Doç. Dr. Yasemin
GÜNEŞ
TRANSSFENOİDAL HİPOFİZEKTOMİLERDE ANESTEZİ
Transfenoidal yaklaşım, yaygın olarak pituiter tümörlerin
cerrahisinde kullanılan bir yaklaşımdır, fakat aynı zamanda BOS ile ilgili
cerrahilerde, kraniofaringeoma ve sfenoid sinüsün lezyonlarında kullanılır.
Avantajları;
-
Frontal lob ve olfaktor aparata daha az
hasar,
-
Eksternal skarın olmaması,
-
Mikroadenomun direkt vizüalizasyonu,
-
Normal pitüiter dokuya minimal hasar,
-
Geçici veya kalıcı düşük oranda görülen
Diabetes İnsipidus,
-
Daha az kan kaybı,
-
Kısa süreli hospitalizasyon,
Dezavantajları;
-
BOS akımı potansiyeli,
-
Menenjit riski,
-
Optik aparatın direkt vizüalizasyonunun
olmaması,
-
Kan kaybı kontrolünün daha az olması,
-
Nöroojik defisit riski
Pituiter gland, kraniyumun tabanında pituiter
fossanın içerisine yerleşmiştir (sella tursika). Pituiter tümörler tüm
intrakranyal tümörlerin %8-10’nu oluşturur. Sitoplazmik boyasının ele alındığı
eski histolojik sınıflamaya göre; kromofobik, asdofilik ve bazofilik olarak
sınıflanır. Ancak sekrete ettiği hormona göre sınıflama onun yerini almıştır.
Anterior pituiter bölgedeki tümörler (adenohipofiz) embriyolojik olarak Rathke
poşundan köken alırlar.
Patoloji
Pituiter tümörlerin
pituiter fossa içerisinde yerleşir ve 10 mm’den küçük olanlar mikroadnom olarak
isimlendirilir. Geniş tümörler sella kemiğini aşındırabilir, lateralde
kavernöz sinüse girebilir, üstte (suprasellar yayılım) optik kyazmayı,
hipotalamusu ve üçüncü ventrikülü komprese edebilir. Pituiter tümörlerin
yaklaşık %10’u lokal olarak invazedir, nadiren metastaz yaparlar. Prolaktin ve
GH salgılayanlar gland içerisinde genellikle laterale lokalize olurken, ACTH
sekrete edenler santrale lokalize olurlar.
Tablo
I- Pituiter tümörlerin sınıflaması
|

Hormon sekresyonu
|
% |
Klinik
|
|
Prolaktin |
40 |
Yaygın olarak kadınlarda,
amenore,galaktore ve infertilite (erkeklerde en yaygın) nedenidir. Sıklıkla
erkeklerde vizüel problemler gelişene ve hipopituitarizm olana kadar
büyür. |
|
Büyüme hormonu |
20 |
Akromegali, hipertansiyon,
DM, kardiyak hipertrofi, baş ağrısı. Vizüel semptomlar %15 oranındadır.
|
|
Null hücre (hormon yok) |
20 |
Hafif hiperprolaktinemi
oluşabilir. Agresif tümör sıklıkla büyür ve vizüel semptomlara neden olur. |
|
ACTH |
15 |
Cushing tipi vücut, glukoz
intoleransı, hipokalemi ve hipertansiyon. |
|

Diğerleri
|
5 |
TSH, FSH/LH, asidofil stem
cell veya GH/prolaktin kombinasyonu.
|
Anterior pitüiter hormonlar
ACTH, Growth hormon, prolaktin, TSH, LH, MSH,
FSH mikroadenomlarla salınabilir.
-
Trunkal obesite, postservikal yağ
birikimi, osteoporoz,
-
Hipertansiyon ve glukoz intoleransı,
-
Adrenal hiperplazi,
-
CRF asetikolin ve seratoninle stimüle ,
noradrenalin ile suprese olur,
-
Kortizol sekresyonu 16 μg/gün,
-
Normal diürnal varyasyon ( sabah 4-8
arası 25 μg/dL , akşam 4-8 arası <10 μg/dL) kaybolmuştur, ACTH yüksektir, MR’da
sellar adenom tespit edilir .
-
Cushing Sendromu ;
ACTH bağımlı( ACTH uygulanması, ektopik ACTH) veya bağımsız olabilir ( adrenal
adenom, Ca, egzojen kortizol uygulanması)
-
Ektopik ACTH; Akciğer out cell Ca’da tümör ACTH
ve CRF (kortikotropin salgılayıcı faktör) üretir. Plazam kortizolü >50
μg/dL’dir.
-
Akromegali ;
GH salgılanmasına bağlıdır.
a-Semptomlar
-
Kemik ve yumuşak doku genişlemesi,
-
Glukoz intoleransı,
-
Kiyazmayı içeren bir tümörse görme kaybı,
-
Boğuk ses çıkarma ,
-
Dispne (yumuşak doku büyümesi),
-
Kardiyomiyopati (lenfositik infiltrasyon
gözlenir. Tedavi edilmezse en yaygın ölüm nedenidir),
-
Karpal tünel ve servikal kompresyon,
-
Lumbal spinal stenoz,
b- GH yüksekliği (2-5 ng/mL normal değeri ) >10
ng/mL’nin üzerindedir. Aynı zamanda somatomedin C yüksektir. Karaciğerde
üretilir, yalnızca GH’a cevap verir. Yüksek seviyeler yalnızca akromegalide
vardır.
c- Hipoglisemi en potent
sekresyon stimülanıdır, somatostatin ise suprese eder.
d- Havayolu; KBB
konsültasyonu cerrahi öncesinde yapılmalıdır. Mandibula yumuşak damak,
tonsiller, epiglot, aritenoidler, dil, dudak, burun hipertrofiktir. Maske
ventilasyonu zor olabilir, postoperatif stridor gelişebilir. Glottis dar
olabilir, vokal kord paralizisi olabilir. Entübasyon çoğu zaman başarılıdır,
ancak uzun bleyd ve dar endotrakeal tüp hazır bulunmalıdır. Nadiren fiberoptik
entübasyona gereksinim duyulur.
Semptomlar ; İnfertilite nedeniyle dikkat
gerektirir. Amenore, galaktore, ovulasyonsuz siklus, libido azalması,
jinekomasti, osteoporoz diğer semptomlardır.
Prolaktin sekresyonu primer olarak inhibitör
faktörlerle regüle edilir (dopamin). Prolaktin sekresyonu pitüiter stalk
seksiyonunda, fenotiyazinlerle ve alfa metil dopa ile artar. Normal seviyesi
15-25 ng/mL’dir.
Tanı; Prolaktin seviyesi 25
ng/mL’nin üzerindedir. Prolaktin >200 ng/mL’nin ise nöroradyolojik prosedürler
adenomu göstermese dahi, %80 adenom vardır. >2000 ng/mL ise kavernöz sinüs
invazyonunu gösterir. EEG ve EP monitörizasyonunu gerektirir.
Amenore; Prolaktin seviyesi
>30 ng/mL
Libido kaybı ; Prolaktin
seviyesi >300 ng/mL
Non-fonksiyonel pitüiter
olaylar
Adenomlar, kraniofaringeoma,
menenjiomlar, anevrizmalar büyük olabilir ve perisellar yapıları etkileyebilir.
Posterior pitüiter
adenomlar
ADH; hipotalamusun
supraoptik ve paraventriküler nukleuslarından salınır. Azalmış kan volümü,
artmış serum osmolaritesi, ağrı ve opiyoidler ADH sekresyonunu artırır. Serum
osmolaritesinin düşmesi, artmış kan volümü, fenitoin, alkol alımı ADH
sekresyonunu azaltır. ADH varlığında toplayıcı tübüllerde cAMP seviyesi artar,
su permabilitesi artar ve su reabzorbe edilir.
Preoperatif oluşabilir.
İntraoperatif gelişmişse postoperatif devrede geçici veya kalıcı olabilir.
Poliüri (3-15 L/gün), polidipsi, serum hiperosmolaritesi (>320 mOsm), dilüe
idrar, idrar osmolaritesi 50-150 mOsm/kg olması bulguları arasındadır. Tuz
içeren solüsyonlar uygulanacaksa, ciddi hipernatremi ve hiperosmolarite gelişir.
Glukoz içeren sıvılar uygulanırsa, hiperglisemi ve osmotik diürez gelişir.
Total vücut sıvı defisitinin
hesaplanması;
70 kg’lık hastanın serum Na
‘u 160 mEq olsun.
Normal Serum Na’u 140 mEq/L
Total vücut sıvısı; vücut
ağırlığının %60’ı = 42 L
Normal vücut Na’u: 42x140=
5880 mEq Na
5880/160= 36.7 L
Su defisiti= 42-36.7 = 5.3 L
İlaç tedavisi; Yeterli volüm
alamayan ve anestetize olgularda DDAVP intranazal olarak 12 saatte verilir.
Lizin vazopressin 5-10 Ü s.c 4 saate bir uygulanır .
Pitüiter tümörlerin kliniği
Bu tür tümörler ya aşırı hormon üretimine
sekonder veya yakın yapıların kompresyonuna bağlı belirti verirler. Büyüyen
tümörün en yaygın belirtisi sellaya bası nedeniyle, başağrısı (bitemporal veya
bifrontal) ve optik kiyazmaya bası sonucu superior temporal quadrantanopsiden
bitemporal hemianopsiye kadar görme bozukluklarıdır. Kraniyal sinir felçleri
(genellikle III ve IV,VI ) kavernöz sinüs içerisine lateral ekspansiyonla
gelişebilir. Korneal anestezi kavernöz sinüs invazyonunu veya kompresyonunu
düşündürür. Anormal ısı regülasyonu gibi hipotalamik semptomlar görülebilir, Dİ
gelişebilir. Epilepsi nadirdir. Geniş tümörler pituiter dokunun fonksiyonunu
engelleyebilir ve pan-hipopituitarizm ile sonuçlanabilir.
Pan-hipopitüitarizm
Mikroadenom bulunan olguların çoğunluğu klinik
olarak normaldir ve pan-hipopitüitarizm sergilemezler. Bazı merkezlerde anestezi
indüksiyonu öncesinde hidrokortizon 50-100 mg i.v verilir ve ardından
postoperatif hastanın gereksinim olmayana kadar 10 mg/saat infüzyon uygulanır.
Tiroid replasmanı oral levotroksin sodyumla yapılabilir.
İlgili hormonun plazma konsantrasyonu RIA
yöntemi ile ölçülebilir. X-Ray sella tursikanın genişlemesini veya incelmesini
gösterir. Yüksek rezolüsyonlu CT 0.4 mm gibi küçük tümörleri tanıyabilir. MRI
tanı için diğer bir seçimdir ve pituiter tümörü nitelendirir. T1 ağırlıklı skan
düşük dansiteli lokal lezyonlar gibi mikroadenomları ve isodens yer işgal eden
geniş tümörleri gösterir.
Çoğu hastada standart monitörizasyon
kullanılır. İntravenöz yol için genellikle sol kol tercih edilir, akut
kan kaybını karşılamak için en azından 18 G kateter kullanılır. Arteriyel line
rutin değildir, hastanın medikal durumunu incelemek için gerektiğinde
kullanılır. EEG/EP, kavernöz sinüse veya perisellar yayılım varsa gereklidir.
Vizüel EP’ler çoğu merkezde monitörize edilmez, mikroadenomlu olgularda endike
değildir.Venöz hava embolisi için end-tidal gaz monitörizasyonu gerekebilir.
Santral venöz yolun açılması, tümörün büyüklüğü, lokalizasyonu ve hastanın
kliniğine bağlıdır. Sıvı alımı ve idrar outputu yakından izlenmelidir.
Bu cerrahi yaklaşım havayolunun
kontrolünü gerektirir, zaman zaman kardiyovasküler instabilite gelişir ve
cerrahinin bitimine kadar derin anestezi gerektirir. Burada amaç hemodinamik
kontrolü sağlamak, operasyonun bitiminde nazofarinkse kanama durumunda yeterli
havayolu sürdürecek bir uyanıklığı sağlamak olmalıdır.
Erken dönemde vizyon, oküler
hareketler, pupil genişliği ve motor fonksiyonları değerlendirecek şekilde
seçilmelidir. Anestezide birçok teknik kullanılır, ancak biri diğerine üstün
değildir. En basit anestezi tekniği nitroz oksit ve izofluran ve fentanil
kullanımıdır. Son zamanlardaki gelişmeler, desfluran ve total intravenöz
anestesiyi içerir. Bu tür operasyonlarda, potansiyel rezidüel kas gevşeticiyi
antagonize etmenin zorluğundan dolayı, uzun etkili kas gevşeticilerin yeri
yoktur.
-
Dikkatli sıvı ve elektrolit düzenlemesi,
-
Cushing hastalığı ve uzamış adrenal yetmezliğinde steroid,.
-
Önceden adrenelektomi geçiren olgularda (Nelson sendromu)
mineralokortikoid,
-
Derin ven trombozu ve pulmoner emboli nadir değildir, proflaksi
gerekebilir.
|