|
Prof.Dr.Kamil Toker
Kocaeli ÜniversitesiTıp Fakültesi
Anesteziyoloji Anabilim Dalı
Yeni doğan döneminden adölesan çağına kadar
çocuklar bilindiği üzere “küçük erişkinler” değildirler. Bazen her ne kadar
büyümüş de küçülmüş gibi olsalar da anatomik ve fizyolojik fonksiyonları
gelişmekte olan bu insan yavrularına uygulanan bütün ilaçların farmakokinetik ve
farmakodinamiğinde farklılıklar olmaktadır.
Çocuklarda, bilindiği üzere ilaçların emilimi,
dağılımı metabolizması ve atılımı anlamına gelen farmakokinetik, ilaçların
etkileri ile ilgilenen farmakodinamikten daha önemli olmaktadır.
Elbette ilaçların farmakokinetik ve
farmakodinamiklerinden burada ayrıntıları ile bahsedilmeyecektir.
Farmakokinetiği etkileyen faktörleri kısaca
hatırlatmak gerekirse;
Çocukluk çağında vücut ağırlığında ve vücudun
kompozisyonunda sürekli değişiklik olmaktadır. Yenidoğandan başlayarak çocukluk
çağı boyunca dağılım volümü (Vd) erişkine oranla daha yüksektir. Yenidoğanda en
fazla iken ilerleyen yaşla birlikte bu farklılık giderek azalır. Dağılım
volümünü etkileyen vücut yapısındaki değişiklikler başlıca lipid, su ve
proteinlerle ilgilidir.
LİPİD YAPI: Yenidoğanda lipid oranı
düşüktür. Fakat SSS yağ kütlesinin önemli bir miktarını kapsar Ek olarak
yenidoğanda kan-beyin bariyeri bazı ilaçların geçişine daha fazla izin verir.
Ciltaltı yağ dokusu 9. ayda en yüksek değerine ulaşır, 6. yılda azalır
adölesana doğru tekrar artar. Bu değişiklikler özellikle yağda eriyen ilaçların
dağılımını etkilemektedir.
SU YAPI: Fetusun gelişmesi ile su oranı
hızla azalmaktadır.%95’ten yenidoğanda %75’e kadar düşer. Bir yaşında su oranı
erişkin oranı gibidir(%55). Total vücut sıvısı ile vücut kütlesi arasında
yaşlılığa kadar doğrusal bir oran vardır. Total vücut sıvısındaki bu
değişiklikler midazolam gibi suda eriyen ilaçlar için önemli olmaktadır. Total
vücut sıvısındaki değişikliğin önemli bir kısmı da ekstraselüler ve intraselüler
kompartmanlardaki dağılım oranlarıdır. Ekstraselüler sıvı yenidoğanda vücut
ağırlığının %45’i iken ilk hafta içinde hızla düşmeye başlarken 6 aylıkta
%30’a düşer ve 10 yaşında iken bile erişkinden(%16) daha fazladır. Total vücut
sıvısındaki düşüşe göre ekstraselüler sıvıdaki azalma oranı daha fazladır. Çünkü
aynı anda intraselüler sıvı artışı vardır. ICF oranı yeni doğanda vücut
ağırlığının %30’u iken 7 yılda erişkin oranı olan %40’a ulaşır. ECF
kompartmanındaki değişiklikler özellikle iyonize ilaçların etkilerini daha fazla
ilgilendirmektedir.
PROTEİN YAPI: Bilindiği üzere pek çok ilaç
proteinlere ya da diğer makromoleküllere bağlanırlar. Bu ilaç – protein
kompleksi serbest ilaçtan farklı davranır. Hücre membranlarından geçişten
atılımına kadar pek çok farmakokinetik olay proteinlere bağlanmada etkilenir.
Yeni doğanda belirgin olmak üzere protein yelpazesinde de önemli değişiklikler
vardır. Albumin oranının düşük olması, fetal albumin varlığı gama globulin
ve lipoproteinlerin az olması gibi. Örneğin fentanil bağlanması açısından
lipoproteinler önemlidir.
İLAÇLARIN ATILIMINDAKİ DEĞİŞİKLER
Metabolizma ve vücuttan atılım vücuttan ilaçların
uzaklaştırılmasında birlikte rol oynarlar.
Hepatik fonksiyon: Bütün yaş gruplarında
ilaç metabolizması için karaciğer en önemli organdır.Fetal karaciğer total vücut
ağırlığının %4’ü iken erişkinde bu oran %2’ye düşer. Bu da göreceli olarak ilaç
metabolize edebilecek karaciğer miktarının fazlalığını gösterir.
İlaç metabolizmasında bir diğer önemli değişken de
hepatik enzim miktarındaki ve aktivitesindeki değişikliklerdir. Örneğin
yenidoğanda sitokrom- P450 ve NADPH-sitokrom-C– redüktaz aktivitesi erişkinin
yarısı kadardır.
İlaçlar doğrudan kendileri ya da metabolitleri
olarak vücuttan değişik yollardan atılırlar: safra, feçes, solunum ya da
böbreklerden idrarla atılım olabilir. Ancak intravenöz ilaçların vücuttan
atılım yıllarının başında böbrekler gelmektedir. Karaciğerde olduğu gibi
ilaçların böbreklerden atılmasında da bir gelişme süreci yaşanır. Yenidoğanda
böbrekler vücuda oranlandığında erişkine göre daha büyük ancak gelişmemiştir.
Böbrekle atılımı esas olan ilaçların uygulanmasında dikkat edilmelidir.
İV ANESTEZİKLER
İntravenöz anestezikler pek çok şekilde
sınıflandırılabilir.
Ancak burada bahsedilecek olanlara göre bir
sınıflama yapmak mümkün olursa;
1.
Barbitüratlar
2.
Opioidler
3.
Disosiyatif anestetikler
4.
Diğerleri
a.
Benzodiazepinler
b.
Propofol
Elbette bu sınıflama klasik sınıflamaya uymayan bir
sınıflamadır. Gerçekte sınıflamayı daha farklı yapmak da mümkün olabilir.
Genel anestezi indüksiyon yöntemleri:
İnhalasyon yolu ile indüksiyon pediyatrik hastalarda en sık kullanılan
yöntemdir. Ancak bunun dışında;
- Rektal
- Nazal
- İntramuskuler
- İntravenöz indüksiyon yöntemleri de
uygulanabilmektedir.
Bu yollarla pediyatrik hasta grubunda anestezi
indüksiyonu için uygulanabilecek ilaçlara bazı örnekler şunlardır:
- Rektal
- Metoheksital
- Tiyopental
- Ketamine
- Benzodiazepinler
- Nazal
- İntramusküler
- Ketamine
- Metoheksital
- Midazolam
- İntravenöz
- Tiyopental
- Propofol
- Ketamin
- Benzodiazepinler
- Opioidler
Her yöntemin kendine göre avantaj ve dezavantajları
olmakla birlikte rektal, nazal ve im yöntemler premedikasyon, sedasyon ya da
ameliyathane dışı uygulamalar için daha çok tercih edilmektedir.
Genel anestezi indüksiyon ve idamesinde intravenöz
yol erişkinler için vazgeçilmez olduğu gibi çocuk hastalar içinde önemli
yöntemlerin başındadır. Ancak çocuklar genellikle iğneyi sevmezler. Pek çok
pediyatrik hastayı intravenöz girişim için ikna etmek zordur. İntravenöz
indüksiyonunun bilinen bazı avantajları elbette çocuk hastalar için de
geçerlidir.
Genel olarak eğer iv yol indüksiyon öncesi açıksa
ya da çocuğa ağrı veya ek stres yaratmadan iv yol açılabiliyorsa (premedikasyon)
iv indüksiyon her yaştaki çocuk için tercih edilmelidir.
Bundan sonraki bölümde bilinen ve sık kullanılan
bazı intravenöz anestetiklerin pediyatrik hastalarda kullanılması ile ilgili
bazı hatırlatmalar yapılacaktır.
TİYOPENTAL
Hem erişkin hem de pediyatrik hastalarda hala en
çok kullanılan ve standart indüksiyon ajanıdır. Etkisinin hızlı başlamasının
nedeni yağda eriyebilirliğinin yüksek olmasıdır.
Yağda eriyebilirliğinin yüksek olması renal
atılımının az olmasına neden olurken hemen tamamen karaciğerde metabolize
edilir. %2.5’dan daha yoğun konsantrasyonda kullanılmamalıdır. Yüksek
konsantrasyonların avantajı olmadığı gibi doz titrasyonunda güçlük ve lokal kötü
etkileri de unutulmamalıdır.
Göz kapağı refleksinin kaybolup yüz maskesinin
tolere edilebileceği doz pediyatrik hastalarda erişkinlerden daha
yüksektir (6-7 mg/kg). Eğer sedatif hipnotik vb ile premedikasyon yapılmışsa
daha düşük doz kullanılabilmektedir. Plazma albuminlerine bağlanma oranı yeni
doğandan genç adölesan çağına kadar %87 kadar iken yaşla birlikte bu oran
azalır.
Yenidoğan döneminde yarılanma ömrü uzamış iken daha
büyük yaştaki çocuklarda erişkin ile yakın değerdedir (yaklaşık 6 saat ).
PROPOFOL
Diğer intravenözler anestetiklere göre göreceli
olarak daha yeni bir iv anestetiktir. İndüksiyonda çocuklarda giderek daha sık
kullanılmaktadır Özellikle günübirlik cerrahi uygulamalarda hızlı
derlenme dönemi nedeni ile daha yaygın kullanılmaktadır.
Erişkinlere göre indüksiyon dozu daha yüksektir
(2.5 – 3.0 mg/kg). Enjeksiyon sırasında ağrı bradikardi gibi erişkinler için
olan sorunlar pediyatrik hastalar için de geçerlidir.
Total intravenöz anestezi uygulamalarında
pediyatrik hastalar için de kullanılır, ancak dağılım volümünün göreceli olarak
fazla olması nedeni ile infüzyondan sonra derlenme dönemi uzamış olabilir.
KETAMİN
Ketamin hidroklorid bir non barbitürat
sikloheksamin türevidir.
Yapılan bazı çalışmalarda ketaminin dağılım
volümünün çocuklarda (1.9 L/kg) erişkinlere göre (2.3 L / kg) daha düşük;
yarılanma ömrünün daha kısa (100 dk; 153 dk) ve klirensinin daha kısa (
12.6 ml/kg/dk; 16.8 ml/kg/dk ) gösterilmiştir.
Pek çok ilaç gibi im enjeksiyondan sonra çocuklarda
erişkinlere oranla çok daha hızlı emilmektedir. Bunun nedeni de bilindiği gibi
kas kütlesindeki ve perfüzyonundaki farklılıklardır. 3 aylıktan daha küçük
infantlarda dağılım volümü büyük çocuklarla aynı iken yarılanma ömrü uzamış ve
klirens uzamıştır.
Ketamin’in bazı avantajları solunum depresyonu
yapmaması, farengeal ve larengeal refklekslerin azalmasına neden olmasıdır.
Ketamin ayrıca kardiovasküler stimülasyona neden
olur. Kalp atım sayısı ve kan basıncını %10 kadar arttırır. Pulmoner arter
basıncı PVR ise etkilenmez. Pulmoner hipertansiyonlu hastalarda bile pulmoner
arter basıncı ve PVR etkilenmez.
Postoperatif bulantı kusmaya neden olmaz.
Sekresyonlarda artışa neden olur. Bu da uygun premedikasyon ile önlenebilir.
Ketamin ile ilgili önemli sorunlardan birisi
derlenme sırasında ortaya çıkan halüsinasyonlar ve deliriumdur. Erişkinlerde ve
büyük çocuklarda daha sıktır. Doza bağlı olduğu ve yaşla daha sık ortaya çıktığı
gösterilmiştir. 5 yaşın altında eğer ketamin tek ajan olarak kullanılmışsa
halüsinasyon görülme sıklığı %5’ tir. Eğer sedatif ajanlarla uygun bir
premedikasyon yapılırsa ya da anestezi sırasında N2O gibi ek ajanlar
kullanılmışsa bu oran daha da azalmaktadır.
Ketamin ile ilgili diğer bazı problemler ise kas
rijiditesi ve istemsiz hareketlerdir. Eğer bunlar anestezi ya da cerrahi ile
ilgili sorun oluşturursa kas gevşetici ek anestetikler gibi ek ajanlar
kullanılabilir.
Premedikasyon yapılmış sağlıklı çocuklara 2
mg/kg iv olarak uygulanırsa 30 saniyede 5 – 10 dk sürecek cerrahi anestezi
sağlar.10 mg/kg im doz ile 2-3 dakikada sağlanan anestezinin süresi de yaklaşık
25 dakika sürer. Bu değerler elbette hastadan hastaya farklılık gösterebilir.Doz
gereksinimi ile yaş ters oranlıdır. 6 aylık bir infantın doz gereksinimi 5-6
yaşınfdaki bir çocuğun 4 misline kadar artabilir.
Tekrarlanan iv dozlar ile birikici etki göstermez.
Ancak infüzyon uygulamasında daha az doz ile daha uzun süreli anestezi sağlamak
mümkündür. 2 mg/kg başlangıç dozunu takiben önerilen ortalama infüzyon dozu 40
mg/kg/dk’dır.
BENZODİAZEPİNLER
Trankilizan, sedatif etkili bu grup pek çok amaçla
kullanıldıklarından anestezistler için yakından bilinen ilaçlardır. Güçlü
anksiolitik, hipnotik ve amnezik özellikleri ile premedikasyonda,
sedasyonda, anestezi indüksiyonunda veya total intravenöz anestezide (TIVA)
kullanılırlar.
Bu amaçlarla en çok kullanılanlar diazepam ve
midazolamdır. Diazepam antikonvülzan özelliği dışında anestezi pratiği için
premedikasyon ve sedasyon amacı ile kullanılır.
Midazolam ise aynı amaçlar dışında indüksiyon için
de kullanılır ancak indüksiyon süresi uzun ve bazı hastalarda (%4) yetersizdir.
Sağlıklı çocuklarda iv indüksiyon dozu olarak 015- 0.25 mg/kg önerilmektedir.
OPİOİDLER
Burada sadece pediyatrik anestezi uygulamalarında
kullanılabilir opioidlerden bahsedilecektir.
Morfin
Çocuklarda özellikle postoperatif ağrı tedavisi
başta olmak üzere en yaygın olarak kullanılan opioidtir. Üzerrinde
bu konuda en çok araştırma yapılmış olan analjeziktir ve diğer
analjeziklerin kıyaslanması için de bir standart olmuştur. Bilindiği üzere
lipofilik özelliği azdır.
Yenidoğanlarda kan-beyin bariyerini pek çok ajana
göre daha kolay geçtiği gösterilmiştir.
Morfin ve benzerlerinin bilinen genel etkilerinden
burada söz edilmeyecektir.
Morfin ve benzerlerinin anestetistlerin ilgisini
çekmesindeki nedenlerin başında peroperatif dönemde yüksek dozlarda
kullanıldığında bile kardiyovasküler etkilerinin ihmal edilebilir oranda
olmasıdır.
Etki ile plazma konsantrasyonu arasındaki ilişki
ile ilgili yapılan çalışmalarda yeterli anestezi düzeyi için yaklaşık 65 mg/L
gerektiği bildirilmiştir. Ayrıca minimum analjezik konsantrasyonunun da 12-25
mg/L olması gerektiği gösterilmiştir. Hastalar arasında farmakokinetik ve
farmakodinamik farklılıklar gösterdiği düşünülmektedir.
Genel anestezi indüksiyon ve idamesi için yüksek
doz morfin uygulaması pediyatrik hastalarda major cerrahi (abdominal,
kardiyotorasik, skolyoz vb) ile sınırlıdır. Bu major cerrahiler sonrasında zaten
postoperatif elektif mekanik ventilasyon endikasyonu olması, solunum
derpresyonu riskinden çekinmeden yüksek doz morfin kullanılmasını
kolaylaştırmaktadır. Cerrrahi sonunda ekstübe edilmesi planlanan hastalarda
solunum depresyonundan kaçınmak için morfin dozu daha hassas olarak titre
edilmelidir.
Cerrahi sürenin bir saatten daha kısa olduğu
hastalar için morfin dozunu titre etmek daha da güçtür.
1 yaşın üzerindeki çocuklarda 100 mg/kg'lık
doz derlenme sürecini uzatmaksızın yeterli olmaktadır. 6-12 aylık bebeklerde
derlenmeyi uzatmayacak doz olarak 25-50 mg/kg önerilmektedir. 6 aylıktan daha
küçüklerde morfinden peroperatif yararlanmak yerine postoperatif
yararlanılması önerilmektedir (25 mg/kg gibi düşük dozlarla analjezi için
kullanılmalıdır). Daha doğru seçenek olarak da fentanil, alfentanil, sufentanil
gibi kısa etkili opioidlerden yararlanılmasıdır.
6 aylıktan daha küçük infantlarda yarılanma ömrü
uzamıştır. Bunun dışında doz kan düzeyi yanıtının farklılıklar göstereceği bu
yaş grubunda unutulmamalıdır.
Fentanil
Özellikle kardiyak cerrahi geçirecek çocuklarda
yüksek dozlarda primer anestetik ajan olarak uygulanmaktadır. Kardiovasküler
depresyon yapmaması bunun temel nedenidir. En çok çalışma yapılmış sentetik
opioidlerdendir.Yapılan çalışmalarla dağılım volümü yaş gruplarına göre
- Yenidoğanda
4.7 L/kg
- İnfantlarda
3.4 L/kg
- Büyük çocukta
2.8 L/kg
- Erişkinde
4.0 L/kg olarak bildirilmiştir.
Yarılanma ömrü yenidoğanda biraz uzamıştır (295
dk), diğer yaş gruplarında ise benzerdir (220 dk). Çocuk ve erişkinlere
göre (12-13 ml/kg/dk) yenidoğan ve infantlarda klirens uzamıştır (18 ml/kg/dk).
Bütün opioidler gibi fentanil de ciddi solunum
depresyonuna neden olur. Solunum depresyonunun ciddiyeti pediyatrik hastalarda
yaşla ters orantılıdır. Gerek erişkinde gerekse de çocuklarda solunum depresyonu
ile plazma ve serebrospinal sıvı fentanil konsantrasyonu arasında doğrusal bir
oran vardır. Ancak yenidoğanların bilinen farmakokinetik farklılıkları nedeni
ile erişkinlere göre daha düşük plazma konsantrasyonlarında solunum depresyonu
ortaya çıkabileceği yapılan çalışmalarla da gösterilmiştir.
Alfentanil
Fentanil'in bir analoğudur. Pediyatrik hastalarda
yarılanma ömrü erişkinden daha kısadır. Klirensi uzamıştır. Dağılım volümü de
erişkinlere benzerdir.
Yüksek dozda (120 mg/kg) uygulandığında kalp hızı,
kan basıncı ve kardiyak indekste düşüşe neden olurken miyokard oksijen
tüketimi de azalmıştır. 50 mg/kg ya da daha düşük yükleme dozu ile
özellikle önceden atropin ile premedike edilmişse kardiovasküler sistemde
belirgin klinik etki yaratmaz.
Potent bir solunum depresanı olduğu halde doz eğer
iyi kontrol edilirse spontan soluyan hastaya da verilebilir. Ancak yeterli
cerrahi anestezi sağlayabilecek doz genel olarak solunum depresyonuna neden
olur. Yapılan hemen bütün çalışmalarda da çocuklarda alfentanil
kullanıldığında şüphesiz olarak daha güvenli ve kolay bir yöntem olarak
kontrollü ventilasyon kullanılması önerilmiştir.
Tek doz alfentanilin etki süresinin bir kaç dakika
gibi çok kısa olması nedeni ile hermen her zaman ya tekrarlanan dozlara ya da
infüzyona gereksinim olmaktadır. Tipik olarak önerilen doz rejimi 10 - 20 mg/kg
başlangıç dozunu takiben 1 mg/kg/dk ile infüzyon önerilmektedir.
Cerrahinin türüne göre ya da hemodinamik yanıta göre infüzyon hızını titre etmek
gerekebilir. Cerrahi sonunda hastanın eğer ekstübe edilmesi planlanıyorsa
cerrahinin bitmesine 5-10 dakika kala infüzyon sonlandırılırsa 10–15
dakika içinde iyi bir derlenme sağlanır. İnfüzyon süresi ya da total doz
derlenme üzerine elbette etkilidir. Total doz bu açıdan daha önemli
görünmektedir.
Sufentanil
Sufentanil lipofilik özelliği fazla olan
glikoprotein ve albumine yüksek oranda bağlanan bir başka fentanil derivesidir.
Fentanilden 5-10 kat daha potenttir ve infantlar ve çocuklarda kardiyak
cerrahide primer anestetik olarak kullanılmaktadır. Yarılanma ömrü infant (53
dk) ve çocuklarda (55 dk) benzerdir ve erişkinden belirgin derecede kısadır (164
dk). Klirensi infant ve çocuklarda (18.1–27.5 ml/kg/dk) erişkinden
belirgin derecede daha (12.7 ml/kg/dk) daha hızlıdır. Dağılım volümü infantlarda
(1.6 L/kg), çocuklar (3.0 L/kg) veya erişkinden (2.9 L/kg) çok daha azdır.
Yapılan çalışmalar göstermiştir ki infant ve
çocuklara açık kalp cerrahisi için yeterli dozda uygulandığında cerrahi
uyarının neden olacağı sistemik hemodinamik yanıtları baskılamakta güvenli
bir ajandır. Fentanil ya da alfentanile bu açıdan üstünlüğü tartışmalıdır.
Remifentanil
Remifentanil çok kısa etki sürekli bir diğer yeni
potent sentetik opioiddir. Erişkinlerde klirensi hızlı ve yarılanma ömrü
kısadır. Pediyatrik hastalarda farmakokinetiği ile ilgili bilgiler ya da
çalışmalar sınırlıdır.
Yapılan bir çalışmada remifentanilin farmakokinetik
profilinin yaşla değiştiği bildirilmiştir. Diğer opioidler için yenidoğanda
klirens yavaş, dağılım volümü büyük ve yarılanma ömrü uzamış iken remifentanilin
klirensi daha hızlı ancak dağılım volümü özellikle 2 aydan daha küçük
infantlarda bütyük çocuklara göre daha büyüktür. Ancak remifentanilin yarılanma
ömrü yaş ile değişmemetedir. Bu sonuçlarla infüzyon hızının yenidoğan ve
infantlarda büyük çocuklara göre daha yüksek olması gerekebileceği
bildirilmektedir. ( Pharmacokinetics of Remifentanil in Anesthetized
Pediatric Patients Undergoing Elective Surgery or Diagnostic Procedures. Kinder
Ross A. et al. Anesth.Analg 2001 ; 93:1393-1401)
Yapılan çalışmalarda cerrahinin türü ve hemodinamik
duruma ve yanıta göre yükleme dozu olarak 1–5 mg/kg önerilmekte ve 1-3
dakika içinde verilen bu başlangıç dozunun ardından 0.1–1 mg/kg/dk infüzyon
önerilmektedir. İnhalasyon anestetikleri ya da diğer bazı intravenöz
anestezikler ve özellikle opiodlerle kıyaslandığında derlenmenin hızlı ve
sorunsuz olduğu bildirilmektedir.
|