Doç. Dr. Yasemin Güneş
Oftalmolojide intravitreal gazların kullanımı, mikroskopik
intraoküler vitrektomi ve katarakt girişimleri, intraoküler lens implantasyonu gibi son
gelişmeler oftalmik cerrahide özel anesteziyi gerektirir. Genel anestezide amaç sakin,
hareketsiz bir göz, intraoküler basınçta (İOB) minimal değişiklik ve rahat bir
postoperatif devre sağlamaktır.
Oftalmik cerrahide hastalar özel şartlar içerir. Bunlar :
1 - Kör veya kör olma olasılığı olan hastalar cerrahiden önce
özellikle hassastırlar.
2 - Bu hastalara perioperatif girişimlerin, ameliyat öncesi en uygun
şekilde açıklanması önemlidir. Bu, lokal anestezi uygulanacak yaşlı ve kör
hastalar için özellikle önemlidir.
3 - Oftalmik hastaların sıklıkla diabet, koroner arter hastalığı,
hipertansiyon ve kronik akciğer hastalığı gibi ciddi bir sistemik hastalığı
vardır. Bu hastalıklar glukoz, K+, EKG ve kan gazlarının yakın monitörizasyonunu
gerektirir. Hastaların bir çoğu dijital, diüretik, nitrogliserin, insülin veya
steroidlere gereksinim gösterebilirler. Bu hastalarda Oftalmik girişim minör bir
operasyon olabilir ancak, anestezi uygulaması için aynı şey söylenemez.
4 - Phospholine iodide, timolol, neosynephrine, epinephrine veya
skopolamin gibi gözde kullanılan bir çok ilaç sistemik etkiler oluşturur.
5 - Özellikle intraoküler cerrahide İOB, cerrahi öncesi, cerrahi
sırasında ve sonrasında kontrol edilmelidir. Çünkü, basınçtaki ani bir artış
vitreus ve görme kaybına neden olabilir. Bu nedenle İOB'ı artırıcı öksürük vb.
durumlar tolere edilemez.
6 - Okülokardiyak refleks beklenmeli ve gerekirse tedavi edilmelidir.
7 - Hava yolu açıklığı ameliyatın başında kesin olarak kontrol
edilmelidir. Çünkü, ameliyat alanının steril olarak örtülmesinden sonra hareket
alanı kısıtlanacaktır.
8 - Sakin bir ekstübasyon sağlanmalı, öksürük, ıkınma ve kusma
önlenmelidir. Bu amaçla potent bir antiemetik preoperatif veya ekstübasyondan 20 dk
önce verilmelidir.
İlaç tedavisi : Anestetik ajanlarla bir çok ilaç arasında
etkileşme olması nedeniyle hastanın o sırada veya en son kullandığı ilaçların
bilinmesi gereklidir. Bir kaç istisna dışında anestezi uygulanıncaya kadar bütün
ilaç tedavilerinin sürdürülmesi gereklidir. Kesilmesi gereken ilaçlar
anesteziyoloğun görüşü ile kesilmelidir. Bu konuda bir göz hekiminin bilmesi gereken
ve kesilmesi gerekli olan iki ilaç, fosfolin iodid (ekotiyofat iodid) ve timolol
maleat göz damlalarıdır.
Ekotiyofat iodid göz damlası antikolinesteraz etkisi nedeniyle
kısa etkili, depolarizan kas gevşeticisi süksinilkolinin etkisini uzatarak uzun süreli
apneye neden olur. Büyük miktarda proteinlere bağlandığından anesteziden 3 hafta
önce kesilmelidir. Eğer hastanın bu ajanı kullandığı önceden bilinirse
anestetist bu durumun üstesinden kolaylıkla gelebilir.
Timolol maleat göz damlası: ß-adrenerjik antagonist etkiye
sahip bir ilaçtır. Sistemik absorbsiyonu kardiyovasküler ve solunumsal yan etkilere
neden olur. En çok bronkospazm ve bradikardiye neden olur. Okulo-kardiyak
refleksin uyarılması halinde derin bir bradikardiye neden olur. Ameliyattan bir gün
önce kesilmelidir.
MORTALİTE VE ANESTEZİNİN SEÇİMİ
Oftalmik cerrahi hiç bir zaman hayat kurtarmaz ancak, hayatı tehdit
edebilir (85 yaşında, hipertansiyonu, anjinası, hipokalemisi ve konjestif kalp
yetmezliği olan bir katarakt hastası düşünülecek olursa). Oftalmik cerrahide
alışılmış genel anestezi tekniklerinin yanında katarakt ekstraksiyonu, periferik
iridektomi, kornea transplantı ve siklodializ gibi basit oftalmik girişimler kısa veya
uzun etkili lokal anestetik enfiltrasyonu ve retrobulber blokla yapılabilir. Bu
hastaların rahatı ve kooperasyonu için yardımcı sedasyon sağlanabilir.
Perioperatif mortalitede hastanın yaşı, fizyolojik durumu, cerrahi
girişimin tipi ve anestezi riski gibi bir çok faktör etkilidir. Oftalmik cerrahide
cerrahi girişimin riski minimaldir, o halde esas risk hastanın yaşı, fizyolojik
durumu ve anestezi uygulamasıyla ilgilidir.
Oftalmik cerrahide mortalite oranı % 0,10 dur. Lokal ve genel
anestezi grupları arasındaki mortalite oranı da eşittir. Genel ve lokal
anestezi ile birlikte mortalitenin eşit olması bu iki anestezi tekniğinin de aynı
oranda emniyetli olduğunu göstermez. Yaşlı hastalarda lokal anestezi daha emin
bir yöntem olabilir. İki teknik arasında mortalite ve morbidite açısından çok az
farklılık olduğu ve bu farkın da genel anestezi alan grupta bulantı ve kusma
insidansının daha fazla olmasına bağlı olduğu gösterilmiştir.
İNTRAOKÜLER BASINÇ VE ARTIRAN FAKTÖRLER
İOB'ın normal değeri 16 ± 5 mmHgdır. Bu basınçta diürnal ritme
(2 - 3 mmHg), solunuma (derin inspirasyon İOB 5 mmHg düşürür), kan basıncı
osilasyonuna (1 - 2 mmHg), pozisyon değişikliklerine, pupil büyüklüğüne ve plazma
osmotik basıncına bağlı olarak minör dalgalanmalar oluşur. Cerrahi sırasında İOP
normal değere yakın olarak sürdürülmelidir.
İOB'ı artıran nedenler
1) Venöz basınç. 2) Arteriyel kan basıncı. 3) Ventilasyon. 4)
Laringoskopi ve entübasyon. 5) Eksternal bası uygulanması. 6) Anestetik ajanlar ve
anestezi sırasında kullanılan bazı ilaçlar
1) Venöz basınç : İOB'da en ciddi artış, aquöz humör
akımının akut venöz konjesyon sonucu bloke edilmesiyle ortaya çıkar. Orta derecede
bir öksürük İOB'ı 30 veya 40 mmHg artırır. Ikınma, zorlu solunum veya bir hava
yolu obstrüksiyonu oftalmik venlerdeki venöz konjesyonu artırır ve böylece İOB
artar.
2) Arteriyel kan basıncı : İOB üzerinde genellikle minimal
etkilidir. Mean basıncın 90 mmHg'nın altına düşmesi ile İOB 'da düşmeye başlar.
Kan basıncındaki ani bir yükselme İOB 'da da geçici bir artışa neden olur.
3) Ventilasyon : Hipoventilasyon veya hava yolu obstrüksiyonu,
hiperkarbiye neden olarak koroidal arteriyollerin dilatasyonu sonucu İOB'ı artırır.
Hipoksi intraoküler venlerin dilatasyonuna neden olarak İOB'ı artırır.
Hiperventilasyon (hipokapne) İOB'ı düşürür.
4) Laringoskopi ve entübasyon : Endotrakeal entübasyon İOB'ı
önemli derecede artırır. Laringoskopi ve Entübasyon sempatik stimülasyona neden
olarak kan basıncını, İOB'ı ve kafa içi basıncını artırır. Bu etki hastanın
entübasyon sırasında iyi bir anestezi derinliğine ulaşması veya entübasyondan 1 - 2
dk önce intravenöz (iv) lidokain (2 mg / kg) ya da fentanil verilmesi ile minimale
indirilebilir.
5) Eksternal bası uygulanması : Anestezi maskesi, parmaklar,
orbital tümörler, orbikülaris oküli kasının kontraksiyonu veya retrobulber kanama
gibi eksternal basıya neden olan faktörler İOB'ı artırır.
6) İOB'ı etkileyen ajanlar :
Genel anestetikler; Halothan, enfluran, isofluran, N2O gibi
inhalasyon ajanları anestezi derinliğine bağlı olarak İOB'ı düşür. Derin bir
genel anestezi sırasında İOB, 10 - 12 mmHg ya düşer. İOB'daki düşme bir çok
faktöre bağlıdır. Bu faktörler : kan basıncının düşmesi, ekstraoküler kasların
gevşemesi, aqüöz humör outflowunun artması (pupil konstriksiyonuna bağlı olarak) ve
genel anestezinin oluşturduğu santral depresyondur.
Barbitüratlar : İOB'ı düşürür.
Narkotik analjezikler : İOB'da önemli bir değişiklik
oluşturmazlar.
Nörolept anestezi : Spontan ventilasyonda İOB'ı % 15,
kontrollü solunumda % 20 düşürür.
Ketamin : Adale tonüsündeki artmaya bağlı olarak İOB'da orta
derecede bir artma oluşturur. Eğer premedikasyonda diazem, morfin veya rohypnol ile
kombine edilirse İOB'ı genel anestetikler kadar düşürür. Ketamin aynı zamanda
nistagmus, diplopi ve sempatik aktivitede artmaya da neden olur. Ancak tüm bu bulgular
anestezi tam olarak yerleştikten sonra normale döner.
Sistemik atropin : Düz kas gevşemesine bağlı olarak İOB'ı
hafif düşürür. Geniş açılı glokom hastasının premedikasyonunda atropin, İOB'da
artma oluşturmaksızın (0,6 mg) intramusküler olarak kullanılabilir, özellikle glokom
tedavisi altındaki hastalarda. Atropinin neostigmin ile birlikte nondepolarizan kas
gevşeticilerini geri çevirmek için kullanılması İOB'ta artışa neden olmaz.
Kas gevşeticiler : Süksinilkolin, enjeksiyonundan sonra 1 - 10
dk süren geçici bir artışa neden olur (10 mmHg). Depolarizan kas gevşeticileri
ekstraoküler kasların yavaş tonik kasılmalarına neden olur. Süksinilkolinin bu
etkisini önlemek için uygulanan yöntemlerin hiç birisi kesin ve tatmin edici
değildir.
Nondepolarizan kas gevşeticileri : İOB'ı ya düşürür ya da
etkilemezler. Bu ajanlar entübasyonun neden olduğu İOB artışını önlemezler.
Yüzeyel anestezi altında, ancak paralize edilmiş bir hastada İOB yine de artar. Bu
durumda en iyi yaklaşım iv lidokaindir. Lidokain, öksürük refleksini deprese edebilir
ve entübasyona karşı kardiyovasküler cevabı kontrol eder. Veküronyum ve atrokuryum
İOB'ı düşürürler.
Asetazolamid : Karbonikanhidraz enzim inhibitörüdür. Esas
olarak glokomlu hastalarda İOB'ı düşürmek için kullanılır, sıklıkla preoperatif
ve intraoperatif devrede de İOB'ı kontrol etmek amacıyla uygulanır. Karbonik
anhidrazın inhibisyonu aqüöz humörün oluşumunu bozar. İntravenöz olarak 500 mg
dozunda 5 dakika içinde verilir, 2 dakika içinde etkisi başlar, maksimum etki 20 - 30
dakikada ortaya çıkar. Asetazolamid Na ve K atılımında artmaya ve bir alkalen
diüreze neden olur. Bu nedenle böbrek hastalığı, dehidratasyonu ve elektrolit
dengesizliği olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.
Hipertonik solüsyonlar / Mannitol : Plazma osmotik basıncını
artırarak, aqüöz humörün yapımını azaltır ve İOB'ı düşürür. 15 - 30 dk
içinde, maksimum 1 µg / kg dozunda uygulanması İOB'ı düşürür. Mannitol plazma
volümünde geçici bir artış oluşturur ve K kaybı ile birlikte osmotik diüreze neden
olur. Konjestif kalp yetmezliği olan hastalarda hipertansiyon, hipokalemi veya böbrek
yetmezliği oluşturabilir.
N2O ve İNTRAOKÜLER HAVA
İntravitreal olarak kullanılan sülfür hekzaflorür (SF6) gazı;
renksiz, kokusuz, diffüzyon kaabiliyeti zayıf (büyük molekülünden dolayı) bir
gazdır. Normal hava soluyan bir hastada intravitreal olarak bu gaz kullanıldığında
gaz kabarcığı 30 saat içinde maksimum 2,1 kat ekspanse olur ve 7 - 10 gün içinde
rezorbe edilir.
İnsanda ortalama vitreus volümü 4,5 cc dir. Bu volümün % 40'ından
azı (1,8 cc) SF6 gazı ile yerine konursa İOB'da artma olmaz. Eğer vitreus volümünün
% 50'den fazlası (2,5 cc den fazla) SF6 gazı ile yerine konursa, İOB 24 saat içinde 40
mmHg'nın üstüne çıkar. % 40 SF6 ve % 60 hava içeren dengeli bir karışımın
kullanılması İOB'da değişikliğe neden olmaz, çünkü ekspansiyon minimal olur. Bu
durumda vitreusun % 90'ı bu karışımla yerine konabilir. Pratikte genellikle vitreusun
ancak % 30'u yerine konur.
N2O anestezisi sırasında : N2O'in kandaki eriyebilirliğinin N2'dan
çok daha fazla olması, N2O'in hava içeren her hangi bir vücut boşluğuna hızla
diffüze olmasına neden olur. N2O anestezisi sırasında, bir intravitreal hava
enjeksiyonu ortalama 20 dakika içinde İOB'ı (14,4 den 30,3 mmHg ya) artırır. Bu
durumun kan basıncındaki düşme ile birleşmesi retinal kan akımını azaltarak,
retinal iskemiye neden olur. N2O kesildiğinde ise, İOB 20 - 30 dk içinde kontrol
değerinin de altına düşer. İOB'daki bu dramatik düşüş, retinal onarıma zarar
verebilir.
Bu nedenle, N2O intravitreal bir gaz enjeksiyonundan 10 - 15 dakika
önce kesilmelidir. İntravitreal SF6 gaz habbeciği 7 - 10 gün süresince kalır, bu
gazın kullanımını takibeden 10 gün içerisinde N2O'den kaçınmalıdır.
OKÜLOKARDİYAK REFLEKS VE ARİTMİLER
Okülokardiyak refleks, ekstra oküler kasların gerilmesi, oküler
maniplasyon veya göz küresine elle bası yapılması nedeniyle oluşur. En sık göz
adaleleri ile ilgili cerrahi sırasında (şaşılık), retina dekolmanının
onarımında, enükleasyon ve cerrahi sırasında göz küresinin aşırı traksiyon veya
rotasyon gerektirdiği durumlarda oluşur. Boş bir orbitadaki orbital cerrahide bile
bildirilmiştir.
Okülokardiyak refleks; bradikardi, bigemine ventriküler
ekstrasistoller, nodal ritmler, A-V blok ve kardiak arrest ile kendini belli eder. Bu
aritmiler stimülus devam ettiği sürece devam eder. Okülokardiyak refleks
trigeminovagal bir reflekstir. Afferent yol: Siliyer gangliyon yolu ile trigeminal
sinirin oftalmik dalı ile alınır ve gasser gangliyonundan geçerek 4. ventriküldeki
ana sensoryal nükleusta sonlanır. Efferent yol ise vagus siniridir. Göz kasları
cerrahisinde görülme sıklığı % 32 - 90 arasında değişir. Bir çok faktör
cerrahi sırasında bu refleksin ortaya çıkışında etkin rol oynar. Preoperatif
anksiete, yüzeyel anestezi, hipoksi, hiperkarbi ve genç yaş ya da vagal tonüsü
etkileyen ilaçlar okülokardiyak refleks olasılığını artırır.
Tedavide ilk aşama oftalmik hastalarda rutin EKG monitörizasyonu
uygulanması ile başlar, aritmi ortaya çıkar çıkmaz cerrahi stimülusun durdurulması
hem tanıyı koydurur hem de tedavinin ilk basamağı sağlanmış olur. Bundan sonraki
aşamada, eğer yüzeyel ise anestezinin derinleştirilmesi ve yeterli ventilasyon
sağlanmalıdır. Son aşama ise iv atropin 0,015 mg/kg (0,50 mg - 1 mg) uygulamasıdır.
Okülokardiyak refleksten korunmak ve refleksin tedavisi için atropinin
kullanılması tartışmalıdır. Bradikardinin önlenmesinde atropin etkin bir ajandır.
Bu amaçla glikoprolat ta atropin kadar etkili bir ilaçtır ve atropinden daha az
taşikardi oluşturur. Ancak, etkisi yavaş başlar. İntravenöz atropin uygulaması
özellikle halothan anestezisi ile birlikte kalıcı ventriküler aritmilere neden
olabilir. Okülokardiyak refleksten korunmak için Retrobulber blok uygulaması güvenilir
bir yöntem değildir ve kendine has riskleri vardır. Bu amaçla yapılan enjeksiyonun
kendisi okülokardiyak reflekse, kardiak arreste veya retrobulber kanamaya neden olabilir.
Korunma
- Rutin EKG monitörizasyonu,
- Stimülasyondan önce antikolinerjik (atropin - glikoprolat) korunma ?
- Cerrah nazik ve yumuşak olmalı,
- Asidoz, hiperkarbiden kaçınmak ve anestezi derinliğinin yeterli
olması,
- Retrobulber blok ?
Tedavi
- Stimulus kesilmelidir.
- Eğer devam ederse (ciddi bradikardi) : iv. atropin 0.007 mg/kg.
- Eğer devam ederse: rektus kaslarının lokal anestetikle
enfiltrasyonu.
OFTALMİK İLAÇLARIN SİSTEMİK ETKİLERİ
Perioperatif devrede verilen bir çok oftalmik ilacın bir veya daha
fazla organ sisteminde sistemik etkileri vardır. Topikal olarak kullanılan oküler
ilaçlar iv. verilmiş gibi etki yapar. İlaçların sistemik absorbsiyonu bir hastalık
varlığında veya cerrahi sonrası artabilir.
Bu ilaçların sistemik etkilerinin ortaya çıkmasında predispozan
faktörler; genç hastalarda yüksek doz verilmesi, koroner arter hastalığı, yaşlı
hastalar ve ilaç etkileşimleridir. En sık kullanılan ilaçlar; fenilefrin, epinefrin,
timolol, ekotiyofat iyodür, atropin, skopolamin, siklopentolat ve asetilkolindir.
Fenilefrin : Güvenli kullanım için üst sınır iv - 1,5 mg,
subkütan - 10 mg dır. % 1,5 - % 2,5 solüsyonlarda kullanılır. % 5 üzerindeki
konsantrasyonlarda midriatik etkisi çok az fark eder. Bu nedenle özellikle küçük
çocuklar ve yaşlı hastalarda % 2,5 solüsyonu kullanılmalı ve uygulama saatte 1 damla
ile sınırlandırılmalıdır.
Uyanık hastalarda fenilefrin uygulaması, hipertansiyon, taşikardi,
bulantı - kusma ve oksibital baş ağrısına neden olabilir. Bu semptomlar ortalama 20
dakika devam eder. Hipertansiyon özellikle koroner arter hastaları, hipertansif
hastalar, serebrovasküler hastalığı olan hastalarda ciddi tehlikeye neden olur.
Epinefrin : Epinefrin, primer olarak geniş açılı glokomda
humör aquözün sekresyonunu azaltmak, ve İOB'ı düşürmek için % 2 solüsyonda
topikal olarak kullanılır. Uygulamayı takiben hipertansiyon, çarpıntı, ve taşikardi
görülebilir. Bu semptomlar 15 dakika içinde kendiliğinden geçer. Güvenlikli dozu :
iv - 0,1 mg, subkütan - 0,5 mg dır. % 2 solüsyonun bir damlası 0,5 - 1 mg epinefrin
içerir. Halothan anestezisi sırasında 0,7 mg dozunda uygulanması bir sakınca
yaratmaz.
Timolol : Glokomun kronik tedavisinde kullanılan uzun etkili bir
ß-adrenerjik blokördür. % 0,25 konsantrasyonda oftalmik solüsyon olarak kullanılır.
Bu potent ß-blokörün kümülatif etkisi sistemik toksisite oluşturur. Baş ağrısı,
yorgunluk, oryantasyon bozukluğu ve santral sinir sisteminde genel bir depresyon,
kardiyovasküler sistemde depresyon; bradikardi, senkop ve konjestif kalp yetmezliği
oluşabilir. Astması olan hastalarda alevlenmeye neden olur. Timolol, konjestif kalp
yetmezliği olan hastalar, bradikardi, a-v blok ve astmı olan hastalarda dikkatli
kullanılmalıdır.
Ekotiyofat iyodür : Glokom tedavisinde kullanılan uzun etkili
bir antikolinesteraz ilaçtır. Etkisi 4 - 6 hafta sürer ve kesildikten sonra plazma
kolinesteraz aktivitesinin % 50 oranında normale dönmesi için en az 3 hafta
gerekir. 4 hafta sonra aktivite % 75'e ulaşır. Uzun süreli topikal uygulama kan
kolinesteraz aktivitesini önemli derecede azaltır. Bu sistemik absorbsiyon
süksinilkolin ile tehlikeli bir etkileşmeye yol açar. Süksinilkolin plazma
kolinesterazı tarafından hidrolize edilerek inaktive edilir. Plazma kolinesterazının
ekotiyofat tarafından inhibe edilmesi süksinilkolinin neden olduğu kas paralizisini
uzatır. Ekotiyofat göz damlasının kullanılmasıyla 2 hafta içinde plazma
kolinesteraz seviyesi % 80 azalır. Antikolinesteraz tedavisi alan hastalar, muskarinik
etkilerin bloke edilmesi ve vagal cevabın önlenmesi için iv atropine gereksinim
gösterirler. 4 hafta içinde Ekotiyofat kullanan bir hastada plazma kolinesterazı
tarafından metabolize edilen ilaçlardan (süksinilkolin, prokain, kloroprokain)
kaçınılmalıdır.
Atropin : % 1 oftalmik atropin solüsyonunun her bir damlası 0,2
- 0,5 mg atropin içerir. Topikal uygulamayı takiben sistemik reaksiyonlar, çocuklar ve
yaşlı hastalarda görülür. Bu reaksiyonlar: taşikardi, flushing, susama, kuru
ağız-cilt ve yaşlı hastalarda ajitasyonla kendini belli eder.
Skopolamin : Skopolamin göz damlasından sonra küçük
çocuklar ve yaşlı hastalarda sistemik toksisite oluşabilir. % 0,5 skopolamin
solüsyonunun bir damlası 0,2 mg skopolamin içerir. Uygulanmasını takiben santral
sinir sistemi eksitasyonu ve oryantasyon bozukluğu oluşabilir. Bu aşırı yüksek doz
etkisi fizostigmin ile tedavi edilebilir.
Siklopentolat : Siklopentolat, kısa etkili midriatik ve
sikloplejiktir. % 1 - 2 solüsyonlarda, bir göz için 1 - 3 damla kullanılır. Nadiren
geçici nörotoksik etki gösterir: halusinasyonlar, incoherans, ataksi ve nöbetlere
neden olabilir.
Asetilkolin : Katarakt ameliyatında miyosis için intraoküler
olarak enjekte edilebilir. Asetilkolin sistemik parasempatik bir etki ile negatif
inotropik, kronotropik ve bronkospastik cevaba neden olabilir. Sonuçta hipotansiyon,
bradikardi ve bronkospazm oluşur.
Diamox (Asetazolamid) : Bir karbonik anhidraz enzim
inhibitörüdür ve aquöz yapımını % 50 azaltarak İOB 'ı düşürür. Diamoks, renal
tübülleri etkileyerek bikarbonat, K kaybına ve hipokalemi sonucu bir metabolik asidoz
oluşumuna neden olur.
ANESTEZİ İLE İLGİLİ GÖZ KOMPLİKASYONLARI
Göze ait komplikasyonların büyük bir kısmı direkt travmaya,
anestetik gazların, soda-lime tozlarının ve sterilize edici solüsyonların irrite
edici etkisine bağlıdır. Az bir kısmı ise göz kapaklarının açık kalmasına
bağlı olarak ortaya çıkar.
Bu komplikasyonlar şu şekilde sıralanabilir.
- En sık görülen komplikasyonlar : Konjüktivit ve keratit
- Daha az sıklıkla oluşan komplikasyonlar : Santral retinal
arter trombozu , Akut glokom ve supra orbital ağrıdır.
Körlüğe neden olan retinal arter trombozu, yalnızca daha önceden
hastalığı olan hastalarda görülür. Şok ve ileri derecede hipotansiyon yardımcı
nedenlerdir. Ameliyat sonrası körlük akut veya subakut anoksinin oluşturduğu genel
sendromun bir parçası olarak görülebilir. Akut glokom, miyoplarda çok iyi bilinen bir
ameliyat sonrası komplikasyondur. Fakat anestezi ile olan ilgisi belirgin değildir.
|