|
|
| |
|
 |
| |
| |
| |
Doç. Dr. Anış Arıboğan
Ürolojik nedenlerle opere olacak
hastaların anestezi uygulaması öncesinde değerlendirilmeleri son derece önemlidir.
Çünkü bu tip cerrahi endikasyonu bulunan hastalar genelde genç ve sağlıklı
olsalarda sıklıkla ileri yaşta, aterosklerotik kalp hastalığı, hipertansiyon,
böbrek yetmezliği ve parapleji gibi komplike problemleri olan hasta grubuna anesetzi
uygulaması gerekmektedir.
Burada preoperatif değerlendirme
özellikle spesifik preanestezik yaklaşımlar gerektiren iki önemli gruba ait
özellikler ele alınacaktır:
-
Paraplejik ve “quatriplejik” hastalar
-
Geriatrik hastalar
Paraplejik ve “quadriplejik”
Hastalar :
Bu hastalarda ;
1.Tam spinal kord kesisine bifazik yanıt
vardır. Periferal nöral aktivitenin total yokluğu ile seyreden spinal şok 1-3 hafta
kadar sürer. Bu olgularda visseral ve somatik duyunun tam kaybı ve lezyonun altında
terleme olmaması, lezyonun üzerinde hipoestezi alanının olması, derin tendon
reflekslerinin yokluğu, üriner ve fekal retansiyon ile seyreden paralitik ileus ve
postural hipotansiyon tablonun belirleyeci bulgularıdır.
2.Refleks Otonomizm spinal
şok periyodunu takiben gelişir.Cilt, tendon, kas, ligament,eklem ve iç organlardan
yükselen impulslar spinal korda ulaşır, bunlar supraspinal inhibitör etkilerle daha
fazla etkilenmez. Kord, kompleks efferent yanıtlarla reaksiyon verir. Buna ait klinik
bulgular;
a.Klinik olarak kas rijidite ve
spastisitesi olarak görülen motor hiperrefleksi
b.Ağrı, mesane distansiyonu ve cerrahi
stimulasyon ile başlayan fleksör yanıtlar
c.Ekstensör reflekslerin geç dönmesi
d.Otonomik hiperrefleksi ’dir.
3.Otonomik hiperrefleksi
a.Bu olgularda spinal kordun transvers
lezyonları sempatik çıkışı terkedip beyin sapı ve hipotalamustan fonksiyonel olarak
ayrıldığından sempatik entegrasyon kaybolur. Barsak veya mesane distansiyonu gibi
stimulasyon yanıtında görülen kontrol edilmeyen sempatik boşalım, sistoskopi veya
diğer transuretral işlemlere gidecek paraplejiklerde yaşamı tehdit edici olabilir.
b.Lezyon ne kadar yukarıda ise kontrol
edilemeyen daha fazla modüle edilmemiş damarlanma ile halen kompanse etmek için daha az
innerve edilen damarlanma vardır. Bu sendrom T7 ’ nin altındaki lezyonlarda seyrek
görülürken servikal ve yüksek torasik lezyonlarda sıktır.
c. Otonomik hiperrefleksinin göstergeleri
şunlardır :
- Kontrol edilmezse ciddi başağrısı, bilinç kaybı,
konvülziyon veya serebral hemorajiye neden olabilecek hipertansiyon
- Bradikardi, ventriküler aritmi ve kardiak arrest
(hipertansiyon durumunda tam vagal refleks nedeniyle)
- Yüz ve boyunda flushing, müköz membranların konjesyonu
ve lezyonun altında terleme ve pilomotor ereksiyon
- Bulantı ve endişe
4. Paraplejik hastalarda üriner
retansiyon, enfeksiyon veya taş nedeniyle tekrarlayan cerrahi girişim gerekebilir.
Dekübitis ülserleri ve enfeksiyon gibi esas yaralanmanın diğer komplikasyonları için
plastik cerrahi girişimlerine gerek duyulabilir.
Medikal tablo anemi, sepsis,
hipoproteinemi, elektrolit imbalansı, adrenokortikal yetersizlik, hipovolemi, emosyonel
instabilite ve bazen ilaç bağımlılığı gibi durumlarla komplike olabilir.
Bu tür olguların anestezi
uygulamalarında;
a.Otonomik labilite preoperatif olarak
araştırılmalıdır. Hastalar, mesane kateteri obstrüksiyonu, mesane taşı veya sistit
nedeniyle olan başağrısı ve terleme bildirebilirler.
b.Spinal ve epidural anestezi tercih
edilirse afferent visseral yolların bloke edilmesi ile refleks kas spazmı ve otonomik
hiperrefleksi önlenebilir. T10 seviyesine yapılan saddle blok mesaneden gelen
afferentleri bloke etmek için yeterlidir. Ancak blok seviyesini test etmek zordur. Bu
olgularda uygun pozisyon verilmesi anestezi seviyesini sınırlar, uygun doz seçimi de
olabilecek ciddi hipotansiyonu önler.
c.Genel anestezi uygulaması özellik
gösterir. Bu hastalarda;
- İndüksiyon sırasında sıklıkla kan basıncında düşme
görülür, bunu operasyonun başlaması ile birlikte ani hipertansiyon izleyebilir. Kan
basıncı kontrolu için anestezinin derinleştirilmesine veya ganglion bloker ilaçlar,
vazodilatörler veya adrenerjik-bloker ilaçların kullanımına gerek duyulabilir.
- Kas spazmları kontraktür olmaması durumunda
non-depolarizan nöromüsküler blokerlerin uygulanımı ile elimine edilebilir. Denerve
kaslardan aşırı potasyum salınımı nedeniyle süksinilkolin kullanılmamalıdır.
Süksinilkolin uygulanımına bağlı ilk yaralanmadan 18 ay sonra bildirilmiş
ventriküler fibrilasyon vardır.
- Entübasyon gerekiyorsa, hasta uyanıkken topikal anestezi
uygulandıktan sonra veya bir non-depolarizan ajanla hafif derinlikte genel anestezi
altında yapılmalıdır.
d.Paraplejik ve quadriplejikler cerrahi
işlem lezyon seviyesinin altında ise anesteziye ihtiyaç duymazlar. Bunun yanında daha
önce anestezisiz gerçekleştirilen operasyon sırasında otonomik hiperrefleksinin
olmaması kütle reaksiyonunun görülmeyeceğini garanti etmez.
e.Otonomik yetersizlik nedeniyle oluşan
hipotansiyon ve osteoporotik kemik kırıklarından kaçınmak için dikkatli transfer ve
pozisyon gerekmektedir. Dekübitis ülserleri bu populasyonda yaygındır ve operasyon
masasındaki 2 saatlik sürekli bası nedeniyle bile oluşabilir. Bası yaralarının
insidansı quadriplejik hastalarda paraplejiklere göre iki kat daha fazladır. Bu nedenle
tüm bası noktaları dikkatlice yastıkla desteklenmeli, perioperatif dönemde pozisyonda
değişmeler yapılmalıdır.
f.Paraplejik ve quadriplejik hastalarda
vücut ısı regülasyonu yetersizdir. Ameliyathane gibi intravenöz ve irrigasyon
solusyonlarının da ısıtılması hipotermiyi önlemeye yardımcı olur.
g.Solunum kaslarında bozukluk ve
kifoskolyoz, özellikle quadriplejiklerde, vital kapasite ve ekspiratuar rezerv volümde
düşmeye neden olur. Kontrollü veya asiste ventilasyon oksijenasyonun idamesini sağlar
ve atelektazinin önlenmesine yardım eder. Postoperatif göğüs fizyoterapisi ve
postural drenaj yararlıdır.
Geriatrik Hastalar:
1.Yaşlı hastalarda konjestif kalp
yetmezliği,kardiak iskemi,amfizem,serebrovasküler yetmezlik ve genel debilite yüksek
insidansta olduğundan minör cerrahi işlemler bile daha komplikedir.
2.Preanestezik değerlendirme postoperatif
demans, konfüzyon veya letarjiyi değerlendirmek amacıyla hastanın temel mental
durumunu içermelidir.
3.Respiratuar depresyon ve hipotansiyondan
kaçınmak için premedikasyon dozu ayarlanmalıdır.Yaşlı hastalarda anestezik
gereksinimi daha az olduğundan anestezik dozajları da düzenlenmelidir.
4.Bu yaş grubundaki hastaların vasküler
tonusu düşüktür ve kan basıncındaki düşmeyi kompanse edemeyebilirler. Vazodilatör
anestezikler verilmeden önce sıvı yüklemesi yapılmalıdır; vazopressörlere de gerek
olabilir. Subaraknoid blok uygulamasından önce fenilefrin infüzyonunun hazırlanması
tavsiye edilmektedir.
5.Dişlerin yokluğu ve yüz kaslarının
tonusundaki azalma maskenin iyi oturmasını zorlaştırır ancak entübasyonu
kolaylaştırır.Gastroözefageal sfinkter yetmezliği veya özefageal reflu ile olan
hiartal herni pulmoner aspirasyona predispozisyon yaratır.
6.Elektrokoter kalp pili fonksiyonunu
değiştirebilir. Çoğunlukla, elektrocerrahi durumlarında pil ritmi dikkatle
izlenmelidir.
ÜROLOJİK ANESTEZİ SIRASINDA
ÖNEMLİ NOKTALAR
A.Cerrahi Pozisyon verilmesi:
- Pozisyon verme yavaşça ve kan basıncı
monitörizasyonunun yapılabildiği durumlarda gerçekleştirilmelidir. Özellikle
kardiovasküler riski olan hastalarda volüm yükleme ve vazopressörler gerekli olabilir.
- Böbrek ve üst üreteral cerrahide, sıklıkla böbrek
yastığının yükseltildiği ve masanın fleksiyona getirildiği, lateral
dekübitüs pozisyon kullanılır.
-
Lateral pozisyonda ventilasyon perfüzyon
oranı bozulabilir, perfüzyon daha çok asılı akciğere, ventilasyon da tercihen
üstteki akciğere gider. Daha fazla tidal volüm bu bozukluğu kısmen giderebilir.
-
Sol yan pozisyon (sağ taraf aşağıda),
vena cava basısı ile abdominal organlar ve alt ekstremitelerden venöz dönüşün
sınırlanmasına neden olabilir. Bu durum düşük kardiyak output ve hipotansiyon ile
sonuçlanabilir.
- Transuretral cerrahide kullanılan litotomi pozisyonu ve
perineal prostatektomi için kullanılan aşırı litotomi pozisyonu özel önem arzeder.
-
Ventilasyon diafragmanın kısıtlanması
nedeniyle sınırlanmıştır. Bu etki obes ve kronik akciğer hastalığı olan
hastalarda daha fazladır.Operasyon ne kadar uzun sürer ve bacaklar ne kadar fazla
fleksiyona gelirse atelektazi ve hipoksi eğilimi o kadar artar.
-
Hastayı bu pozisyonda tutmak, önemli
volümdeki kanın (1500 ml kadar) ve interstisyel sıvının kalbe dönmesini sağlayarak
sol ventrikül yetmezliğine neden olsa da bu çoğu zaman kan basıncının idamesine
yardım eder.Operasyonun tamamlanmasından sonra hastanın tekrar supin pozisyona
getirilmesi, kanın alt ekstremitede göllenmesi ve buna bağlı kan basıncında
düşmeyi engellemek amacıyla yavaşça yapılmalıdır.
-
Hipotansiyon arasıra rejyonel veya genel
anesteziye bağlı zayıf vasküler tonusa sekonder olabilir. Bu nedenle anestezi altında
hasta pozisyonunu değiştirmek tehlikelidir. Gerekiyorsa pozisyon değişimi, hafif
anestezi altında uygun sıvı ve kanın yerine konulması ve gerekli olduğunda
vazopressör desteğinin kullanılması ile yapılmalıdır.
-
Yara ve kalp arasında gravitasyonel
gradiente yol açan aşırı litotomi pozisyonu nadiren hava embolisine neden olabilir.
-
Litotomi pozisyonu kalçada dejeneratif
eklem hastalığı olanlarda uygulanmamalıdır.
-
Bası nekrozu abrasyonu azaltmak için
yumuşak hareket, göllenmiş temizleme solusyonunun temizlenmesi ve ağırlık
dağılımı ile önlenebilir.Supin pozisyondaki hastada yastıkla desteklenmesi gereken
kemik çıkıntıları sakrum, skapula, dirsek, topuk ve oksiputu içermelidir.Litotomi
pozisyonunda fibuler baş herzaman korunmalıdır.Lateral pozisyonda iliak crest, büyük
trochanter, fibuler baş, lateral malleolus,deltoid tüberkülü, alt göğüs kafesi ve
kulak desteklenmelidir.
-
Brakial pleksus gerilmemelidir.Humerus 90
dereceden daha fazla abduksiyona getirildiğinde, posteriora yer değiştirdiğinde veya
dış rotasyon yapıldığında ve Trendelenburg pozisyonunda omuz bağı
kullanıldığında risk özellikle artar.Aşırı litotomi pozisyonda gerekli omuz bağı
klavikulaya değil, akromiyona yerleştirilmelidir. Baş hiçbir zaman abdükte kolun
karşı tarafına döndürülmemelidir.Her iki kol supin pozisyonda abdüksiyonda ise baş
orta hatta kalmalıdır.Masa Trendelenburg pozisyonda iken kollar abdüksiyona
geleceğinden kilitlenebilir kol tahtası tercih edilir.Kollar tahtaya dikkatlice
sarılmadıysa yine de abdüksiyona kayabilir. Dekübitis pozisyonunda yatan hastada üst
ekstremite humerusun ekstansiyonunu önleyecek şekilde askıya alınmalıdır.
B. Cerrahi sırasında tanısal
amaçlı boya kullanımı
1.Sistoskopi veya açık prostatektomi
sırasında üreterin tanınabilmesi amacıyla %0.8’lik (5ml) indigo carmine boyası
idrarı renklendirmek için verilebilir. İndigo carmine’in sistemik vasküler rezistans
ve kan basıncında yükselmeye neden olan alfa-sempatomimetik etkisi
vardır.Hipertansiyon ve kardiak iskemisi olan hastalarda tedbirli olarak verilmelidir.
2.Aynı amaçlar için kullanılan %1’lik
(1ml) metilen mavisi hipotansiyona neden olur.
ENDOSKOPİK İŞLEMLER
A.Sistoskopi
1.Tanım. Cerrahi
sistoskop, hematüri, tıkanıklık ve tümör durumları, taşın basketle alınması,
stentin endoskopik yerleştirimi ve tedavinin takibi için kullanılabilir. Retrograt
pyelografi ve diğer boya çalışmaları işlemin bir parçası olabilir.
2.Önemli Noktalar:
-
Anestezik gereksinimi minimaldir ve basit
sistoskopi sedatize edilmiş uyanık hastada topikal anestezi ile yapılabilir.Anksiyeteli
hastada mesane enstrumentasyonu sırasındaki hareket perforasyona neden olabileceğinden
maske ile genel anestezi uygulanabilir.
-
Genç erkeklerde sık görülen persistan
ereksiyon sistoskopun manipulasyonuna engel olur ve hemen her zaman anestezinin tiopental,
ketamin veya bir inhalasyon ajanı ile derinleştirilmesine yanıt verir.
-
Su veya irrigasyon solusyonu mesaneyi
şişirmek için kullanılabilir.
-
Sistemik emilimi normalde
görülmediğinden radyografik boyalara karşı allerjik reaksiyon seyrektir.
-
Enfekte üriner traktusun
enstrümentasyonuna bağlı bakteriyemi olasıdır, ancak profilaktik antibiyotiklerin
kullanımına bağlı olarak septik şok komplikasyonu zorunlu olarak elimine edilmiştir.
B.Prostatın Transüretral
Rezeksiyonu
1. Tanım. Prostatın
transüretral rezeksiyonu (TUR-P) bir tel lupa yüksek frekenslı akım
uygulanması ile yapılır.Obstrüktif doku
direkt endoskopik vizyon altında başarılı kesilerle alınır.Hemostaz koagülan
akımla damarları kapayarak sağlanır.
2.Önemli Noktalar:
-
Mesaneyi şişirmek için optik olarak
belirgin, iletken olmayan, nonhemolitik,nontoksik solüsyonlar gereklidir. Saf su veya
%1.5’lik glisin veya %3.2’lik cytal (mannitol ve sorbitol karışımı) bu ihtiyacı
karşılar.
-
TURP’nin komplikasyonları :
-
Kan kaybı değişkendir ve miktarını
belirlemek güçtür.Ortalama kayıp rezeksiyon zamanına göre yaklaşık 4ml/dk veya
rezeke edilen dokuya göre 8.3ml/gm olarak bildirilmiştir, ancak her hastadaki kaybı
önceden bilebilmek mümkün değildir.
-
Prostatik yatağın rezeksiyonu
sırasında irrigasyon sıvısının venöz absorbsiyonu görülebilir; açık venöz
sinüsler dolaşımla direkt bağlantı sağlarlar. Sıvı absorbsiyonunu asıl belirleyen
irrigasyon kabının yüksekliği ve açık sinüslerin görülme süresidir.Absorbsiyon
hiç olmayabilir veya 4 litreye ulaşabilir,ancak yeni bir rezektoskopla fazla problem
oluşturmaz. İntravasküler volümde artma ve dilüsyonel hiponatremi görülebilir.Erken
bulgular hipertansiyon ve taşikardiyi içerir; santral venöz basınç (CVP) kardiak
dekompansasyon oluştuğunda yükselebilir.Uyanık hasta dispne ve bulantıdan
yakınabilir. Hipoksi ve/veya hiponatremi; korku, dezoryantasyon, konvülziyon ve koma ile
sonuçlanabilir.
-
Perforasyonla irrigasyon sıvısının
ekstravazasyonu prostatik yataktaki derin disseksiyon ile oluşabilir. Periprostatik
sahada perforasyon olduğunda uyanık hasta suprapubik dolgunluk, abdominal spazm, ve
ağrı hisseder. Perforasyondan hemen sonra genellikle hipertansiyon ve taşikardi
görülür, bunu ani ve ciddi hipotansiyon izleyebilir.
-
Bakteriyemi
-
Hipotermi . Lokal vazokonsrtiksiyon
oluşturmak için kullanılan soğuk irrigasyon solusyonları sistemik soğumaya neden
olabilir; ısısı vücut ısısına düşürülen solüsyonlar daha az etkiye sahiptir.
Tipik olarak 1.5°C/st ’ lik ısı düşüşleri rapor edilmiştir.
-
Koagülopati. TURP sonrası, özellikle
prostat kanserlerinde prostatik trombojenik maddelerin salınımı ile tetiklenen
dissemine intravasküler koagülasyona bağlı ciddi postoperatif kanama görülebilir.
Görülebilir hematüri ürokinaz salınımına bağlı olarak izlenebilir. Ayrıca
60’ın üzerindeki BUN değerleri de artmış platelet disfonksiyonu ve postoperatif
hemoraji riski ile ilişkilidir.
3.Anestezi sırasında kan kaybı ve
irrigasyon sıvısının absorbsiyonunu hesaplamak için ürolog ile sıkı iletişim
gereklidir. Uyanık hasta yukarıda bahsedilen problemlerin erken uyarısını
sağlamaktadır.
a.Spinal anestezinin avantajları:
(1) Mesane büyük kapasite ile atoniktir;
bu nedenle infüzyon basıncı düşük olabilir, ve rezeksiyonu kolaylaştıracak
şekilde boşalım daha az sıklıktadır.
(2) Postoperatif mesane spazmı önlenir,
bu pıhtıların daha iyi kontraksiyonunu sağlamak için hareketsiz bir periyoda izin
verir. Bu nedenle spinal anestezi hasta konforunu arttırır ve kanamayı en aza indirir.
(3) Uyanık hasta komplikasyonların erken
uyarısını sağlayabilir.
- Genel anestezinin major dezavantajı kanamayı predispoze
eden öksürüktür. Endotrakeal tüpe reaksiyon, iyi zamanlanmış ekstübasyon ve
tedbirli narkotik veya iv lidokain kullanımı ile en aza indirilebilir.
- Zorunlu tuzsuz sıvı kullanımı nedeniyle baştan ,eğer
hipovolemi yoksa, 50ml/st ’ten normal salin veya Ringer laktat (%5 Dekstroz değil) iv
olarak verilmelidir. Serum sodyumu (Na?) düşük olduğunda (£ 128mEq/L) , mümkünse,
işlem ertelenmelidir. CVP monitöründe hipervolemi, pozisyon ve diğer nedenlere bağlı
olarak gözle görülür bir artış olur. Sınırda kardiyak fonksiyonu olan hastalarda
pulmoner arter monitörizasyonu gereklidir.
- İrrigasyon sıvısına bağlı belirgin venöz
absorbsiyondan şüpheleniliyorsa cerrahtan kanama kontrolünü yapıp hızla rezeksiyonu
sonlandırması istenmelidir. Serum elektrolitleri için kan örneği gönderilmelidir;
serum sodyumunda 120 mEq/L’nin altına inen akut bir değişim ile semptomlar
görülmeye başladığında durum ciddidir.Neden hipervolemi ise ,hiponatremi genellikle
sıvı kısıtlaması ve diüretiklerle (furosemid, 10- 20 mg iv) düzeltilebilir.
Hiponatremi ciddi ise hipertonik (%3) salin solüsyonu verilmelidir. Düzeltme
aşağıdaki gibi hesaplanmalıdır:
Na? defisiti (mEq) = ( 140 – serum Na?) ?
0.6 x vücut ağırlığı (kg)
e. Mesane perforasyonu veya diğer
komplikasyonlarda açık cerrahi müdahale olasılığı beklenebilir.
- Hemoliz görüldüğünde, dolaşım desteklenmeli, idrar
çıkışı 1 ml/kg/st veya daha fazla olacak şekilde idame ettirilmeli ve gerektiği
kadar kan transfüzyonu yapılmalıdır. Tüketim koagülopatisi için iv heparin
gerekebilir ; bir hematolog ile konsültasyon uygundur. TURP nedenli fibrinolizisin
bugünkü tedavisinde aminokaproik asit’in (Amicar) 5 gm başlangıç dozu (po veya iv)
ve bunu izleyen dönemde kanama kontrol altına alınıncaya kadar 1gm/st’ ten
uygulaması yer almaktadır. Hızlı iv uygulaması hipotansiyon, bradikardi ve aritmiye
neden olabilir. Bu tedaviye nadiren gerek duyulmaktadır.
C.Mesanenin transüretral
rezeksiyonu
- Tanım. Süperfisiyal mesane tümörlerinin tedavisinde
endoskopik rezeksiyon ve elektrikle yakma yöntemi kullanılır.
- Önemli noktalar: Kan kaybı, hipotermi ve bakteriyemi
görülebilir. TURP’ un aksine büyük şişmiş bir mesane ince ve kolay perfore
olacağından atonik mesaneye eğilim vardır. Perforasyon mesane tümörlerinin
fulgurasyonu veya hasta hareketi ile görülebilir. Peritoneal kaviteye girildiğinde
bulantı ve kusma kadar omuzlarda rahatsızlık da görülebilir. Yüksek grade’li
malignensilerin varlığında perforasyon peritona ekilim riski taşır. Ek olarak
mesanenin ön kubbesindeki tümörlere distansiyon ile ulaşmak zordur.
- Anestezi sırasında öksürme veya perforasyon riskini
arttırıcı etkilerden sakınılarak genel anestezi spinale tercih edilir. Zorlamaları
önlemek için anestezi yeterince derin olmalıdır.
D.Perkütanöz Ultrasonik
Litotripsi
1.Tanım. Renal pelvisi genişletmek ve
netleştirmek için işlemde sistoskopi ile üreteral kateter yerleştirilmesi
gerekmektedir Hasta C-kollu masada prone pozisyonuna çevrilir ve taş bir perkütanöz
ultrasound probu ile kırılır. Taş parçacıklarını ve kanı hızla akıtmak için
irrigasyon solusyonu kullanılır.Uygulanan cerrahi tekniklere göre avantajı, kan kaybı
ve morbiditede azalmadır.
2.Önemli noktalar: İrrigasyon solusyonunu
drene etmek için üretere geçen bir Foley katetere gerek vardır. Bildirilen
komplikasyonlar arasında metabolik asidoz, hipotermi, pnömotoraks, üriner
obstrüksiyon,intravasküler koagülasyon, retroperitoneal kanama ve irrigasyon
sıvısının retroperitoneal sahaya ekstravazasyonuna neden olan kaza ile renal pelvisin
rüptürü yer almaktadır.
3.Anestezi sırasında; En sık olarak
genel anestezi kullanılmaktadır, bunun yanında, T8 veya yukarısına epidural anestezi
uygulanabilir. Otonomik hiperrefleksinin görülebilme olasılığına karşın yüksek
spinal kord lezyonlu hastalarda lokal anestezi ve sedasyon yeterli olabilir. Oksijen
saturasyonu monitörize edilmelidir.Verilen ve alınan irrigasyon sıvısı dengeli
olmalıdır; 2 litreden fazla eksiklik ekstravazasyon habercisidir, bu, irrigasyon
solusyonunun yapısına bağlı olarak sepsis ve hiponatremiye neden olabilir.
Hemotokritteki düşme retroperitoneal kanama ile ilgili fikir verir ve bu nedenle renal
anjiografi ve cerrahi eksplorasyon gerekebilir.
AÇIK İŞLEMLER
A .Sistektomi ve İleal veya
Kolonik Loop
-
Tanım. Kütanöz üretereileostomi ve
ileal veya kolon oluğu olarak ta bilinir, bu işlem pelvik malign tümörler, nörojenik
mesane veya renal fonksiyon bozukluğu ile birlikte olan enfeksiyonun tedavisinde
supravezikal üriner yol değişimini sağlar.
-
Önemli Noktalar: Hastalar sıklıkla
düşkündür ve sıvı çoğunlukla hazırlanan barsaktan kaybedilir. Cerrahi işlem
genellikle uzundur ve major kan kaybı ve “üçüncü–saha” ile geniş alandadır,
çıkan idrarın çoğu işlem sırasında kaybolur. Diğer komplikasyonlar barsak
distansiyonu ve normoterminin idamesinin zorluğunu içerir.
-
Anestezi sırasında;
- Gece boyunca iv infüzyona rağmen volüm tüketimini hesaba
katmalıdır (1-3litre). Sıvı kaybını yerine koyduktan sonra operasyon boyunca idame
için 7-10ml/kg/st ölçüsü esas alınmalıdır. Sahaya olan idrar outputunun varlığı
uygun volüm durumunun diğer bir indikatörüdür. Volüm durumu açık değilse
arteriyel, santral venöz ve pulmoner arter basıncı monitörizasyonu kullanılabilir.
- Kan kaybı 0-15 litre (tipik olarak 2-4 litre) arasında
değişir ve işlemin başında görülür. Radyasyon tedavisi almış hastalarda
sıklıkla daha fazladır.
- Bilinen yöntemlerle vücut ısısının idamesi
vazokonstrüksiyonu önler ve buna düşük idrar outputu eşlik eder.
- İşlemin başında idrar çıkışı sağlanmalı ve
üreterlerin implantasyonu sırasında da yeterli çıkış gerçekleştirilmelidir.
Olmazsa sıvı tedavisi tekrar değerlendirilmeli , mannitol veya furosemid kullanımı
düşünülmelidir.
- Azot protoksid kullanılmayan teknikte işlem sonunda zayıf
barsak peristaltizmi olur, bu ise kapamayı ve postoperatif ventilasyonu kolaylaştırır.
- Belirgin kardiak veya respiratuar riski olan hastalar
dışında , çok dikkatli yönetim ile yoğun bakım ünitelerine gerek kalmayabilir
B. Açık Renal Cerrahi.
Renal damarların açılması gerektiği durumlarda
transabdominal yol seçilmeli ise de, yan insizyonla böbreğe retroperitoneal giriş
geleneksel cerrahi yaklaşımdır. Yukarı kısımda insizyonu gergin tutmak için böbrek
yastığı kullanılabilir. Dikkatli pozisyon verilmezse üst ekstremiteler nörovasküler
yaralanma açısından risk altındadır. Derecelendirilerek pozisyon verme
kardiovasküler stabiliteyi sağlar, inferior vena cava kompresyonuna bağlı hipotansiyon
önlenir.
C. Renal Transplantasyon
- Yaşayan donörün anestezisinde, uygun böbrek kan
akımını idame ettirecek özel dikkat gerektiren genel endotrakeal anesteziye gerek
duyulur. Bu hastalarda Foley kateter nadiren kullanılır. İdrar outputu preoperatif gece
boyunca 100 ml/st iv kristalloid ve 12.5 gm mannitol ile 2 litre veya daha fazla %0.45
D/W’in intraoperatif olarak verilmesi ile sağlanır. Pozisyon verme sırasında
(gövdenin fleksiyonu ve böbrek yastığının yükseltilmesi) hipotansiyonu engellemek
için monitörü sıkı takip etmelidir. Gerektiğinde nondepolarizan kas gevşetici
kullanılabilir. Kalan böbrek ekskretuar rezervdeki azalmaya rağmen normal renal
fonksiyonu genellikle sürdürür.
- Beyin ölümü bildirilmiş organ donörlerinde anestezi
%100 oksijen ile pozitif basınçlı ventilasyonu, sıvı tatbikini ve kolay çıkarım
için kas gevşeticiyi gerektirir. Kadavra ağrıya yanıtsız olduğundan analjeziye
gerek yoktur. Böbrek ve diğer organların çıkarımı tamamlanıncaya kadar homeostaz
ve kan basıncı regülasyonu sürdürülür; bundan sonra anestezist odayı terkedebilir.
- Transplant alıcısı; genç ve hemodializ veya kronik
hastalık, anemi ve hipertansiyon açısından iyi durumda olmalıdır.
- Tekrarlanmış hemodializ ve ven delinmeleri yüzünden
vasküler girişim sınırlı olmalıdır. Arteriovenöz shunt veya fistüllü eksremite
iv giriş ve kan basıncı ölçümü için kullanılmamalıdır.
- Dialize alınmamış alıcıda metabolik asidoz,
hipertansiyon, kalp yetmezliği, perikardial effüzyon, plevral effüzyon ve pulmoner
ödem sıktır.
- Ciddi hipertansiyon ve rekürren enfeksiyon için böbrek
transplantasyonu öncesinde abdomenden bilateral nefrektomi yapılabilir. Bazen üreterin
uçuca anastomozuna izin vermek için ünilateral nefrektomi yapılır.
- Hematokrit %30’un altında ise işlem sırasında
genellikle paketlenmiş veya dondurulup yıkanmış eritrosit tercih edilir; Çalışmalar
transfüzyonun transplante böbreğin ömrünü uzattığını göstermiştir. Ancak
hepatit ve diğer enfeksiyonların bulaşma riski bulunmaktadır.
- Hemodializ genellikle transplantasyondan önce yapılır.
Normal kanama zamanı, 10 mg/dl’nin altında serum kreatinin konsantrasyonu,60
mg/dl’nin altında BUN, 4.0 ve 5.0 mEq/L arasında serum potasyum değeri
görülmelidir.Dializ sonrası vücut ağırlığında 2 kilogram veya daha fazla azalma
ile birlikte hemotokritte artma varsa göze çarpan sıvı değişimi ve hipovolemi
olasılığı düşünülür. Bu nedenle transplant anastomozunun yararı için volümun
genişletilmesi gerekebilir.
- Hastayı hazırlamak için genellikle zaman vardır, ancak
aniden bulunan kadavra böbreği için ön hazırlık yapmak gereklidir. 5.8 mEq/L veya
üstündeki K? değerleri glukoz–insülin solüsyonu veya rektal olarak uygulanan
reçine ile düzeltilebilir. Metabolik asidozu kısmen düzeltmek için sıklıkla sodyum
bikarbonat kullanılır (serum HCO3?’u 20 mEq/L oluncaya kadar). Sodyum bikarbonat
nedeniyle olan sodyum yükü konjestif kalp yetmezliğini presipite edip
kötüleştirebilir.
- Rutin monitörizasyon yeterliyse enfeksiyon riskini azaltmak
için santral venöz kateterden kaçınılmalıdır.
- Transplantasyon için genel veya rejyonel anestezi
kullanılabilir. Pıhtılaşma anormallikleri rejyonel anestezi kullanımı için
kontrendikasyon olabilir.
(1)Anestezi azot
protoksit-narkotik-gevşetici tekniğini ve kan basıncı kontrolü için inhalasyon
ajanı kullanımını içerir. (Bu durumda enfluran sonrası renal zararlanma için teorik
risk olduğundan izofluran kullanımına yönelinmiştir.) Pressör gereği olduğunda
dopamin, norepinefrin veye fenilefrinden daha iyi seçenektir.
(2) Süksinilkolin serum K?’unu 0.5-1.0
mEq/L arttırır;hiperkalemi varlığında böbrekten elimine olmayan nondepolarizan kas
gevşeticiler daha iyi seçeneklerdir.
i.Başarılı transplantasyon sonrası
genellikle belirgin diürez vardır (500-700ml). İskemi zamanı 45 dakikanın üzerinde
ise oligüri periyodu görülebilir; diürezi kolaylaştırmak için agressif sıvı
tedavisi ve mannitol veya furosemid endikedir.
j.Operasyonda metil-prednizolon ile
(Solu-Medrol) immunosupressif tedaviye başlanır. Siklosporin iv olarak uygulanabilir
veya uygulanmaz.Iv verildiğinde siklosporin pressör etkisiyle vazokonstriksiyon ve
hiperkalemiye neden olur; bu nedenle yavaş verilmelidir ( 2mg/kg iv 2 saatin üzerinde).
k.Yaşayan donör böbreğinin alındıktan
sonraki perfüzyon solüsyonunda Ringer laktat, mannitol ve heparin yer alır. Kadavra
böbreğini alımdan sonra perfüze etmek için ise yüksek ozmolaliteli ve yüksek
potasyum solüsyonu olan Collin’s solüsyonu kullanılır. Daha sonra alkolle denatüre
edilmiş 200000 ünite/L penisilin G içeren plazma protein fraksiyonu transplantı in
vitro olarak perfüze etmek için kullanılır.Penisilin allerjisi olan hastalarda greftin
perfüzyonu başladığında kızarma ve wheezing gelişebilirse de muhtemelen önceden
yüksek doz steroid uygulanması nedeniyle anaflaktik reaksiyonlar sık değildir.
4.Kronik böbrek yetmezliği olan diabetik
hastalarda pankreatik ve renal transplantasyon birlikte olabilir.Sık kan glukoz takibini
kolaylaştırmak için arteriyel kateter yararlıdır. Bu operasyon tek başına renal
transplantasyondan uzundur ve sıvı değişimleri genellikle daha fazladır.
D. “Shunt” ve Fistül
İşlemlerinde Anestezi
Hastaların hemodializ için yapılmış
arteriovenöz fistül veya ön kol veya alt bacağa kalıcı olarak implante edilmiş
sentetik kanülleri olabilir. Böyle hastalar genellikle ilişkili sıvı ve elektrolit
anormalliği ile ciddi üremiktirler. Bu işlemler rejyonel veya genel anestezi altında
yapılabilir.Dializ için ayrılmış ekstremiteler iv kateter veya kan basıncı
ölçümü için kullanılmamalıdır.
EKSTRAKORPOREAL ŞOK DALGASI İLE
LİTOTRİPSİ’ DE (ESWL) ANESTEZİ.
ESWL doku-taş yüzeylerine titreşimler
gönderip şok dalgalarını odaklayarak üst üriner traktus taşlarını parçalar.
İşlemde hasta, büyük bir gazı alınmış suyla dolu banyoya daldırılır, bu,
elekrottan hasta cildine iletime aracılık eder . Banyoda suya daldırılmış ve
tavandan çerçeveye bağlanmış bir hastaya anestezi uygulamanın çeşitli fiziksel
zorlukları vardır.
Kontrendikasyonu olan veya rejyonel
uygulamayı kabul etmeyen, tamamıyla koopere olmayan hastalarda ve dikkatsiz bir dural
delinmeyi takiben komplikasyon endişesi varsa genel endotrakeal anestezi tavsiye edilir.
ESWL’nin kontrendikasyonları, 135 kg’ ın üzerinde vücut ağırlığı, 130 cm
’nin altında boy, koagülopati, kontrol edilemeyen disritmi, ciddi skolyoz ve
hamileliktir.
A.Hazırlık
- Litotripsi asıl ameliyathaneden ayrı bir yerdedir, acil
durumda birden fazla sürekli anesteziste gerek duyulur. ESWL’den önce sistoskopi ve
stent yerleştirilmesi sıklıkla yapılsa da sistoskopi kolaylığından transfer
hazırlıkları yapılmalıdır.
- ESWL ünitelerinde anestezi malzemesi herhangi ameliyathane
anestezisindeki gibi tamamıyla hazır olmalıdır.
- Transfer sırasında karışıklık olmasın diye iv kateter
ve monitör kabloları birlikte tutulmalıdır. Hastanın koluna ulaşılamadığından ve
gürültü oskültasyonu zorlaştırdığından otomatik kan basıncı monitörü
kullanılır.
- Şok dalgası kardiyak repolarizasyon sırasında oluştuğu
zaman ekstrasistol oluşumundan kaçınmak için ESWL makinası hastanın kalbi ile
tetiklenir. EKG probu ıslandığında veya. çok eski EKG monitörü kullanıldığında
problemlerle karşılaşılabilir. Bu karışıklık cildi plastik elektrod kılıfı ile
sıyırarak ve elektrodları transparan yapışık bir kılıfla kaplayarak en aza
indirilir. Problar omuz ve ekstremite yerine gövdeye yerleştirildiğinde daha az sorun
olmaktadır.
- Elektriksel olarak oluşturulan şok dalgası belli monitör
üniteleri ile karışmaktadır. Karışıklık süpresyon devreleri ve kare- dalga
üretimi içeren yeni üniteler, eski ünitelere göre daha iyi görünmektedirler.
- Şok akımı tarafından oluşturulan gürültü nedeniyle
özefageal veya prekordial steteskop kullanımı pratik değildir. Genel anestazi
sırasında sıkı gözetim, pulse oksimetre ve kapnograf önerilmektedir.
- Çoğu hastada indüksiyon sonrası Foley kateteri
yerleştirilir.
- Fluroskopi anestezisti radyosyona maruz bırakır; uygun
korunma için kurşun önlük önerilmektedir. X-ışınları su altında oluşturulur ve
görüntüyü kuvvetlendirmeyi amaçlamaktadır.
B.İndüksiyon
1.Epidural Anestezi
- Genellikle %1.5’ lik lidokain kullanılır. 20 ml ’lik
lidokaine 0.1 ml 1: 1000 epinefrini ilavesi tercih edilebilir.
- Havaya “ rezistans kaybı ” tekniği kullanılıyorsa
hava , hava–su yüzeyleri oluşturarak paravertebral alanlar ve komşu sinirlerin
yolları boyunca yayılabilir. Şok dalgaları bu yüzeyleri odaklarsa travma teorik
olarak spinal kord ve sinirlerde sonlanabilir. Bu nedenle “asılı damla” veya saline
rezistans kaybı epidural alan lokalizasyonunda daha iyi metodlardır.
- Kateter giriş bölgesine iki tabakalı buhar geçirgen
transparan kılıf uygulanır.Kateter sonraki stent çıkarılması, sistoskopi veya
kontrlateral ESWL ’ de anestezi yöntemi olmak üzere bir gecelik bırakılabilir.
Epidural katetere bağlı enfeksiyon gelişme riski düşüktür.
- T4 ’ ün altındaki duyu seviyeleri yetersizdir ve işlem
sırasında lokal anestezik dozları gerekebilir. Hastalar ek olarak iv narkotik veya
diazepama ihtiyaç duyabilirler.
- Hastalar işlem sırasında kusma ve bradikardiye karşı
pron pozisyonuna getirilir. 0.4-1.0 mg atropin bir tedavi seçeneğidir. Düşük doz
droperidol de yararlı olabilir.
2.Genel Anestezi
- Hastalara Trendelenburg pozisyonuna getirilebilecek yüzeyde
indüksiyon yapmak uygundur. Maske anestezisi hasta pozisyonu nedeniyle pratik değildir
ve bu hasta banyoda iken anestezinin ulaşımını sınırlar.
- Diğer transferler gibi hasta çerçeveye asıldığında
endotrakeal tüpün yeri tekrar kontrol edilmelidir.
- Nöromüsküler blokaj gerekmez, spontan solunum tercih
edilir.
- Yüksek frekanslı ventilasyon başarıyla uygulanmıştır
ve bunun belirgin avantajları olabilir. Solunum ve taş hareketinin azalması şok
dalgası gereksinimini %15-25 azaltabilir.
C. Pozisyon Verme
- Hastalar çerçeveye asıldıklarında uygun olarak
yastıkla desteklenmelidir. Kayışlar, hastanın pozisyonu sırasında yükselmesini
engeller. Şişebilir “su kanatları” kolları fluroskopiden uzakta, kısmen suyun
üzerinde tutar. Kolların başın üzerinde tutulması brakial pleksus yaralanması ile
sonuçlanabilir.
- Hasta banyoya indirildiğinde fluroskopi kolları
böğürün üzerinde çevrilir. Asılı çerçeve üç eksende hareket edebilir, böylece
taşlar 2-D fluroskopi elektrodunun ikinci odağında yer alabilir. Tüm hatlardan emin
olmak ve çerçeve hareket ettiğinde ayrılmaları önlemek için dikkatli olunmalıdır.
Banyodan acil transfer gereken durumlar için sedye yakında olmalıdır.
D. Özel Durumlar
- Hastalar sıcak su nedeniyle oluşan sistemik vasküler
rezistansta düşme nedeniyle banyodan transferden hemen sonra hipotansif olabilirler. Bu
yanıt dalma sırasında oluşturulan hidrostatik basınç nedeniyle artmış venöz
dönüşe bağlı olarak hafifleyebilir. Aslında santral kan akımı yaklaşık 700 ml
artarak kardiak outputu arttırmaktadır. Hasta sudan çıkarıldığında bu etkinin
kaybı da hipotansiyona neden olabilir; bu nedenle fenilefrin infüzyonu kullanılabilir.
- Hasta ve su banyosunun her ikisinin ısı monitörizasyonu
gereklidir. İçeriye akan suyun sıcaklığı artarsa bu durum hipertermi ( > 40° C
!!) ile sonuçlanabilir ve artmış kardiak output nedeniyle anestezik ihtiyacını
arttırabilir.
- Şok dalgaları yakın yerleşimli iki elektrodun sualtında
kıvılcım boşalımı ile gerçekleşmektedir. Yapan her 700 boşalımda bir
değişmelidir; değişim sırasında stimulasyon olmadığından hipotansiyon
görülebilir.
- Tam tedavi için 50-100 atımlık 1000-2000 titreşim
gerekmektedir ve bu 30-90 dakikayı almaktadır.
- Anestezi nedeniyle kan basıncındaki belirgin düşmeyi
önlemek için hidrasyon yeterli olmalıdır, ancak overhidrasyon boyama çalışmaları
ile karışabilir. Taşlar ayrıldıktan sonra fazla idrar volümü istenmektedir.
- Hematüri görüldüğünde diürezi ve taş
fragmanlarının atılımını kolaylaştırmak için genellikle furosemid (20 mg iv )
uygulanır.
- Taşın görüntülenmesi için iodin içeren kontrastlı
materyel (50ml Renografin-60 veya %60 Conray) kullanılması gerekebilir. Allerjik
reaksiyon durumları için difenhidramin ve epinefrin hazır bulundurulmalıdır.
- Çoğu hastaya işleme başlamadan proflaktik antibiyotik
verilmektedir.
- Hasta asılı olduğu çerçeveden sedyeye alınana kadar
genel anestezi sonlandırılmamalıdır.
- Derlenme odasına transfer asansöre binmeyi gerektiriyorsa,
hastanın gitmeden önce bilincinin dönmesine izin verilmeli ve cerrah ve anestezist
eşliğinde transport sağlanmalıdır.
|