Y. Doç. Dr. Hakkı Ünlügenç (ÇÜTF Anesteziyoloji Anabilim Dalı)
Ciddi yanıklar, özel, yoğun ve uzun süre tedavi
gerektiren travmalardandır. Yanık hasarı, hastaları hem fiziksel hem de
psikolojik olarak etkiler ve ciddi bir ağrıya neden olur. Haftalar veya
aylarca hospitalize edilen hastalar her gün ağrıyla karşılaşmak durumundadırlar.
Bu dönemde hastalar yalnızca yanık hasarı ağrısına bağlı değil aynı
zamanda tedavi sürecindeki bir çok terapötik uygulamalara bağlı ağrıdan
da yakınırlar. Yanık ağrısı hafiften şiddetli seviyelere varan değişkenlik
gösterir. Bu nedenle hastaların analjezi gereksiniminleri de farklılık gösterir.
Ağrının kontrol altına alınamaması hastanın iyileşmesini etkileyeceğinden
optimal ağrı kontrolu sağlanmalıdır. Analjezi uygulamasındaki gelişmelere
karşın birçok yanık ünitesinde efektif ağrı kontrolü sorun olmaya devam
etmektedir.
Epidemiyoloji ve Klinik Bakış
ABD'de her yıl 2 milyondan fazla yanık kazası olmaktadır.
Termal yanıklar en sık görülenlerdir. Bunu elektriksel ve kimyasal yanıklar
izler ve bu yaralanmaların % 3-5'i hospitalizasyon gerektirecek ciddiyettedir(19,20).
Yanığın ciddiyeti, yaranın derinliğine, genişliğine ve lokalizasyonuna bağlıdır.
Yanığın derinliği 3 derece ile sınıflandırılmıştır.
Birinci derece epidermisin süperfisiyel tabakasını içerir
ve 1 hafta içinde skar bırakmadan iyileşir, eritem ve hafif - orta derece
arasında ağrı ile karakterizedir.
İkinci derece yanıklar derin epidermis ve dermisin çeşitli
tabakalarını içerir ve genelde 1-3 haftada iyileşir. İkinci derece yanıkların
süperfisiyel olanları çok ağrılıdır. Çünkü sinir uçları stimülasyona
karşı açıkta kalmıştır. Derin ikinci derece yanıklarda da ağrı vardır,
ancak çoğu sinir ucu hasarlandığı için yoğunluğu daha azdır.
Üçüncü derece yanıklar bütün epidermis ve dermisin
destrüksiyonunu içerir. Rezidüel epidermal hücre kalmadığı için yaralar
ancak deri grefti ile veya uzun süreli yara kontraksiyonu ile iyileşebilir. Bütün
sinir uçları yok olduğu için üçüncü derece yanıklar genelde ağrısızdır.
Ancak başlangıçta ağrı hissedilir. Çünkü alanın etrafında süperfisiyel
yanık alanları mevcuttur.
Yanık olguları üç fazda incelenir. Bunlar akut, subakut
ve rehabilitatif fazlardır. İki-üç günde sonlanan, akut (resusitasyon)
evrede öncelikle hipovolemi kontrol altına alınır. Bu dönemde sağlıklı
dokuların yanısıra yanık gelişen dokulara maksimal perfüzyon ve oksijen
sunumu sağlamak ana amaçtır. Buna ek olarak solunumun yeterliliği ve
enfeksiyonun kontrolünde dikkatli olunmalıdır(30).
Subakut evre yara kapanmasına kadar geçen süredir. Bu
evrede yara bakımı odak noktadır ve çeşitli hemşirelik uygulamaları,
cerrahi debridman, deri grefti ve fizyoterapi gibi girişimler yapılır. Bütün
yaralar kapandıktan sonra hasta rehabilitatif evreye geçer. Bu dönemde amaç
fonksiyonel rehabilitasyon, skar kontrolu ve kontraktür oluşumunun önlenmesi
üzerine odaklanmıştır. Bu nedenle bir seri cerrahi rekonstrüksiyonlar
gerekebilir. Bu evre hospitalizasyonun son aşamasını kapsar ve birkaç yılda
sonlanır(20,72).
Yanık Ağrısının Unsurları
Yanık ağrısı tek başına bir antite değildir. Hastaların
ciddi ve uzamış bir ağrı deneyimine neden olan çeşitli komponentleri
kapsar(10,27,42,59). Yanık ağrısının ilk komponenti hasarın
kendisiyle ilgilidir ve yara cidarı ile onu çevreleyen alanlarda hissedilir.
Donör alanlarda da (greft alınan normal cilt alanları) süperfisiyel ikinci
derece yanıkları taklit ettiğinden benzer bir ağrı olabilir.
İkinci komponent tedavi sürecindeki multipl terapötik işlemlerle
ilgilidir. Bu ağrılı işlemler, günde birkaç kez uygulanan sargı değiştirme
, debridman, topikal antimikrobiyal ajanlar, hidroterapi ve fizyoterapiyi
kapsar. Tedavi ile ilgili ağrının diğer nedenleri atel içindeki
extremitelerin immobilizasyonu, cerrahi debridman, greftleme ve donör alanların
bakımıdır.
Son olarak yanık ağrısının üçüncü komponenti doku
rejenerasyonu ve iyileşme işlemi ile ilgilidir. Yeni rejenere cilt tomurcukları
genellikle kaşıntı ve karıncalanma duyularıyla beraberdir. Bu da ağrı
kadar rahatsız edicidir(12,27).
Ağrı Yoğunluğu
Yanık ağrısı hastalar tarafından deneyimlerinin en kötüsü
olarak tanımlanır(9). Ancak yanık hastalarının sürekli şiddetli
seviyede ağrı çektiklerine inanmak hatalı olur. Dahası en ciddi ağrı, yanığın
kendisinden değil çeşitli terapötik işlemlere bağlı aralıklı travmadan
dolayı oluşur. Çalışmalarda; yanık hastasında günün farklı zamanlarında
istirahette iken ağrının kısmen hafif olduğu, bunun tersine terapötik işlemler
uygulandığında (sargı değişimi gibi) ağrının anlamlı düzeyde arttığı
ve yoğunluğunun çok ileri seviyelere ulaşabildiği bildirilmiştir(59,63).
Benzer sonuçlar çocuklarda da gözlenmiştir(5). Özet olarak yanık
ağrısı en iyi şekilde hastaların nisbeten düşük yoğunlukta ve terapötik
işlemlere bağlı ciddi ağrı epizotların eşlik ettiği bir durum olarak
tarif edilebilir.
Ağrı Zamanı
Yanık ağrısı genellikle yaralanmadan hemen sonra birkaç
dakika içinde başlar. Ancak, bazı hastalar birkaç dakikadan birkaç saate
kadar sürebilen ağrısız bir süre geçirebilirler(9,10). Wall,
bir yaralanma sonrası ağrının bir süre inhibe edildiğini, adaptasyon ve
survey yönünden daha büyük biyolojik öncelikleri olan diğer fizyolojik ve
davranışsal cevaplara öncelik verildiğini bu nedenle ağrının geç ortaya
çıkabileceğini bildirmiştir(66).
Başlangıçta ağrı minimal olabilir veya olmayabilir. Çünkü
sinir uçları hasarlanmıştır. Hospitalizasyonun süresine bağlı olarak ağrı
haftalar veya aylarca devam edebilir. Hasta günlük bir ağrıdan şikayetçidir
ve diğer ağrı tipleri gibi (postperatif ağrı v.s.) zamanla azalmaz.
Tedavinin orta veya geç evrelerinde aynı seviyede veya daha fazla ağrıdan şikayet
edilebilir. Çünkü bu dönemde yeni ağrı kaynakları ortaya çıkmaktadır.
İyileşme ilerledikçe veya cilt greftleri uygulanınca hastalar yara yerinde
daha az ağrı duyabilirler, ancak bu dönemde de sinir rejenerasyonu ile ilgili
veya donör alan ağrısı şikayetleri ortaya çıkar(68,70).
Sonuç olarak, hospitalizasyonun sonuna doğru ağrı minimal
seviyelere kadar iner. Ancak, daha önce belirtildiği gibi bir kısım hastada
bir kaç yıla kadar sürebilen yara yerinde post-yanık nöraljisi gelişebilir(68,70).
Ağrı algılaması, medikal, demografik, kişisel, durumsal
ve fizyolojik faktörlerden etkilenebilir. Yanık hastalarında ağrının
derecesini değiştirebilen kaynaklar tam olarak anlaşılamamıştır. Ayrıca
bu konudaki yayınlar çok az bilimsel veri sağlamaktadır(12,27).
Medikal faktörler: Yaygın inanışın aksine, yanık ağrısı
hastaların deneyimlerindeki ağrının şiddetiyle mutlaka doğru orantılı değildir.
Ağrı veya ağrı davranışlarını ölçen çalışmalarda, ağrı ile yanığın
genişliği, derinliği veya lokalizasyonu gibi çeşitli kavramlar arasında
anlamlı bir korelasyon gösterilmemiştir(10,42).
Yanık olgularında sargı değişimi gibi terapötik işlemler
sırasında ağrı yoğunluğunun, yanık yüzeyi genişliği ile ilişkili olduğu
ve yanık alanı geniş olan çocukların sargı değişimi sırasında daha
fazla ağrı duydukları bildirilmiştir(5,63). Bununla birlikte
"üçüncü derece yanıklar ağrıya neden olmaz" şeklindeki inanışın
aksine çocukların ağrı skorları ile üçüncü derece yanıkların yüzdesi
arasında da anlamlı bir ilişki olduğu gösterilmiştir(5). Üçüncü
derecedeki yanıklarda sinir ucu harap olmasına rağmen bu alanlar sıklıkla ağrıya
yol açan süperfisiyel yanık alanları ile çevrili olduğu için ağrı oluşmaktadır(27).
Klinik olarak süperfisiyel ikinci derece yanıklar en azından
yara oluşumundan sonraki bir kaç gün içinde en ağrılı yanık tipi olarak
bilinir. Tersine derin yanıklar daha uzun hospitalizasyon, ağrı duyarlılığının
artmasına neden olan multipl manipülasyon ve sık cerrahi müdahele gerektirir(5,27,31).
Sosyodemografik ve kişisel öykü farklılıkları:
Yanık
hastalarında, ağrı derecesi ve ağrı davranış insidansı, yaş, cins,
etnik köken, eğitim, meslek veya sosyoekonomik duruma göre değişkenlik gösterir(10,42,59).
Atchison ve arkadaşları çocuk yanıklarında, yaş ve ağrının şiddeti
arasında anlamlı bir ilişki bulamamışlardı(5). Günümüzde
yenidoğan ve çocukların erişkinler kadar ağrı hissettikleri kabul
edilmektedir(44). Çalışmalar, erişkin ve çocuklarda yanık ağrısı
seviyelerinin benzer olduğunu göstermiştir(59,63). Ancak ağrıyı
ifade eden davranışların iki grup arasında farklılıklar oluşturduğu ve
bu davranışların (haykırma, çığlık, vs.) çocuklarda daha yüksek olduğu
iddia edilmektedir(42). İlaç bağımlılığı, alkolizm veya
psikiyatrik bozukluk öyküsü gibi diğer faktörler, erişkinlerdeki yanık ağrı
derecesini veya ağrı davranış insidansını anlamlı olarak etkilememektedir(42,59).
Anksiyete ve ağrı beklentisi:
Wall tarafından ağrı
ve anksiyete; doku hasarı ile tetiklenen aynı fenomenin iki ayrılmaz
reaksiyonu veya safhası olarak tarif edilmiştir(66).
Hastalar efektif aneljezik medikasyon olmadan terapötik işlemler
sırasında önemli bir ağrı deneyimi geçirmiş olabilirler ve bu hastalar
tedavi hakkında endişelidir. Ağrı beklentisi, terapötik işlemler sırasında
duyulan ağrı miktarını arttırır ve sonuçta karşılıklı olarak
anksiyete ve ağrının birbirini arttırdığı kısır bir döngü oluşur(31,32,70,71).
Yanık hastalarında ağrı seviyeleri ile anksiyete arasındaki
ilişkiyi değerlendiren çalışmalarda yanık hastalarında anksiyete ve ağrının
ilişkili olduğu doğrulanmıştır. Buna göre hastalar endişelendikçe
istirahatte daha fazla ağrı duydukları fakat şaşırtıcı olarak terapötik
işlemler sırasında yüksek anksiyete seviyelerine yüksek ağrı skorlarının
eşlik etmediği gözlenmiştir(31,70,71).
Diğer psikolojik faktörler:
Ciddi yanıklar yalnızca
fiziksel değil aynı zamanda psikolojik olarak çok kötü bir deneyimdir.
Yaranın kendisi de korku verici olup hospitalizasyon sırasında çaresizlik, ağrı,
bağımlılık, şekil bozukluğu, deformite ve ölüm korkusu hastanın karşılaştığı
problemlerdir. Bir çok yanık hastası hospitalizasyon sonrasında çeşitli
psikolojik olayları yaşar. Bu olaylar travmaya psikolojik adaptasyon işleminin
bir formu olarak(üzüntü, depresyon, uyku düzensizliği, öfke, asabiyet,
anksiyete, endişe) veya psikiyatrik bozukluğa eşlik ederek (delirium,
oryantasyon bozukluğu, majör depresyon, posttravmatik stres bozukluğu) ortaya
çıkabilir. Daha önceden var olan bir psikopatoloji, durumu daha da kötüleştirebilir(70,71).
Yanık hasarlarının oluşturduğu, anksiyete veya depresyon
gibi negatif emosyonel durumlar, hastanın duyduğu ağrıyı direkt olarak arttırabilir(9).
Ağrıyı Meydana Getiren Mekanizmalar
Yanık hasarlarında birkaç nöral ve kimyasal mekanizma ağrıyı
oluşturmaktadır. Yanıktan hemen sonra duyulan ağrı, sinir uçlarının
harabiyetine bağlıdır. Tamamen harap olan sinir uçları rejenere olup
stimulasyona yanıt verene kadar sessiz kalır. Buna karşılık sağlam veya kısmen
hasarlı sinir uçları impuls oluşturmaya devam eder(47,48, 74).
Yanık hasarından kısa süre sonra histamin, bradikinin ve
prostoglandinler gibi kimyasal sübstansların salınımını içeren
inflamatuar bir yanıt meydana gelir. Bu sübstanslar yanık hasarının olduğu
noktada ve etrafında ağrıya neden olan nosiseptörleri uyarır. Buna ilaveten
periferal ve santral mekanizmalar yanıklı bölgenin etrafını saran alanlarda
ağrının hissedilmesine neden olur(47,48, 58,74).
İnsan ve hayvanlarla yapılan laboratuar çalışmaları yanık
hasarının olduğu nokta ve çevresinde hiperaljeziye oluştuğunu göstermiştir(14,15,51).
Hiperaljezi; ağrı eşiğinin düşmesi ve spontan ağrı ile karekterizedir.
Bu, afferent uyarıların geçişinde bir kolaylığa yol açan santral sinir
sistemindeki değişikliklerden (Örn. spinal kord hipereksitabilitesi) ve
hasarlı bölgede A tipi afferent nosiseptör liflerin uyarılmasından oluşmaktadır(15,40,49,66,74).
Yanık hasarının oluştuğu bölge manipüle edilirse (hareket ettirilmesi,
debridman, deri grefti) yine daha önce tanımlanmış olan nöral ve kimyasal
mekanizmalar tetiklenir. Terapötik işlemler sırasındaki bu ağrı doğal
olarak dinlenme durumundaki ağrıdan daha fazladır ve zaman içerisinde artış
gösterir.
Bundan sonraki çalışmalarda endojen opioid substansların
(beta endorfinler) yanık hasarından sonra bazı hastalarda kişiden kişiye ve
hatta günden güne farklılıklara neden olan ağrı persepsiyonunu modüle
ettiği belirtilmiştir(49,51,63). Son zamanlarda diğer klinik gözlemciler
özellikle derin veya geniş hasar var ise, yanık ağrısının bazı
komponentlerinin nöropatik ağrıya benzer tarzda olabileceğini öne sürmüşlerdir(5,35).
Bu yanık hasarından sonra birkaç gün veya birkaç hafta sonra gelişebilir
ve sıklıkla kronik bir ağrı sendromu olarak kalabilir. Nöropati benzeri ağrı,
doku hasarında ortaya çıkan ağrıdan ayrılmalı ve farklı bir şekilde
tedavi edilmelidir(5,59,60).
İyileşen yaralarda kronik sorunlar altta yatan sinir yapılarının
hasarına bağlıdır. Parestezik ve/veya ağrılı duyular; sinir ucu
rejenerasyon anomalilerine veya skarlı dokunun reinnervasyonundaki eksikliklere
bağlı olarak kalıcı olabilir(30,31,32).
AĞRI TEDAVİSİ
Lokal Tedavi
Hastanın ağrı duymasına neden olan yanık yaralarının
tedavisinde değişik bakım ve cerrahi teknikler kullanılır. Yanık oluşmasını
takiben kısa süre içerisinde yaranın soğutulması ağrıyı azaltabilir(17).
Bunu takiben yanık yarasının sarılması (kapalı metod) bir miktar ağrının
azalmasına neden olurken günde bir kaç kez değiştirilmesi gereken sargılar,
değişim sırasında büyük bir rahatsızlığa neden olur. Bazı yanık
merkezlerinde yaralar ilk olarak kuru ılık havaya maruz bırakılarak (açık
metod) tedavi edilir. Bu metod ile tedavi edilen yanıkların genellikle kapalı
metoda göre daha çok ağrılı olduğuna inanılmaktadır(19).
Erken cerrahi debridman ve deri grefti de yanıklı hasta da ağrıyı
azaltabilir. Bu yaklaşım, debilite ve ağrıya neden olan yatakbaşı
debridman dönemini önler ve hipertrofik skarlanmayı minimalize ederek uzun dönemde
fonksiyonda iyileşmeye neden olur(20).
Farmakolojik Tedavi
Yanık hastaların analjezi tedavisinde sorunlar ve
eksiklikler
Farmakoterapi yanıklı hastaların ağrı tedavisinde önemli
bir yer alır. Yanık hastalarında analjezi ihtiyacının belirlenmesi önemlidir.
Bu bağlamda verilen ağrı kontrol metodunun kullanım ve seçimi primer olarak
hekimin kişisel eğilim ve deneyimine bağlıdır. Bir çok klinik uygulamada ağrı
seviyesinin değerlendirmesi yetersiz olduğundan, yeterli analjezi sağlanamayabilir.
Tedavi ile elde edilen analjezi derecesi veya ağrı şiddeti, tıbbi personel
veya hastalar arasında farklı değerlendirilebilir(11). Bu nedenle,
analjezi ihtiyacı bir çok vakada tam olarak tahmin edilemez.
Opioidlere alışma korkusu yanıklı hastalarda
tedavinin iyi bir şekilde yapılamamasına neden olabilir. Bu nedenle opiodler
yetersiz dozlarda reçete edilmekte(5,10) veya yeterli dozlarda reçete
edilseler bile günlük alınması gereken dozun yarısı bile alınamamaktadır(45,46).
Reçete etme alışkanlığını etkileyebilen bir diğer
faktör, hastada fizyolojik olarak bağımlılığa neden olabilen opioidlere
tolerans gelişmesi inancıdır. Kanser ağrıları üzerine yapılan çalışmalar
tolerans gelişiminin hastalar arasında büyük değişkenlik gösterdiğini ve
ağrı kontrolü için ilave doz arttırımına gereksinim olmadığını göstermektedir(24,25).
Opioidlerin uzun süreli kullanımları genellikle fizyolojik
bağımlılıkla eşdeğer olmayan fiziksel bağlılığa neden olur(32,34).
Bunun da ötesinde fiziksel bağlılık yanık hastalarında zamanla doz azaltılarak
yoksunluk semptomları önlenebildiği için önemli bir problem değildir.
Yanık hastalarında ilaç metabolizmasının bozuk olduğu
düşüncesi hekimin yüksek doz opioid kullanımı konusunda endişe duymasına
neden olabilir. Her ne kadar bu düşünce yanık hastalarında erken
postinjurik fazda haklı bulunabilirse de tedavinin ileri dönemlerinde morfin,
meperidin, sufentanil ve metadonun farmakokinetik özellikleri göz önüne alındığında
doğru bir yaklaşım olmadığı anlaşılabilir(6,8,22,29).
Yanık hastalarında yeterli bir tedavi yapılmamasının bir
diğer nedeni yüksek doz opioid kullanımının neden olacağı solunum
depresyonu korkusudur. Tüm opioidler solunum depresyonu yapabilir(28).
Bununla birlikte şiddetli ağrı mevcudiyetinde, ağrı solunum sistemini
stimule ederek opioidlerin solunum depresan etkilerine zıt doğal bir antidot
gibi etki gösterdiğinden bu problem nadiren görülür(35). Bu yüzden
ilaç hastanın ihtiyaçlarına göre dikkatli bir şekilde titre edilirse
solunum depresan etki belirgin bir derecede azaltılır ve yanıklı hastaya
effektif dozların uygulanması sağlanmış olur. Eğer ciddi solunum
depresyonu olursa spesifik bir opioid antagonisti olan naloksan ile revers
edilebilir.
Yanıklı hastaların ağrı tedavisinde temel kavramlar
Ağrının fiziksel yan etkilerinin göz önüne alındığında
şiddetli, persistan ağrı Melzack'ın belirttiği gibi uyuma ve yemek yemeyi
engelleyerek iyileşmeyi önler(47). Bu amaçla morfin bir çok erişkin
ve çocuk yanıklarında sık olarak tercih edilmektedir. Morfin orta ve şiddetli
ağrıların tedavisinde etkilidir. Meperidin de yanık ağrılarında uzun süreli
olmamak üzere (santral sinir sistemi stimulasyonu ile nörotoksik reaksiyonlara
neden olabilen normeperidinin birikimine yol açar) kullanılabilir(38).
Metadon, uzun etki süreli bir opioiddir ve sıklıkla uzun süreli analjezi
elde etmek için kullanılır. Buna karşılık sentetik opioidler (örn.
alfentanil, fentanil) hızlı etki başlangıcı ve kısa etki süresine
sahiptirler, tedavide yararlı olabilir. Sentetik agonist-antagonist ajanlar
yararlı olmakla birlikte önceden pür agonist almış olan hastalarda
yoksunluk sendromuna neden olabilir. Son olarak zayıf etkili opioidler (kodein)
ve nonopioid ajanlar (asetaminofen) yanıklı hastaların tedavisinde geç dönemde
kullanılabilen ajanlardır. Opioidler yanık hastalarında tercihen intravenöz
veya oral yol ile kullanılırlar(26,27,51).
Yalnızca kötü absorbe edildiği için değil aynı zamanda
ağrılı olması nedeniyle intramuskuler yolun uzun süre kullanımının
pratik olmadığı belirtilmektedir(1,27,51,52). İntravenöz yol (İV)
hızlı etki ve rahat titre edilebilen bir yoldur. Fakat bu yolun uzun süre
kullanılması daha hızlı tolerans gelişimine neden olacağı için mümkün
olan en kısa zamanda oral yola geçilmelidir(26).
Hangi tür ve hangi yol kullanılırsa kullanılsın
farmakolojik ağrı tedavisini optimalize etmek için bir takım ana prensipler
öne sürülmüştür(1,60). Bu prensipler yanıklı hastalar için
de uygulanabilir.
Yanık ağrısı tek bir işaret değil aynı zamanda ayrı
ayrı tedavi edilmesi gereken iki major komponentten ibarettir. Her bir ağrı
kendine ait bir yapıda olup bu yüzden farklı ve etkili tedavi uygulamaları
gerektirir.
Analjezi ihtiyacındaki geniş varyasyonlar yanık hastalarında
farklı doz uygulamalarını gerektirir. Yanık ağrısı kişiden kişiye
farklılık gösterip zaman içerisinde dalgalanmalar gösterebilir. Doz
gereksinimi hastadan hastaya ve hastanın değişen durumuna göre düzenlenmelidir.
Analjezinin yeterliliğini ve ağrıyı değerlendirmek için
sistematik uygulamalar yapılmalıdır. Herhangi bir tedavi tipinde analjezi
uygulamasının etkinliği hem etki hem de yan etkiler açısından birlikte değerlendirilmelidir.
Bu amaçla basit sınıflama skalaları ağrının herhangi bir tipi için
tedaviye imkan tanıyan bilgileri gösterebilir.
Tedavinin her fazında korku, anksiyete ve depresyonun rolü
dikkatli bir biçimde değerlendirilmelidir. Bir çok yanık hastası tedavi
sırasında bir takım psikolojik streslere maruz kalır ve ağrı da bu faktörleri
etkileyebilir veya bu faktörlerden etkilenebilir. Bu hastalarda dikkatli
psikolojik değerlendirmeyle analjezik tedaviye anksiyolitik ve/veya
antidepresan ilavesi akıllı bir yaklaşım olur(2,4,64).
İstirahat sırasında ağrı farmakoterapisi
Daha önce belirtildiği gibi erken postinjurik fazda
analjezi gereksinimi bazı yanık hastalarında azalabilir veya gerekmeyebilir.
Bununla birlikte bazı hastalar hızlı ve etkili bir analjeziye ihtiyaç
duyarlar. Resussitasyonun erken fazında sık fakat küçük dozlarda narkotik
opioidler önerilir. Hastanın ajitasyonu bir ağrı yanıtı olarak
yorumlanabileceğinden korku ve anksiyetenin bu dönemde dikkatli değerlendirilmesi
gerekir(64). Anksiyolitik tedavi analjezi ihtiyacını azaltırken
hasta ile iletişim ve bilgi aktarımı ajitasyonu belirgin bir biçimde kontrol
edebilir(2,3,4,59,60).
Hasta kontrollü analjezi (HKA) yanık hastalarında güvenle
kullanılabilecek bir tekniktir(13). Son zamanlarda erişkin ve çocuk
yanıklarında ağrı kontrolü için morfin, fentanil, alfentanil veya
metadonun devamlı infüzyonunu gösteren çalışmalar mevcuttur(8,16,52,62,
65). Çalışmalarda HKAnin aralıklı İV. uygulamaya göre daha iyi
kalitede bir analjezi oluşturduğu bildirilmiştir(13). Terapötik işlemler
sırasında duyulan şiddetli ağrının kontrolü için HKAnin tek başına
yeterliliği konusunda şüpheler olmasına rağmen HKAnin yeterli düzeyde
analjezi oluşturduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur(61,65).
Ağızdan ilaç alabilen hastalarda, uzun etki süreli (MS
Contin, Metadon) oral opioidler yanıklı hastaların istirahatleri sırasında
stabil bir analjezi sağlamak için kullanılabilir(26,27,51). Bu amaçla
kullanılan sürekli salınan morfin formları güvenli ve etkin bir şekilde
kullanılabilir(26,27,51).
Spinal veya epidural invaziv girişimler enfeksiyon riski
nedeniyle önerilmemektedir. Sepsis, koagülopati veya hipotansiyon varlığında
ağrı kontrolü için kullanılmamalıdırlar(1,26). Rejyonel
analjezinin periferal yanıkların tedavisinde kullanılabileceğini bildiren
fazla sayıda çalışma yoktur(57,73). Bununla birlikte bu
tekniklerin terapötik yararı seçilecek hastanın dikkatli değerlendirilmesini
gerektirir. Eğer yanık vücudun alt kısmını içeriyor ve omurilik sağlam
ise devamlı epidural teknik ile saatler, hatta günler boyunca yeterli seviyede
analjezi elde edilebilir. Epidural teknik aynı bölgedeki deri grefti
uygulamalarına da imkan tanır(1,41,57,58).
Yanık hastalarında analjezi oluşturmak için kullanılan
tekniklerden biri de topikal anestezik kullanımıdır. Bu teknik kısmen daha
az çalışılmış bir konudur. Brofeldt ve arkadaşları topikal % 5lik
lidokainin, Jellish ve arkadaşları % 2lik lidokainin, Pedesen ve
arkadaşları lignokain-prilokain (EMLA) kremin, Owen ve Dye % 2lik
lidokain jeli uygulamasının, Freund ve Marvin, el yanıklarında sargı değişimi
sırasında % 1lik lidokain spreyin, iyi derecede bir analjezi oluşturduğunu
göstermişlerdir(7,27,36,53,57). Sistemik etkilerinin olmaması
nedeniyle renal veya hepatik patolojisi olan hastalarda bu yöntem avantajlı
olabilir.
Opioidlerin yüksek dozlarda kullanımına karşın ağrının
kontrol altına alınamadığı yanık olgularında nöropatik ağrı hatırlanmalıdır(14).
Bu tür olgularda ağrı kontrolü için trisiklik antidepresanlar, antikonvülzanlar
ve / veya membran stabilizan ajanlar kullanılabilir(23,60). Johnson
ve arkadaşları, nöropatik ağrıya etkili olduğu bilinen lidokainin düşük
dozlarının yanık ağrısının giderilmesinde effektif olarak kullanılabileceğini
belirtmişlerdir(37).
Ağrı orta şiddette ve sık tekrarlamıyorsa zayıf
opioidler (örn. Kodein), nonopioidler (Asetaminofen) veya kombine analjezikler
(Kodein+Asetaminofen) kullanılabilir(48,50). Bu ajanlar tedavinin
son safhasında tüm yaralar iyileştiğinde ağrı mevcudiyetinde kullanılabilir.
Kariya ve arkadaşları yanık olgularında oral klonidin uygulamasının
yeterli düzeyde analjezi ve sedasyon oluşturduğunu bildirmişlerdir(39).
Sonuç olarak, hemen hemen her yanık hastasında genellikle
korku ve anksiyete gelişebildiği için benzodiazepin gibi anksiyolitikler ve
/veya hipnotiklerin analjezik tedaviye ilave edilmesi faydalı olacaktır(2,54,56).
Uzun süre hastanede yatan veya depresyon gelişen yanık hastalarında
antidepresan ilaçlar gerekli olabilir. Antidepresan ilaçlar yalnızca bu
hastaların ruhsal durumunu değil aynı zamanda ağrıyı ortadan kaldırarak
uyku ve yemek yeme durumunu da düzeltir(70,71).
Terapötik uygulamalar nedeniyle ortaya çıkan ağrıda
farmakoterapi
Yanık hastalarında tedavi uygulamaları sırasında ortaya
çıkan ağrının ortadan kaldırılması için bir çok uygulama bildirilmişse
de bu konuda en iyi metodun hangisi olduğu konusunda net bir bilgi yoktur.
Bu ağrının tedavisinde orta etkili opioidlerin, non-opioid
analjeziklerin ve psikotropların kullanılabileceği bildirilmekle birlikte, hiçbir
medikal tedavinin uygulanmadığı hasta grubu da bildirilmiştir. Yapılan çalışmalarda
benzer seviyedeki ağrı düzeyleri için çocukların analjezik kullanımlarının
erişkinlerden dört kat az olduğu gösterilmiştir(5,51).
Yapılan terapötik uygulamalar yoğun ağrı oluşturduğu için
ağrı tedavisi dikkatli ve hassas bir yaklaşım gerektirir. Tipik olarak hem
erişkin hem de çocuklarda yanık pansuman ve debridmanında ağrı kontrolü için
morfin veya fentanil gibi güçlü opioidler gerekir(26,51,52). Doz
ayarlaması her hasta için ayrı düzenlenmeli, analjezi seviyesi sık olarak
değerlendirilerek gereken doz ilaveleri yapılmalıdır. Tedavi uygulamaları
bittiğinde hastayı uzun süre sedatize halde bırakmayan analjezi sağlamak
temel fikirdir. Böylece kısa etki süreli fentanil gibi ajanlar bazı
avantajlara sahip olabilirken bu avantaj uzun süreli prosedürlerde sık doz
tekrarı gerektireceğinden uygulama zorluğu yaratabilir. Bu nedenle uzun süreli
tedavi uygulamalarında morfin daha kolay ve ucuz olması nedeniyle fentanile
tercih edilebilir. Hemen hemen tüm çocuklar uygulama yolu olarak oral yolu
tercih ettiği için perkoset (Oksikodon+Asetaminofen) gibi oral preparatlar
sargı değişimi için sıklıkla kullanılmaktadır. Bununla birlikte bir çok
araştırmacı sargı değişimi sırasında ağrının kontrolü için bu
tedavinin yetersiz olduğunu bildirmişlerdir(5,44,51,52). Eğer ağrı
şiddetli ise ve etkinin hızlı elde edilmesi isteniyorsa ilaç parenteral
verilmelidir.
Ağrının kontrol edilmemesi anksiyeteyi artırır. Bu
nedenle ağrının optimal kontrolü anksiyeteyi minimalize etmek için
gereklidir(1,9,63,70). Böylece anksiyetenin kontrolü için sürekli
benzodiazepin kullanımını önlenmiş olur. Yüksek dozlarda opioid kullanıma
karşın ağrının ortadan kaldırılamadığı hastalarda benzodiazepinler
yararlı olabilir.
Yoğun sargı değişimi ve debridman gerektiren hastalarda
analjezi uygulaması için anestezik ajanların kullanımı hatırlanmalıdır(43).
Nitröz oksit gibi inhalasyon ajanların kullanılması erişkin ve çocuklarda
sargı değişimi sırasında yeterli bir analjezi sağlar. Bununla birlikte yanıklı
hastalarda bu görüşe karşı olan ve bu ajanların potansiyel toksisiteye
neden olduğunu bildiren çalışmalar mevcuttur. Ketamin yanık hastalarında
sıklıkla kullanılan bir diğer popüler anestezik ajandır. Bir çok çalışmada
subanestezik dozlarda ketaminin yanık sargılarının değişimi ve yara
debridmanı için yeterli düzeyde analjezi oluşturduğu bildirilmiştir(67,69).
Ketaminin; İV., İM ve oral uygulanabilme, operasyondan önce ve operasyondan
sonra uzun süre aç kalmama ve subanestezik dozlarda kullanıldığında
solunumu deprese etmeme gibi avantajları vardır(21,33). Buna karşılık
hızlı tolerans gelişimi, uzun derlenme dönemi ve hallusinasyona neden olma
gibi yan etkileri bildirilmiştir(8,21,45).
Bir çok avantajı nedeniyle yanık hastalarında ağrılı
uygulamalar için sedasyon sağlamada propofol daha uygun bir ajan
olabilir. Propofol dikkatli bir şekilde titre edilerek sedasyon veya total iv.
anestezi amacıyla kullanılabilir. Diğer intravenöz ajanlarla kıyaslandığında
propofol ile bolus veya kısa süreli infüzyonlardan sonra derlenme daha hızlıdır(2).
Çalışmalarda propofol uygulanan hastaların yalnızca 1/3ünde indüksiyon
sonrasında solunum depresyonu geliştiği bildirilmiştir. Bunun ilacın
verilen dozu ve hızı ile ilişkili olabileceği öne sürülmüştür.
Son olarak hastanın uyanık veya sedatize durumda ağrıyı
tolere edemediği çok ciddi vakalarda yara debridmanı veya sargı değişimi için
genel anestezi tek seçenek olabilir. Genel anestezinin istenmeyen
etkileri göz önüne alınacak olursa yanık hastalarının sık olarak
anestezi alması arzu edilmez(41,45,51,52). Buna ilaveten sık
tekrarlayan genel anestezi uygulamalarında hastaların preoperatif ve
postoperatif dönemlerde aç kalması gerektiğinden uygulama sonrası yanık
hastalarında nütrisyonal destek sağlanmalıdır.
Diğer tedavi metodları
Yanıklı hastalarda ağrıyı etkileyebilen korku, depresyon
ve anksiyete gibi belirtiler sıktır. Bu yüzden psikolojik girişimler yanık
ağrısının tedavisinde yararlı olabilir. Yanık hastalarında kullanılan
psikolojik teknikler ile değişik derecelerde başarı elde edilmiştir(18,45,
46,55,56). Bu uygulamalar yalnız veya kombine kullanılan; relaksasyon eğitimi
(nefes alma ekzersizleri, progresif kas relaksasyonları), biyofeedbek,
desensitizasyon, grup veya bireysel psikoterapi teknikleridir. Yanık ağrısının
şiddeti göz önüne alınırsa psikolojik tekniklerin tek başlarına tam bir
analjezi sağlamaları olası değildir. Özellikle hastanın tedavisinin erken
döneminde bu uygulamaların yapılmasının ağrı-anksiyete-ağrı siklusu
gelişimini önleyebildiği bildirilmiştir( 27,51,52,54,55). Her ne
kadar belirtilen uygulamaların üzerinde yeni çalışmaların yapılması
gerektiği bildirilmişse de yanık ağrısı ve anksiyetesini kontrol etmek için
davranış ve stres azaltma tekniklerinin kullanılması yararlı olabilir.
KAYNAKLAR
1 - Agency for Health Care Policy and Research (AHCPR): Acute
pain management: operative or medical procedures and trauma, part 2. Clinical
Pharmacy 1992;11: 391 413
2 - Aitkenhead A R: Analgesia and sedation in intesive care.
British Journal of Anaesthesia 1989;63: 196 206.
3 - American Pain Society (APS) Principles of analgesic use
in the treatment of acute pain and cancer pain. American Pain Society 1992,
Skokie, Illinois
4 - Andreasen N J C, Noyes R, Hartford C E, Brodland G,
Proctor S: Management of emotional reactions in seriously burned adults. New
England Journal of Medicine 1972; 286: 65 69.
5 - Atchison N E, Osgood P F, Carr D B, Szylfelbein S K:Pain
During burn dressing change in children: relationship to burn area, depth and
analgesic regimens. Pain 1991; 47: 41 - 45
6 - Bloedow D C, Goodfellow L A, Marvin J, Heimback D:
Meperidine disposition in burned patients. Research Communications in Chemical
Pathology and Pharmacology 1986; 54; 87-99.
7 - Brofeldt B T, Cornwell P, Doherty D, Batra K, Gunther R
A: Topical lidocaine in the treatment of partial-thickness burns. Journal of
Burn Care and Rehabilitation 1989; 10: 63-68.
8 - Cederholm I, Bengtsson M, Bjorkman S, Choonara I, Rane A:
Long-term high dose morphine, ketamine, and midazolam infusion in a child with
burns. British Journal of Clinical Pharmacology 1990; 30: 901-905.
9 - Charlton J E, Klein R, Gagliardi G, Heimbach DM: Factors
affecting pain in burned patients a preliminary report. Postgraduate Medical
Journal 1983; 59: 604-607.
10 - Choiniere M, Melzack R, Rondeau J, Girard N, Paquin M
J:The pain of burns: characteristics and correlates. Journal of Trauma 1989; 29:
1531-1539.
11 - Choiniere M, Melzack R, Girard N, Rondeau J, Paquin M J:
Comparisons between patients and nurses assessment of pain and medication
efficacy in severe burn injuries. Pain 1990; 40: 13-152.
12 - Choiniere M, Melzack R, Papillon J: Pain and
paraesthesia in patients with healed burns : an exploratory study. Journal of
Pain and Symptom Management 1991; 6: 437-444.
13 - Choiniere M, Grenier R, Paquette C: Patient - controlled
analgesia: a double-blind study in burned patients. Anaesthesia 47: 1992;
467-472.
14 - Coderre T, Melzack R: Increased pain sensitivity
following heat injury involves a central mechanism. Behavioural Brain Research
1985; 15: 259-262.
15 - Coderre T, Melzack:Cutaneous hyperalgesia: contributions
of the peripheral and central nervous systems to the increase in pain
sensitivitiy after injury. Brain Research 1987; 404: 95-106.
16 - Concilus R, Denson D D, Knarr D, Warden G, Raj
P:Continuous intravenous infusion of methadone for control of burn pain. Journal
of Burn Care and Rehabilitation 1989; 10: 406-409.
17 - Davies J W L Prompt cooling of burned areas: a review of
benefits and the effector mechanisms. Burns 1982; 9: 1.
18 - Davis ST, Sheely-Adolphson P:Burn management.
Psychosocial interventions: pharmacologic and psychologic modalities. Nurs Clin
North Am 1997; 32(2):331-42.
19 - Demling R H : Burns. New England Journal of Medicine
1985; 313: 1389-1398.
20 - Demling R H, Lalonde C: Burn trauma. Thıeme, New York,
1989.
21 - Demling R H, Ellerbee S, Jarrett F: Ketamine anesthesia
for tangential excision of burn eschar: a burn unit procedure. Journal of Trauma
1978; 18: 269-270.
22 - Denson D D, Concilus R R, Warden G, Raj P:
Pharmacokinetics of continuous intravenous infusion of methadone in the early
post-burn period. Journal of Clinical Pharmacology 1990; 30: 70-75.
23 - Foertsch CE, O'Hara MW, Stoddard FJ, Kealey
GP:Treatment-resistant pain and distress during pediatric burn-dressing changes.
J Burn Care Rehabil 1998; 19(3):219-24.
24 - Foley K M:Controversies in cancer pain: medical
perspectives. Cancer 1989; 63: 2257-2265.
25 - Foley K M: Clinical tolerance to opioids. In: Basbaum A
I, Besson J M (eds) Towards a new pharmacology of pain. John Wiley. Chichester,
1991; p 181-203.
26 - Foley K M, Inturrisi C E: Analgesic drug therapy in
cancer pain: principles and practice. Medical Clinies of North America 1987; 71:
207-233.
27 - Freund P R, Marvin J A Postburn pain. In: Bonica J J
(ed) The management of pain 2nd edn. Lea and Febiger, Philadelphia.
1990; p 481-489
28 - Gibbons J, Honari SR, Sharar SR, Patterson DR, Dimick
PL, Heimbach DM: Opiate-induced respiratory depression in young pediatric burn
patients. J Burn Care Rehabil 1998; 19(3):225-9.
29 - Gregoretti S, Vinik H R: Sufentanyl pharmacokinetics in
burned patients undergoing skin grafting. Anesthesia and Analgesia 1986; 65:
S64.
30 - Gueugniaud PY: Management of severe burns during the 1st
72 hours. Ann Fr Anesth Reanim 1997; 16(4):354-69.
31 - Hedderich R, Ness TJ :Analgesia for trauma and
burns.Crit Care Clin 1999, 15(1):167-84
32 - Hermanson A, Johnson C E, Lindblom U Sensibility after
injury. Clinical Physiology 1986; 6: 507-521.
33 - Humphries Y, Melson M, Gore D: Superiority of oral
ketamine as an analgesic and sedative for wound care procedures in the pediatric
patient with burns. J Burn Care Rehabil 1997; 18: 34-6
34 - Jaffe J H Drug addiction and drug abuse. In: Gilman A G,
Goodman L S, Rall T W et al (eds) The pharmacological basis of therapcuties, 7th
edn. McMillan, New York 1985; p 535-584
35 - Jaffe J H, Martin W R Opioids analgesics and
antagonists. In: Gilman A G, Goodman L S, Rall T W et al (eds) The
pharmacologial basis of therapeutics, 7th edn. McMillan New York
1985; p 491-531
36 - Jellish WS, Gamelli RL, Furry PA, McGill VL, Fluder EM:
Effect of topical local anesthetic application to skin harvest sites for pain
management in burn patients undergoing skin-grafting procedures. Ann Surg 1999;
229(1):115-20
37 - Jonsson A, Cassuto J, Hanson B Inhibition of burn pain
by intravenous lignocacine infusion. Lancet 1991; 338: 151-152.
38 - Kaiko R F, Foley K M, Grabınski P Y et al: Central
nervous system excitatory effects of meperidine in cancer patients. Annals of
Neurology 1983; 13: 180-185.
39 - Kariya N, Shindoh M, Nishi S, Yukioka H, Asada A: Oral
clonidine for sedation and analgesia in a burn patient. J Clin Anesth 1998;
10(6):514-7.
40 - Katz J, Vaccarino A, Coderre T J, Melzack R: Injury
prior to neurectomy alters the pattern of autotomy in rats. Anesthesiology 1991;
75: 876-883.
41 - Kinsella J, Booth M G: Pain relief in burns: James Laing
Memorial Essay Burns 1990; 17: 391-395,1991.
42 - Klein R M, Charlton J E: Behavioural observation and
analysis of pain behavior in critically burned patients. Pain 1980; 9: 27-40.
43 - MacLennan N, Heimbach DM, Cullen BF: Anesthesia for
major thermal injury. Anesthesiology 1998; 89(3):749-70.
44 - McGrath P: Pain in children. Guilford Press, New York
1990; p 223-228.
45 - Martyn J A J: Clinical pharmacology and therapeutics in
burns. In: Martyn J A J (ed) Acute management of the burned patient. W B
Saunders, Philadelphia, 1990; p 180-200.
46 - Marvin J A, Heimbach D M: Pain management. In: Fisher S
V, Helm P A (eds) Comprehensive rehabilitation of burns. Williams and Wilkins,
Baltimore 1984; p 311-329.
47 - Melzack R: The tragedy of needless suffering. Scientific
American 1990; 262: 27-33.
48 - Melzack R, Wall P D: The challenge of pain. Basic Bools,
New York,1982.
49 - Meyer R A, Campbell J N: Myelinated nociceptive
afferents account for the hyperalgesia that follows a burn to the hand. Science
213: 1527-1529,1981.
50 - Meyer WJ, Nicholas RJ, Cortiella J, Villarreal C, Marvin
JA, Blakeney PE, Herndon DN: Acetaminophen in the management of background pain
in children postburn. J Pain Symptom Manage 1997; 13:50-5.
51 - Osgood P F, Szyfelbein S K: Management of burn pain in
children Pediatric Clinics of North America 1989; 36: 1001-1013.
52 - Osgood P F, Szyfelbein S K: Management of pain. In:
Martyn J AJ (ed) Acute management of the burned patient. W B Saunders,
Philadelphia, 1990; p 201-216.
53 - Owen T D, Dye D: The value of topica lignocaine gel in
pain relief on skin graft donor sites. British Journal of Plastic Surgery 1990;
43: 480-482.
54 - Patterson DR, Adcock RJ, Bombardier CH: Factors
predicting hypnotic analgesia in clinical burn pain. Int J Clin Exp Hypn 1997;
45(4):377-95.
55 - Patterson D R: Practial applications of psychological
techniques in controlling burn pain. Journal of Burn Care and Rehabilitation
1992; 13: 13-18.
56 - Patterson DR, Ptacek JT, Carrougher GJ, Sharar SR:
Lorazepam as an adjunct to opioid analgesics in the treatment of burn pain. Pain
1997; 72(3):367-74.
57 - Pedesen JL, Crawford ME, Dahl JB, Brennum J, Kehlet H:
Effect of preemptive nerve block on inflamation and hyperalgesia after termal
injury. Anesthesiology 1996; 84(5):1020-6.
58 - Pedersen JL, Kehlet H:Secondary hyperalgesia to heat
stimuli after burn injury in man. Pain 1998;76(3):377-84.
59 - Perry S, Heidrich G, Ramos E:Assessment of pain by
burned patients. Journal of Burn Care and Rehabilitation 1981; 2: 322-326.
60 - Ready L B, Edwards W T: Management of acute pain: a
practial guide. IASP Publications, Seattle, 1992; p 26-33.
61 - Rovers J, Knighton J, Neligan P, Peters
W:Patient-controlled analgesia in burn patients: a critical review of the
literature and case report. Hosp Pharm 1994; 29(2):106, 108-11.
62 - Sim KM, Hwang NC Chan YW,Seah CS: Use of
patient-controlled analgesia with alfentanil for burns dressing procedures: a
preliminary report of five patients. Burns. 1996; 22:238-41.
63 - Szyfelbein S K, Osgood P F, Carr D B The assesment of
pain and plasma &-endorphin immunoactivity in burned children. Pain 1985;
22: 173-182.
64 - Taal LA, Faber AW:Burn injuries, pain and distress:
exploring the role of stress
symptomatology. Burns 1997; 23(4):288-90.
65 - Viggiano M, Badetti C, Roux F, Mendizabal H, Bernini V,
Manelli JC: Controlled analgesia in a burn patient: fentanyl sparing effect of
clonidine. Ann Fr Anesth Reanim 1998; 17(1):19-26.
66 - Wall P D: On the relationship of injury to pain. Pain
1979; 6: 253-264.
67 - Wall P D: The prevention of post-operative pain. Pain
1988; 33: 289-290.
68 - Wall PD, Melzack R:Textbook of pain. Choiniere M: Pain
of burns. Churchill Livingstone Newyork, 1993; P523-37.
69 - Warncke T, Stubhaug A, Jorum E:Ketamine, an NMDA
receptor antagonist, suppresses spatial and temporal properties of burn-induced
secondary hyperalgesia in man: a double-blind, cross-over comparison with
morphine and placebo. Pain 1997; 72(1-2):99-106.
70 - Watkins P N, Cook E L, May R, Ehleben C M:Psychological
stages in adaptation following burn injury: a method for facilitating
psychologial recovery of burn victims. Journal of Burn Care and Rehabilitation
1988; 9: 376-384.
71 - Watkins P N, Cook E L, May R, Still J M:The role of the
psychiatrist in the team treatment of the adult patient with burns. Journal of
Burn Care and Rehabilitation 1992; 13: 19-27.
72 - Waymack J P, Pruitt B A : Burn wound care. In: Tompkins
R K (ed) Advances in surgery, vol 23. Year Book Medical Publishers, Chicago,
1990; p 261-289.
73 - Wilson G R, Tomlinson P: Pain relief in burns- how we do
it. Burns 1988; 14: 331-332.
74 - Woolf C J : Recent advances in the pathophysiology of
acute pain. British Journal of Anaesthesia 1989; 63: 139-146.