|
|
| |
|
 |
| |
| |
| |
Prof.Dr.Geylan Işık
AKUT AĞRI
Fizyopatolojik faktörler : Biyolojik olarak
yararlıdır, doku hasarı tehditini ikaz eder. Periferik nosiseptif mekanizma İyi
tanımlanır. Stress cevap değişkendir (karşı koyma-kaçma). Anksiete algılamayı
artırır, İkincil bir fayda genellikle yoktur.
Tedavi yöntemleri: Periferik antienflamatuar
ilaçlar yararlıdır. Periferik sinir blokları etkilidir Santral blokaj (lokal
anestetik) etkilidir. Sistemik - spinal narkotikler etkilidir. Anksiolitikler ve
psikolojik yöntemler yararlıdır.
POSTOPERATİF AĞRI
Fizyopatolojik faktörler : Genellikle biyolojik
olarak yararlı değildir. Periferik nosiseptif mekanizma İyi tanımlanır : (cerrahi)
doku hasarı Periferik sinir iletimi (A-delta ve C) Akut ağrının farklı bir tipidir.
Stress cevap zarar vericidir. Ölüm korkusu, sakat kalmak, kontrol kaybı Ekonomik ve
ailesel faktörler içerebilir Uyku bozukluğu yan etkileri artırır
Tedavi yöntemleri: Akut ağrı tedavi prensipleri
geçerlidir.
Postoperatif ağrı genellikle tanısal bir önem
göstermez, temel nedeni cerrahi travma sonucu oluşan doku hasarıdır. Bazı olgularda,
ensizyona veya kapanmayan yaraya bağlı olarak sinirsel, vasküler veya diğer dokulara
ait ek bir hasar oluşabilir. Böyle olgularda postoperatif ağrı tanısal önem
kazanır. Eğer ağrı geçirilirse, doktor visseral distansiyon (genellikle mesane),
kompartman sendromu, basınç nekrozu, enfeksiyon, iskemi veya sinir hasarının
varlığını belirlemek için diğer belirti ve bulgulara güvenmek zorunda kalır. Rutin
cerrahide değişik dokularda hasar oluşur. Cilt afferentleri aktive edilir, kas
afferentleri ensizyon veya traksiyonla aktive edilir ve inatçı (kalıcı) refleks spazm
nedeniyle kas ağrıları oluşur. Visserlerde distansiyon oluşabilir ve visseral
afferentler cerrahi (diatermi veya traksiyon) tarafından aktive edilebilir. Bu durumda,
postoperatif ağrı somatik ve visseral ağrının bir kombinasyonu olarak görülebilir.
Bu nedenle postoperatif devredeki ağrı tedavisi, her iki komponenti de etkileyen ve
ağrıya karşı cevabı artıran (anksiete veya depresyon) diğer nedenleri de tedavi
eden teknikleri içermelidir.
Akut ve postoperatif ağrı tedavisinde genel prensipler
şu şekilde sıralanabilir.
- Periferik antienflamatuar ilaç tedavisi
- Periferik ağrı reseptörlerinin blokajı (topikal)
- Periferik sinir blokları (lokal anestetiklerle)
- Spinal blok (lokal anestetik)
- Spinal analjezi (narkotik ve nonnarkotikler)
- Santral analjezi (yüksek merkezler)
- Bunların kombinasyonu.
Akut ağrının neden olduğu fizyolojik stress (sempatik
cevap : mücadele veya kaçma) biyolojik olarak yararlıdır. Ancak postoperatif devredeki
stress cevap tüm fizyolojik sistemlerde ters etkiler oluşturur. Postoperatif ağrının
geçirilmesinin cerrahinin hem mortalite hem de morbiditesini azaltığı ve cerrahiden
sonra daha erken iyileşmeyi sağladığı açıkca gösterilmiştir. Perioperatif
ağrının uygun tedavisi ile kronik ağrı sendromlarının gelişmesini önleyebilmek de
olasıdır. Postoperatif ağrı akut ağrıdan farklı psikolojik faktörler içerir.
Postoperatif devrede ; hastalar, akrabaları, cerrahlar ve hemşireler tarafından ağrı
beklenir. Son yıllarda ağrı mekanizması, fizyopatolojisi ve ağrı iletimindeki yeni
gelişmelerin yanında yeni analjezik ilaçlar ve komplike cihazların tedavi alanına
verilmiş olmasına karşın cerrahi girişim geçiren hastaların çoğunda hala, eski
alışkanlıklarda ya hiç ya da çok az değişiklik içeren tedavi yöntemleri
uygulanmaktadır. Yatan, orta veya şiddetli derece ağrısı olan hastaların çoğunda
yetersiz dozlarda opioid kullanıldığı bildirilmiştir. Eskiden ve bu gün postoperatif
ağrı tedavisinde en sık kullanılan yöntem intramusküler opioid uygulamasıdır.
Ağrı tedavisinde bu yöntemin yetersizliği çok önceden tanımlanmıştır. Hastanın
analjezik gereksinimindeki değişiklikler ya çok yüksek, daha sıklıkla da tedavi
değeri olmayan düşük dozların verilmesine neden olur. Opioidlerin kan seviyesindeki
dalgalanmalar, kan seviyesi yüksek ise yan etkiler veya sedasyona, kan seviyesi düşük
ise yetersiz analjeziye neden olur. Yetersiz analjezinin diğer bir nedeni de doz
tekrarındaki gecikmedir, hastanın ağrısı bir kez başladıktan sonra başlangıçtaki
etkinin tekrar sağlanması için gerekli dozun ayarlanması zordur.
TEDAVİ EDİLMEYEN AKUT AĞRININ OLUMSUZ
ETKİLERİ
Akut ağrının fizyopatolojisi ; nöroendokrin,
solunum ve renal fonksiyonda, gastrointestinal aktivitede, dolaşım ve otonom sinir
sistemi aktivitesinde değişiklikleri içerir. Tedavi edilmeyen ciddi postoperatif ağrı
: Solunum hareketini azaltır, öksürük ve balgam çıkarmaya engel olarak atalektazi ve
postoperatif pulmoner komplikasyonlara neden olabilir. Ağrı nedeniyle mobilitenin
azalması, erken mobilizasyonu zorlaştırır ve tromboembolik komplikasyon riskini
artırır. Ciddi ağrı sempatik stimülasyon sonucu katekolamin salınımını artırır
ve bunun sonucu sistemik vasküler direnç, kalp işi ve miyokardın oksijen tüketimi
artar. Bu durum özellikle koroner arter hastalarında zararlıdır. Ağrının yetersiz
tedavisi aritmiler, hipertansiyon ve miyokard iskemisine neden olabilir. Postoperatif
devrede miyokard enfarktüsü riski erken dönemde geç devreye göre çok daha
yüksektir. Artan sempatik aktivite alt ekstremitelerde kan akımını azaltarak derin ven
trombozu riskini artırır. Gastrointestinal motilitenin azalması ve splanknik
dolaşımın azalması ağrıya bağlı katekolamin salınımının neden olduğu zararlı
etkileri artırır.
POSTOPERATİF AĞRININ PSİKOLOJİK
YÖNÜ
Tüm majör cerrahi girişimlerde başlangıçta hastalarda
ölüm korkusu söz konusudur. Daha sonra bu korku yerini anksiete ve postoperatif ağrı
korkusuna terk eder. Postoperatif ağrı ile anksiete arasında lineer bir ilişki olduğu
gösterilmiştir. Anksietenin artması ve korku, ağrı seviyesinin ve analjezik
gereksiniminin artmasına neden olur. Psikolojik faktörler, postoperatif ağrı
cevabını (korku, anksiete, kontrol kaybı hissi, izole edilme ve normal sosyal hayattan
uzaklaşma korkusu, ağrıya karşı öğrenilmiş ailesel veya kültürel cevaplar,
kişisel deneyimler) artırır veya azaltabilir. Ağrının ifade edilme şeklinde büyük
değişiklikler vardır. Bazı hastalar yüksek toleransları nedeniyle çok az veya hiç
ağrı duymayabilirler.
POSTOPERATİF AĞRININ ÖNLENMESİ
(PREEMPTİF ANALJEZİ)
Postoperatif ağrının önlenmesi cerrahi öncesi başlar,
cerrahi süresince ve postoperatif devrede devam eder. Erken postoperatif devrede tatmin
edici bir analjezi premedikasyonda opioid uygulanması ile elde edilebilir. Kas ve eklem
gibi derin dokulardan C lifleri ile gelen afferent stimülasyon omurilikte refleks
eksitabiliteye neden olur. Bu hipereksitabilite bir kez oluştuktan sonra suprese edilmesi
için yüksek dozlarda opioid uygulanması gerekir. Ancak, proflaktik olarak uygulanan
düşük dozda opioid bu santral hipereksitabiliteyi tamamen ortadan kaldırır. Cerrahi
sırasında ağrılı impulslar tarafından tetiklenen omurilik aktivitesindeki artış
teorik olarak genel anestezi ile kombine edilen rejyonal bloklarla önlenebilir ve
opioidlerle değiştirilebilir. Premedikasyonda opioid ve rejyonal blok uygulanmayan pür
genel anestezi alan hastalarda postoperatif analjezi ortalama 2 saatten daha kısa
sürerken opioid premedikasyonunda bu süre 5, rejyonal blokla 8, her ikisinin birarada
uygulanması halinde ise 9 saate uzar. Postoperatif ağrıda potent bir faktör olarak
yumuşak doku travması ve enflamasyonun rolü giderek iyi tanımlanmıştır. Nonsteroid
antienflamatuar ilaçların prostoglandinlerin salınımını inhibe ettiği, böylece
ağrı reseptörünün uyarılmasını önlediği ve ağrı eşiğini yükseltiği
bilinir. Prostoglandinler cerrahi öncesi ağrısı olan hastalarda olduğu gibi bazen
doku travmasından önce salınmış ve hiperaljezik etkileri devam ediyor olabilir. Bu
nedenle cerrahi travma öncesi, enflamatuar mediatörler salınmadan önce proflaktik
olarak uygulanır. Bu amaçla ; preoperatif uygulanan indometasin, meclofenamate ve
diclofenac cerrahiyi takiben oluşan değişik tipteki postoperatif ağrıyı azaltıcı
etki gösterir. Ağrının önlenmesinde psikolojik yöntemlere de başvurulabilir.
Postoperatif ağrı, opioid uygulanımı ve hospitalizasyon süresi üzerinde preoperatif
bir visitin çok önemli etkileri vardır. Postoperatif ağrı deneyiminde anksieteyi
azaltıcı uygulamaların proflaktik etkisi vardır. Hastanın iyi hazırlanması, derin
solunum ve gevşeme teknikleri gibi psikolojik yöntemler anksiete ve analjezik
gereksinimini azaltır. Akut ağrının etkin tedavisi kronik ağrı sendromlarının
gelişmesini önler. Bazı inatçı (kalıcı) postoperatif sendromların tedavisi
özellikle zordur, bu nedenle proflaktik teknikler majör klinik uygulamalardır.
Örneğin herpes zosterin akut fazında uygulanan sempatik bloklar postherpetik nöralji
riskini azaltır. Amputasyonu takiben gelişen «fhantom limb» ağrısı (persistant
postamputasyon ağrısı) cerrahi öncesi uygulanan rejyonal bloklarla çok kısa sürede
(ortalama 3 gün) ortadan kalkarken, klasik yöntemlerle 6 ay - 1 yıl arasında
sürebilir.
ÇOCUKLARDA POSTOPERATİF AĞRI
Postoperatif ağrının çocuklarda da erişkinlerdeki gibi
etkin bir şekilde tedavi edilmediği görülmektedir. Yine erişkinlerde olduğu gibi,
çocuklarda da sabit bir dozdaki opiod rutin olarak intramusküler yolla verilir ve bu da
yetersiz analjezinin temel nedenidir. Daha önceleri yanlış bir inançla küçük
çocukların ağrı hissetmediğine veya hissetseler bile hatırlamadıklarına
inanılırdı. Bu, yetersiz postoperatif ağrı tedavisine neden olan bir faktördü.
Diğer yardımcı faktörler : özellikle küçük çocuklar ve infantlarda ağrının
belirtilmesindeki zorluk, opioidlerin yan etkileri hakkında aşırı endişe ve bir çok
yeni ilacın çocuklar için uygun (rektal, oral, transdermal, nazal, transmukozal)
formüllerinin olmamasıdır. Tedavi edilmeyen ağrının olumsuz etkileri çocuklarda da
aynı erişkinde görülenlere benzer. Bunlara ek olarak, aileden ayrılma ve hastaneye
yatırılmak çocuklarda psikolojik sıkıntıya neden olur. Bu duruma bir de tedavi
edilmeyen ağrı eklenirse, çocuk psikolojik olarak perişan olabilir. Bu nedenle
çocuklarda, yeterli, uygun preoperatif hazırlık, dikkatli ve etkin postoperatif
analjezi uygulaması çok önemlidir. Ağrının değerlendirilmesi Eskiden yenidoğanın
ne ağrıyı algıladığı ne de hatırlamadığı kabul edilirdi. Bazıları
yenidoğanda ağrının iyi olduğunu bile düşünmüş ve bunun akciğerleri ekspanse
etmeye yardım edeceğini savunmuştur. Ancak, bu inanış artık değişmiş, son
yıllarda küçük çocuklarda ağrının algılanması ve davranışlara olan etkileri
hakkında bir çok yayın bildirilmiştir. Deneysel ve klinik çalışmalar
yenidoğanların intakt bir ağrı iletim sistemine (nosiseptif sisteme) sahip olduğu ve
cerrahi travmaya karşı fizyolojik stress cevabının erişkinlerde görülene benzer
olduğu gösterilmiştir. Yenidoğanda yeterli ağrı tedavisi için iki engel vardır : 1
) Ağrının değerlendirilmesindeki zorluk. 2 ) Ağrının geçirilmesini sağlayan
güvenilir yöntemlerin olmaması. Çocuğun yaşı küçüldükce ağrının
değerlendirilmesi daha da zorlaşır. Konuşamayan küçük çocuklarda ağrının
değerlendirilmesi majör bir sorundur. Bu çocuklarda değişik ağlama şekilleri, yüz
ifadeleri ve davranış değişikliklerine yönelik çalışmalar yapılmış, ancak
başarılı olmamıştır. Konuşamayan çocuklarda ağrının değerlendirilmesinde en
sık kullanılan teknik sezgi ve klinik deneyimdir. Bu ise tümüyle subjektif ve
yetersizdir. Okul öncesi çocuklarda bazı skorlama sistemleri kullanılabilir. Ancak bu
uygulamada cevabın ağrıya mı ?, açlığa mı ? yoksa anksieteye mi ? bağlı
olduğunu tesbit etmek zordur. Okul çağındaki çocuklarda ve adölesanlarda visüel
analog skala (VAS) uygulanabilir.
Çocuklarda postoperatif ağrının tedavisi
Yenidoğan ve infantlarda (1 - 12 ay), postoperatif
analjezi alanında genelde yeterli miktarda çalışma henüz yoktur. Bu hastalarda ağrı
tedavisi için güvenilir yöntemler de yoktur. Bu yaş grubunda opioidlerden
kaçınılır, çünkü ; büyük çocuklarla karşılaştırıldığında, yenidoğan ve
infantta (yüksek plazma seviyesi ve uzun süren metabolizması nedeniyle) respiratuar
komplikasyon riski çok daha yüksektir. Genellikle asetaminofen ve kodein kullanılır.
Morfin veya meperidin düşük dozlarda kullanılabilir ancak, infantın respiratuar
depresyon ve apneye karşı monitörize edilmesi şarttır. Prematüre infantlarda sorun
çok daha komplekstir. Bu grupta postanestetik apne insidansı % 12 - 40 arasındadır ve
normal yenidoğanlara göre çok daha büyük risk içerirler. Açıkcası,
prematürelerde ağrı tedavisi için opioid kullanıldığında risk daha büyüktür.
Prematüre infantların postoperatif devrede, ağrı tedavisine veya ağrının tedavi
edilip edilmeyeceğine bile önem verilmeksizin çok iyi organize edilmiş olan yoğun
bakım ünitelerinde gözlenmesi gerekir. Daha büyük çocuklarda, yaşı ile orantılı
olarak, giderek artan oranda rejyonal blok teknikleri kullanılabilir. Son çalışmalar,
infantlar ve çocuklarda, intraoperatif ve postoperatif ağrı tedavisinde rejyonal
tekniklerin giderek kabul gördüğünü göstermektedir. Bu teknikler iyi bir
perioperatif anesteziye ek olarak mükemmel bir postoperatif analjezi oluşturur. Morfin
ve diğer opioidler veya lokal anestetiklerin kaudal kanala yerleştirilen bir katater
yoluyla uygulanması uzun süreli postoperatif analjezi oluşturur.
POSTOPERATİF AĞRI TEDAVİSİ
Opioid analjezik ilaçlar
Opioid analjezik ilaçlar ağrı tedavisinde hala primer
ilaçlardır. bu ajanlarla ilgili son çalışmalar iki yönde toplanmıştır : 1 )
Opioid reseptörleri hakkındaki bilginin artması ile ilgili olarak yeni ilaçların
geliştirilmesi. 2 ) Eski ilaçların farmakokinetik ve farmakodinamikleri hakkındaki
bilgilerin artması ile ilgili olarak yeni ilaç uygulama sistemlerinin geliştirilmesi.
Bir çok yeni opioid çok daha potent olmasına karşın henüz uygulama alanına
girememiştir. Bunun nedeni analjezi ve solunum depresyonu arasındaki sınırın henüz
gösterilememiş olmasıdır. Son yıllarda, alfentanil ve sufentanil gibi yeni
agonistler, naltrekson, nalmefen gibi yeni antagonistler ve nalbufin, buprenorfin,
butorfenol, meptazinol, dezosin gibi agonist - antagonist ilaçlar uygulama alanına
girmiştir.
Pür agonist opioidler ; alfentanil ve sufentanil mü
reseptörünü etkiler, analjezik etkileri kuvvetli ve doza bağlıdır. Her iki opioid
de, yüksek lipofiliktir, etkileri çabuk başlar ve hızla elimine olur ve bu nedenle
enfüzyon yoluyla kullanmak için uygun olan ilaçlardır. Ancak bu ajanlar postoperatif
ağrı tedavisi için intravenöz yolla fazla kullanılmazlar. Bunun tersine, yüksek
lipid eriyebilirliği ve yüksek reseptör afinitesi kombinasyonu bu ilaçları özellikle
epidural uygulama için cazip kılar. Her iki ilaç, postoperatif ağrı tedavisinde tek
başına veya lokal anestetikle kombine edilerek epidural yolla kullanılır.
Agonist - antagonist opioidler heterojen bir gruptur ve
pür antagonistlerden önemli farklılık gösterirler. Bu ilaçlar mü reseptörlerini
etkileyerek analjezi oluşturanlar ve kappa reseptörlerini etkileyenler olarak
ayrılabilir. Mü reseptörünü etkileyen parsiyel agonistler (buprenorfin, meptazinol ve
dezosin) morfin reseptörlerinde yüksek afinite, ancak düşük etkiye sahiptir. Bunlar,
reseptörlere kuvvetli bağlanmaları nedeniyle morfin benzeri pür agonistleri yerinden
ederek antagonist gibi etki gösterirler. Kappa agonist - antagonistleri de (pentazosin,
nalbusin, nalbufin, butorfenol) mü reseptörlerinde kompetetif antagonist etki gösterir.
Ancak analjezik etkilerini kappa reseptörlerinde gösterirler.
Bu ilaçlar değişik oranlarda agonist ve antagonist
etkiye sahiptir. Bunlar, postoperatif ağrı ve travma, yanıklar, doğum ve renal kolikle
birlikte olan ağrının tedavisinde kullanılır. Uygulama yolları ; oral, sublingual,
nazal, intramusküler, intravenöz, PCA ve epiduraldir. Agonist - antagonist ilaçlar
balans anestezi tekniğinin bir parçası olarak başarı ile kullanılır ancak,
fentanille karşılaştırıldıklarında analjezik etkileri düşüktür. Pentazosin,
butorfenol, nalbufin ve dezosin volatil anestetiklerin alveoler konsantrasyonlarını
düşürmekte sınırlı bir etkiye sahiptir. Ancak, nalbufinle postoperatif solunum
depresyonu fentanile göre çok daha azdır. Pulmoner fonksiyonu bozuk olan hastalarda bu
ajan daha üstündür.Agonist - antagonist ilaçların en göze çarpan etkisi aşırı
sedasyondur.
Püre angonistlerde, dozun artırılması genellikle
analjezik etkinin ve solunum depresyonunun artmasına neden olur. Agonist - antagonist
opioidlerle etkinliğin ölçülmesi zordur, bu ilaçlarla doz cevap ilişkisi lineer
değildir. İlacın düşük konsantrasyonunda agonist etki öne çıkarken, yüksek
konsantrasyonda antagonist etki öne çıkar. Bu nedenle ilaç yüksek dozlarda düşük
etki gösterir.
Bu ilaçların solunum depresyonu riskini azalttığı
hakkında bir çok yayın vardır. Solunum üzerinde, nalbufin, buprenorfin, dezosin ve
meptazinol için bir tavan etki (ceiling effect) gösterilmiştir. Opioidin dozunun
artırılması belirli bir noktadan sonra (solunum depresyonunun bir platoya eriştiğine
inanılır) solunum depresyonunu artırmaz. Bazı agonist - antagonist opioidler solunum
depresyonu için bir tavan etki nedeniyle daha güvenle olabilir, ancak bu tavan
analjeziyi de etkiler. Genelde, bu ilaçların iyi bir yan etki profili vardır ; ciddi
solunum depresyonu nadirdir, bulantı, kabızlık ve idrar retansiyonu morfine göre çok
daha azdır. Ancak yine de bu ilaçlarla da ciddi solunum depresyonu bildiren yayınlar
söz konusudur.
Agonist - antagonist ilaçlar arasında en fazla
kullanılanı buprenorfindir, morfinden 25 - 50 kez daha güçlüdür. İntramusküler
uygulamadan sonra 5 - 6 saatlik bir etki süresine sahiptir. Sublingual yolla mükemmel
absorbe edilir, daha çok postoperatif ağrı ve kanser ağrılarının tedavisinde
kullanılır. Hayvanlarda, solunum depresyonu için bir tavan etki gösterilmiş olmasına
karşın, klinik dozlarla önemli derecede solunum depresyonu oluşabilir. Buprenorfinle
gelişen solunum depresyonu naloksanla geri döndürülemez. bu ilaçla oluşan solunum
depresyonunda solunum stimülanı doksapram daha etkindir.
Agonist - antagonist ilaçların antagonist etkileri
rölatif olarak daha güçlü olabilir. Klinikte, mü agonist opioidlerle oluşan solunum
depresyonunu geri çevirmek için nalbufin ve buprenorfin kullanılır. Bu ilaçların
dikkati çeken yan etkisi sedasyondur ve eşit analjezik dozda morfinle oluşandan çok
daha fazladır.
Nonsteroid antienflamatuar ilaçlar
Bu gruptaki ajanların çoğu oral, rektal veya parenteral
uygulamaya uygundur. Bir çok parenteral nonsteroid antienflamatuar ilaç postoperatif
ağrı tedavisinde kullanılmıştır. Bunlar içinde : lisin asetilsalisilat,
indometasin, indoprofen, diklofenak, suprofen ve ketorolak sayılabilir. Ciddi
postoperatif ağrıda intramusküler uygulanan ketorolak etkilidir. Analjezik etkisi
morfinle karşılaştırılabilir. Yan etkileri orta derecededir, platelet fonksiyonunu
inhibe eder ve gastrointestinal irritasyona neden olur. Son yayınlarda bu ajanın uzun
süreli kullanımının akut böbrek yetmezliğine neden olabileceği bildirilmiştir. Bu
ajan dışındakilerin erken postoperatif ağrı tedavisinde genellikle yeri yoktur.
Cerrahi öncesi, premedikasyonda parenteral yolla (rektal vb.) uygulanmaları çok daha
yararlıdır. Ancak geç dönemde şiddetli olmayan ağrılarda oral veya intramusküler
olarak kullanılabilirler.
Uygulama yolları
İntramusküler (İM) uygulama : Postoperatif ağrı
geleneksel olarak opioidlerin intermitant İM. enjeksiyonu ile tedavi edilir ve sıklıkla
standart bir doz uygulanır. Bu standart uygulama gereksinimi karşılamaktan uzaktır ve
kötü bir sonuç alınmasına neden olur. Çünkü ; ağrının niteliği ve analjezik
gereksinimi ; cerrahinin tipine, cerrahi ensizyonun yerine ve kişiler arasındaki
farmakokinetik farklılığa bağlıdır. Ağrının derecesinin yetersiz tanımlanması,
solunum depresyonundan korkulması, düzensiz uygulama, serum seviyesinde dalgalanma
yetersiz analjeziye yol açar. İntramusküler uygulama ağrılıdır ve hemşireye
bağımlıdır. Bu dezavantajlarına karşın, postoperatif ağrı tedavisinde opioidlerin
intermitant intramusküler uygulaması hala en çok kullanılan yöntemdir. Klasik
intermitant İM opioid uygulaması ciddi bir hemşire bakımı ile gereksinmeye
bağlanabilir ve hasta kontrollü analjezi (PCA) kadar etkili olabilir. Dozlar : Morfin :
0,1 - 0,2 mg / kg, etkisi 3 - 4 saat. Meperidin : 1 - 2 mg / kg, etkisi 2 - 4 saat.
Pentazosin : 0,2 - 0,6 mg / kg.
İntravenöz (İV) uygulama : Erken postoperatif
devrede çabuk bir analjezi oluşturulmak istenirse, opioidler sıklıkla küçük bolüs
dozlarda İV olarak verilir. Analjeziklerin intravenöz uygulaması ile maksimum
konsantrasyona, oral veya İM uygulamadan çok daha önce ulaşılır. Çünkü, bu
uygulamada absorbsiyon işlemi elimine edilmiştir. Esas avantajı çabuk etki
başlangıcı ve ağrının süratle giderilmesidir. Ancak, intermitant enjeksiyonlar
plazma konsantrasyonunda büyük dalgalanmalar oluşturur. Plazma seviyesinin hızla
düşmesi ile analjezik etki kısa sürebilir. Bu nedenle kontinü İV enfüzyon
kullanılır. Çabuk etkili lipofilik opioidler (fentanil, alfentanil ve sufentanil)
opioidlerin bu yolla uygulanmasında morfine tercih edilir. Bu uygulamada her zaman,
solunum depresyonu riski ve arteriyel desatürasyonla birlikte apne peryotları olduğu
bildirilmiştir. Bu nedenle kontinü İV opioid uygulaması yalnızca yakın bir gözlemin
sağlanabildiği yerlerde yapılmalıdır. Bu teknik, ek olarak gereksinilen bolüs
dozlarla geliştirilmiş ve bu gün iyi bilinen hasta kontrollü analjezi (PCA)
oluşturulmuştur. Etkin bir analjezi oluşturmak ve yan etkilerden kaçınmak için,
opioidlerin plazma konsantrasyonu minimum effektif analjezik konsantrasyona (MEAC)
olabildiğince yakın tutulmalıdır. Bu uygulama ile minimum effektif analjezik
konsantrasyona çabuk ulaşıldığı gibi bu seviyenin uzun süre devam ettirilebilmesi
de mümkündür. Titre edilen bir yükleme dozunu takiben idame enfüzyon tarafından
oluşturulan analjezi, minimum effektif analjezik konsantrasyon sürdürüldüğü sürece
devam eder. Ancak, analjezik cevapta kişisel farklılıklar nedeniyle dozaj
düzenlemeleri gerekli olabilir. Minimum effektif analjezik konsantrasyondaki
değişiklikler, endojen opioidlerin yapımı ve elimininasyonundaki kişisel
farklılıklar ile reseptör cevabındaki kişisel farklılıklara bağlı olabilir. En
sık kullanılan bazı opioidler için minimum effektif analjezik konsantrasyonlar
aşağıda belirtilmiştir. Opioid MEAC (plazma. ng / ml) Morfin 16 Fentanil 1 Meperidin
455 Alfentanil 10 Önerilen yükleme dozları ; Morfin için 5 - 15 mg. Meperidin için 50
- 150 mg. Fentanil için 50 - 150 mg. İdame dozları ise ; Morfin için 1 - 6 mg / saat,
Meperidin için 15 - 60 mg / saat, Fentanil için 30 - 130 mg / saat. Aşırı doz riski,
analjezik cevabın ve solunum fonksiyonun dikkatli değerlendirilmesi ile önlenmelidir.
Enfüzyon cihazı güvenilir olmalı ve personel yetersiz ve aşırı kan seviyelerine ait
erken belirti ve bulguları tanıyacak şekilde eğitilmiş olmalıdır.
Hasta kontrollü analjezi (PCA) : Değişik
opioidlerin minimum effektif analjezik konsantrasyonları bilinmesine karşın, hastalar
arasında plazma konsantrasyonu zaman içinde önemli değişiklikler gösterir. Bir çok
farmakokinetik faktör ilaçlara karşı cevapta değişiklik oluşturabilir. Bu
faktörler : ilacın dozu, yaş, vücut ağırlığı, hastalık derecesi (renal, hepatik,
kardiyak) ve genetik yapıdır. Klinik etkide ilaç dozunun belirlenmesi bu nedenle
özellikle önemlidir.
Hasta kontrollü analjezi yirmi yıl önce tanıtılmış
olmasına karşın bu yönteme ait cihazlar ve mikroişlemciler ancak son yıllarda
geliştirilebilmiştir. İntratekal ve epidural opioidlerin yanısıra bu teknik,
postoperatif ağrı tedavisindeki en önemli ve en son gelişmeyi içerir. Opioid
uygulamasındaki diğer yöntemlerin tersine, hasta kontrollü analjezide, hasta yeterli
analjeziyi sürdürmek için gerekli olan dozu kendisi belirler. Optimum plazma
konsantrasyonu, hastanın subjektif gereksinimini tatmin ederken ağrıyı geçirmek için
aşırı doz kullanımını önler, ancak beraberinde yan etkiler görülebilir. Başarı
için her hastanın ayrı ayrı değerlendirilmesinin önemi büyüktür. Hasta kontrollü
analjezi cihazları, bir düğmeye basmakla tetiklenen bir mikro işlemci kontrolündeki
pompadan oluşur. Pompadaki bir zaman ayarlayıcı, önceden belirlenen bir süre (lockout
interval) geçmeden ek bir bolus uygulamayı önler. Bir çok araştırıcı, hastaların
kendi kendilerine uyguladıkları opioidlerin etkin dozda titre edildiğini ve yeterli bir
analjezi oluşturduğunu bildirmiş, bu uygulamada total doz gereksiniminin İM uygulamaya
göre çok daha az olduğunu göstermişlerdir.
Hasta kontrollü analjezi cihazları bir çok tip ve
değişiklikler gösterir. İlk yapılan cihazlar gereksinme durumunda bir bolus doz
uygularken, geliştirilen yeni cihazlar kontinü düşük doz enfüzyon + bolus doz
uygulayabilir. Bu uygulamanın yalnız bolüs doz uygulamasına üstün olduğu
gösterilmiştir. Hasta kontrollü analjezinin klasik İM ve İV uygulamaya göre çok
daha iyi bir analjezi kalitesi sağladığı açıktır. Bu yöntemde ilacın seçimi daha
az önemli gibi görünür. Optimal bir analjezi oluşturmak için (hastaların analjezik
gereksinimlerindeki önemli farmakodinamik farklılıklar nedeniyle) bolus doz ve lockout
intervali sık sık değiştirilebilir. Bu şekilde tüm opioidlerle optimal bir analjezi
elde edilebilir. Tedavi öncesi cihaz ve kullanımı hakkında hasta ve hemşireye temel
bilgiler verilmelidir. Hasta kontrollü analjezi, doğum ağrısının giderilmesinde,
miyokard infarktüsünün neden olduğu akut ağrıda ve klinik araştırmalarda da
kullanılabilir. Hasta kontrollü analjezinin önemli bir avantajı, ağrının
algılanması ve analjezik uygulanması arasındaki geçikmeyi azaltabilmesidir.
Gereksinme tekniği ; İM PCA, sublingual PCA, subkütan PCA, epidural PCA olarak diğer
opioid uygulama yolları için kullanılmıştır. PCA, analjezik ve analjezi
tekniklerinin araştırılmasında, analjezik gereksinimin objektif bir indeksini vermesi
nedeniyle yararlı bir yöntemdir.
Hasta kontrollü analjezi (PCA) hastalar tarafından
büyük ölçüde kabul görür. Yan etkilerin riskini artırmaz. Bu kısmen yüksek dozun
yol açtığı sedasyon nedeniyledir, sedasyon tipik olarak solunum depresyonundan önce
gelişir. Sedatize hasta kendi kendine ek doz uygulayamaz. Ancak, kullanan ve cihaz
hatasına bağlı olarak bir çok ciddi solunum depresyonu olgusu bildirilmiştir.
Cihazın bozulmasının masif over dozaj sonucu kardiak arrest ve ölüme neden olduğu da
gösterilmiştir. Önemli bir nokta da, cihazın ziyaretçiler tarafından veya kasıtla
aktive edilmesi sonucu gelişen ölüm veya öldürme olaylarıdır. Bu yöntemde esas
olan cihazın hasta dışında hiç kimse tarafından kullanılmaması gerektiğidir. Bu,
preoperatif devrede hastaya mutlaka öğretilmelidir. PCA, yaşlılarda, yüksek riskli
hastalarda ve hipovolemisi olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır. Çocuklarda ve
psikiatrik hastalarda uygun dozun kendi kendilerine yapılması zor olabilir.
Oral yol : Erken postoperatif devrede opioidlerin bu
yolla verilmesi uygun değildir. Bunun nedeni ; gastrik boşalmadaki gecikme ve ince
barsaklarda emilimin olmamasıdır. Oral opioidler ilk olarak karaciğerden geçerken
metabolize edildiği için biyoyararlanımları düşüktür. Yine de, bu ilaçlar
poliklinik cerrahisinden sonra ve gastrointestinal fonksiyon geri döndükten sonra ağrı
tedavisinde yararlı olabilir.
Oral yolla alınan, yavaş salınan (slow release) morfinin
İM morfinden daha yüksek kan konsantrasyonuna ulaştığına inanılır, uygulamasının
kolaylığı bir avantaj olarak görülür. Morfin tabletleri İM uygulama kadar tatmin
edici bir analjezi oluşturur. Yan etkiler benzerdir. Ancak, etkin bir analjezi için oral
morfin dozu İM dozun yaklaşık iki katı olmalıdır (çünkü absorbsiyondan sonra ilk
metabolizasyon sonucu etkinliği azalır). Ancak, duyarlı hastalarda oral morfin
tabletleri ile solunum depresyonu ve ölüm görülebilir. Doz : 30 mg tb, 2 x 1 / gün
Oral transmukozal yol : Bu yöntemde fentanilin
uygun dozları ile hazırlanan lolipop, kesme şeker vb. uygulanır. Erişkinlerde, oral
transmukozal fentanilin doza bağlı olarak analjezi ve sedasyonda artma oluşturduğu
gösterilmiştir. Fentanil lolipopları çocukların premedikasyonunda da başarıyla
kullanılabilir. Bu amaçla 15 - 20 mg / kg arasındaki dozlar tatmin edicidir. Ancak,
yüzde kaşıntı ve bulantı gibi yan etkilerin görülme sıklığı yüksektir. Yüksek
dozlarda, ciddi solunum depresyonu ve ileri derecede kaşıntı, bulantı ve kusma ortaya
çıkar. Bu uygulama çocuklar tarafından kolaylıkla kabul edilir. Ancak, premedikasyon
ve postoperatif ağrıdaki yerini kanıtlamak için ileri çalışmalar gereklidir.
Sublingual yol : Buprenorfin (doz 0,03 - 0,06 mg /
kg) yüksek bir reseptör afinitesi olan ve ilaç reseptör kompleksinden yavaş ayrılan
bu nedenle, düşük plazma konsantrasyonunda uzun bir etkiye izin veren potent, sentetik
bir agonist - antagonist opioiddir. Sublingual buprenorfinin, İM morfin ve PCA yoluyla
uygulanan İV meperidin kadar etkin bir analjezi oluşturduğu bildirilmiştir. Buna
karşın daha fazla bulantı ve sedasyon oluşturmuş, ancak kolay uygulanımı nedeniyle
diğer yollara üstün olduğu ileri sürülmüştür. Tabletin kazara yutulması
toksisite oluşturmaz (karaciğerde metabolizasyonu sonucu) ve biyoyararlanımın
azalmasına neden olur. Majör dezavantajı rölatif olarak yüksek derecede sedasyon ve
bulantı oluşturmasıdır. Solunum depresyonu oluştuğunda, ciddi ve uzun sürebilir,
naloksanla geri çevrilemez.
Rektal yol : Postoperatif ağrı tedavisinde nadiren
kullanılır. Bu teknik İM enjeksiyonu istemeyen çocuklarda yararlıdır. İlacın
emilimi bulantı, kusma ve gastrik boşalmanın gecikmesinden etkilenmez. Oral uygulamaya
göre avantajı, portal sistem bypass yapıldığı için ilk geçiş etkisinin
(karaciğerde metabolize olma) olmamasıdır. Morfin ve diklofenak, ibufren, naproksen
gibi nonsteroid antienflamatuar ilaçlar postoperatif ağrı tedavisinde rektal yolla
başarı ile kullanılır. Hidrojel suppozituar şeklindeki morfin uzun süre düşmeyen
plazma konsantrasyonu oluşturur. Hidrojeller biyolojik olarak inert ve hidrofiliktir. Su
ile karşılaştıklarında kendi volümlerinin 2 - 3 katı su çekerek sertleşir ve
önceden bilinebilen miktarda ilaç salınımı oluşur. Oral nonsteroid antienflamatuar
analjezikler ; dispepsi, gastrik erozyon veya kanamaya neden olabilir. Bu ajanların
rektal formlarının kullanımı bu yan etkileri azaltabilir. Yine de, riskler tamamen
ortadan kalkmaz, gastrik irritasyon yalnızca lokal bir etki değildir, plazma
konsantrasyonu da önemli bir rol oynar.
Transdermal yol : Transdermal uygulama, ilaçların
yavaş emilmesine ve serum ilaç konsantrasyonunun uzun bir süre düşmeden kalmasına
izin verir. Genel bir kural olarak, eğer bir ilaç 10 mg / gün dozun altında tatmin
edici terapötik bir potansiyele sahipse ve ciltte irrite edici bir etkisi yoksa
transdermal uygulama için uygundur. Nitrogliserin, skopolamin, klonidin ve östradiol
gibi ilaçlar için transdermal uygulama sistemleri geliştirilmiştir. Fentanil için,
hız kontrollü transdermal ilaç uygulama sistemi geliştirilmiştir. Uygulandıktan 8
saat sonra sabit, değişmeyen kan konsantrasyonlarına ulaşılır. Konsantrasyon
sistemin çıkarılmasından sonra, ciltte depolanan fentanilin emiliminin devam
etmesinden dolayı yavaş yavaş düşer. Bu teknikle hastaların çoğunda önemli bir
miktarda background analjezi (bir süre daha analjezi devam eder) oluşur. Tatmin edici
postoperatif analjezi için (üst karın cerrahisinde) 100 mg / saat fentanil
salınımının sürekli bir etki oluşturduğu gösterilmiştir. Avantajları ;
uygulanmasının kolay olması ve hastaların çoğunda analjezinin bir süre daha devam
etmesidir (background analjezi). Transdermal fentanil cerrahi altındaki hastalarda da
etkin bir analjezi gösterir. Dezavantajları ; İV bir yükleme dozu gerektirmesi ve
analjezi etkili olmadan önce ortalama 2 saat beklenmesidir. Serum fentanil
konsantrasyonunda kişiden kişiye değişen farklılıklar olduğu bildirilmiştir. Ancak
bu değişiklikler İV enfüzyonla beklenenden daha azdır. Diğer bir sorun ise dozun
ampirik seçilmesidir ki, bu aşırı veya yetersiz dozaj nedeni olabilir.
İntranazal yol : Nazal yol İM enjeksiyondan daha
az travmatik, rektal uygulamadan daha estetiktir ve özellikle büyük çocuklarca kabul
edilebilir. Butorfanol ve sufentanil intranazal olarak orta ve şiddetli ağrıda
uygulanır. Her iki ilaç bu yolla premedikasyonda da kullanılır. Son yıllarda,
ketamin, midazolam ve nitrogliserin anesteziyolojide bu yolla kullanılmışlardır.
İntranazal uygulamada sufentanil fentanile tercih edilir. Çünkü, yüksek
potansiyelinden dolayı çok daha küçük volüm gerektirir. Sufentanilin 10 - 20 mg
total doz veya 1,5 - 3 mg / kg dozlarda uygulanması ile çabuk başlayan, etkin bir
preoperatif sedasyon oluşduğu gösterilmiştir. Ancak, çocuklarda yüksek dozların
(4,5 mg / kg) intranazal uygulanması ile birlikte kusma, kompliansta önemli derece
azalma, kas rijiditesi ve konvülsiyon görülür. Sufentanil ve alfentanil gibi kısa
etkili opioidlerin intranazal uygulanımı, kapalı redüksiyon, diagnostik girişimler ve
postoperatif analjezi oluşturmak için önerilir.
POSTOPERATİF ANALJEZİDE REJYONAL
TEKNİKLER
Postoperatif ağrı tedavisinde parenteral opioidlerin
kullanılması ile birlikte, sedasyon, solunum depresyonu, bulantı ve kusma,
gastrointestinal fonksiyonun depresyonu gibi bir çok yan etkiler görülür. Opioidlerden
sakınılarak, rejyonal tekniklerle mükemmel bir analjezi elde edilebilir. Poliklinik
hastalarının minör cerrahi girişimlerinden sonra tek enjeksiyon teknikleri yararlı
olabilir. Yatan ve büyük cerrahi girişim geçiren hastalarda ise bir kateter yoluyla
devamlı teknikler tercih edilir.
Lokal anestetiklerle yara enfiltrasyonu
Ensizyon yerinde analjezi oluşturmanın en basit yöntemi
yaranın enfiltrasyonudur, ancak sıklıkla ihmal edilir. Abdominal cerrahi sonrası
postoperatif ağrının giderilmesi için yaranın bir kateter yardımı ile lokal
anestetikle perfüzyonu 40 yıl önce bildirilmiştir. Cerrahi yara kenarlarının uzun
etkili bir lokal anestetikle enfiltre edilmesi ve yara içine bir polietilen kateter
yerleştirilmesini takiben lokal anestetik enfüzyonu uygulanması etkin bir analjezi
oluşturur. Buradaki korku, yara içine uygulanan lokal anestetik enjeksiyonunun normal
iyileşmeyi etkileyebileceği korkusudur. Ancak, ağrının bu teknikle tedavi
edilmesinin, yara iyileşmesini geciktirdiğini veya enfeksiyona neden olduğunu
destekleyen hiç bir delil yoktur. Son bir çalışmada topikal anestetik olarak lidokain
aerosol kullanılan herni onarımlarında uzun süreli bir postoperatif analjezi
oluştuğu, yara iyileşmesinin bu uygulamadan etkilenmediği bildirilmiştir.
Tonsillektomi sonrası mukoza yüzeyine uygulanan topikal lokal anestetiklerle de etkin
bir postoperatif analjezi sağlanır. Yara enfiltrasyonu için tercih edilmesi gereken
lokal anestetik, vazokonstriktör içermeyen % 0,25 konsantrasyondaki bupivakaindir.
Epinefrin içeren lokal anestetiklerden kaçınmalıdır, bunlar teorik olarak yara
iyileşmesini geciktirebilir (kanlanmayı azaltarak).
Periferik sinir blokları
Bupivakain gibi uzun etkili bir lokal anestetikle yapılan
herhangi bir sinir bloku (brakial pleksus, siyatik, femoral) ile ortalama 12 saat süren
etkin bir analjezi elde edilebilir. Dirsek, el ve ayak bileği blokları uygulaması kolay
bloklardır. Herni onarımını takiben uygulanan ilioinguinal ve iliohipogastrik bloklar
ile üst karın cerrahisi ve torakotomiyi takiben uygulanan interkostal blok da aynı
derecede basit ve etkin bloklardır. Genelde, vücudun tüm bölgeleri için uygun bir
blok tipi vardır. Uzun süreli analjezi gerektiren hastalarda kateter uygulanarak blok
sürdürülebilir. Brakial pleksus, femoral sinir, lomber pleksus ve interkostal aralığa
kateter yerleştirilebilir.
İnterkostal blok
Üst karın cerrahisi ve torasik cerrahiden sonra oluşan
ağrıyı gidermek için en yaygın olarak kullanılan basit ve etkin bir bloktur. Tek doz
% 0,5 bupivakain ile ortalama 3 - 18 saat süren bir analjezi elde edilir. Torasik
epidural bloktan daha üstündür, uygulaması daha kolaydır ve epidural blokta oluşan
ve iyi bilinen hipotansiyon, motor zayıflık veya idrar retansiyonu gibi
komplikasyonları yoktur. Majör dezavantajı tekrarının gerekmesi ve pnömotoraks
riskidir. Ancak bu komplikasyon riski çok düşüktür. Üst karın cerrahisi ve göğüs
travmasını takiben bir kateter yolu ile kontinü interkostal analjezi başarı ile
uygulanabilir. Bu yolla tek doz uygulamanın dezavantajları ortadan kaldırılır.
Kateter yolu ile interkostal aralığa uygulanan lokal anestetik bir kaç segmenti bloke
eder. Bu teknik kosta kırıklarının oluşturduğu ağrının tedavisinde de
yararlıdır.
İnterplevral blok
İnterplevral blok, paryetal ve visseral plevra arasına
perkütan olarak yerleştirilen bir kateter yoluyla lokal anestetik uygulanması
tekniğidir. Bu yöntemde analjezi mekanizması tam açık değildir. lokal anestetik
solüsyonun interplevral aralıktan paryetal plevra içine diffüse olduğuna ve
interkostal kaslar içine girerek tek taraflı olarak multiple interkostal blok
oluşturduğuna inanılır. Kateter, interplevral boşluktaki negatif basıncın bir
enjektörde oluşturduğu direnç kaybı veya asılı damla yöntemi ile saptanmasını
takiben yerleştirilir. İnterplevral blok, üst karın cerrahisi, renal cerrahi, meme
cerrahisi ve torakotomiden sonra postoperatif ağrı tedavisinde uygulanabilir.
Bupivakainin (adrenalinli veya adrenalinsiz) % 0,5 - 0,25 konsantrasyonlarda ve 20 - 30 ml
volümde verilmesi ile ortalama 10 saat süren analjezi elde edilebilir. Bu teknikle
analjezi oluşmasına karşın cerrahiye izin veren bir anestezi oluşmaz. Plevral
boşluğu verilen lokal anestetik solüsyon frenik ve splanknik sinirleri de
etkileyebilir. İnterplevral blok ile pankreas kanseri ağrıları giderilebilir.
Bu teknikte cevapsız kalan bir çok soru vardır. Hangi
lokal anestetik en uygunudur ?. İlacın optimal konsantrasyonu ve volümü ne olmalıdır
?, Tüm lokal anestetikler interkostal aralıklara diffüze olurmu veya bazıları
diafragma yoluyla periton boşluğuna yayılabilir mi ?. Akciğer içine diffüzyon oluyor
mu ?, Perikard ve miyokarda diffüzyon var mı ?. Bu gün kabul edilen bir gerçek
interplevral blokun torakotomi sonrası oluşan ağrıda en az etkili olduğudur. Göğüs
tüpleri büyük miktarda lokal anestetiğin dışarı atılmasına neden olur.
Komplikasyonları ; pnömotoraks, kateterin intrapulmoner yerleştirilmesi, intratorasik
kanama ve kalıcı respiratuar sekeller, toksik reaksiyonlardır (somnolens, oryantasyon
bozukluğu ve konvülsiyonlar). Yüksek plazma seviyelerinde (5 mg / ml) santral sinir
sistemi toksisitesi oluşur. İnterplevral bloku takiben görülen tüm komplikasyonlar
tehlikelidir. Özetle ; İnterplevral blok, kolosistektomi, renal cerrahi, tek taraflı
meme cerrahisinden sonra postoperatif ağrı tedavisinde ve kosta kırıklarının
ağrısını gidermek için uygulanabilir. Bir çok ciddi komplikasyon oluşturabilir ve
henüz tam olarak bilinmeyen bir çok soru söz konusudur.
Epidural blok
Postoperatif ağrı tedavisinde uygun olan tüm teknikler
içinde hiçbirisi kontinü epidural blok kadar çok yönlü, vücudun tümünü
etkileyebilecek ölçüde değildir. Kontinü epidural blokla göğüsün üst kısmından
topuğu kadar analjezi oluşturulabilir. Bu yöntemle hem anestezi hem de postoperatif
devrede analjezi oluşturulabilir. Kateter yoluyla uygulanan epidural blokta, lokal
anestetik veya opioidlerle ya da bunların bir kombinasyonu ile mükemmel bir postoperatif
analjezi oluşturulur. Epidural blok; pulmoner fonksiyonu düzeltir, alt ekstremitede kan
akımını artırarak tromboembolik komplikasyonların insidansını azaltır, cerrahiye
nöroendokrin stres cevabı azaltır, miyokardın oksijen gereksinimini düşürür ve
intestinal motiliteyi artırır. Majör bir torasik veya intraabdominal cerrahi girişim
geçiren hastalar, ağrıları nedeniyle derin derin nefes almaktan ve öksürmekten
kaçındıkları için pulmoner komplikasyonlara eğilimlidirler. Ağrının epidural
blokla ortadan kaldırılması pulmoner fonksiyonun artması ve düzelmesini sağlar. Bu
avantajına karşın, torasik veya intraabdominal cerrahi girişimden sonra etkin bir
analjezi için kateterin orta torasik bölgede yerleştirilme zorunluluğu nedeniyle
epidural teknik geniş bir uygulama olanağı bulamamıştır. Bu, kateterin lomber
bölgeye yerleştirilmesinden çok daha doğrudur. Hastanın hipotansiyona karşı yakın
takibi gereklidir.
Kaudal blok
Kaudal analjezi çocuklarda ve göbek altındaki cerrahi
girişimlerde postoperatif analjezi için en sık kullanılan rejyonal blok tekniğidir.
Genellikle uygulaması kolaydır, güvenilir ve etkin blok oluşturur.
TRANSKUTANEAL ELEKTRİKSEL SİNİR
STİMÜLASYONU (TENS)
Bu teknik kronik ağrı tedavisinde iyi tanımlanmış olan
kapı kontrol teorisine dayanır. TENS, noninvazif, nontoksik, sürekli ve kullanımı
basit bir uygulamadır. Hiç bir yan etkisi yoktur. Postoperatif devrede opioid
gereksinimini, ileus insidansını azalttığı bildirilmiştir. Elle taşınabilen iki
elektrodu vardır. Elektrodlar plaka şeklindedir ve ağrılı bölge ortada kalacak
şekilde (paravertebral veya tetik noktalarda) iki taraflı olarak yerleştirilir. TENS
ile yüksek frekanslı (50 - 100 Hz), düşük şiddetli (10 - 20 amp), asimetrik ve
bifazik impulslar verilir. Etki mekanizması elektroakupunktur benzer ve kapı kontrol
teorisi ile açıklanır. Buna göre: TENS ile kalın liflerin sürekli uyarılması,
spinal kapıyı kapatırken endorfin salınımını artırarak presinaptik inhibisyonla
ağrıyı engeller. Bu açıklama kapı kontrol teorisine uyar. Gerçekten de kalın
liflerin elektriksel stimülasyon eşiği ince liflerden çok daha daha düşüktür,
kolay ve çabuk stimüle olur (örneğin, iskemik ağrılar ince C lifleri ile
taşındığı için elektroakupunktur ve TENS etkili olmaz.). Tek kontraendikasyonu kalp
pili olan hastalardır.
CRYOANALJEZİ
Periferik sinirlerin - 60 derecede sıvı nitrojenle
dondurulması işlemidir. Dondurma ikinci derecede bir aksonal lezyon oluşturur, sinirde
skar ve fonksiyon kaybı oluşmaksızın iyileşmeyi sağlar. Perkütan uygulama için
cihazlar geliştirilmiş olmasına karşın genellikle cerrah tarafından direkt görerek
uygulanır. En sıklıkla torakotomi sonrası ağrıyı gidermek için kullanılır.
Analjezi haftadan aylara kadar sürebilir. İstenmeyen uzun süreli postoperatif meme
başı anestezisi, cilt hasarı, göğüs duvarında kanama ve interkostal nevralji gibi
komplikasyonlar bildirilmiştir.
PSİKOLOJİK YÖNTEMLER
Biyofeedback, psikoterapi vb...
POSTOPERATİF AĞRI TEDAVİ SERVİSİ
ORGANİZASYONU
Postoperatif ağrı tedavisinin Algoloji bilim dalı
içinde kurulan özel bir ekip ve serviste yapılması gerekir. Son yıllarda ABD' de bu
tip servisler hizmete sokulmuştur. Bugün için akut ağrı da kronik ağrı kadar
çözülmesi gereken bir sorundur.
KAYNAKLAR
1. Collins J V. : Principles of Anesthesiology. Third
Edition, Lea & Febiger. Pennsylvania, 1993.
2. Raj P P. : Practical Management
|