Prof. Dr. Dilek Özcengiz
YENİDOĞANIN FİZYOLOJİ VE FARMAKOLOJİSİ
Yenidoğan,fizyolojik,
anatomik ve farmakolojik olarak erişkin bireyden oldukça büyük farklılıklar
gösterir. Bu farklılıklar anestezi uygulamasında ve ajan seçiminde de önemli rol
oynar.
YENİDOĞANIN ANATOMİK VE FİZYOLOJİK ÖZELLİKLERİ
Doğumla
birlikte fetus özellikle kardiyovasküler sistemde fizyolojik ve anatomik
değişiklikler göstererek yenidoğanın yeni dolaşım sistemi tipini oluşturur.
Benzer bazı değişiklikler solunum sisteminde de ortaya çıkar. Fetus doğumla
birlikte solunum sisteminde de değişiklikler gösterir. Gestasyonel yaşı 24-26
hafta olan bir fetus doğumla birlikte alveol sayısını ve hacmini artırmaya 8
yaşına dek devam eder. Havayollarının çapı yenidoğanda oldukça küçüktür ve bu da
havayolu direncinin yüksek olmasına yol açar. Göğüs duvarı kompliyansı
yüksektir. Kostalar, akciğer genişlemesine yardımcı olamazlar ve negatif
intratorasik basınç bu nedenle etkin bir şekilde sürdürülemez. Solunum işi
erişkine göre üç kez daha fazladır. Solunum sistemindeki en önemli farklardan
bir diğeri de solunum kaslarının henüz matür olmamasıdır. Tip 1 kas lifleri
egzersizle gelişme gösterir ve ancak 2. yaştan itibaren yeterli kas kuvvetine
ulaşılır. Endotrakeal entübasyon erişkine göre teknik zorluklar içerir.
Yenidoğanın üst solunum sistemi anatomisi erişkine göre 5 önemli farklılık
içerir. Dil büyüktür, larinks yüksektir, epiglot kısa ve kalındır; vokal kordlar
açılıdır, larinks huni gibi aşağı doğru daralır ve en dar yeri krikoid kartilaj
seviyesidir. Tüm bu özellikler endotrakeal entübasyonu zor kılar ve maharet
gerektirir. Yine hatırlanması gereken önemli noktalardan biri de yenidoğanın
zorunlu nazal soluyucu olduğudur.
Glomerüler ve tübüler fonksiyonlar az ve böbrek kan akımı da düşük olduğu
için renal fonksiyonlar azalmıştır. Glomerüler filtrasyon ve tübüler
fonksiyonlar doğumdan 20 hafta, renal fonksiyonlar is ancak 2 yıl sonra erişkin
düzeye erişebilir. Yenidoğanın su tutma ve solütleri atabilme yeteneği
yetersizdir. Tüm bunlar ilaçların yarı ömürlerinde uzamaya yol açar.
Miyadında bir yenidoğanda karaciğer immatürdür. İlaç metabolizmasında rol
alan enzimler yeterli değildir. Ancak bebeğin büyümesiyle birlikte hem karaciğer
kan akımı artar hem de enzim matürasyonu tamamlanır. Prematüre bir yenidoğanda
karaciğer glikojen depoları minimaldir, büyük protein yüklerini de depolayamaz.
İlaç metabolizması için gerekli olan albümin ve diğer proteinler de düşük oranda
bulunur. Bu da ilaçların serbest fraksiyonlarında artmaya neden olur.
YENİDOĞANIN FARMAKOLOJİK ÖZELLİKLERİ
Yenidoğanda
ilaçlara yanıt vücut kas-yağ-su dağılımı, proteine bağlanma, vücut ısısı, kalp
debisinin dağılımı, kalbin fizyolojik olgunluğu, kan-beyin engelinin mutürasyonu,
karaciğer ve böbreklerin yetkinliği, konjenital malformasyon olup olmamasına
bağlı olarak değişir. Toplam vücut suyu prematüre yenidoğanda, yenidoğandan ve
yenidoğanda da 2 yaşındaki bebekten daha yüksektir. Yağ ve kas oranı yaşla
birlikte artar. Bu özellik yenidoğanın klinik uygulamalarında önemlidir. Suda
eriyen ilaçların daha büyük volüm dağılımı vardır, istenen kan düzeylerine
erişebilmek için gereken başlangıç dozları daha büyüktür. Yenidoğanda yağ oranı
düşük olduğu için yağ dokusuna yeniden dağılan ilaçların etki süreleri uzar. Kas
dokusuna yeniden dağılan ilaçların da etki süreleri yenidoğanlarda uzar.
Yenidoğanın
ilaçlara yanıtında rol oynayan başkaca etkenler de vardır. Atılım gecikir, çünkü
volüm dağılımı daha geniştir. Karaciğer ve böbrek işlevleri yetersizdir.
Proteine bağlanma oranı düşüktür. Prematürelik, sepsis, kongestif kalp
yetmezliği, artmış intraabdominal basınç, kontrollü ventilasyon ve yetersiz
beslenme durumlarının varlığı ilaç yanıtlarını değiştirir. Tüm bunlar her bir
yenidoğanda ilaç farmakokinetiğini ve farkodinamiğini gözden geçirmeyi
gerektirir.
Yaşla birlikte inhalasyon anesteziklerinin MAK ( minimum alveoler
konsantrasyon) değerleri düşer. Preterm bir yenidoğanda, yenidoğandan daha düşük
MAK değerleri yeterli olacaktır. İnhalasyon anestesikleri uygulandığı zaman
aşırı doz ile yetersiz anestezi düzeyi arasındaki güvenlik sınırının çok düşük
olduğunu anımsamak gerekir. İntravenöz yol açana dek kontrollü ventilasyondan
kaçınmak, volatil anestezik ajanın konsatrasyonunu çabuk düşürmek, kontollü
ventilasyona kas gevşetici yaptıktan sonra başlamak, opioidleri kullanmak
volatil anesteziklerin aşırı dozundan sakınmak için uygulanabilecek basit
yöntemlerdir.
Potent anestezik ajanların alınımı çok hızlıdır. Solunum hızının ve kardiyak
indeksin yüksek olması, kardiyak debinin büyük oranda damardan zengin organlara
yönelmiş olması en önemli gerekçelerdir. Bu gerekçelerin tümü, işlevsel kardiyak
immatürite ile birleşince neden aşırı doza ulaşmanın bu kadar kolay olduğu daha
iyi anlaşılabilir. Hidrasyon ve kullanılan anestezi devresi de volatillerin
alınımını etkileyen diğer faktörlerdir.
Yaygın olarak kullanılan volatil anestezik ajanlar halotan, izofluran,
sevofluran, desfluran ve azotprotoksittir. Desfluran, enfluran ve izofluran
havayollarını irrite etmeleri nedeniyle indüksiyon için uygulamaya uygun
değillerdir. Halotan yumuşak bir indüksiyon sağlamakla birlikte, bradikardi
yapması, miyokardı deprese etmesi ve miyokardı katekolaminlere duyarlı kılması
nedeniyle dikkat edilmesi gereken bir ajandır. Özellikle halotan hepatiti
fataldir, 1987 yılından beri birçok olgu bildirlmiştir. Ancak ucuz olması hala
kullanılmasına neden olmaktadır. İzofluranın kardiyak etkileri halotana göre
daha azdır. Ancak sistemik vasküler direnci ve kalbin ön yükünü azaltır.
Sevofluran yumuşak maske indüksiyonu sağlaması ve çabuk atılımı nedeniyle
sıklıkla tercih edilen bir ajandır. Kardiyak yan etkileri halotan ve
izoflurandan daha azdır. Azotprotoksit kullanımında hipoksiye dikkat etmek
gerekir. Ayrıca boşluklara hızla diffüze olma özelliği, bağırsaklara dolmasına
ve distansiyona neden olur.
Yaygın olarak
kullanılan intravenöz anestezikler tipental, propofol, ketamin, opioidler ve
benzodiazepinlerdir. Prematüreler ve yenidoğanlar tiopentale çok duyarlıdırlar.
Bunun nedeni bu ajan proteine bağlanarak taşınır, yenidoğanda serum
proteinlerini düşük olması serbest fraksiyonun artmasına neden olur. Negatif
inotropik etkisi ve periferik vazodilatasyon yapması dikkat edilmesi gereken
özellikleridir. Özellikle hipovolemik hastalarda hipotansiyon görülebilir.
Propofol kısa etki süreli bir fenol türevidir. Orta dereceli bir hipotansiyona
neden olur. Ağrılı enjeksiyon lidokain ile önlenebilir.
Propofolün de
indüksiyon dozu tiopental gibi erişkine göre daha yüksektir; bunun nedeni yüksek
dağılım hacmidir. Yumurta ve soya alerjisi olan hastalarda kullanılmamalıdır.
Ketamin,
fensiklidin türevidir. Özellikle hipovolemik hastalarda avantaj sağlar. Sempatik
sinir sistemini stimüle etmesi minimal kardiyovasküler ve respiratuvar depresyon
yapma sebebidir. İntrakranyal ve oküler basıncı artırır. Hidrosefali gibi kafa
içi basıncının arttığı olgularda kullanmamak uygun olur. Midesi dolu hastalarda
indüksiyonda büyük avanyaj sağlar.
Morfinin
yenidoğanda kullanımı hala tartışmalıdır. Meperidinden daha fazla solunum
depresyonuna neden olur. Yenidoğanda beyin morfin düzeyleri erişkinden daha
yüksek bulunmuştur. Kan-beyin engelindeki immatürite bunun nedeni olarak
gösterilmektedir. Eliminasyon süresi yenidoğanda uzar, ancak doğumun 10.gününden
itibaren farmakodinamik ve farmakokinetik özellikleri erişkine benzer.
Meperidin
lipofilik bir ajan olması nedeniyle kan-beyin engelini geçmede erişkinden
farklılık göstermez. Morfinden daha az solunum depresyonu yapar. Akkümüle olduğu
için uzun süreli uygulamalarda uygun değildir.
Fentanil bir
sentetik opioiddir. Yenidoğanda yaygın olarak kullanılmaktadır. En önemli
avantajı kardiyovasküler stabilite sağlamasıdır. Ancak bradikardiye yol
açabilir, yenidoğanın kardiyak debiyi sürdürebilmesi kap hızına bağımlıdır.
Fentanil uygulamadan önce atropin uygulanması akılcı bir yol olur. Bir diğer yol
da fentanilin pankuronyum gibi bir sempatomimetik etkili ajanla kombine edilmesi
olabilir. Fentanil pulmoner hipertansif krizi önler. Yaşla ters orantılı olarak
etkisi uzayabilir.
Alfentanil,
fentanilden daha hızlı elimine edilir. Farmakokinetiği doza bağımlıdır. Klirensi
yenidoğanda artar. Sufentanil birincil olarak kalp cerrahisinde uygulanır.
Vagolitik ajanlarla birlikte uygulanırsa derin bradikardi ve asistole yol
açabilir.
Remifentanil
anesteziği pratiğine giren son opioid ajandır. Yarılanma ömrünün çok kısa olması
en büyük avantajıdır. Remifentanil nonspesifik plazma ve doku kolinesterazları
ile yıkılır. Bu da yenidoğanda önemli bir avantaj sağlar; karaciğer ve böbrek
işlevlerinin olgunlaşmamış olması önemsiz hale gelir. Bolus dozlarla
hipotansiyon, göğüs duvarı rijiditesi ve bradikardi görülür. İnfüzyon şeklinde
uygulanması bu yan etkileri önler ve özellikle kritik hastalarda yaşamsal
olabilir.
Benzodiazepinler sedasyon, anksiyoliz ve amnezi sağlamak amacıyla uygulanırlar.
Diazem yenidoğanda uygulanmaz. Midazolam yaygın olarak kullanılmaktadır. Kısa
etki süreli bir ajandır, metabolizması karaciğerdedir. Vazodilatasyona ve bu
nedenle de hipotansiyona neden olur.
Tüm opioid
ajanlar ve benzodiazepinler uygulandığı zaman yenidoğanın monitörizasyonu ve
solunum depresyonu açısından takibi çok önemlidir.
Sinir kas kavşağının gelişimi doğumda tamamlanmaz. Muhtemelen 2 aydan sonra
maturasyon tamamlanır.Miyadında ve prematüre yendoğanlarda kas gevşeticiler
güvenle kullanılırlar.
Süksinilkolin sağlıklı çocuklarda rutin uygulamamalıdır. Süksinilkolin
uygulamasından sonra hiperkalemiye bağlı kardiyak arrest, rabdomiyoliz ve asidoz
ortaya çıkar. Süksinilkolinin acil havayolu açıklığı sağlanması dışında
çocuklarda kullanımı Amerika’da yasaklanmıştır.
Yenidoğanlar
ve bebekler tubokürarine erişkinlerden daha hassastır. Bu hasta grubunda istenen
plazma konsantrasyonuna ulaşmak için daha küçük dozlar gerekmektedir. Ancak doz
azaltılmamalıdır, çünkü dağılım volümü erişkinlerden daha geniştir. Dağılım
volümünün artması ve yavaş klirens ajanın eliminasyon yarı ömrünün uzamasına
neden olur. Bu da bebeklerde daha az sıklıkla tubokürarin gerektiği anlamını
taşır.
Atrakuryum, vekuronyum, sisatrakuryum,
rokuronyum ve mivakuryum çocuklarda yaygın olarak uygulanır. Bu ajanların
kullanılmasındaki en önemli nedenler; postoperatif dönemde kas paralizisinin çok
az olması ve etki başlangıcının çabuk olmasıdır. Bebekler, vekuronyuma büyük
çocuklardan daha duyarlıdır. Vekuronyumun etki süresi uzar, çünkü klirensi
değişmez. Yenidoğanlarda vekuronyum uzun etkili bir kas gevşetici gibi rol oynar.
Atrakuryum çocuklarda, erişkin hastadan farklılık göstermez. Rokuronyum
çocuklarda da orta etkili bir kas gevşetici ajandır. Çocuklarda ve bebeklerde,
erişkin hastalara göre daha potenttir. Rokuronyumun 0.6 mg/kg dozu ile
vekuronyumun 0.1 mg/kg ve atrakuryumun 0.5 mg/kg dozlarından daha iyi
endotrakeal entübasyon koşulları sağlanır.Rokuronyumun 1.0 mg/kg intramusküler
uygulanması ile 3 dakika sonra endotrakeal entübasyon sağlanabilir. Hızlı
entübasyon gereken koşullarda intramusküler uygulama tercih edilmez.
Erişkinlerde olduğu gibi 1.2 mg/kg rokuronyum ile tok hastalarda hızlı
entübasyon sağlanabilir.
Çocuklarda mivakuryum erişkinlere göre daha yüksek doz
gerektirirler. Opioid anestezisi sırasında 0.1 mg/ kg
ve halotan anestezisi sırasında 0.09 mg/kg mivakuryum yeterli kas gevşekliği
sağlar. Etki başlangıcı erişkinlere göre daha hızlıdır; 0.25-0.30 mg/kg dozlarla
90 saniyede endotrakeal entübasyon için uygun koşullar sağlanır.Yüksek dozlarla
histamin salınımı olasılığı erişkinin aksine oldukça düşüktür. Yüzde kızarma ve
geçici hipotansiyon 0.25 mg/kg mivakuryumu 5-10 saniye gibi kısa bir sürede alan
hastaların %10-15’inde görülür. Mivakuryumun etki süresi çocuklarda erişkinlere
göre daha kısadır. İnfüzyon dozu 10-20 mcg/kg/dakikadır; bu erişkinde
uygulanandan daha yüksek bir dozdur. Erişkine göre iki kat mivakuryum gerekmesi
çocuklarda butirilkolinesteraz aktivitesinin yüksek olmasına bağlıdır.
Kaynaklar
1. Miller RD
editors.Miller’s Anesthesia. 6. ed, Philadelphia, Elsevier, 2005.
2. Behrman:
Nelson Textbook of Pediatrics, 17th ed.,
Saunders, 2004
|