Doç. Dr. Anış Arıboğan
Yoğun bakım ünitelerinde ısrarla üzerinde durulması
gereken bir konuda koagülopatilerdir. Günümüzde akut travma, şok ve özellikle
Gram(-) sepsis nedeniyle ile izlenen bu tür olgularda ortaya çıkan organ hasarlanması
ve kontrol edilemeyen kanamalarda koagülasyon sistemine ait patolojielrin önemli olduğu
bilinmektedir.
Burada hemostaz ve koagülasyon fizyolojisi gözden
geçirdikten sonra sepsisin koagülasyon üzerine etkisini Gram (-) sepsis modelinde
açıklamaya çalışacağız.
Bu başlık altında:
1.Hemostaz ve koagülasyon mekanizmaları:
a.Hemostaz tanımı
b.Trombosit fonksiyonları
c.Koagülasyon
d.İnhibitör sistemler
e.Fibrinolizis
2.Dissemine İntravasküler Koagülasyon (DIC)
3.Sepsis ve koagülopatiler konuları işlenecektir.
HEMOSTAZ VE KOAGÜLASYON MEKANİZMALARI
Hemostaz, kan kaybının önlenmesi ve kanamanın
durdurulması olarak tanımlanabilir.
Hemostazı sağlayan mekanizmalar:
1.Kan kaybının önlenmesi amacıyla:
-Damarların yapısal bütünlüğünün sağlanması
-Trombosit fonksiyonlarının yerine getirilmesi
2.Kanamanın durdurulması amacıyla:
-Damar yapılarda reaksiyonel değişikliklerin
(vazokonstüriksiyon gibi) oluşması
-Trombosit pıhtının meydana gelmesi
-Kanın koagülasyonu, olarak sıralanmaktadır.
TROMBOSİT FONKSİYONLARI
Bir kan hücresi olan trombositin primer görevi pıhtı
oluşturmaktır.Bu amaçla meydana gelen reaksiyonları 3 başlık altında
değerlendirilmektedir:
-Adezyon
-Salınım
-Agregasyon
Adezyon: Trombositlerin yaralı damar bölgesine
yığılması işlemidir. Trombositlerin endotel hücre yapısının bozulduğu durumlarda
subendotelyal kollajen doku veya endotel bazal membranı ile teması adezyon işlemini
başlatır. Bu işlem için ayni zamanda plazma proteini; Von Willebrand faktör ve
koagülasyon faktörü (FVIII) gereklidir. Glikoprotein Ib, trombosit
yüzeyindeki spesifik bir reseptördür ve Von Willebrand faktör’e bağlanır. Nitekim
Glikoprotein Ib yokluğu ile seyreden Bernard Soulier sendromunda ve Von Willebran faktör
eksikliği ile seyreden "Von Willebrand hastalığında" trombositlerin adezyon
fonksiyonu anormaldir.
Trombositlerin kollagen dokuya adezyonu ile alfa
granüllerinden "Salınım reaksiyonu" başlar. Bu sırada
trombositlerden başta Adenozin Difosfat (ADP) olmak üzere birçok protein (fibrinojen,
fibronektin, platelet factor-4, transforming growth factor-beta ve platelet-derived growth
factor) salınır. Burada ADP, diğer trombositleri de agregasyon oluşması için
stimüle ederek lezyon bölgesine çağıran faktördür.
Salınım işlemi sırasında önemli bir gelişme de
trombositlerde oluşan şekil değişiklikleri yani diskoid yapıdaki trombositlerin
sferoid şekil almasıdır.Bu işlem enerji gerektirmekte ve trombosit-kontraktil
proteinleri ile gerçekleşmektedir. Şekil değiştirme işleminin başlaması ve
regülasyonu prostaglandin oluşumuna,c-AMP ve Ca düzeyine bağlıdır. Yine bu işlem
sırasında trombositler serotonin, prostaglandinler gibi vazoaktif substuratların
salınımına devam ederler. Muhtemelen bu maddeler kanamaya karşı gelişen vasküler
yanıtların primer mediyatörleridir.
Trombosit fonksiyonlarında prostaglandinlerin de çok
önemli rolleri vardır. Nitekim trombositlerin salınım ve agregasyonunda bir yolda
tromboksan sentezi üzerinden gerçekleşmektedir. Araşidonik asid prostaglandinlerin
prekürsörüdür ve fosfolipaz enzimi tarafından endotel hücre membranından üretilir.
Siklooksijenaz enzimi varlığında araşidonik asid hızla endoperoksidazlara (PH2)
dönüşür. "Tromboksan sentetaz" enzimi varlığında endoperoksidler
öncelikle kısa ömürlü tromboksan A2’ye dönüşürler. Bu da hızla stabil ve
inaktif bir son ürün olan Tromboksan B2’ye dönüşmektedir. Tromboksan A2,
potent bir trombosit agregatör ve vazokonstürüktördür.Prostaglandin sentezinde bir
diğer son ürün Prostasiklin (PGI2) dir. Bu madde trombositte sentezlenmez, endotel
hücresinde prostasiklin sentetaz varlığında endoperoksitlerden sentezlenmektedir.
PGI2
de kuvvetli bir vazodilatatördür ve trombosit agregasyonunu inhibe etmektedir.
Tüm bu olayları takiben trombositlerin birarada
kaynaşması demek olan "Agregasyon" aşamasına gelinir. Trombosit
agregasyonunun olmadığı "trombastenia" hastalığında trombosit membran
glikoproteinleri olan Glikoprotein IIb ve IIIa’nın bulunmadığı
saptanmıştır. Buna göre trombosit agregasyon için özellikle GlIb ve IIIa yüzey
reseptörleri gerekmektedir. Hipoteze göre bu "fibrin-glikoproteinler"
trombositler arasında bağlantıyı sağlayarak trombosit-aktin kontraktil proteinlerini
aktive etmektedir. Agregasyon için bir diğer gerekli madde fibrinojendir.
Fibrin(ojen)-GlIb/ IIIa’ya bağlanarak trombositler arasında link oluşturmaktadır.
Trombosit reaksiyonları ile oluşan pıhtı
ZAYIF’tır.Bu fıhtının stabil hale gelebilmesi için fibrin şarttır ve fibrin
oluşumu için koagülasyon kaskadı gerekir.
KOAGÜLASYON FİZYOLOJİSİ
Koagülasyon kandaki birçok protein veya koagülasyon
faktörünün kimyasal reaksiyonu sonucu fibrin formasyonu ile sonuçlanan bir
mekanizmadır.
Bu reaksiyona katılan proteinler fonksiyonel olarak dört
grupta değerlendirilebilir:
1.Zimojenler (proenzimler): Bunlar inaktif
prekürsörlerdir (FaktörXIII, XII, XI, X, IX, VII, II ve prekallikrein).
2.Kofaktörler: Bunlar zimojen aktivasyonunu
arttıran maddelerdir (FVIII, V ve yüksek moleküllü kininojen).
3.Fibrinojen: Pıhtı oluşumu için gerekli son
ürünüdür.
4.İnhibitörler: Bunlar pıhtı yapımını
sınırlayan veya pıhtı yapıyı ortadan kaldıran maddelerdir (Plazmin,Protein C ve S,
Doku faktör yolu inhibitörü (TFPI, AntitrombinIII).
Zimojenlerden FXII,XI,X,IX,II ,prekallikrein ve FVII serin
proteaz yapıdadırlar.FXIII transpeptidazdır.Yine koagülasyon kaskadında birçok
reaksiyon divalant katyon (Ca++)gerektirmektedir. Bu reaksiyonların çoğu fosfolipid
yüzeylerde (Trombosit membranı veya trombosit faktör 3 (PF3) varlığında çok daha
hızlı meydana gelmektedir.Tüm koagülasyon faktörleri karaciğerde hepatositlerde
sentezlenmektedir. Yalnız FVIII yine karaciğerde endotel hücrelerinden
sentezlenmektedir. FII,VII,IX ve X sentezleri için de K vitamini gerekmektedir.
Koagülasyon reaksiyonları: Koagülasyon
mekanizması fibrin yapıda pıhtı formasyonu ile sonuçlanan bir dizi kompleks
basamağı içermektedir. Bu aşamalar:
1.İntrinsik yol (Intrinsic Pathway): Yavaş ve en önemli
basamaktır.
2.Ekstrinsik yol (Extrinsic Pathway): Hızlı ve erken
aktive olan basamaktır.
3.Ortak Yol (Commom Pathway): Fibrin yapımı için gerekli
son basamaktır. Burada koagülasyon reaksiyonlarının değerlendirilmesine bu kaskadın
son aşaması olan ve fibrin yapımı ile sonuçlanan ortak yolun analizi ile
başlanacaktır. Ortak yol’da fibrin oluşumu 3 BASAMAKTA GERÇEKLEŞİR:
1-Fibrin monomerlerinin oluşması: Fibrinojen disülfat
bağları ile birbirine bağlı üç polipeptid zincirden (alfa-beta-gama) oluşur.Trombin
(FIIa), alfa ve beta terminal uçlarındaki argenil glisin bağlarını hidrolize
uğratarak fibrinojeni fibrin monomerlerine ayırır ve dolaşıma fibrinopeptid A ve B
salınımına sebep olur.
2-Fibrin monomerlerinin polimerizasyonu: Elektronegatif
olarak güçlü fibrinopeptidlerin ayrılması ile geriye kalan fibrin monomerleri kolayca
hidrojen bağları ile birbirlerine bağlanarak polimerize olurlar.
3- Fibrin pıhtının stabilizasyonu: Oluşan fibrin
polimerleri kovalent disülfid bağları ile stabil kılınır. Bu aşama için FXIII
(fibrin stabilize edici faktör), trombin ve Ca++ gerekmektedir. Burada FXIII’nin
trombinin açığa çıkması ile aktive olduğunu belirtmekte yarar vardır.
Fibrin pıhtının oluşmasını sağlayan Trombin, FII
(Protrombin) ‘nin inaktif prekürsörlerinden kaynak almaktadır. Protrombinden trombin
oluşması için birçok proteolitik basamak gerekmektedir. Son basamak FX’un aktif hale
(FXa) dönüşmesidir. Ayrıca Ca++,FV ve fosfolipid yüzey de gerekmektedir. FXa ise
diğer serin proteazlardan sentezlenen aktif prekürsörlerle ortaya çıkmaktadır.
FXa’yı akif hale getiren iki anayol vardır:
1.Ekstrinsik Yol
2.İntrinsik Yol
Ekstrinsik Yol: Doku faktörü (TF) tarafından hızla
aktive olan bir yoldur. Doku faktör, bir lipoproteindir. Primer olarak endotel
hasarlanması ile salınmaktadır.Ayrıca trombositler ve monsit/makrofajlar tarafından
da sentezlenmektedir. Ca++ iyonunun varlığında TF hızla FVII’yi (FVIIa) aktive
etmektedir. TF/FVIIa komplekside hızla FX’nu aktive (FXa) etmektedir. Doku faktörü (TF) tarafından hızla
aktive olan bir yoldur. Doku faktör, bir lipoproteindir. Primer olarak endotel
hasarlanması ile salınmaktadır.Ayrıca trombositler ve monsit/makrofajlar tarafından
da sentezlenmektedir. Ca++ iyonunun varlığında TF hızla FVII’yi (FVIIa) aktive
etmektedir. TF/FVIIa komplekside hızla FX’nu aktive (FXa) etmektedir.
İntrinsik Yol: İntrinsik yolun başlangıcı son
derece komplekstir. FXII’nin aktivasyonu kanın yabancı bir yüzeyle teması ile
başlar. Bu yüzey invitro olarak bir cam,silikon veya plastik olabilir. İn vivo olarak
da kollajendir.
Aktive olan FXII, FXI’i aktif hale (FXIa) geçirir. Bu
basamak Ca++ iyonunun varlığından bağımsızdır. FXIa, Ca++,TF,FVII ve fosfolipid
yüzeyin varlığında FIX’u aktif hale (FIXa) getirir. FIXa, bir ko-faktör olan FVIII
varlığında FX’u aktif hale (FXa) getirir. Burada FVIII’in etkisinin trombin
varlığında zenginleştiğini belitmekte yarar vardır.
İntrinsik yolun başlangıcı olan FXII özellik
taşımaktadır.FXII herhangi bir proteolitik basamak gerekmeden kanın herhangi bir
yabancı yüzeyle teması ile aktive olmaktadır. Aktive olan FXII ayni zamanda birçok
reaksiyonun zayıf aktivatörüdür. Yani FXII, FXI’i aktive ederken ayni zamanda
prekallikrein ve plazminojeni de aktive etmektedir.Bilindiği gibi prekallikreinin
indüklenmesi ile kallikreinden kininojen ve son ürün olarak bradikinin, plazminojenin
indüklenmesi ile de plazmin oluşmaktadır.Bu reaksiyonlar daima feed-back mekanizması
ile birbirlerini etkilerler.Yani kallikrein, kininojen ve plazmin de ayni zamanda
FXII’yi aktive edebilme yeteneğindedirler.
İNHİBİTÖR MEKANİZMALAR
Organizmada fibrin oluşumunu sınırlayan veya oluşan
fibrini imha eden mekanizmalarda da mevcuttur. Bunlar:
1.Self inhibisyon: Prokoagülan maddeler daima aktive
ettikleri sistemi denetlerler.
2.Spesifik inhibitörler:
-Antitrombin III :Aktif serinproteazların en önemli
inaktivatörüdür . Primer etkisi FXa üzerinedir. Fakat trombin, FIXa, FXIa, FXIIa ve
kallikrein üzerine de inaktivasyon etkisi vardır.
-Heparin Co-Faktör II: Trombin (FIIa) aktivasyonunu inhibe
eder. Yukarıdaki iki inhibitör proteinin aktivasyonu da heparin ile zenginleşir.
-Protein C: FV ve FVII nin önemli inhibitörüdür. K
vitamini bağımlı bir proteindir. Aktivasyonu için trombinin endotel membran proteini
(trombomodulin) ile teması gerekmektedir.
-Protein S: Protein C aktivasyonu için
gereklidir.Trombosit membranındaki inhibisyon mekanizmasını aktive eder.
-Doku Faktör Yolu İnhibitörü (Tissue factor Pathway
Inhibitor=TFPI): Ekstrinsik yol inhibitörüdür. "FVII-FXa" etkileşimini
inhibe etmektedir.
-Plazmin :Oluşan fibrin yapının çözülmesini sağlar
.Bu işleme FİBRİNOLİZİS adı verilmektedir.
FİBRİNOLİZİS
Organizmada koagülasyonun regülasyonunda fibrinolizis son
derece önemli bir basamaktır ve oluşan fibrin pıhtının çözülmesi işlemidir. Bu
olay plazminojen-bağımsız ve plazminojen-bağımlı olmak üzere iki
şekilde gelişmektedir. Nötrofil proteaz, plazminojen-bağımsız yolun major
komponentidir. Bu yol ayni zamanda anjiogenesis, embriyojenik gelişim ve hücre
hareketinde de önemlidir. Plazmin-bağımlı Plazminojen aktivatör (PA)/Plazmin sistemi
fibrin çözülmesinde en fazla etkin olan olan sistemdir. Bu sistemdeki plazminojen
aktivatörleri; esas olarak plazma-plazminojen aktivatörü, ürokinaz-plazminojen
aktivatör (uPA) ve doku-plazminojen aktivatörüdür (tPA).
Doku-plazminojen aktivatörü; endotel hücresinde
bulunmaktadır. Bu aktivatör ateş, egzersiz gibi durumlarda ve vazoaktif ajanların
etkisi ile sentezlenmektedir. Yalnız travma durumunda plazmaya geçmektedir.
Plazma plazminojen aktivatörü; son derece labildir ve
inaktivatörler tarafından hızla plazmada veya karaciğerde inaktive olmaktadır. Kronik
karaciğer hastalığı olanlarda fibrinolitik aktivitenin artmasında önemli bir
faktördür.
Bir diğer önemli inaktivatör ürokinazdır. Ürokinaz da
böbrekte sentezlenmekte ve idrarla atılmaktadır. İdrarda daima az miktarda plazminojen
bulunmaktadır.Bunun kaynağı muhtemelen böbrekte sentezlenen ürokinaz ve filtre edilen
dieğr aktiavtörlerdir.Renal traktüsteki antikoagülan aktivitede bu aktivatörlerin
rolü önemli olarak kabul edilmektedir.
Plazminojen, bu aktivatörlerin etkilediği
maddedir. Proteaz yapıdaki aktivatörlerin etkisi ile plazminojen plazmine
çevrilmektedir. Plazmin bir serinproteazdır ve fibrini de içeren birçok substurata
reaksiyon vermektedir. Bir anlamda trombüs oluşurken plazminojende fibrin trombüse
müdahale etmeye başlamaktadır. Plazminin fibrinlizis etkisi erken ve geç devrede olmak
üzere iki aşamada gerçekleştirmektedir. Erken devrede fibrinojene etki etmek konusunda
trombinle kompetisyona girmekte ve antitrombin etki ile fibrin polimerizasyonunu ve
trombosit agregasyonunu engellemektedir. Geç devrede ise fibrinojeni hidrolize uğratarak
polimerizasyonu önlemektedir.
Fibrinolitik mekanizma da inhibitör sistemler tarafından
da regüle edilmektedir. Bunlar Plazminojen aktivatör inhibitörleri (PAIs) ve
antiplazmindir. Majör PAI’ler PAI-1 ve PAI-2 dir. Bunlar uPA ve tPA’ün
herikisini de inhibe etmektedirler. Dolaşımdaki majör antiplazmin ise alfa2-antiplazmindir.Fakat
alfa2-makroglobulinde fizyolojik bir antiplazmin olarak fonksiyon görmektedir.
Fibrinin çözülme mekanizması özetle
doku-plazminojeninin endotel tarafından salınımı ve plazminojeni aktive etmesi ile
başlamakta ve fibrin solubldallara hidrolize olmaktadır. Bu sırada kullanılmayan
plazminlerde hemen antiplazminler tarafından inaktive edilir.
Bazı özel durumlarda patolojik fibrinolizis de söz
konusudur. Yani doku travması, yanık, tümör,cerrahi gibi durumlarda doku-plazminojen
aktivatörü aşırı miktarda dolaşıma katılmakta ve koagülasyon mekanizması
engellenmektedir.
Koagülasyon ile fibrinolizis arasında yakın bir
ilişki vardır: Yani fibrinolitik sistemler koagülasyonla birlikte stimüle
olmaktadır. Örneğin FXII (Hageman faktör)ün stimülasyonu ayni zamanda plazminojenin
plazmine çevrilmesini aktive etmektedir. Trombin de plazmin için zayıf bir
aktivatördür.
HEMOSTAZIN LABORATUAR DEĞERLENDİRİLMESİ
Hemostaza ait patolojilerin değerlendirilmesinde
laboratuar tetkikleri ön plandadır. Bunlar: :
a.Trombositler ve fonksiyonlarına ait
b.Koagülasyona ait, olmak üzere iki grupta ele
alınmaktadır.
a.Trombositlere ait testler kalitatif ve kantitatif
değerlendirmeye yöneliktir.
-Trombosit sayısı: Kalitatif bir değerlendirmedir. Bu
amaçla periferik kan yaymasında mikroskop altında trombosit sayısı belirlenir.
Trombosit sayısı normalde>100.bin/mm3’tür. Kemik iliği preparatları da trombosit
yapım ve yıkım anomalilerinin ayırıcı tanısında yardımcı olur. Örneğin artan
megakaryosit sayısı trombosit yıkımı lehinedir. Periferik kan yaymasında trombositin
büyüklüğü de önemlidir. Örneğin büyük trombositlerin fazlalığı hızlı
döngü ve kısa ömürlü olmaları lehinedir. Kantitatif değerlendirmede;
-Kanama zamanı: Uygulanan yönteme bağlı olarak normal
değeri 2-6 dakika arasında değişir.Trombositopeni durumlarında ve Von Willebrand
hastalığında kanama zamanı uzar.
-Trombosit agregasyonu: Spektrofotometrik bir
değerlendirmedir. Plazma örneklerinde tek başına ve çeşitli agreve edici
faktörlerle (epinefrin,ADP;kollagen) trombositlere ait primer ve sekonder agregasyon
dalgaları değerlendirilir. Çeşitli hastalık durumlarına ait farklı spektrometrik
paternler karşımıza çıkmaktadır.
-Trombosit fonksiyonları ile ilgili olarak ayrıca ADP
nükleotidleri, serotonin salınımı ,PF3 ve prostaglandin kaskadının
değerlendirilmesine ait ayrıntılı testler de mevcuttur.
b.Koagülasyon testleri:
Koagülasyon Zamanı: Koagülasyon hakkında genel bir
bilgi verir.Normal değeri 6-17 saniyedir. Koagülasyon mekanizmasını değerlendirmek
amacıyla başlıca protrombin zamanı(PT) ve parsiyel tromboplastin zamanı(PTT)
kullanılmaktadır.
PT(Quick) ekstrinsik yolun denetleyicisidir. Bu amaçla
plazma örneğine doku faktörü (tromboplastin) ve CaCl2 eklenir ve kontrol çalışması
ile hasta örneği kıyaslanır. PT değerinin normalde kontrol değerine göre
<2saniye olması yeterlidir. Özellikle karaciğer hastalıkları ve DIC da PT uzar.
PTT(aktive); intrinsik yolun denetleyicisidir. Plazma örneğine FXII’yi aktive eden bir
kontakt faktör, fosfolipid ve CaCl2 eklenir. Burada da kontrol örnek de kullanılır.
PTT’nin normal değeri 27-32 saniye dir. Ancak PT ve PTT değerlerindeki uzama
koagülasyon faktörlerinin eksikliğine bağlı olabileceği gibi ayni zamanda inhibitör
faktörlerin aktivasyonunada bağlı olabilir. Bu nedenle ayırıcı tanıda
"inhibitör screen " uygulanabilir.
-Trombin zamanı(TT): fibrinojenin fibrine çevrilme
zamanını denetler.Bu amaçla plazma örneğine pürifiye trombin eklenir.TT’nin
kontrol değerine <5 saniye olması normaldirr.Bu değerdeki uzama:
-Fibrinojen yokluğu veya anormalliğine
-Heparin tedavisine
-Dolaşımda FDP ürünlerinin aşırı titrasyonda
bulunmasına bağlı olarak gelişebilir.
-FDP fibrinojenin proteolitik fragmanlarıdır. Serumda
Fibrin/FDP (fdp/FDP) oranı genelde çok düşüktür. "Hemaglütinasyon inhibisyon
testi" veya "radyoimmün assay yöntemler"le araştırılır. Normalde
fdp/FDP<2 mic/mldir. Yine D-dimer spesifik fibrin fragman değerlendirmeside
mümkündür. FDP artışı özellikle DIC ve primer fibrinogenelizisde izlenir.
-Bugün koagülasyon faktörlerinin
(FI,II,V,VII-X,X,VIII,IX,XI,XII) ve plazmin düzeyinin immunassay yöntemlerle tayinide
laboratuar şartlarında mümkün olmaktadır..
DİSSEMİNE İNTRAVASKÜLER KOAGÜLASYON
(DIC)
DIC, koagülasyon mekanizmasının geniş aktivasyonu ile
ortaya çıkan kompleks bir koagülopatidir.Tüketim koagülopatisi veya defibrinasyon
sendromu olarak da isimlendirilmektedir. Temelde tromboplastik aktivite ile arteriyel
yüzeylerde aşırı fibrin birikimine sebep olan hiperkoagülopati, bunu takiben aşırı
koagülasyon faktörü kullanımı ile gelişen "tüketim koagülopatisi" ve
kanamalar ile karekterizedir. DIC tek başına ortaya çıkan bir patoloji olmayıp
aslında birçok klinik tabloya eşlik etmektedir. Bunlar :
-Doku faktörünü uyaran plasenta previa, metastatik
karsinom, iskemi ile karekterize travma ve şok gibi durumlar.
-Bakteriyel endotoksemi (Gram (-) sepsis, meningokoksemi)
-Lipid yapıda ürünlerin dolaşıma salınması (akut
hemolitik hastalıklar,trombositozis)
-İmmun hastalıklar (Antijen-antikor kompleksinin
FXII2’yiaktive etmesine bağlı olarak) sıralanabilir.
Laboratuar değerlendirmede: başlangıçda trombosit
miktarında minimal bir azalma dikkat çeker. PT ve PTT değerleri genelde normalden daha
kısadır. Bu durum koagülasyon faktörlerinin özellikle FV ve FVIII artışı ile
oluşur. Fibrinojen değeri özellikle infeksiyon durumlarında 2-3 kat artar.Daha sonra
fibrinojen yıkımına bağlı olarak normale döner.
DIC’in ileri devrelerinde FV ve FVIII’in trombin
tarafından kullanımı ile PT ve PTT değerleri uzar. Fibrinojen değerleri <50 mg/dl
düşer.Trombosit<100.000mm3 olur. Dolaşımda FDP miktarı artar.
DIC ve SEPSİS
Yoğun bakım ünitelerinin başlıca hasta grubu olan
travma,şok ve özellikle Gram(-) sepsis olgularında DIC sıklıkla ortaya çıkan bir
durumdur. Bu durumda akut inflamatuar yanıt ile koagülasyon sistemi arasındaki
ilişkinin Gram(-) sepsis modelinde hücresel düzeyde değerlendirilmesi olaya açıklık
kazandıracaktır. Bu modele göre ;
a.İnflamatuar sistemle koagülasyon sistemi arasındaki
ilişkinin
b.Koagülasyon mekanizmasındaki inhibitör -regülatör
sistemlerin incelenmesi gerekmektedir.
a.İnflamasyon ve Koagülasyon : Vücutta organ
hasarlanması ile karekterize Gram (-) sepsis tablosu 4 aşamada değerlendirilebilir:
1.İnflamatuar Devre
2.Koagülopatik Devre
3.Hücre hasarlanması
4.Hücre ölümü Görüldüğü gibi bir Gram(-) sepsis
durumunda inflamatuar yanıtı koagülopatik devre izlemektedir.
Burada açıklanması gereken koagülasyon mekanizmasının
nasıl aktive olduğudur:
Soru 1: Gram- sepsiste meydana gelen fibrin pıhtının
özelliği nedir?
Gram (-)sepsis olgularının elektron mikroskobik
tetkiklerinde mikrovasküler trombüsler monositlere tutunmuş olarak bütünlüğü
bozulmamış damar endoteline yerleşmiş gözükmektedir. Monositler de bütünlüğü
bozulmayan endotele adeze olmuş haldedir. Trombositler ise trombüsün intravasküler
bölgedeki lateral kısımlarına yığılmış haldedirler. Burada ilginç olan endotel
bütünlüğü bozulmamış olmasına rağmen fibrin formasyonun oluşmasıdır. Bir
diğer önemli noktada trombosit fonksiyonlarına yani adezyon ve agregasyona bulgu
olmadan fibrin birikiminin gerçekleşmesidir.
Buna göre gram(-) sepsis olgularında mikrovasküler
fibrin oluşumunda klasik trombosit yolunu izlememektedir. Yani olay endotel düzeyinde
birtakım aktivatörler tarafından başlatılmaktadır demek doğru olacaktır.
Soru 2: Bu durumda Gram(-) sepsis olgularında
koagülasyon nasıl başlatılmaktadır?
Bu sorunun cevabı inflamatuar devrede aranmakta ve primer
sorumlunun doku faktör (TF) olduğu düşünülmektedir. Bu hipotez endotel kültür
hücre kültürlerine TNF,IL-1 ve IL-6 eklenmesi ile TF ekspresyonu artışı ve
trombomodulin ekspresyonunun baskılanmasının gösterilmesi ile kanıtlanmıştır.Bu
çalışmalarda elde edilen bir sonuçta TNF’in yalnızca koagülasyonu başlatmadığı
ayni zamanda endotel, monosit/makrofaj ve trombosit hücrelerinde vesikülasyonu
indükleyerek koagülopatiyi amplifiye ettiği yani güçlendirdiği şeklindedir. Ayni
hücre kültürlerinde kompleman C5b9’ninde endotel hücre vezikülasyınunu arttırarak
protrombinaz aktivite ve TF ekspresyonunun arttığı gösterilmiştir.
Eldeki verilere göre akut inflamatuar yanıtın sitokin
mediyatörlerinin özellikle TNF ve kompleman komplekslerinin monosit, endotel ve fikse
makrofaj hücrelerinden TF ekspresyonunu indükleyerek koagülasyon mekanizmasının
ekstrensek yolunu aktive ettiği sonucuna varılmaktadır. Yani sitokinler ve kompleman
fragmanları DUAL etkiye sahiptirler ve inflamatuar yanıtla ayni zamanda koagülasyon
mekanizmasını uyarmaktadırlar.
Soru 3: Acaba koagülasyon fizyolojisi de akut
inflamatuar yanıtı etkilemekte midir?
Bu soruya yanıt bulabilmek için DIC ait çalışmaları
gözden geçirmek doğru olacaktır. DIC yanıtın denetlenmesinde Plazma fibrinojen ,FV
ve FVIII düzeylerinde ki azalmanın standart kabul edildiği araştırmalarda:
"Anti-TF" ve "TFPI" uygulamasında DIC cevabın azaldığı hatta TFPI
ile inhibe olduğu gösterilmiştir. Bir diğer inhibitör de "Active side-inhibited
factor VIIa (DEGR/VIIa)"dir.Bu faktörün uygulanması ile de DIC cevap tamamen
inhibe olmaktadır. "Active side inhibited factor Xa" uygulaması ile fibrinojen
seviyesi korunmakla birlikte sepsisin diğerparametreleri olan kan basıncı ve beyaz
küre sayısındaki değişimler kontrol edilemiyor ve bu faktörün survay üzerine bir
etkisi olmuyor. Ancak "Antifactor-XII" antikorları DIC yanıt ve survay
üzerinde etkisizdir. Yine DEGR/Xa da DIC cevabın ortaya çıkmasında ve survayda
yeterince etkili değildir. Buradan DIC ‘in engellenmesinde en etkin uygulamanın
Anti-TF ve TFPI üzerinden olduğu ortaya çıkmaktadır.
Yani DIC yanıtın önlenmesinde yalnızca koagülasyon
mekanizmanın baskılanması yeterli olmamaktadır. Koagülasyonla birlikte inflamatuar
yanıta ait TNF, IL-1 ve IL-6 aktivasyonunda baskılanması gerekmektedir. Gerçekten de
TF koagülasyonu yanında akut inflamatuar yanıtıda indüklemektedir. Örneğin TF/FVIIa
kompleksinin özellikle IL-6 sentezini arttırdığı,TFPI’de TNF yanıtın
azaltılmasında etkisiz kalırken IL-6 seviyesini düşürdüğü gösterilmiştir.
Soru 4:Sepsis indüklü inflamatuar faktörlerin endotel
hücresini uyarması ile koagülan-antikoagülan denge nasıl bozulmaktadır?
Inflamatuar cevabın sitokin mediyatörleri (TNF ve IL-6)
TF ekspresyonunu arttırmakta ve trombomodulin üzerinde baskılayıcı olmaktadırlar.
Böylece daha başlangıçta koagülasyon aktivitesi başlarken antikoagülan aktivite
engellenmektedir.
C5b9 kompleman kompleksi de endotel hücre membranında
vezikülasyonu indükleyerek TF/FVIIa ekspresyonunu arttırmaktadır. Dolaşıma katılan
bu kompleks ayni zamanda antikoagülan aktivatörleri (Antitrombin III, protein C,TFPI)
aktive etmektedir. Böylece antikoagülan aktivatörlerin hızla tüketilmekte ancak
fibrinogenezis engellenememektedir. Nitekim koagülan faktörlerin aşırı kullanımı
ile ileri devrede tüketim koagülopatisi gelişmektedir.Bu fenomene trombositler ve
monosit/makrofaj komplekleri de eşlik etmektedir.
C5b9 kompleksi yanızca endotel ve trombosit yüzeylerde
endojen lipid vezikülasyona sebep olmamakta ayni zamanda reseptörlerden FV ekspresyonunu
da arttırmaktadır. Komplemanın bu aktivasyonu da dolaşımdaki protrombinaz kompleksi
arttırmaktadır. Protrombinaz üzerinden gerçekleşen fibrin oluşumu da tüketim
koagülopatisinin diğer nedenidir. Burada önemle üzerinde durulması gereken bir diğer
konuda endotel hücresinden kaynaklanan regülatör sistemlerdir.
b.Endotel hücresine ait regülatör sistemler
(Endothelial cell-associated regulatory systems=EARS) : Organizmada fibrin oluşumunu
sınırlayan inaktivatörler endotel hücresinden köken olmaktadır.DIC gelişmesinde bu
sistemlerin aşırı koagülasyon impulslarına karşı yetersizliği de önemli bir
nedendir.Bu nedenle inaktivatörleri burada tekrar değerlendirmekte yarar görmekteyiz:
TFPI: FXa’ya bağlanır. Bu kompleks de TF/FVIIa ile
bağlanır ve dimerizasyon ve otokatalizi inhibe ederek negatif feedback etki yaratır..
Böylece antikoagülan-antiinflamatuar etki oluşturur.
Trombomodulin (TM): FIIa(trombin)’e bağlanır. Oluşan
katalitik kompleks Protein Cyi uyarır.Antikoagülan-antiinflamatuar etkiye sahiptir.
Aktive Protein C ve Protein S kofaktörü; FVa’yı (ve
FVIIIa) negatif enzimatik feed-back ile inaktive etmektedir.
Antitrombin III/glikozaminglikan kompleksi (ATIII/GAG) ise
endotel yüzeyinde direkt olarak FIIa’yı inhibe etmektedir.
Prostaglandin I2 (PGI2): FIIa’nın endotel hücresinden
salınımı trombosit agregasyonunu inhibe edici özellik taşır.
Soru 5: DIC ‘in erken tanısı mümkün müdür?
Bu konuya yönelik bir sepsis modelinde subletal ve letal
dozda E.Coli infüzyonu ile hiperkoagülan devrede vital ve inflamatuar/koagülan cevaba
ait parametreler ele alınmıştır. Burada özellikle enzim-inhibitör kompleksler (TFPI,
protein C ve S,ATIII )monitörize edilmiştir. İlginç olarak gerek subletal gerekse
letal dozlarda daha başlangıçta enzim-inhibitör komplekslerine (örneğin t-PA/PAI
plazmin/ antiplazmin, trombin/antitrombin, TFPI/Xa, APC/PCI) değerlerindeki yükselmenin
kalp atım hızı,kan basıncı ,solunum sayısı gibi klinik parametrelerle birlikte
hareket etmesidir. Ancak bu aşamada dolaşımda solubl fibrin ve FDP miktarında önemli
bir değişiklik olmadığı gibi,Fibrinojen ve C3 düzeyide değişmemektedir. Buna
göre enzim inhibitör komplekslerinin diğer parametreler değişmezken ve koagülan ve
inflamatuar aktivite kontrolde iken yükselmesi DIC tanısında gerçekten önemli bir yol
göstericidir.
Burada DIC yanında yani bir koagülopatik evreden yani
"Dissemine intravasküler fibrin formasyonu"(DIFF) dan söz etmekte
gerekmektedir. Buna göre inflamatur yanıtla ortaya çıkan koagülopati sırasında
hastanın hangi dengede olduğu önemlidir.
-Yani eğer anti koagülan aktivite artan koagülan
aktivite yanında yetersiz kalırsa ortaya DIFF çıkmakta ve organ hasarlanması ve
yetmezliği kliniği ağırlık kazanmaktadır.
-Oysa aşırı koagülan aktivite hızla prokoagülanları
tüketirse bu kezde tüketim kagülopatisi ile kanamalar ağırlık kazanmaktadır.
Laboratuar değerlendirmeye göre yoğun bakım hastasının hangi devrede bulunduğunu
saptamakta mümkündür.
İnflamatuar stimülusla ortaya çıkan DIC ve DIFF farkı
şöyle sıralanabilir:
DIC(kompanse) ...........................DIFF(non-kompanse-trombotik) DIC(kompanse) ...........................DIFF(non-kompanse-trombotik)
Tüketim koagülopatisi ......................Trombotik
Solubl fibrin seviyesinde artış:
......................+++ ...............................................+
Fibrinojen seviyesinde azalma: ....................+++
................................................±
Trombosit sayısında azalma. .........................+
................................................+++
FDP artma
................................................+++
.................................................+
Tüketim(hemoraji)
...........................Trombosis(renal yetmazlik)
Kısa süreli(saat) ...............................Uzun
süreli(günler)
Sepsis
.............................................Hemolitik üremik sendrom, Sepsis
alfa-GPIIb-IIIa ile bloke edilemez ....Alfa-GPIIb-IIIa ile
bloke edilebilir.
DIC gelişmesine ait laboratuar çalışmalarda özellikle
fibrinojen, FV ve FVIII seviyelerindeki azalma standart kabul edilmektedir. Buna göre
anti-TF ve TFPI uygulanan hayvan çalışmaların da DIC cevabın azaldığı hatta TFPI
ile inhibe olduğu gösterilmiştir.
Bir diğer faktörde Active side-inhibited factor VIIa
'dır (DEGR/VIIa). Bunun uygulanması ile de DIC cevap inhibe olmaktadır. Yine
"Antifactor-XII" antikorları DIC yanıt ve survay üzerinde etkisiz
kalmaktadır. DEGR/Xa da DIC cevabın ortaya çıkmasında ve survayda yeterince etkili
değildir.
Sonuç olarak DIC oluşmasını engellemekte gerçekten
etkili olan Anti-TF ve TFPI dir. <bu bizi DIC yanıtın önlenmesinde yalnzca
koagülasyon mekanizmasının baskılanması yeterli olmadığı ayni zamanda inflamatuar
yanıtın baskılanması gerektiği sonucuna götürmelktedir.
Yoğun bakım olgularında akut akciğer hasarlanması
(Acute lung injury=ALI) ekstravasküler fibrin birikimi ile karekterizedir. Fibrin
oluşumuna ait koagülasyon mekanizması ile fibrinolizis arasındaki ilişki
bilinmektedir. Koagülasyona ait intrensek yol hageman faktörün kontakt yolla akiavsyonu
ile başlar.Ekstrensek yolda birçok hücretarafından sentezlenen doku faktörünün
FVII’ye bağlanması ile aktive olur.Her iki yolda sonuçta FX’u aktive eder.FXa
hücreyüzeyindeki protrombinaz kompleksini aktive ederek protrombinin trombine
çevrilmesini sağlar. Trombinde fibrinojenden fibrin oluşmasını indükler.Bu yol
birçok doğal antikoagülan (TFPI,Protein C ve S, Antitrombin III) tarafından regüle
edilir. Fibrinolizis ise oluşan gibrinin çözülmesi işlemidir. Fibrin frmasyonu ile
çözülmesi arasındaki denge söz konusudur.Normalde akciğerde ekstravasküler fibrin
oluşumu denetlenemez. Özellikle ARDS gibi akciğer hasarlanmalarında tıpkı tümör ve
yara iyileşmesinde olduğu gibi fibrin birikimi oluşmaktadır. Buradaki hipotez :
1.Olay diğer intestinal fibrozis olgularında olduğu gibi
fibrin turnover’ı bu olgularda bozulmuştur.
2.Mikrovasküler sirkülasyonda ki bozulma fibrin
oluşumunu motive eder.Bu olay sepsis ve travma kökenli ARDS nin temelidir.Burada
inflamatuar yanıt ve koagülasyon kaskadı arasıdaki ilişkinin elealınması gerekir.
ARDS de fibrin formasyonu çoğu kez idiopatik pulmoner
fibrozis teki fibrin birikimine benzer.Fibroblastlar fibrin-fibrinolektin matriksi agrege
eder ve kollajen sekresyonunu arttırır. ARDSde BAL da fibrinolitik aktivite
azalmıştır.Diffüz alveoler hasarlanma (DAD) prokoagülan aktiviteyi arttırır.
SEPSİS VE KOAGÜLASYON
Yoğun bakım ünitelerinin en önemli problemlerinden biri
Gram(-) mikroorganizmalara bağlı olarak gelişen sepsis olacaktır. Sepsis sırasında
gelişen Dissemine İntravasküler Koagülasyon (DIC) organ hasarlanmasının ve
kanamanın en önemli nedenlerinden biridir.
Dissemine İntravasküler Koagülasyon organizmada fibrin
oluşumunun patolojik bir şeklidir.Burada üzerinde durulması gereken ilk konu normal
hemostatik pıhtı ile trombüs arasındaki farklılıktır. Trombüs oluşumu mekanizma
olarak hemostatik pıhtı oluşumuna benzer. Ancak hemostatik plak büyük miktarda
ekstravasküler bir hadisedir. Trombüs ise intravaskülerdir ve genelde koruyucu
sistemlerin devreden çıktığı durumlarda oluşmaktadır. Bu koruyucu sistemler
dolaşımdaki koagülasyonu inhibe eden sistemler ve koagülasyon faktörlerin RES ve
karaciğer tarafından eliminasyonu olarak özetlenebilir. Mikrovasküler trombosis de
endotel hasarlanmasına bağlı olarak kan koagülasyon mekanizmaalrının aktivasyonu ile
başlar. İlginç olarak bu pıhtılar çok fazla fibrin içerirler. Fibrin formasyonunun
durdurulamadığı durumlarda ise Aşırı koagülasyon faktörü kullanımı ile
"tüketim koagülopatisi"gelişir ve e hemostatik defektlerle kontrol edilemeyen
kanamalar oluşur.
Sepsiste tartışılması gereken nokta enfeksiyona bağlı
olarak gelişen hiperkoagülasyon mekanizmasıdır: Buna göre öncelikle akut inflamatuar
yanıtla koagülasyon sistemi arasındaki ilişki tartışılmalıdır. Daha sonra da
inhibitör -regülatör sistemlerin ele alınması doğru olacaktır.
Bir Gram(-) sepsis tablsu 4 aşamada değerlendirilebilir:
1.İnflamatuar Devre
2.Koagülopatik Devre
3.Hücre hasarlanması
4.Hücre ölümü
Gram(-) sepsis olgularının elektronmikroskobik
tetkiklerinde intravasküler trombüs monositlere tutunmuş olarak intakt endotele
yerleşmiş ve monositler bütünlüğü bozulmayan endotele adeze olmuş haldedir.
Trombüsün intravasküler bölgedeki lateral kısımlarına da trombositler
yığılmıştır. Burada ilginç olan endotel bütünlüğü bozulmamış olmasına
rağmen fibrin formasyonun oluşmasıdır.Buna göre fibrin oluşumuda klasik trombosit
yolunu izlememektedir. Burada önemli olan inflamasyon devresidir. Akut inflamatuar
yanıt; başta monosit, endotel ve makrofajlar tarafından salınan TNF olmak üzere
sitokin mediyatörler ve kompleman kompleksleri tarafından oluşturulmaktadır. Burada
sitokin ve kompleman komplekslerinin DUAL etkileri olduğunu yani inflamatuar yanıtla
ayni zamanda koagülasyon mekanizmasını uyardıklarını söylemek doğru olacaktır.
Buna göre TNF ekspresyonu ayni zamanda endotel, monosit/makrofaj ve trombosit
hücrelerinde vesikülasyonu indükleyerek koagülopatiyi amplifiye etmektedir. Bu hipotez
endotel hücre kültürlerine TNF, IL-1 ve IL-6 eklenmesi ile doku faktörü (TF)
ekspresyonunun artışı ve trombomodulin ekspresyonunun baskılanmasının gösterilmesi
ile kanıtlanmıştır.Ayni kültürde kompleman C5b9 ve protrombinaz aktivitesi ile TF
ekspresyonunun arttığı da gösterilmiştir. Gram(-) sepsise ait hayvan
çalışmalarına bir göz atarsak; DIC’in denetlenmesinde plazma fibrinojen ,FV ve
FVIII düzeylerinde ki azalma ile önemlidir. Buna göre "anti-TF" ve
"TFPI" uygulamasında DIC cevabın azaldığı hatta TFPI ile inhibe olduğu
gösterilmiştir. Bir diğer faktörde"Active side-inhibited factor VIIa
(DEGR/VIIa)"dir.Bunun uygulanması ile de DIC cevap tamamen inhibe olmaktadır. Ancak
Antifactor-XII antikorları DIC yanıt ve survay üzerinde etkisizdir. Yine DEGR/Xa da DIC
cevabın ortaya çıkmasında ve survayda yeterince etkili değildir. Etkili olan
yalnızca Anti-TF ve TFPI dir. Buna göre DIC yanıtın önlenmesinde yalnzca koagülasyon
mekanizmasının baskılanması yeterli olmamaktadır denilebilir. Burada önemli nokta TF
gibi proteinlerin inaktive edilmesinin koagülasyonunun inhibisyonu için yeterli
olmadığıdır. Koagüalsyonla birlikte nflamatuar yanıta ait TNF, IL1 ve IL6
aktivasyonunda baskılanması gerekmektedir.Nitekim araştırmalar koagülasyon
mekanizmasının da inflamatuar yanıtı indüklemediğini göstermektedir.Örneğin
TF/FVIIa kompleksi özellikle IL6 sentezini arttırmaktadır. Nitekim TFPI, TNF yanıtın
azltılmasında etkisiz kalırken IL-6 seviyesini düşürmektedir.
Sepsis indüklü inflamatuar faktörlerin endotel
hücresini uyarması ile koagülan-antikoagülan dengenin nasıl bozulduğu sorusunun
cevabı şöyledir:Akut inflamatuar yanıtın sitokin mediyatörleri (öz.TNF ve IL6) TF
ekspresyonunu arttırmakta ve trombomodulin üzerinde baskılayıcı rol oynamaktadır.
Böylece koagülasyon aktivitesi başlarken antikoagülan aktivite basıkılanmaktadır.
Bir diğer önemli inflamatuar reaktörde C5b9 kompleman kompleksidir.Bu kompleks endotel
hücre membranında vezikülasyonu indükleyerek TF/FVIIa ekspresyonunu arttırmaktadır.
Dolaşıma katılan TF/FVIIa kompleksi ayni zamanda antikoagülan regülatörleri
(Antitrombin III, protein C ve TFPI) aktive etmekte böylece ileri devrede koagülasyon
faktörlerinin aşırı kullanımı ve inaktivatörlerin yetersiz kalması ile tüketim
koagülopatisi gelişmektedir. Bu fenomene trombositler ve monosit/makrofajlerde
katılmaktadır.
C5b9 kompleksi yanızca endotel ve trombosit yüzeylerde
endojen lipid vezikülasyona sebep olmamakta ayni zamanda reseptörlerden FV
ekspresyonunuda arttırmaktadır ve dolaşımdaki protrombinaz kompleksi artmaktadır. Bu
etki tüketim koagülopatisinin bir diğer nedeni olmaktadır.
Burada endotel hücresine ait regülatör
sistemler(Endothelial cell-associated regulatory systems=EARS)den söz etmekte yarar
vardır::
TFPI: FXa’ya bağlanır.Bu kompleks TF/FVIIa ile
bağlanır ve dimerizasyon ve otokatalizi inhibe ederek negatif feedback etki yaratır.
Böylece antikoagülan-antiinflamatuar etki oluşturur.
Trombomodulin (TM): FIIa(trombin) bağlanır. oluşan
katalitik kompleks Protein Cyi uyarır.
Aktive Protein C ve Protein S kofaktörü: FVa’yı(ve
FIIIa) negatif enzimatik feed-back ile inaktive eder.
Antitrombin III/Glikozaminglikan kompleksi (ATIII/GAG)
endotel yüzeyinde direkt olarak FIIa’yı inhibe etmektedir.
Prostaglandin I2 (PGI2): FIIa nın endotel hücresinden
salınımı ve trombosit agregasyonunu inhibe etmektedir. Gram(-)sepsiste hiperkoagülan
devrenin monitörizasyonu önemlidir.
Burada ilginç bir noktada hemodinamik bulgular (kalp atım
hızı,kan basıncı ve Pulmoner arter basıncı) ile enzim inhiibtör sistem düzeyleri
arasında ilişkinin saptanmış olmasıdır. Buna göre
Erken stres belirleyiciler: Doku plazminojen
aktivatör/plazminojen aktivatör inhibitör (t-PA/PAI), pulmoner arter basıncı (PAP),
triküspid atrezi (TAT), TFPI/FXa ‘ün plazmada tespitinin non-spesifik klinik
bulgularla desteklenmesi (KAH;TA,SS) .
Geç stres belirleyiciler: Fibrinojen ve fibrin degregasyon
ürünleri (FDP)
Survey belirleyiciler:C3, IL6 ve mediyatörler(IL1-TNF).
Kompanse ve non-kompanse koagülan stres yanıt (DIC,DIFF)
-İnflamatuar stimülus
-PreDIC-DIFF)-enzim inhibtör
kompleksler(TAT,PAP;PCI,t-PA-PAI, TFPI/FXa)
-DIC/DIFF:
Tüketim Tüketim ...........................Trombotik
Solubl fibrin seviyesinde artış:
.....................................+++ .....................................+
Fibrinojen seviyesinde azalma:
....................................+++ .....................................±
Trombosit sayısında azalma.
.........................................+ .....................................+++
FDP artma
................................................................+++
.....................................+
Tüketim(hemoraji) ............trombosis(renal yetmazlik)
Kısa süreli(saat) ...............uzun süreli(günler)
Sepsis alfa-GPIIb-IIIa ile bloke edilemez
|