla ayrılır. Bu
membran şu anatomik yapılardan oluşur : Kapiller endoteli, kapiller membran,
intersitisiyel aralık, alveoler membran, alveol epiteli
SURFAKTAN : Alveollerin stabil kalabilmesi için yüzey
gerilimini azaltan ve değiştiren lipoprotein yapısında bir maddedir. Başka bir
deyimle surfaktan alveol - hava karşılaşma yüzeyinde yer alan yüzey gerilimini normal
tutan anti-atelektazik bir faktördür. Asıl aktif olan kısmı fosfolipid kısmıdır ve
dipalmitolil lesitin olarak adlandırılır. Surfaktan, alveol içindeki geniş vakuollü
Clara hücrelerinden (Tip II pnömositler) salgılanır. Laplace kanununa göre küçük
bir hava kabarcığı içindeki basınç büyük bir hava kabarcığındaki basınçtan
daha yüksektir, buna küçük R (yarı çap) neden olur. P = 2 T / R (P = Kabarcık
içindeki basınç (dyn / cm²) T = yüzey gerilimi (dyn / cm), R = yarıçap). Bu
durumdaki iki alveole gelen (farklı büyüklükte ancak aynı yüzey gerilimine sahip)
gaz akımı yüksek basınçlı küçük alveolden düşük basınçlı büyük alveole
doğru kaçar ve sonunda bir tek büyük alveol kalır küçük alveol ise kollabe olur.
Halbuki durum böyle olmaz ve farklı büyüklükte ancak yüzey geriliminde değişiklik
beklenilen iki alveole gelen gaz akımı her iki alveolün büyüklüğü ve volümü
eşit oluncaya kadar büyük alveolden küçüğüne doğru geçer. Alveol yüzey gerilimi
plazma ve su gibi normal vücut sıvılarının altındadır. Bir alveol
küçüldüğünde yüzey gerilimi çok daha büyük ölçüde düşer. Bu, elastik
liflerin küçük alveollerde büyük alveollere göre niçin daha az olduğunu açıklar.
Surfaktan ekspirasyonda akciğerin elastiki içe çöküşünü (retraksiyonunu)
kolaylaştırır, yüzey gerilimini azaltır. Bu durumda akciğerleri şişirmek için
gerekli olan şişirme basıncı da daha düşük olur. Surfaktanın yokluğu halinde
yüzey gerilimi artar, akçiğerin içe çöküşü azalır ve akciğerleri şişirmek
için yüksek şişirme basıncına gerek duyulur. Akciğerin retraksiyonunun 2/3 'si
surfaktan 1/3 'i ise elastik lifler tarafından sağlanır.
ANESTEZİ SIRASINDA SOLUNUM FONKSİYONU
Anestezinin solunum fonksiyonu üzerindeki etkisi anestezinin
derinliğine, preoperatif solunum fonksiyonu, intraoperatif ve cerrahi şartlara
bağlıdır. Bunlara ilaveten anestetik ajanlar ve genel anestezinin kötü gaz
değişimine neden olan (hipoksemi ve hiperkarbi) mekanizmaları da solunum fonksiyonunu
etkiler. Anestezi derinliğinin solunum fonksiyonu üzerindeki etkisi : Solunum, anestezi
endüksiyonu ve anestezinin derinliği ile değişir. Anestezi derinliği yetersiz
olduğunda (MAC 'den daha az): Aşırı hiperventilasyon ve sesli soluma oluşur.
Anestezi derinliği uygun veya MAC 'a eşit olduğunda (yüzeyel
anestezi): Düzensiz solunum daha düzenli bir solunuma döner. Burada tidal volüm
normalden daha fazladır. Yüzeyel ancak yeterli derinlikteki anestezide düzenli solunum
enspirasyon sonunda bir duraklama (pause) ile kesilebilir. Bunu uzun ve aktif bir
ekspirasyon takip eder.
Anestezi orta derecede derinleştiğinde: Solunum hızlanır daha
düzenli olur ve derinleşir. Enspiratuar duraklama ve ekspirasyondaki uzama kaybolur.
Burada enspiratuar ve ekspiratuar duraklama ya hiç yoktur ya da çok azdır, enspirasyon
ve ekspirasyon süresi eşittir. İnterkostal adale aktivitesi hala devam etmektedir.
Solunum hızı genellikle yavaşlamıştır ve tidal volüm azot protoksit-oksijen
anestezisinde, halojenli anestetiklerin uygulandığı anesteziye göre daha büyüktür.
Halojenli anestetiklerle derin anestezide: Solunum depresyonu belirgin
hale gelir, çok hızlı ve derin solunum oluşur. Diğer taraftan derin azotprotoksit -
oksijen anestezisinde ise solunum yavaşlar ancak derinliği sabit kalır.
Tüm ajanlarla çok derin anestezide: Solunum siltintili veya kesintili
bir karakter alır ve düzensizleşir. İnterkostal adale aktivitesi durur. Enspirasyon
yalnızca diyafragma hareketine bağlıdır. Anestezi öncesi var olan solunum
disfonksiyonu : Bir solunum bozukluğu varlığında anestezi solunum fonksiyonunda bir
çok değişikliklere neden olur.
Anesteziyoloğun özel dikkatini gerektiren durumlar :
- Akut akciğer hastalığı (pulmoner enfeksiyon, atelektazi) veya
sistemik hastalığı (sepsis, kalp ve böbrek yetmezliği veya multipl travma) olanların
acil ameliyatları.
- Çok sigara içenler ve hiperaktif havayolu olanlar.
- Klasik amfizem ve bronşiti olanlar ve konjestif kalp yetmezliği
sınırında olanlar.
- FRC'nin anestezi sırasında düşeceğinden şüphe edilen şişman
hastalar.
- Göğüs deformitesi olan hastalar.
- Çok yaşlı hastalar. Anestezi; şişman, amfizem ve bronşitli
hastada tidal volüm ve FRC'yi azaltır (uyanık duruma göre). Normal hastada FRC, CC'den
ortalama 1 lt fazladır. Bu üç solunum patolojisinde FRC, CC'den 500 - 750 ml daha
fazladır. Normal hastada anestezinin FRC 'yi 1 lt azaltması FRC ile CC arasındaki
ilişkide bir değişikliğe neden olmaz. Halbuki bu üç akciğer patolojisinde FRC 'de
1lt azalma CC 'nin FRC 'nin üstüne çıkmasına neden olur, bu da normal FRC - CC
ilişkisini değiştirir. VA / Q aranında önemli derecede düşmeye veya ikisi arasında
atelektatik bir ilişkiye neden olur.
İntraoperatif özel şartlar : Bazı intraoperatif özel durumlar
(cerrahi pozisyon, masif kan kaybı, akciğerlere bası vb.) gaz değişimini bozar.
Örneğin bazı cerrahi pozisyonlar ; litotomi, çakı ve böbrek pozisyonu ve cerrahi
maniplasyon sağlanması için yapılan ekartasyonlar, Kardiak output 'u düşürür,
spontan solunumlu hastada hipoventilasyona neden olur ve FRC 'yi azaltır.
ANESTEZİ SIRASINDA HİPOKSİ NEDENLERİ
1 - Anestezi teçhizatı arızası
a) Anestezi cihazının yetersiz oksijen vermesi : Oksijen sağlayan
sistemin veya anestezi cihazının mekanik ihmaline bağlı olarak oluşan hipoksi
(PaO2'nın düşmesi) anestezi kazası olarak tanımlanır. En sık nedeni hastanın
oksijen veren sistemden diskonneksiyonudur (genellikle endotrakeal tüpten). Diğer
nedenler : O2 tüpünün bitmesi, tüpün yetersiz açılması, pipe - line sisteminde
basıncın yetersiz olması, aradaki valvlerdeki bozukluklar ve kaçaklar, flowmetreninin
kırık olması, pipe - line makine bağlantısının çıkması v.b nedenlerdir.
b) Endotrakeal tüple ilgili nedenler : Diskonnektion dışında
endotrakeal tüp ile ilgili tüm mekanik problemler (kıvrılma, sekresyonla tıkanma,
herniasyon veya kafın rüptürü gibi) hava yolu rezistansında bir artışa neden olur
ve sonuçta hipoventilasyon oluşur. Bir ana bronşun entübasyonu karşı taraf
akciğerinde ventilasyon olmamasına neden olur. Bu durum HPV refleksle minimale
indirilmesine karşın karşı taraf akciğerinde her zaman bir miktar perfüzyon kalır
bunun sonucu şant artar ve PaO2 düşer. Pozisyonda bir değişiklik olması tüpün
yerinden oynamasına neden olur ve önceden iyi yerleştirilmiş olan tüp bir ana bronşa
girebilir. Bu durum en fazla 30 C trendelenburg pozisyonunda oluşur.
2 - Hipoventilasyon (Tidal volümde azalma)
Genel anestezi altında bir çok nedenle tidal volümde azalma oluşur
(bkz. inhalasyon anestetiklerinin solunum farmakolojisi). 1) Anestezinin makul
derinliğinde VT azalır. 2) Genel anestezi altında hava yolu rezistansı artar.
Eksternal cihaz, muhtemel hava yolu obstrüksiyonu ve azalmış akciğer volümü
varlığında hava yolu rezistansı artar ve sonuçta VT azalır. 3) FRC'yi azaltan tüm
bu faktörlere bağlı olarak akciğer kompliansı azalır ve sonuçta VT azalır. 4)
Cerrahi pozisyon diyafragma ve toraks hareketini kısıtlar böylece VT azalır. Tidal
volümdeki azalma iki yolla hipoksemiye neden olur. a) Eğer tidal volüm azalır ve
solunum hızı volümdeki azalmayla orantılı olarak artarsa : Dakika volümü sabit
kalır, solunum hızlı ve derin olur. Hızlı derin solunum FRC'de düşmeye neden olur
ve atelektaziyi ilerletir. b) Eğer tidal volüm azalır ve solunum hızı volümdeki
azalmayla orantılı olarak artmazsa : Dakika volümü azalır, PaO2 düşebilir ve PaCO2
yükselebilir. Bu durum anestezinin daha derin seviyelerinde oluşur. Anestezi
derinliğinin artması ile birlikte dakika volümü azalırken, ekspirasyon sonu (end -
ekspiratory) PCO2 artar.
3 - Hiperventilasyon
Hiperventilasyon (hipokapnik alkoloz), bir çok mekanizma ile PaO2'ında
düşmeye neden olur. Bu mekanizmalar şunlardır: Hiperventilasyon : 1) CO'u düşürür.
2) Oksijen tüketimini artırır. 3) Oksijen dissosiyasyon eğrisini sola kaydırır. 4)
HPV refleksi azaltır. 5) Hava yolu rezistansını artırır ve kompliansı azaltır.
4 - Fonksiyonel rezidüel kapasitede (FRC) azalma
Bir genel anestezi endüksiyonunda FRC'de % 15 - 20 oranında azalma
oluşur, bu da genellikle kompliansta bir azalmaya neden olur. FRC'de maksimum azalma
anestezinin ilk bir kaç dakikasında ortaya çıkar ve başka bir komplike edici faktör
olmadıkça anestezi süresince progressif bir azalma olmaz. FRC'deki azalma anestezi
süresince solunumun spontan ya da kontrollü olması halinde aynıdır. FRC'deki bu
azalma postoperatif devrede de sürer. FRC'deki azalma anestezi sırasında ve
postoperatif devrede alveoler - arteriyel PO2 farkında artma ile yakın ilişkilidir.
FRC 'deki azalma PEEP uygulanması ile normal veya normalin üstünde
düzeltilebilir. FRC'de azalmaya neden olan faktörler aşağıda açıklanmıştır.
- Sırt üstü pozisyon (supine pozisyon) : Anestezi ve cerrahi
genellikle sırt üstü pozisyonda uygulanır. Dik durumdan sırt üstü pozisyona
dönüldüğünde diyafragmanın karın içi organlar tarafından yukarı doğru itilmesi
nedeniyle FRC 500 - 1000 ml azalır. Ayrıca sırt üstü pozisyonda oluşan pulmoner
vasküler konjesyon da FRC'de azalmaya neden olur. Bu özellikle preoperatif ortopnesi
olan hastalarda görülür.
- Anestezi endüksiyonu (Göğüs kafesi kas tonüsünde değişme) :
Normal uyanık hastada ekspirasyonun sonunda enspiratuar adalelerde hafif bir kasılma
olurken ekspiratuar adalelerde hiç kasılma yoktur. Böylece normal ekspirasyonun sonunda
akciğer volümünü idame ettirmeye yönelik bir kuvvet vardır. Genel anestezi
endüksiyonundan sonra ise enspiratuar tonüs kaybolur ve ekspirasyon sonunda abdominal
ekspiratuar kaslarda bir tonüs artışı oluşur. Bu intraabdominal basıncı artırır,
diyafragmayı yukarı iter ve FRC'yi düşürür. Bu durumda anestezi endüksiyonundan
sonra akciğer volümünü idame ettirecek kuvvet yok olur ve akciğer volümü düşer.
Fentanil ve İnnovar, ekspiratuar adale tonüsünü artırarak FRC'yi büyük ölçüde
azaltır.
- Kas gevşemesi (nöromusküler blok) : Adale gevşemesi ile birlikte
diyafragma abdominal içerik tarafından yukarıya doğru daha fazla itilir. Böylece FRC
azalır.
- Yüzeyel veya yetersiz anestezi ve aktif ekspirasyon : Genel anestezi
endüksiyonu ekspiratuar adale tonüsünde artmaya neden olabilir ancak, ekspiratuar adale
tonüsü ekspire edilen gaz volümünü etkilemez. Bunun tersine yüzeyel anestezide
spontan solunum genellikle orta derecede zorlu aktif ekspirasyona ve ekspirasyon
volümünde artışa neden olur. Yetersiz anestezi (yüzeyel anesteziye göre) ise çok
kuvvetli aktif ekspirasyona neden olur ve ekspirasyon volümü de uyanık değerdekine
ulaşır. Uyanık durumda olduğu gibi anestezi sırasındaki zorlu bir ekspirasyonda da
intratorasik ve alveoler basınç atmosfer basıncının üstüne çıkar. Bu, hızlı bir
gaz atılımına neden olur, küçük hava yollarındaki direnç nedeniyle alveol ile ana
bronş arasında bir basınç düşüklüğü oluşur. Bu şartlar altında, intratorasik
basınç ana bronş içindeki basıncın üstüne çıkar ve bu ters basınç bronşların
yapısal sertliğini yenecek kadar yüksek ise bronşiyal kollaps oluşur. Bu tür
kollaps, normal kişilerde zorlu bir maksimal ekspirasyon sırasında ve hırıltılı
solunumu olan uyanık ve anestezi altındaki hastalarda oluşur. Bu etki özellikle bronş
arka duvarının lümen içine invaginasyonu şeklinde görülür. Amfizem ve astmatik
hastalarda hava akım hızının bronşiyal kollaps tarafından kısıtlanması çok daha
önemlidir. Bu hastaların küçük hava yollarındaki rezistans daha yüksektir. Bu
nedenle basınç alveollerden büyük bronşlara doğru gittikçe daha fazla düşer.
Zorlu bir ekspirasyon sırasında, bronş duvarlarını etkileyen basınç daha da fazla
olur. Amfizemli hasta, bronşlarında elastik liflerin etkisinin olmaması (azalmıştır)
nedeniyle normal hastalara göre kollapsa daha az karşı koyabilir. Bu nedenlerle
amfizemli hasta zorlu bir ekspirasyon sırasında bronşiyal kollapsa daha hassastır.
Astmalı hastada hava yolu rezistansındaki artma bronşiyal spazm ve mukoza ödemine
bağlıdır. Paralize edilmiş anestezi altındaki hastada, bir subatmosferik ekspiratuar
basınç fazının kullanılması (negatif faz) aynı ters basınç farkını oluşturur
ve hava yollarının kapanmasına, hava tuzağına ve FRC'de azalmaya neden olabilir.
- Hava yolu direncinin artması : Anestezi sırasında akciğer
volümünün tüm komponentlerindeki azalma hava yolu çapında bir azalmayla
sonuçlanır. Böylece artan hava yolu direnci nedeniyle kollapsa karşı eğilim artar.
Akciğer volümü ile hava yolu rezistansı arasındaki ilişki iyi bilinir. Bilinç
kaybı sonucu oluşan faringeal obstrüksiyon (dil kökünün hava yolunu tıkaması) en
sık görülen nedendir. Laringospazm ve endotrakeal tüpün tıkanması (sekresyon,
kıvrılma, kafın herniasyonu) sık görülmez ancak hayatı tehdit eder. Anestezi
cihazı ve endotrakeal tüp genellikle normal insan hava yolunun oluşturduğu
rezistansdan daha fazla bir dirence neden olur. Bir tüpten geçen hava akımının maruz
kaldığı direnç, tüpün çapı ile ters orantılıdır, yani tüpün çapı arttıkça
direnç azalır, azaldıkça direnç artar.
- Sırt üstü pozisyon, immobilite ve fazla intravenöz sıvı
uygulaması : Anestezi ve cerrahi altındaki hastalar genellikle uzun süre sırt üstü
pozisyonda ve harekatsiz kalırlar. Bu durumda akciğerin bir bölümü (altta kalan
kısım) üçüncü bölgenin şartlarına sahiptir, kapillerler devamlı olarak açık
kalır ve bu bölge sol atriumun altındadır. Bu durumdaki akciğer sıvı birikimine
uygundur. Aşırı sıvı uygulanması akciğer içine sıvı sızmasına ve sonuçta
akciğer ödemine neden olur. Akciğer ödemi de FRC'de azalmaya ve CC'de artmaya neden
olur.
- Enspire edilen oksijen konsantrasyonunun yüksek olması ve
absorbsiyon atelektazisi : Genel anestezi genellikle yüksek FIO2 ile birlikte uygulanır.
Önemli miktarda kan akımı ile perfüze olan ancak yeterli ventile olmayan düşük VA/Q
oranına sahip akciğer bölgeleri bulunan hastalar % 100 O2 soluyacak olursa, düşük
VA/Q alanları ortadan kalkar ve orta derecede sağdan - sola şant görülür. Oksijen
solunumu sırasında oluşan bu şantın nedeni düşük VA/Q oranına sahip olan akciğer
alanlarında oksijen uptake'nin büyük oranda artmasıdır. Hava solunumu sırasında
düşük VA/Q oranı olan bir bölgede düşük bir PAO2 (alveolar O2 basıncı) vardır.
Yüksek oksijen konsantrasyonu içeren karışım enspire edildiğinde alveolar oksijen
basıncı yükselir ve oksijenin alveolden kapillerlere geçiş hızı büyük oranda
artar. Kana geçen oksijen çok fazla artabilir. Bu durumda kana geçen gaz akımı
enspire edilen gaz miktarını aşar ve akciğer bölgesi progressif olarak küçülmeye
başlar. Kollaps en sıklıkla VA/Q oranı düşük akciğer bölgeleri varlığında uzun
süre yüksek konsantrasyonda oksijen verildiğinde (yüksek FiO2) ve venöz kanda oksijen
kontenti düşük olduğunda oluşur. Bu fenomen klinikte iki nedenle önemlidir : 1 -
Yüksek konsantrasyonda oksijen (oksijenden zengin karışım) sıklıkla tedavide
kullanılır bu tedavinin atelektaziye neden olduğunun bilinmesi son derece önemlidir. 2
- Şant miktarı genellikle % 100 O2 solunumu sırasında ölçülür. Halbuki bu manevra
ek bir şanta neden olduğu için ölçüm hatalı olacaktır.
- Cerrahi pozisyon
- Sırt üstü pozisyon : Sırt üstü pozisyonda abdominal içerik
diyafragmayı yukarı doğru iter ve FRC azalır.
- Trendelenburg pozisyonu : 1) Trendelenburg pozisyonunda abdominal
içerik diyafragmayı yukarıya doğru çok fazla iter. Bu durumda FRC azalır ve
atelektazi için predispozan faktör oluşur. 2) Pulmoner kan akımındaki artma ve
mediastene bası pulmoner komplians ve FRC'yi azaltan ek faktörler olarak karşımıza
çıkar. 3) Aşırı trendelenburg pozisyonunda, akciğerin büyük bir kısmı sol
atriumun altında kalır ve burada 3. bölge şartları oluşur. Bu durumdaki akciğer
ödem gelişimine hassastır. Bu nedenle pulmoner arter basıncı yüksek olan hastalar
(mitral stenozu gibi) Trendelenburg pozisyonunu iyi tolere etmezler.
- Lateral dekubitus (yan) pozisyon : Bu pozisyonda da FRC'de orta derecede
bir azalma ve atelektazi eğilimi oluşur.
- Böbrek, litotomi ve prone (yüz üstü) pozisyonlar : Anestezi
altındaki hastalarda bu pozisyonlar akciğer volümünde küçük önemsiz
değişikliklere neden olur.
- Mukosiliyer akımın azalması (sekresyonların naklinin azalması) :
Mukus, trakeabronşiyal müköz glandlar ve goblet hücreleri tarafından üretilir ve
silyalar tarafından larinksin yukarısına götürülür, burada yutulur veya dışarı
atılır. Böylece inhale edilmiş organizmalar ve partiküller akciğerlerden temizlenir.
Sekrete edilen mukus bir yüzeyel jel tabaka oluşturur. Kötü sistemik hidratasyon ve
enspire edilen havanın az nemlendirilmesi mukusun viskozitesini artırır ve siliyer
haraketi yavaşlatır, böylece mukosiliyer akım azalır. Mukosiliyer akım, vücut ve
mukoza ısısı (enspire edilen gaz akımı ısısının düşük olması) ile direkt
olarak değişir. Siliyer hareket için uygun ısı 32 - 42dir. Yüksek bir FIO2 (yüksek
konsantrasyonda oksijen enspirasyonu) mukosiliyer akımı azaltır. Endotrakeal tüp
kafının şişirilmesi de trakeada mukus hızını azaltır, bu azalma 1 saat içinde
ortaya çıkar ve kafın az veya çok şişirilmiş olması farketmez. Kafsız endotrakeal
tüp bir kaç saat boyunca mukus hızını etkilemez. Halothan mukus akımını progressif
ve reversibl olarak azaltır ancak durdurmaz. Halothan bu etkisini siliyer hareketi
deprese ederek oluşturur.
5 - Kardiak output'ta azalma ve oksijen tüketiminde artma
Kardiyak outputtaki bir azalma, değişmeyen oksijen tüketimini
üzerine alır ve sonuçta miks venöz kanda oksijen kontenti düşer. Düşük oksijen
kontentine sahip olan venöz kan intrapulmoner şantlar yoluyla pulmoner kapillerlerin
ucunda oksijene edilmiş kan ile karışır ve böylece arteriyel kanın oksijen kontenti
düşer. Oksijen tüketimindeki artma da miks venöz kanda oksijen kontentini düşürür
ve sempatik sinir sisteminin aşırı stimülasyonu ile birlikte hipertermi oluşur.
6 - Hipoksik pulmoner vazokonstriksiyonun (HPV) inhibisyonu
Bölgesel düşük alveoler oksijen basıncı (PAO2) bölgesel pulmoner
vazokonstriksiyona neden olur ve buradaki kan akımı hipoksik bölgeden daha iyi ventile
edilen normoksik bölgelere saptırılır. Ventile olan veya olmayan akciğer
alanlarından saptırılan kan akımı venöz karışımı azaltır, minimale indirir. HPV
'nun inhibisyonu, atelektazik veya hipoksik alanlardan venöz karışımın artmasına
izin vererek arteriyel oksijenasyonu azaltır. Pulmoner arter basıncının artması ile
pulmoner damarlarda vazokonstriksiyona karşı koyan bir basınç artışı oluşur ve HPV
azalır. Mitral stenozu, aşırı sıvı yüklenmesi, düşük FIO2 (ancak oda havasından
fazla), tromboembolizm, hipotermi ve vazoaktif ajanlar Ppa'nı artırır. Direkt etkili
vazodilatatör ajanlar (isoproterenol, nitrogliserin ve nitroprusit), inhalasyon
anestetikleri ve hipokapne HPV 'nu direkt olarak azaltır.
7 - Kas gevşemesi
Sırt üstü pozisyonda, abdominal içeriğin ağırlığı en fazla
diyafragmanın arka kısmına bası yapar, diyafragmanın ön kısmına çok az bir bası
olur. Spontan solunum yapan uyanık hastada diyafragmanın aktif kasılması abdominal
içeriğin ağırlığını yenebilir ve diyafragma en fazla arka bölgede (posterior)
yukarı doğru yükselir, öndeki (anterior) bölgede ise diyafragma hareketi çok az
olur. Böylece sırt üstü yatan normal uyanık hastalarda ventilasyon, büyük oranda
perfüzyonun en fazla olduğu arkadaki akciğerle sağlanır, perfüzyonun en az olduğu
öndeki akciğerde ise ventilasyon çok azdır. Bu durum sağlıklı ve normal bir
durumdur. Paralizi ve IPPV (pozitif basınçlı ventilasyon) sırasında : Paralizi olan
diyafragma IPPV nedeniyle en fazla önde yer değiştirir, çünkü diyafragma hareketine
en az direnç buradadır. Diyafragmanın arka kısmı ise minimal hareket eder, çünkü
en fazla direnç buradadır (karın içi organları esas olarak diyafragmanın posterior
kısmına basınç yapar). Bu durum sağlıksız ve anormaldir, çünkü artık
ventilasyonun büyük kısmı en az perfüzyon olan akciğer bölümü ile oluşurken,
ventilasyonun çok az bir kısmı iyi perfüze olan bölümle olmaktadır.
8 - Spesifik hastalıklarda hipoksi mekanizmaları
Pulmoner embolizm (hava, yağ, trombüs) ve adult respiratuar distress
sendromu (ARDS), bir çok nedenle hipoksi oluşturur. Önemli bir pulmoner emboli pulmoner
arter basıncında ciddi artışa neden olur. Bu artış açılan arteriyel - venöz
anostomozlar ve foramen ovale yoluyla (hastaların % 20 sinde) sağdan - sola
transpulmoner şantı artırır. Bu durumda pulmoner ödem ve HPV 'da inhibisyon oluşur.
Emboli ölü mesafe ventilasyonunu artırmak yoluyla hipoventilasyona neden olur. Eğer
emboli plateletleri içerirse, seratonin salınabilir, seratonin bronkokonstriksiyona
neden olarak hipoventilasyona ve pulmoner kapiller permeabilitenin artmasına neden olarak
da pulmoner ödem oluşturabilir. Son olarak pulmoner emboli pulmoner vasküler
rezistansı (PVR) artırır ve CO'u düşürür. Uzun bir süre önemli bir hipotansiyona
maruz kaldıktan sonra, şok veya kan kaybını takiben ortaya çıkan solunum yetmezliği
ARDS olarak adlandırılır. Bu sendrom anestezi sırasında ve sonrasında bir çok
etyolojiyle ortaya çıkabilir. Şok veya travmadan sonra seratonin, histamin, plazma
kininleri, lizozimler ve yağ asitlerinin plazma seviyeleri artar. Bu faktörler pulmoner
dolaşıma giderse, tek tek veya birarada pulmoner kapiller permeabiliteyi artırır.
Şoktan sonra asidoz sempatik sinir sistemi aktivitesi, plazma katekolamin seviyesi,
prostaglandin, histamin salınımı ve seratonin salınımı ile birlikte mikroembolizmi
artırır ve alveolar hipoksi oluşabilir. Şoktan sonraki hipovolemiye karşı normal
kompansatuar cevap proteinden yoksun sıvının (su) intersitisiyel alandan vasküler alan
içine geçerek vasküler volümü restore etmesidir. Vasküler poteinlerin proteinden
yoksun intersitisiyel sıvı tarafından dilüe edilmesi kapiller kolloid osmotik
basınçta bir azalmaya neden olur. Pulmoner kapiller permeabilite ve pulmoner arter
basıncının artması ile kapiller kolloid osmotik basıncın azalması sıvının damar
dışına sızmasına ve pulmoner ödeme neden olur. Buna ek olarak, CO 'da bir azalma,
HPV 'nun inhibisyonu, immobilite, sırt üstü pozisyon, aşırı sıvı yüklenmesi ve
çok yüksek konsantrasyonda O2 enspirasyonu (yüksek FIO2) ARDS gelişmesine yardım
eder.
ANESTEZİ SIRASINDA HİPERKARBİ NEDENLERİ
1 - Hipoventilasyon
Anestezi sırasındaki hipoventilasyonun bir çok nedeni vardır.
Başlıcaları : Anormal pozisyon, hava yolu rezistansında artma, kompliansta azalma ve
ilaç etkileridir (örn. opioidler, volatil anestetikler ve kas gevşeticileri). Diğer
faktörler : Direkt travma, nöral ve motor son plak hastalıkları, respiratuar asidoz,
solunum sistemi komponentlerindeki biyokimyasal değişiklikler (medüller solunum
merkezi, nöromusküler kavşak, solunum kasları, hava yolları, akciğer parankiması ve
göğüs duvarı) hipoventilasyon oluşumuna yardım ederler.
2 - Ölü mesafe ventilasyonunun artması
Ciddi bir hipotansiyon sırasında olduğu gibi pulmoner arter
basıncında bir düşme olması, birinci zon bölgesinin ve alveolar ölü mesafe
ventilasyonunun artmasına neden olur. Hava yolu basıncındaki bir artış (PEEP'teki
gibi) yine birinci zon bölgesinin ve alveolar ölü mesafe ventilasyonunun artmasına
neden olur. Pulmoner emboli, tromboz ve vasküler obliterasyon (kıvrılma, pulmoner
arterin cerrahi sırasında klempe edilmesi) perfüze olmayan akciğer miktarını
artırır. Hızlı ve kısa enspirasyonlar, öncelikle alveollerin şişik kalması için
çok kısa bir zaman tanır ve gaz akımı kötü perfüze olan alveollere dağılır,
yavaş bir enspirasyon zamanı ise alveollerin şişik kalması için daha uzun zaman
tanır ve daha iyi perfüze olan alveollere dağılımı sağlar. Bu nedenle, hızlı
kısa inspirasyonlar ölü mesafe ventilasyonu etkisine sahiptir. Total ölü mesafe
ventilasyonu yaşla artar. Anestezi cihazı total ölü mesafeyi (VD/VT) artırır.
Anestezi cihazının ölü mesafeye dahil edilmesi ile total ölü mesafenin VD/VT tidal
volüme oranı entübe edilmiş hastalarda % 33'den % 46'ya, maske yoluyla soluyan
hastalarda ise % 64'e çıkar. Total ölü mesafedeki bu değişiklik, alveolar, anatomik
ve cihaz ölü mesafelerinin birleşimi + bir tekrar (geri) soluma etkisine eşittir.
Anestezi devreleri tekrar solumaya neden olur ve bunun klasifikasyonu Mappleson
tarafından yapılmıştır. Mappleson devrelerinde spontan solunumda rebreathing şu
sıra ile artar: A, D, C ve B. Kontrollü solunum sırasında ise tekrar soluma şu sıra
ile artar: D, B, C ve A. E sisteminde (Ayre'nin T parçası) : Eğer taze gaz akımı peak
enspiratuar akım oranından daha büyük ise geri solunum -rebreathing- olmaz. Ölü
mesafedeki artışın etkileri dakika volümünün artırılmasıyla önlenebilir. Eğer
örn. dakika volümü 10 L/dk ve VD/VT oranı % 30 ise, alveolar ventilasyon 7 L/dk
olacaktır. Eğer bir pulmoner emboli sonucu VD/VT % 50'ye çıkarsa, 7 L/dk (14 x 0,5)
lık bir alveolar ventilasyonun sürdürülmesi için dakika volümünün 14 L/dk
yükselmesi gerekir.
3 - Karbondioksit yapımının artması
Oksijen tüketimini artıran tüm nedenler karbon dioksit üretimini de
artırır. Yüzeyel anestezi (katekolamin salınımı), hipertansiyon, tiroid krizi gibi.
Eğer dakika ventilasyonu, total ölü mesafe ve ventilasyon / perfüzyon oranı sabit ise
karbon dioksit üretimindeki artma hiperkarbi ile sonuçlanır.
4 - Karbondioksit absorbanının devre dışı olması (dikkatsizlik)
Yüksek taze gaz akımı ( 5 L/dk) bu problemi minimale indirir.
ANESTEZİ SIRASINDA HİPOKARBİ NEDENLERİ
Hipokarbinin nedenleri hiperkarbiyi oluşturanların tersi gibidir.
1 - Hiperventilasyon
Spontan veya kontrollü. Hipokarbinin en sık nedeni mekanik olarak
yapılan pasif hiperventilasyondur.
2 - Ölü mesafe ventilasyonunun azalması
Maskeden tüpe hava yollarındaki değişiklik, düşük PEEP, pulmoner
arter basıncının artması.
3 - Karbondioksit üretiminin azalması
Hipotermi, derin anestezi, hipotansiyon
HİPOKSİNİN FİZYOLOJİK ETKİLERİ
1 - Oksidatif metabolizmanın durması : Hipoksinin esas önemi,
mitokondriyal PO2 kritik bir seviyenin altına düştüğü zaman oksidatif
fosforilasyonun durmasıdır. Anaerobik metabolizmada enerji (ATP) üretimi yetersizdir.
Aerobik metabolizmanın son ürünleri karbon dioksit ve sudur, bunların her ikisi de
kolay diffüze olabilir ve vücuttan kolay atılabilir. Ana anaerobik metabolitler ise
hidrojen ve laktat iyonlarıdır, bunlar dolaşım içine kaçarak uygun baz defisit ve
laktat / piruvat oranını tayin eder.
2 - Hipoksi bir çok kompansatuar mekanizmanın aktivasyonuna neden
olur. Bu mekanizmalar kuvvetlidir ve ilaç veya hastalıklardan etkilenmez. Zıt
etkili bir başka patolojinin varlığında bile hipoksinin kompansasyonu dominanttır.
3 - Kan akımını artırır: Hipoksi kardiak output (CO) ve tüm
majör organlarda (özellikle beyinde) kan akımını artırır. Hipoksiye karşı erken
CO cevabı refleks yolla olur ve karotid body deki kemoreseptörler tarafından
başlatılır. Serebral ve koroner vasküler rezistans azalır. Tüm bu cevapların
oluşumunda katekolaminlerin yeri yoktur ve plazma seviyeleri henüz yükselmemiştir.
Hipokside pulmoner arter basıncındaki artma sonucu akciğerde kan akımı dağılımı
da artar.
4 - Oksijen dissosiyasyon eğrisi sağa kayar. Kronik hipokside
Hb miktarı artar, asidoz veya 2,3 difosfogliserattaki artmaya bağlı olarak oksijen
dissosiyasyon eğrisi sağa kayar. Bu, doku PO2' nı yükseltir.
HİPEROKSİNİN (OKSİJEN FAZLALIĞININ) FİZYOLOJİK
ETKİLERİ
Aşırı O2 inhalasyonu ile birlikte bir çok tehlike söz konusudur.
Bunlar :
1 - Pulmoner hasar : Normal kişilerde yüksek bir oksijen
basıncına maruz kalma pulmoner hasara neden olur. Hasarın başlangıcı hem oksijen
basıncına hem de maruz kalma süresine bağlıdır. Dominant semptom sternum arkasında
hissedilen sıkıntıdır. Karina bölgesinde orta derecede bir irritasyon ve öksürükle
başlar. Maruz kalma devam ettikçe ağrı başlar. Ağrı, çok şiddetlidir ve derin
solunumla artar. Bu durum 12 saatten daha uzun sürerse ciddi dispne, paroksismal
öksürük ile birlikte vital kapasite azalır. Patolojik olarak, lezyon bir
trakeabronşitten (12 saat ile bir kaç gün arasında maruz kalma halinde), pulmoner
intersitisiyel ödeme (bir kaç günle bir hafta arasında maruz kalınırsa) ve daha
ilerde pulmoner fibrosise (bir haftadan daha uzun süre maruz kalma halinde) ilerler. Bu
komplikasyondan korunmak için % 100 O2 hiç bir zaman 12 saatten daha uzun süre
uygulanmamalıdır.
2 - Solunum depresyonu: Solunumun hipoksik bir cevapla
sürdürüldüğü hastalarda solunum depresyonu oluşturur. Solunum depresyonu enspire
edilen oksijen konsantrasyonunun artırılması ile hipoksinin ortadan kaldırılması
sonucu oluşur. Bu durumda solunum merkezini uyaran hipoksi ortadan kalkmıştır ve
solunum merkezi artık cevap vermez. Solunum depresyonu, rölatif bir hiperkarbiye neden
olur ancak hipoksi oluşturmaz.
3 - Absorbsiyon atelektazisi
4 - Retrolental fibroplazi : Prematüre infantta immatür retinal
damarların anormal bir proliferasyonudur ve aşırı O2 inhalasyonu nedeniyle oluşur.
Prematürelik artıkça risk artar. Retrolental fibroplazi riski, gebelik süresi +
doğduktan sonraki yaşı 44 haftadan daha az olan infantta PaO2'nın 3 saatten daha fazla
80 mmHg'nın üzerinde kalmasına neden olan oksijen inhalasyonunda söz konusudur. Bu
nedenle yenidoğan ve prematürede inspire edilen oksijen konsantrasyonu % 40'dan fazla
olmamalıdır.
HİPERKARBİNİN FİZYOLOJİK ETKİLERİ
1 - Sempatik stimülasyon : PaCO2'ındaki yükselme katekolamin
salınımına neden olur ve plazma epinefrin ve norepinefrin seviyeleri yükselir.
Halothan anestezisi altındaki bir hastada da aynı artış oluşur.
2 - Solunum sistemi üzerindeki etkisi : PaCO2'nın solunum
üzerindeki maksimal stimülan etkisi 100 mmHg 'ya kadardır. Daha yüksek bir PaCO2'ında
stimülasyon azalır ve çok yüksek değerlerde de solunum deprese olur. PCO2 -
ventilasyon cevap eğrisi sağa kayar ve anestetik ve diğer depresan ajanlarla eğimi
azalır. Oksijen dissosiyasyon eğrisi de sağa kayar.
3 - Kardiyovasküler sistem üzerindeki etkisi : Karbondioksitin
dolaşım üzerindeki etkisi karışıktır. Bu, sistemin farklı komponentlerinde zıt
etkiler oluşturmasına bağlıdır. Karbondioksitin miyokard kontraktilitesi ve kalp
hızı üzerindeki direkt depresan etkisi genellikle sempatik stimülan etkisinin
gölgesinde kalır. a) Kan basıncı hem bilinçli hem de anestezi altındaki hastalarda
genellikle yükselir. Çok yüksek PaCO2 seviyelerinde ise kan basıncı düşer. b)
Pulmoner arter basıncında ve PVR'da yükselmeye neden olur. c) Akut hiperkapne
sırasında aritmiler ortaya çıkabilir.
Genel anestezi sırasında oluşan hiperkapne çok daha tehlikelidir.
Halothan anestezisinde hiperkapne sıklıkla ciddi aritmilere neden olur.
Ekstremitelerdeki iki majör dolaşımda (cilt ve iskelet kasları) hiperkapne iki etki
gösterir. 1) CO2'in direkt vazodilatatör etkisi ve 2) Sempatik aktiviteye bağlı
vazokonstriktör etki. Normalde hiperkapneye karşı cevapta bu iki etki bir denge
gösterir. Anestezi sırasında ciltte vazodilatatör cevap, kaslarda ise vazokonstriktör
cevap dominant hale geçer.
4 - Santral sinir sistemi üzerindeki etkisi : Serebral
vazodilatasyona neden olarak beyin kan akımı ve intrakraniyal basıncı artırır.
Solunum yetmezliği olan hastalarda PaCO2'nın 90 - 120 mmHg'nın üzerine çıkması
halinde karbondioksit narkozu oluşur. % 30 konsantrasyonda CO2 inhalasyonu anestezi
oluşturur, ancak bu konsantrasyonda sıklıkla grandmal tipte konvülsiyonlar ortaya
çıkar.
5 - Metabolik etkileri : Böbrekler Kronik hiperkapnede
böbrekten bikarbonatın geri emilimi artar, plazma bikarbonat seviyesi yükselir ve
sekonder veya kompansatuar «metabolik alkoloz» oluşur. Kronik hipokapnede ise renal
bikarbonat geri emilimi azalır, sonuçta plazma bikarbonat seviyesi düşer ve sekonder
veya kompansatuar «metabolik asidoz» oluşur. Her iki durumda da pH normal değere geri
döner ancak bikarbonat iyon konsantrasyonu normalden farklıdır.
6 - Hiperkalemi : Hiperkapne hücrelerden plazma içine potasyum
sızmasına ve hiperkalemiye neden olur. Potasyumun büyük miktarı karaciğerde glukozun
salınımından gelir. Hiperkapnede plazma katekolamin seviyesindeki yükselme glukozun
salınımına neden olur. Potasyum seviyesinin normale dönmesi uzun bir zaman aldığı
için kısa sürelerle tekrarlayan hiperkapne atakları plazma potasyumunda adım adım
yükselmeye neden olur.
7 - İlaç etkileri : PCO2 'ındaki değişiklik farklı
mekanizmalarla ilaç etkilerini değiştirir. 1) Organların perfüzyonundaki
değişikliklere bağlı olarak ilacın dağılımı artabilir. 2) Kan pH 'sındaki
değişiklik nedeniyle ilacın iyonizasyonu değişebilir. 3) İlacın eriyebilirliği ve
proteine bağlanma derecesi artabilir.
Hiperkapnenin güvenilir diagnostik belirtileri yoktur.
- 1 - Cilt : genellikle sıcak, terli ve kırmızıdır,
- 2 - Nabız : Genellikle dolgun ve sıklıkla ekstrasistoller ya da diğer
aritmilerle birlikte sıçrayıcı tiptedir.
- 3 - Hipertansiyon : Genellikle oluşur. Anestezi sırasında
açıklanamayan bir hipertansiyon oluştuğunda hiperkapne düşünülmelidir. Eğer
hiperkapne hipoventilasyon nedeniyle oluşmuş ise aşikar bir hiperventilasyon
görülmez.
- 4 - Konvülsiyonlar ve daha ilerde koma oluşur. Hiperkarbinin tanısı
için kan gazlarının analizi gereklidir.
HİPOKARBİNİN FİZYOLOJİK ETKİLERİ
Hipokapne en sık anestetist veya ventilatör tarafından yapılan
hiperventilasyon sonucu oluşur.
1 - 3 ayrı nedenle kardiak outputta azalmaya neden olur.
a) Eğer intratorasik basınçta bir artış varsa CO düşer.
b) Sempatik aktivite eksikliğinde kalbin inotropik aktivitesini
azaltır.
c) Hipokapne pH 'yı artırır, iyonize Ca2+ düşürür, kalbin
inotropik aktivitesini azaltır.
2 - Oksijen dissosiyasyon eğrisini sola kaydırır. Dokularda
Hb'nin oksijene afinitesi artar. Bu durumda dokularda yeterli oksijenasyonun sağlanması
için CO'un ve doku kan akımının artırılması gerekir ama hipokapne varlığında bu
sağlanamaz.
3 - Beyin kan akımında selektif bir azalmaya neden olur. Bu
etkisi serebral hipoksi ile yakın ilişkilidir. PaCO2'nın 20 mmHg ya düştüğü
hipokarbi oksijen tüketimini % 100 artırır. Bu nedenle hipokarbi aynı anda doku
oksijen gereksinimini artırırken, doku oksijen desteğini azaltır.
4 - HPV refleks cevabı inhibe eder veya bronkokonstriksiyona
neden olarak VA/Q anormalliği ve akciğer kompliansında azalmaya neden olur.
5 - Apne oluşturur.
|