|
|
| |
|
 |
| |
| |
| |
Prof. Dr. Dilek Özcengiz
ÇOCUKLARDA POSTOPERATİF AĞRI
Çocuklarda ağrı tedavisi, tüm
hekimler için öncelikli olması gereken bir olgudur. Ancak hala çeşitli
nedenlerle hekimler ağrı tedavisi konusunda gerekeni yapmamakta ve çocuklarda
ağrı tedavi yetersiz kalmaktadır. 1970-1980 yılları arasında yayınlanan
makalelerde, çocukların erişkinlerden daha az ağrı duydukları bildirilmiştir. Bu
inanışla yenidoğanlar minimal anestezi ile uyutulmuş; hatta hiç anestezi
uygulamaya gerek bile görülmemiştir. Son 15 yıldır yapılan çalışmalar,
yenidoğanların, bebeklerin ve çocukların uygun analjezik ve anestezik alacağını
ortaya koymuştur.
Akut ağrı, çocuklar tarafından
en çok yan etkiye neden olan uyarılardır. Tıp biliminin birincil sorumluluğu
ağrıyı azaltmak ve tedavi etmektir. Maalesef bu sorumluluk özellikle çocuk
hastalarda tam olarak yerine getirilmemektedir.Değişik branşlardan bazı
hekimler, çocuklarda ağrı tedavisi gerekliliğine inanmakta bazıları ise
inanmamaktadır. Ancak tedavinin gerekliliğini savunan hekimler içinde de bu
konuda yeterli deneyime sahip olanların sayısı yazık ki azdır. Fetus ve
yenidoğanın nörolojik gelişimiyle ilgili eski çalışmalarda bu yaş grubunun
ağrılı uyarılara yanıt verme yeteneğinin olmadığı, ağrıyı lokalize edemediği,
ve ağrı hafızasının olmadığı anlatılırdı. Bu nedenle de yenidoğana uygulanan
ağrılı girişimlerde analjezik yapılmazdı.
Nosisepsiyonun gelişimi:
Ağrı, potansiyel veya gerçek
doku hasarı ile ilgili olarak duyusal ve emosyonel deneyimler olarak
tanımlanmaktadır. Aktif doku hasarı ile başlayan ve ağrının algılanması ile
sonuçlanan fizyolojik olaylara nosisepsiyon denir.Bu 4 bölüme ayrılabilir:
transdüksiyon, transmisyon, modülasyon ve persepsiyon
Bu fizyolojik yolların hepsi
yenidoğanda tam olarak gelişmiştir. Bu da çocuklar ağrı duymaz hipotezinin
reddedilmesine yol açar. Bazı çalışmalar, gebeliğin 26.haftasında periferik,
spinal ve supraspinal afferent ağrı iletiminin matür olduğuna işaret etmektedir.
Doku hasarına spesifik davranış, otonomik, hormonal ve metabolik stresle yanıt
verilir. Dessenden inhibitör yolun gelişimi, afferent eksitatör yolun
gelişiminden daha sonradır. Bu olgu, yenidoğanın ağrıyı erişkinlere göre çok
daha şiddetli algılamasına neden olur. Birçok çalışma yenidoğanda tedavi
edilmemiş ağrının uzun süreli davranışsal sonuçlara neden olduğunu ortaya
koymuştur. Anestezi uygulanmadan sünnet uygulanan bebeklerde, anestezi
uygulananlara göre mobilizasyon daha geç olmaktadır.
Fetusun anatomik ve fizyolojik gelişimi :
Postkonsepsiyonel büyümenin ilk 5. haftasının sonunda sinirler şekillenmeye
ve birbirleriyle ilişki kurmaya başlarlar (30). Beynin temel yapıları
da bu dönemde oluşur. Fetus 6-10 haftaya ulaştığında ise hareket etmeye ve
dokunmalara duyarlı hale gelmeye başlar (11,24). Omurilik içindeki
sinapslar taktil ve ağrılı uyaranlara refleks yanıt oluşmasına izin verir
(41,42). Fetusun palmar bölgesine dokunulması parmakların parsiyel olarak
kapanmasına neden olur (11) . Yine aynı dönemde talamus ve korteksin
fiziksel gelişimi başlar, ancak alt yapılar ile kortikal oluşumlar arasında
sinir yolları ve bağlantıları henüz oluşmamıştır (34,35) . Ponsta
bazı elektriksel aktivitelerin kaydedilebilir olması alt beyin sapının aktif
hale gelmeye başladığını gösterir (5,6). Fetus 13-17 haftalık olduğu
zaman dudağa dokunulması ile yutma refkesi ortaya çıkar (11 ). Nadir
solunum hareketleri görülür; el, ayak ve yüzdeki reseptörler aktif hale gelir
(24). Fetus 14 haftaya ulaştığında tüm vücut yüzeyinde duyusal
reseptörler bulunmaktadır (11, 24 ) . Hipokampusta elektriksel
aktivitelerin kaydedilmesi de bu döneme rastlar (5) . Fetus 18-27
haftalık olduğu zaman beyin kısa aralıklı solunum hareketleri gibi koordine
aktiviteleri yeterli şekilde başarma yetisine kavuşur (15). Fetus 23
haftaya ulaştığında ise beynin durgun alanları ile korteks arasında bağlantı
şekilleri oluşmaya başlar (31). Talamus gibi alt beynin daha üst
alanlarında elektriksel aktivitelerin ortaya çıkması da yine bu dönemde olur
(5). Fetus 26 haftalık olduğu zaman beyindeki bağlantılar sensoryal
reseptörlerden aldıkları bilgileri kortekse iletecek kadar gelişmiş hale ulaşır
(39). Postkonsepsiyonel yaşın 26-38 haftaya ulaşması ile kortikal
sinir hücreleri çok daha karmaşık bir ağ halinde bağlantılar oluşturur
(14,15,17) . Bu bağlantılar sayesinde fetusun spesifik uyarılara spesifik
yanıt verme yeteneği de artar. Bu ağ yapısındaki artış doğumdan sonra da sürer
(14,15,17).
Ağrının Fizyolojik Sonuçları:
Ağrının, erişkinlerde olduğu
gibi çocuklarda da birçok sonucu vardır. Ağrının neden olduğu bu metabolik
değişiklikler prognozun kötüleşmesine neden olacaktır. Bu fizyolojik sonuçlar:
Hipermetabolizma, hiperglisemi, protein katabolizması, lipoliz, kan basıncında
ve kalp hızında yükselme, artmış kardiyak debi, hiperkoagülopati, fibrinolizde
artış, oksijen tüketiminde artma, tidal volüm ve fonksiyonel rezidüel kapasitede
düşüş, öksürük refleksinde baskılanma, bağırsak motilitesinde azalma,
ventilasyon/perfüzyon dengesizlikleri, sodyum ve su retansiyonu, immün
fonksiyonlarda değişme olarak sıralanabilir.
Ağrının algılanmasını etkileyen faktörler:
Çocuklarda ağrının
değerlendirilmesi sırasında göz önüne alınması gereken birçok faktör vardır.
Çocukların kelime dağarcıkları, yaşları ile sınırlıdır. Ağrıyı ifade etme
yolları farklı ve kültürlerine bağlıdır. Şu faktörler ağrıyı etkiler: yaş,
kognitif düzey, ailenin öğrenimi, geçmiş deneyimler, kültürel durum, duygular,
beklentiler, ebeveynin yanıtı, kontrol algısı, ilgi ve taklit tarzı en
önemlileridir.
Ağrının değerlendirilemesi:
Birçok merkezde ağrı, beşinci
vital bulgu olarak kabul görmektedir. Erişkinlerle kıyaslandığı zaman,
çocuklarda ağrının değerlendirilmesi büyük yetenek gerektirir. Ağrılı noktanın
lokalizasyonu 3 yaşına kadar olamamaktadır. Çünkü bu yaşın altında iletişim
bariyerlerini aşmak oldukça zordur. Daha büyük yaştaki çocuklar ağrının
şiddetini, kalitesini ve süresini betimleyebilirler. Ağrıyı değerlendirmenin en
iyi basit yolu, sadece onu sormaktır. Üç yaş ve üstündeki çocuklarda ise altın
kural ağrının çocuk tarafından bildirilmesidir.
Çocuklarda ağrının
değerlendirilmesi hem sözel bildirimde çektikleri zorluklar hem de gelişimsel
sorunlarda dolayı hala zorluğunu korumaktadır. Dört yaş ve üzerindeki çocuklarda
ağrı cetveli ( VAS 0=ağrı yok, 10= maksimum ağrı) kullanımı uygun olabilir. Yüz
skalası bir başka değerlendirme tekniği olarak kullanılabilir. Yüz ifadeleri
çocuğa gösterilerek, hangisini kendi duygusal durumuna uygun olduğunu
belirlemesi istenir. Bu teknik hekim tarafından da sıkça uygulanmaktadır. Bir
diğeri yine çok benzer olan Wong-Baker yüz skalası ve Quecher skalasıdır. Tüm du
değerlendirme tekniklerinde çocuğun hastane ortamında olması duygulanımını
önemli şekilde etkileyecektir. Son yıllarda birçok araştırmacı ve klinisyen
tarafında kullanılan CHEOPS ( Children’s Hospital of Eastern Ontario Pain Scale)
daha iyi değerlendirme sağlar gibi görünmektedir. Bu skala ağrının 6 davranışsal
komponentini içerir.
Hastanın ağlaması
Yüz ifadesi
Sözel yanıt
Duruş pozisyonu
Bacak hareketleri
İnsizyon yerine ulaşma çabası
Attia ve arkadaşları bu yönteme
benzer 10 parametreli bir başka değerlendirme yöntemi ortaya atmışlardır. Ağlama
şeklinin elektronik olarak değerlendirilmesi de son zamanlarda kullanılmaya
başlanmış yöntemlerdir. Kan basıncı, kalp atım hızı, solunum hızı gibi
parametreler de ağrının değerlendirilmesinde yararlanılan değerlerdir. Serum
kortizol, endorfin düzeylerini ölçmek gibi daha ileri laboratuvar tekniklerden
yararlanmak da olası, ancak rutin uygulamada pratik değildir. Palmar terlemenin
değerlendirilmesi de bir başka yoldur. Ancak özel aygıt gerektirmesi yine pratik
uygulamayı zorlaştırmaktadır.
Gelişimsel farmakoloji:
Gelişim sırasında analjeziklerin
farmakodinamik ve farmakokinetik özellikleri değişir. Yenidoğanda birçok
farmakolojik ajanın klerensi düşer. Enzimlerin matüritesini tamamlamamış
olmaları bunun nedenidir. Aksine 2-6 yaş arası çocuklarda ise klerens erişkine
göre daha yüksektir. Sitokrom P-450 enzim aktivitesinin ilaç metabolizmasını
hızlandırması, yaşa bağlı olarak intrinsik enzim aktivitesindeki değişiklikten
daha çok, vücut ağırlığına düşen karaciğer kitlesi ile ilişkilidir. Daha hızlı
klerensin anlamı, çocuklarda ilaç uygulama sıklığının erişkine göre daha yüksek
olmasıdır. Örnek olarak, yavaş salınımlı morfin tabletlerini erişkinlerde günde
2 kez vermek gerekirken; çocuklarda 3 doz şeklinde vermek gerekir. Genetik
faktörler de ilaçların metabolizmasını artırabilir ya da azaltabilir. Genetik
olarak sitokrom P-450 enziminin subtipi olan 2D6’nın yokluğunda kodein etkisiz
bir analjeziktir. Bu enzim, kodeini morfine çevirmekten sorumludur. Renal kan
akımı, glomerüler filtrasyon ve tübüler sekresyon yaşamın ilk haftalarından
itibaren artmaya başlar ve 8-12 aylarda erişkin değerlere ulaşır. Renal ilaç
klerensi özellikle prematüre yenidoğanlarda düşüktür. Yenidoğanlarda fizyolojik
özelliklerine ait önemli farklılıklar vardır. Vücut su oranı yenidoğanda, büyük
çocuklara oranla çok daha fazladır. Vücut bölümlerinin çoğu yüksek perfüze olan
dokulardan oluşur. Yenidoğanlarda plazma protein oranı (alfa1- asid glikoprotein
ve albümin) düşüktür ve bu da ilaçların proteinlere bağlanmasını azaltır.
Serbest fraksiyon artar ve toksisite riski de yükselir. Yaşa bağlı olarak
ilaçların profeine bağlanması ve beyin lipid içeriğindeki değişiklikler,
ilaçların partitisyonlarını, serobrosipinal sıvı-kan ve beyin-kan konsantrasyon
oranlarını etkilerler. Bu durum, kan-beyin bariyerinin permeabilitesinden
bağımsızdır. İlaçların, santral sinir sistemi içine girişleri sadece pasif
permeasyona değil, aynı zamanda P-glikoprotein gibi spesifik taşıyıcıların
etkinliğine de bağlıdır.
Asetaminofen, Apirin ve non-steroidal
antiinflamatuvar ajanlar:
Asetaminofen, zayıf analjezik ve
antipiretiktir. NSAID’ların aksine prostaglandin sentezini santral etkiyle bloke
eder. Bu da neden trombosit agregasyonu ve adezyonunu etkilemediğini açıklar.Asetaminofen
zayıf analjezik olduğu için tavan etkisi vardır. Daha yüksek dozda uygulanması
daha fazla analjezi sağlamaz. Şiddetli ağrısı olan çocuklarda, analjezinin bir
komponenti olarak kullanılır. Yükleme dozu 20 mg/kg peroral, 40 mg/kg
parenteraldir. İdame dozu 15-20 mg/kg, gereksinme olduğu sürece her 6 saatte bir
uygulanır. Günlük maksimum doz 90 mg/kg geçmemelidir. Bu doz bebeklerde 75 mg/kg,
yenidoğanda ( psokonsepsiyonel yaş 32 haftadan büyükse) 60 mg/kg ve 28-32
hafta postkonsepsiyonel yaştaki yenidoğanlarda ise 40 mg/kg’dır.Yenidoğanlar
P-450 enzimi immatür olduğu için toksisite riskine sahiptir.
NSAID, hafif ve orta şiddetteki
ağrıda etkilidir; Asetaminofenden daha potenttir ve tavan etkisi vardır. FDA
tarafından onaylanan NSAID’lar ibuprofen, naproksen ve tolmetindir. FDA onayı
olmayanlar, ancak yaygın olarak uygulananlarsa ketorolak ve diklofenaktır. Bu
ajanlar 0.5 mg/kg IV, 6 saat aralıklarla uygulanır. Nonspesifik siklooksijenaz
enzim inhibitörü olmadıkları için trombositleri bağlayıcı etkisi vardır bu da
gastrik ülserlere ve kanamalara neden olabilir. NSAID’lar normal renal
fonkisyonu olan bireylerde renal kan akımını önemli derecede etkilemezler. Ancak
vazodilatasyona neden oldukları için renal kanakımını azaltır ve renal
yetmezliğe neden olabilirler. Selektif siklooksijenaz enzim inhibitörleri (COX-2),
NSAID’ların analjezik ve antiinlamatuvar etkileri korunarak ve kanamaya yol
açıcı etkileri oratadan kaldırılarak dizayn edilmişlerdir. Çocuklarda henüz
yeterli sayıda çalışma olmadığı için yaygın kullanımları yoktur. Bunun
istisnası, nimesuliddir
Opioidler:
Opioidler, çocuklarda
postoperatif ağrı, siklik kriz ve kanser ağrılarında erişkin hastalarda olduğu
gibi yaygın olarak kullanılmaktadır.
Yenidoğanda opioidlerin vücut
ağırlığına bağlı klerensi düşüktür. Yaşamın 2-6 ayları arasında matür değerlere
ulaşır. Morfinin eliminasyon yarı ömrü preterm yenidoğanda 9.5 saat, termde
yenidoğanda 6.5 saat, bebek ve çocuklarda ise 2 saattir. Morfinin aktif
metaboliti böbreklerden atılır . Böbrek matürasyonu tam olmadığı için akkümüle
olabilir. Morfinin metabolitinin uzamış klerensi, analjezik ve solunum
depresyonu yapıcı etkileri agreve eder, nadiren de olsa yenidoğanda
konvülziyonlara neden olur. Fentanilin klerensi yenidoğanlarda abdominal
cerrahide sonra yetersiz olabilir.
Havayolu obstrüksiyonu,
hiperkapne ve hipoksiye, preterm yeidoğanlar da dahil olmak üzere tüm çocuklar
yanıt verirler. Kronik akciğer hastalığı olan yenidoğanlar ve bebeklerde solunum
refleksleri yetersiz hale gelebilir. Bu da opioidlere bağlı solunum riski
olasılığını artırabilir.Hasta serileri, yenidoğanlarda büyük çocuklara göre daha
fazla entübasyon gerekliliğine dair bir sonuç bildirmemiştir. Entübe edilmiş
yenidoğanlarda postoperatif dönemde morfin infüzyonu düşük ağrı skoru ve iyi
hemodinamik bulgularla sonuçlanmaktadır. Büyük bebek ve ocuklarda morfin
infüzyonu genel olarak iyi etkili ve güvenlidir.Morfin infüzyonunun başlangıç
dozu 6 aydan küçük bebeklerde 0.01 mg/kg/saat, 12 aydan büyüklerde ise
0.025-0.04 mg /kg/saat olarak uygulanır.Yenidoğanlarda infüzyon hızı
düşürülmelidir. Bebeklerde ve çocuklarda da uygulama aralıkları uzatılmalı veya
dozlar düşürülmeli ya da her ikisi birlikte yapılmalıdır. Opioid alan
yenidoğanlar mutlaka elektronik olarak monitörize edilmelidir. Puls oksimetre
ile monitörizasyon tercih edilmelidir. Hastalarda olası entübasyon gerekliliği
için hazır olunmalıdır. Tekbaşına solunum sayısı apnenin tanısı için
yetersizdir.
Sürekli infüzyon: Orta ve
şiddetli ağrıda tercih edilen bir yöntemdir.Bolus doz, terapötik düzeylerde
seçilmelidir. Birçok uygulama aygıtı kullanıma sunulmuş olmasına karşın bu
yöntem hala çok kullanışlıdır.
Bu yöntem hastaya önceden
belirlenen bir bazal infüzyona ek olarak, belirli kilit zamanı kullanılarak
gereksinim sırasında ek analjeziğin hastanın kendisi, ebeveyni veya hekim ya da
hemşire tarafından uygulanması yöntemidir. Yöntem özellikle 3 yaşın üzerindeki
hastalarda başarılı olabilmektedir. Yöntem sürekli bir opioid kan seviyesi
sağlanmasına ve kontrollü olarak hastaya ek analjezik uygulanmasına olanak
sağlar. Bu yöntemle tüm opioidler uygulanabilmektir ( morfin, fentanil,
alfentanil, remifentanil, tramadol vb). Uygulanacak ajanın doz seçiminde morfin
kontrol alınarak eşdeğer dozlar belirlenir. Örnek olarak morfin 0.02 mg/kg bolus
doz, 7 dakika kilit zamanı ve 4 saatlik maksimum doz 0.3 mg/kg olarak ayarlanır.
Eğer bazal infüzyon uygulanacaksa 0.01-0.015 mg/kg dozla başlanır ve aynı doz
saatte infüze edilir. Bebeklerde en yaygın olarak hemşire kontrollü analjezi
uygulanabilmektedir. Bu yönteme karşı çıkan yazarlar ise aşırı doz yükleme
olasılığını ortaya sürmektedirler. Bu konuda iyi eğitim verilmiş ebeveyn ve
hemşire ile başarı olasılığının yüksek olduğunu savunan oldukça çok çalışmacı
vardır. Ancak yöntemin yakın takip ve etkin bir mönitörizasyon gerektirdiği de
bir gerçektir. Uygulanacak ajan seçiminde dikkat edilmesi gereken durumları da
akılda tutmak gerekmektedir. Meperidin uzun süreli uygulama için iyi bir ajan
olmayabilir. Metaboliti olan normepedin disfori ve konvülziyonlara neden olur.
Meperidin, postoperatif titreme ve rigorların tedavisinde de iyi bir seçimdir.
Morfinin, meperidinden daha etkin analjezi sağladığına veya daha az yan etki
oluşturduğuna dair bir bulgu da yoktur. Hidromorfon da morfine benzer etkilere
sahiptir. Fentanil, uzun etkili bir ajandır ve göğüs duvarı rijiditesine neden
olabilir. Tramadol son yıllarda uygulamaya giren bir ajandır. Çocuklarda sürekli
infüzyon şeklinde kullanıma uygun görünmektedir.
Fentanilin diğer uygulanım
şekilleri de faklı hasta gruplarında iyi seçim olabilir. Oral transmukozal
fentanil ağrılı uygulamalarda çabuk başlayan ve kısa süren bir analjezi
sağlanmasında iyi bir seçimdir. Özellikle damar yolu bulmakta zorlanılan ya da
istenmeyen olgularda iyi bir seçimdir. Erişkinlerde 800 mcg fentanil, 10 mg
morfine eşdeğer analjezi sağlar. Oral transmukozal (veya intranazal) fentanil
karaciğerden ilk geçiş etkisi olmadığı için etkindir.
Transdermal fentanil, özellikle
kanserli çocuklarda yavaş salınımı ve uzun etki süresi ile istenen analjeziyi
sağlamaya yardımcı olur. Metadon eliksiri, tabletleri yutmakta zorluk taşıyan
hastalarda tercih edilir. Pentazosin gibi agonist-antagonist ajanların ve
buprenorfin gibi kappa reseptörlerini etkileyen ajanların mü-agonistlerine bir
üstünlüğü yoktur.
Opioidler nebulize formda da
uygulanabilir.Bu özellikle dispnesi olan terminal dönem hastalarda
uygulanabilir. Kistik fibrozisli hastalarda dispe, kanserli hasatlara göre daha
şiddetlidir. Bu şekilde uygulama ile biyoyararlanım %5-6 oranındadır.Morfinin
histamin salınımına neden olması ve bronkokonstriksiyon yapması bir sorundur.
Ancak bu amaçla fentanil kullanılması daha uygun görünmektedir.
Opioidlerin solunum dışı yan
etkileri ise bulantı, kusma, ileus, kaşıntı, üriner retansiyon, konstipasyon
olarak sıralanabilir. Yan etkilerin tedavisinde semptomatik olarak yaklaşımda
bulunulmalıdır.
Bu yolla uygulamada opioidler
kan-beyin bariyerini baypas ettikleri için, IV dozun 1/10 –1/100’ü kadar doz
uygulaması ile etkin analjezi sağlarlar. Morfin gibi hidrofilik ajanlar geç
solunum depresyonuna neden olabilirler. Fentanil gibi lipofilik ajanlar daha
segmental düzeyde ve daha kısa analjezi sağlarlar. Epidural uygulamada
alfentanil, tramadol de etkin ve uzun süreli analjezi sağlamaktadır.
Lokal anestezikler
Lokal anestezikler çocuklarda
yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu ajanlar, yüksek konsantrasyonlarda
konvülziyonlar ve kardiyak depresyon gibi olası yan etkilerine rağmen güvenle
kullanılabilen ajanlar olarak kabul edilmektedirler. Amino-amidlerin ( lidokain,
bupivakain) terapötik indeksi, yenidoğanlarda çocuklara veya erişkine göre daha
düşüktür. Çünkü yenidoğanda metabolik klerens düşüktür ve ajan akkümüle
olabilir. Yenidoğanda düşük alfa1-asid glikoprotein düzeyleri serbest lokal
anestezik fraksiyonlarında artmaya ve toksisite riskinin yükselmesine yol açar.
Önerilen lidokain dozu yendoğan için epinefrinli 4 mg/kg, epinefrinli 5 mg/kg;
çocuklarda ise 5-7 mg/kg dozdadır. Bupivakain ise yenidoğanda 2 mg/kg ve
çocuklarda 2.5 mg/kg dozda uygulanır. Levobupivakain ve ropivakain, bupivakine
göre daha yeni ajanlardır. Aşırı doz uygulanmasında kardiyovasküler yan etkileri
daha azdır. Rejyonel anestezi teknikleri çocuklarda ve yenidoğanda güvenle
uygulanabilecek yöntemlerdir. Sinir blokları da aynı şekilde uygun hastalarda
tercih edilebilecek yöntemlerdir. Epidural blok hem preterm hem de termde
yenidoğanlarda deneyimli uygulayıcılar tarafından kullanılacak tekniklerdir. Bu
uygulamalarda ajan seçimi çok önemlidir. Lokal anesteziklerle birlikte opioidler,
ketamin ve klonidin uygulaması etkin ve güvenli sonuçlar vermektedir. Bu
ajanların kombine uygulamaları ile her bir ajanın uygulanan dozu azalmakta ve bu
da yan etkilerde azalmaya yol açmaktadır. Lokal anestezikler topikal uygulamaya
uygun preparatlar formunda da kullanılmaktadır. EMLA özellikle iğne
uygulamasında önce yaygın olarak kullanılmaktadır. Yenidoğanda sünnet sırasında
kullanılması plasebodan çok etkili ve ring bloktan da daha güvenlidir. EMLA,
prilokain ve lidokain kombinasyonu ya da tetrakain jeli şeklinde bulunmaktadır.
Çocuklarda postoperatif
analjezi, günümüzde gerekli ve vazgeçilmez bir uygulama olarak yerini bulmuş
görünmektedir. Ancak hala dünyada ve ülkemizde alınacak çok yol olduğu da
ortadadır.
|