|
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ANESTEZİYOLOJİ ANABİLİM DALI - REJYONAL BLOK |
|
|||
|
|
El cerrahisinde rejyonal blok |
|||
Dr. Adnan Noyanİstanbul El Cerrahisi ve Mikrocerrahi Merkezi
EL CERRAHİSİNDE REJYONAL
ANESTEZİ VE DOKU DOLAŞIMINA ETKİLERİ
El cerrahisinde uygulanacak
anestezi yöntemi ne olmalıdır ve bunu hangi şartlar belirler şeklinde bir
soru ile konumuza başlayabiliriz. Ya da bu soruyu "el cerrahisinde girişime
uygun anestezi yöntemi mi yoksa anestezistin en iyi bildiği anestezi yöntemi
mi seçilmelidir" şeklinde biraz daha karmaşık bir şekilde sorabiliriz.
"Bir anestezist en iyi bildiği anestezi şeklini uygulamalıdır" şeklindeki
yaklaşım sadece ağrıyı ortadan kaldırıcı etkisi olmayıp hastanın, tedavi edici
etkisi de olan anestezi yöntemlerinden mahrum edilmesine yol açar.
Olay bir hasta örneğine
indirgendiğinde; bir el yaralanmasında elin hangi tarafının yaralandığı
bile uygulanacak anestezi tipi, verilecek ilaç ve miktarını etkilediği görülür.
Burada uzun bir deneyim aşamasından sonra çıkardığımız sonuçları açıklamak istedik. El cerrahisinde genel anestezi ve rejyonal anestezi arasındaki seçimi her ikisinin de olumlu ve olumsuz yönlerini inceledikten sonra rejyonal anestezi tarafına kullandık. Ekibimizde cerrahi ve fizik tedavi bölümlerine bu yöntemin kendileri ve hasta açısından yararlarını süreç içerisinde kendi deneyimlerimiz ile kanıtlarken onların da bu konudaki olumlu tavırları zorlukları aşmamızda bizim için güç kaynağı oldu. Hastanın Rejyonal Anestezi
ile Tanışması
El yaralanmasından dolayı acılar içinde kliniğimize gelen hastaya vakit kaybetmeden rejyonal anestezi uygulanmaktadır. Yapılan interskalen blok hem onu ağrının yol açacağı olumsuzluklardan koruyacak hem de yapılacak diğer girişimlerin ağrısız bir ortamda gerçekleşmesini sağlayacaktır. Ancak bu uygulama aşağıdaki şartlarda yapılmalıdır.
Bu uygulama sırasında
damarlanma açısından zengin olan bu bölgede verilen
anestezik madde süratle kana karışabilmektedir. Eğer kullanılan lokal
anestezik kartikain gibi toksik etkisi zayıf bir yapıda ise daha az
sorunla karşılaşılır. Kısa etkili bu lokal anestetik ilk anda ağrıyı ortadan kaldırmağa
yetecektir. Hastaya interskalen blok uygulaması
yapıldıktan sonra mutlaka en az 5 dakika monitorizasyon altında tutulmalıdır. Oluşabilecek komplikasyonlara müdahale
edilebilecek şekilde hazırlıklı olunmalıdır.
Eğer hasta çocuk ise (5 -12 yaş) kendisiyle kurulabilecek iletişim çok
önemlidir. İyi bir iletişim kurulan çocuklarda rektal yoldan verilen
midazolam (0.4 mg/kg) sonrasında gerekli sedasyonu takiben bu uygulama yapılır
(% 1 kartikain 15 ml). Bu yaş grubunun altındaki çocuklar rektal yoldan
verilen midazolam 0.4 mg/kg ve ketamin 4 mg / kg ile hem sedatize edilir
hem de analjezi sağlanmış olur. Hasta rahatladıktan sonra etraflı bir anamnez alınmalı, sistemik bir hastalık, geçirilmiş enfeksiyon, kullanılan ilaçlar ve allerji hikayesi sorgulanmalıdır. Bundan sonra bir cerrahi girişime karar verilir ise uygun rejyonal blok tipi ameliyathanede belirlenir. Ameliyathane uygulamaları
nasıl olmalıdır ?
Ameliyathaneye gelen hastada gerekli monitörizasyon ve damar yolu açılmasını takiben bazı şartlar göz önüne alınarak rejyonal anestezi uygulanmalıdır. Bu şartlar;
Uzun sürecek ameliyatlarda ilk sorun 30 - 35. dakikada ortaya çıkan turnike ağrısıdır (Noyan ve ark.). Turnike ağrısı T1 - T2 düzeyindeki blokla önlenebilir. Bu amaçla aşağıdaki dört uygulama yapılabilir.
İnterskalen Blok
Bu tekniğin en
önemli komplikasyonu damarlanma açısından en zengin bölgelerden biri olması
nedeniyle sistemik toksik reaksiyondur.
Bu durumda oluşabilecek konvülsiyonlar için hazırlıklı olmak
gerekir. Tek taraflı frenik sinir blokajı sonucu diafragma paralizisi ve buna bağlı nefes alamama hissi gelişebilir. En
iyi çözüm bu sıkıntıyı hastayı sedatize ederek ve oksijen desteği ile
atlatmaktır. Yapılan lokal anestetik servikal epidural bölgeye yayılırsa
bradikardi, hipotansiyon, solunum sıkıntısı gibi sorunlar ortaya çıkabilir.
Atropin gibi ajanlarla bile bir sonuç alınamayabilir.
Bu blok için hastanın başı
blok yapılacak kolun ters tarafına çevrilir.
Her iki kolun yaralanmalarında
tercih edilmesi yaklaşım
servikal epidural blok uygulamasıdır. Eğer iki kolda ayrı ayrı aksiller blok
uygulanırsa yüksek
doz nedeniyle sistemik toksik reaksiyon olasılığı yüksektir. Servikal epidural blok ile az miktarda lokal anestezik uygulanacak, turnike ağrısı olmayacak ve tam bir sempatik blok gerçekleşecektir. Ayrıca kolda kan akımını artıran en iyi yöntem servikal epidural anestezidir. Çünkü A.brachialis’in vasodilatasyonu ancak bu yöntem ile sağlanır. Servikal Epidural Anestezi
Hastaya yapılacak uygulamanın
önemi anlatıldıktan sonra hasta oturtulur, başını öne eğmesi ve ikinci bir uyarıya kadar
hareket ettirmemesi istenir. Bir yardımcı
hastaya destek olurken başını da sabit bir şekilde tutar. Cilt betadin ve
alkol ile temizlendikten sonra C 7 - T 1 arasındaki noktada lokal anestezi
uygulanır. Direnç kaybı yöntemi ile epidural aralığa girilir. Katater iğneden geçirilerek
bölgeye yerleştirilir (Perifix 18 Braun). Bu uygulama sırasında kardiotoksik
etkisi az olan ULTRACAİN (15 ml %2 lik kartikain) tercih ettiğimiz bir
lokal anesteziktir. Eğer sadece ağrı ve dolaşım tedavisi için kullanıyorsak
4 - 8 ml arasındaki hacimler hastanın yaş ve kilosu dikkate alınarak
verilmelidir. Eğer hasta tek elinden yaralanmışsa elin hangi tarafının yaralandığı önem taşır. Elin ulnar ve medial tarafı örneğin 3 - 4 - 5. parmak yaralanmışsa aksiller blok, 1. - 2. parmak yaralanmışsa interskalen blok uygulamamız gerekir. Aksiller Blok
Damar yolu, monitörizasyon gibi
gerekli koşullar hazırlandıktan sonra hastanın kolu abduksiyona
getirilir. Aksiller bölgenin betadin ve alkol ile cilt temizliğinden sonra
aksiller arter işaret parmağı ile hissedilir. Bu nokta musculus
coracobrachialisin anterolateralinde bir kılıf içerisinde uzanan damar-
sinir- tendon paketinin üzerindedir. Bu kılıf arkada triceps kası, lateralde
de humerus tarafından çevrilmiştir. Lokal anesteziyi takiben ucu küntleştirilmiş mandrenli
anjiokat bu noktadan 30 derece eğimle ilerletilir. Kılıf üzerine gelindiği
anda nabız pulsasyonu hissedilir. Ucu künt iğne kılıfı geçtiği anda direnç kaybı
hissedilir, bundan sonra mandren üzerinden anjioket 1 - 3 cm ilerletilir. Daha sonra 40 ml kartikain yavaş yavaş
anjioketten verilir. Bu sırada
kolda ağrı oluşabilir. Lokal anestetiğin verilmesinden sonra kolda sıcaklık değişmeleri, karıncalanma hissi
oluşur. Kol yavaş yavaş ağırlaşır. Motor fonksiyon kaybı ortaya çıkar. En son
olarak da ağrı duyusu tam olarak bloke olur. Kolunu oynatamadığı halde ağrım
var şeklinde şikayet eden hastalarda "nasıl olur ? kolunu hareket
ettiremiyor mutlaka ağrısı geçmiştir" şeklindeki yaklaşım son derece
yanlış bir davranıştır. Ağrı lifleri merkezde, motor
lifler periferde yer aldığından sıklıkla ilk önce motor blok oluşur. Ağrı
duyusunun kaybı için zamana ihtiyaç vardır. Musculocutoneus
sinirin blokajı için distal tarafa basınç uygulaması, adduksiyon, turnike
konulması gibi teknikler ile lokal anestetiğin yukarıya doğru yayılması sağlanır.
Kullandığımız lokal anestetik % 2 kartikain (ultracain) 40 ml dir. Yüksek dozlarda bile
herhangi bir toksik etkisinin olmaması nedeniyle ultracain bizim rutin kullandığımız
lokal anestetiktir. Çocuk hastalarda (8 - 13 yaş) % 1 lik
konsantrasyon 20 ml volüm uygulanır.
Hastanın yaralandığı bölge ve buna uygun yapılacak ameliyatın niteliği de anestezi tekniği ve kullandığımız ilaçların seçimini etkiler. Doku perfüzyonunun bozulduğu, mikrodolaşımı etkileyen bir majör travmada uyguladığımız rejyonal anestezi ile bu olumsuzluk ortadan kaldırılabilir. Bu iki şekilde gerçekleşebilir. Birincisi, kullandığımız teknik ile hem damarlarda kanın akışkanlığı artırılır, damar genişlemesi sağlanır, hem de uzun süre ağrıya fırsat vermeyerek ağrının yol açacağı zararların önüne geçilir, ayrıca rejyonal anestezi sayesinde immün sistem de uyarılmış olur. İkincisi ise peroperatif devrede kullandığımız ilaçlarla bozulmuş doku perfüzyonunun etkilerini gidermeğe çalışabiliriz. Bu tür yaralanmalarda Interskalen blok (15 ml % 0.5 bupivakain + 10 ml % 2 kartikain) ve sürekli aksiller anestezi birlikte uygulanabilir. Sürekli Aksiller Anestezi
Daha önce yazdığımız teknik
ile aksiller blok yapıldıktan sonra ameliyat sırasında da % 2 kartikain
40 ml / saat dozda aksiller bölgeye yerleştirilen kanülden
verilir. Böylece anestetik
ilaç miktarının ameliyatın başlangıcındaki miktarla aynı kalması ve anestezinin devamı sağlanır. Biz bu uygulamayı Abbott pompa ile yapıyoruz.
Ameliyattan sonra doz 10 ml / saat 'e düşürülerek anestezi 5 gün boyunca devam ettirilir. El cerrahisi anestezistinin görevi
burada bitmemektedir. Özellikle doku perfuzyonunun bozulduğu el yaralanmalarında,
serbest doku nakli yapılan vakalarda hücre düzeyinde ortaya çıkan
mediatörlerin zararlı etkilerini önlenmelidir. Bunu nasıl sağladığımızı
açıklamadan önce hangi olayların geliştiğini izleyelim.
İKİNCİ BÖLÜM
DOKU PERFUZYONUNA ANESTEZİNİN
ETKİLERİ
Hücrenin fonksiyon görmesi ve
hayatiyetinin devamı için mutlaka enerjiye ihtiyacı vardır. Normalde enerji mitokondrilerde oksijenin oksidatif fosforilizasyonu ile sağlanır. Oksijenin
yokluğunda mitokondrilerde ATP yapımı bozulur. Enerji giderek tükenir ve hücrenin
ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelir. Sonuçta hücre ölür.
Mitokondrilerle çevre arasında okşijen alış verişi 4 ana etken tarafından
gerçekleştirilir (7,12). 1 - Pulmoner ventilasyon 2 -
Alveolar - kapiller değişim 3 - Kan akışı 4 - Difüzyon Bu aşamalardan birinde bozulma söz konusu olursa mitokondrilerin oksijenle buluşması sıkıntıya
gireceğinden hücre ölümü gerçekleşir. Mikrodolaşımın görevi elverişli
kalp debisinin varlığında doku ve kan arasında gerekli madde alış verişini
sağlayarak metabolik maddeler ve oksijenin değişiminde rol almaktır. Mikrodolaşımı sağlayan damarların iç yüzü entotelyal hücrelerin döşediği intima, düz kas hücrelerinden oluşan media, kollagen ve elastik liflerin oluşturduğu adventisyadan meydana gelmiştir. Fonksiyonları açısından değerlendirildiğinde esas olarak 4 kısma ayrılır (16). İletici damarlar: Birkaç yüz
mikrometre çapında olan bu damarların duvarlarında düz kas hücreleri
vardır. Travma sonucu ya da herhangi bir sebeple rüptüre olduklarında
dolaşım yetersizliği olur. Rezistans damarlar:
Vaskuler
direnci belirleyen 10 - 50 mikron çapındaki damarlardır. Arteriol çapında ki
değişikliklerle işlevleri orantılı olarak değişir
Alışveriş
damarları: Kapiller ince duvarlı endotelial tüplerdir. Doku ve kan arasında
alış verişi sağlarlar. Kapillerde ki kan akışı prekapiller sfinkterler
tarafından kontrol edilir. Lokal doku hipoksisi ilk etapta sfinkterlerde
vasodilatasyona yol açarak vaskuler direnci düşürür. Daha
sonra birçok kapiller damar açılarak gazların değişim alanı genişler.
Kompansasyon
mekanizmaları sonucunda hipoksik ortamda artan oksijen ekstraksiyonunu
elektrolit, protein ve sıvı dengelerinin bozulması izler. Olaya hidrostatik
ve onkotik basınç değişimlerinin katılmasıyla periferik dolaşım
yetersizliği ortaya çıkar.
Kapitans
damarlar: Büyük venler rezervuar görevi görürler. Bunların uğradığı
değişiklikler venöz dönüşte büyük etkilenmelere yol açar.
Kapiller damar
duvarı bazal membran ile çevrili tek sıralı endotelden meydana gelmiştir.
Damar duvarı 0.5 mikron metre damar çapı işe 4-9 mikrometre kadardır.
Burada iki oluşum vardır. Birincisi endotel hücreleri arasındaki porlardan
oluşan hücreler arası yarık, ikincisi ise plazmalemmal veziküllerdir.
Bunlar birleşerek vesiküler kanalı yaparlar.
Yağda eriyen
maddeler ( oksijen ve karbondioksit ) hücre endotel yüzeyinden direkt diffüze
olmalarına rağmen, suda eriyen maddeler (su, sodyum, klor, glukoz) endotel hücrelerinin
lipid özellikte ki membranlarından geçemez. Bunlar hücreler arasındaki
kapiller porlardan çok hızlı geçerler (16).
Kan dolaşımı
bu sistemde sinirsel, hormonal ve lokal olarak serbestlenen mediyatörlerce
kontrol edilir. Özellikle kanlanmanın yeniden sağlandığı dokularda lokal mekanizmaların etkileri büyüktür. Bu konuda olayı biraz
daha açıklayabiliriz. Kan akımı lokal olarak iki yolla kontrol edilir. 1- Kısa
2 - Uzun süreli kontrol.
Kısa süreli
kontrol: Herhangi bir sebeble metabolizmanın artması veya oksijen miktarının
düşmesi gibi olaylar çeşitli koruyucu mekanizmaları devreye sokar. Bu
kompansasyon mekanizmalarının faaliyetinin kontrolü için iki mekanizma ileri
sürülmüştür. Vasodilatör ve oksijen ihtiyaç teorileri. Vasodilatör
tedaviye göre metabolizma ne kadar yüksek ve oksijen miktarı ne kadar azsa
vasodilatör madde o kadar çok salgılanır. Bu da prekapiller sfinkterlere,
arteriollere, metarteriollere etki ederek dilatasyona sebep olur Bu vasodilatör
maddeler arasında ADENOZİN, LAKTİK ASİT, CO2, ADENOZİN FOSFAT BİLEŞİKLERİ,
HİSTAMİN, POTASYUM ve HİDROJEN İYON larını sayabiliriz(11 ).
Oksijen ve
beslenme ihtiyaç teorisine göre eğer dokunun oksijen ve diğer beslenme faktörlerine
gereksinimi varsa kan damarlarında vasodilatasyon olur. Açık olan sfinkter
sayısı dokunun beslenme ihtiyacına göre değişmektedir. Belirli sayıda açılıp
kapanma olayına vasomosyon denilmektedir. Replante olan dokuda kanlanma sağlandığında
gördüğümüz kızarma bu mekanizmanın sonucudur.
Uzun süreli
kontrol: Doku damarlanmasındaki artıştır. Eger arteriyel basınç 60
mmHg de uzun süre kalırsa doku damarlarının fiziksel olarak boyutları büyür.
Bazı durumlarda damar sayısı bile artabilir. Eger basınç uzun süre yüksek
kalırsa mekanizma ters olarak işler. Yeni damarların oluşması olayına
anjionez adı verilir. İskemik, hızlı büyüme gösteren dokulardan veya
metabolik hızı yüksek dokulardan serbestleşen faktörlerin varlığında oluşur.
Endotelyal hücre büyüme faktörü-fibroblast büyüme faktörü-anjiojenin
bunlardan bazılarıdır.
Kapiller
membrandan doku hücrelerine sıvı geçişini belirleyen 4 ana etken vardır: 1
- Kapiller basınç 2 - İntertisyel sıvı basıncı 3 - Plazma kolloid onkotik
basıncı 4 - İntertisyel sıvı kolloid osmotik basıncıdır. Kapillerin
arteriyel ucundaki sıvıyı dışarı iten güçlerin toplam basıncı 13 mmHg
venöz uçtan sıvıyı içeri alan güçlerin toplam basıncı 7 mmHg dir. Bu
fark nedeni ile sıvı kapillerin arteriyel ucundan filtre olurken venöz uçtan
geri emilir. Hem venüllerin sayıca fazlalığı hemde daha geçirgen oluşları
arteriyel uçtan filtre olan sıvıların 9/10 unun geri emilimini sağlar.
( P1-P2 ).p.r4
Q=--------------------
8.n.l
Bu dengeyi basınç, damar çapı,
damar uzunluğu ve viskozite karşılıklı etkileyerek korumaya çalışmaktadırlar.
Kan damarlarda tabakalar halinde akmaktadır. Bu sıvı tabakalarının hızlarına çapraz hız (Shear Rate) denir. Bu akan sıvıya dik olarak uygulanan kuvvete ise çapraz basınç (shear stress) adı verilir. Çapraz hız dolaşımın çeşitli yerlerinde farklıdır. Arterlerde yüksek, kapiller ve venüllerde düşüktür. Basıncın venüllerde ve kapillerde düşük olması, bu tabakaları oluşturan hücrelerin konsantrasyonlarındaki farklılıklara bağlıdır. İşte kanın akış dengesini etkileyen faktörlerden viskozite bu iki oluşumun çapraz hızın çapraz basınca oranıdır. Bu iki faktörü etkileyen unsurlar şöyle sıralanabilir: 1 - hücrelerin konsantrasyonu, 2 - hücrelerin deformasyonu, 3 - hücrelerin agregasyon kabiliyeti, 4 - plazma etkileşimi, 5 - kan basıncıdır. Hematokrit kan viskozitesinin en önemli belirleyicilerindendir. Hematokrit yükseldiği zaman viskozitenin artmasından dolayı doku perfüzyonu bozulur. Çünkü kan akımının azalması nedeniyle dokulara oksijen transportu yetersiz kalacaktır. Özellikle hipovolemik şok tablosunda karşılaştığımız multitravmalı hastalardaki yüksek hemotokrit değeri bu mekanizmanın sonucudur. Hematokriti yaptığımız normovolemik hemodilusyon ile düşürdüğümüz zaman oksijen transport kapasitesi de artacaktır. Biz hipovolemik şok tablosunda karşılaştığımız hastalara kolloid solüsyonu olarak JELOFUSSİN (Braun) başlarken böbrek perfüzyonunu etkileyecek düzeyde hipotansiyon ile karşılaşırsak DOPAMİN (3 mikrogram/kg) ile perfüzyonu destekliyoruz. Major travmalarda hem meydana gelecek ödemin hem de postkapiller venüllerde oluşabilecek lökosit yapışıklıklarının önüne geçmek için % 7 NaCl (4 ml/kg) kullanırken hematokriti uygun santral ven basıncının varlığında 30 civarında tutmayı amaçlıyoruz.
Kan akışkanlığını
etkileyen faktörlerden ikincisi hücrelerin deformasyon kabiliyetidir. Deformasyon kan hücrelerinin dar ve sıkıntılı yerlerden geçerken şekil değiştirme
kabiliyetleridir. Bu, eritrositin mebranındaki lipid / protein oranındaki değişmelere,
yüzey / hacim
oranındaki değişikliklere göre değişmektedir.Örneğin lipid / protein oranındaki
değişmeler bu membranın kendi içerisindeki yapılar etrafındaki dönme
kabiliyetlerini değiştirerek deformasyon eğilimini etkiler. Bunu, dönme
hareketi yapan su dolu balon olarak düşünebiliriz. Biz kullandığımız
ilaçlardan TRENTAL (pentoksifilin) ile bu etkiyi sağlamaya çalışıyoruz. Lökositler daha az deforme olduklarından
viskoziteyi daha çok
etkilerler. Mikrodolaşımda akış hızları eritrositlerden daha düşüktür.
Eritrositler mikrosirkulasyonda lokositlerin arkasına tren gibi dizilirler.
Lokositler özellikle prekapiller venüllerde toplanır. Eritrositler lokositleri iterek ilerlemeğe çalışırlar
(9,13). Lokositlerin
yapışıklığı çapraz basıncın artmasına, çapraz hızın azalmasına
sebep olacağından viskozite artar. Viskoziteyi etkileyen faktörlerden bir diğeri de agregasyondur. Çapraz hız kapiller ve venüllerde düşük olarak seyreder. Düşük çapraz hız artmış agregasyon eğilimi sonucunu doğurur. Enfekte durumlarda çeşitli proteinlerin oranlarındaki artış bunların eritrosit membranına bağlanmalarına yol açacaktır. Özellikle IgM-fibrinojen-alfa2 makroglobulinler önemli rol oynarlar. Enfeksiyonun önüne geçmek amacıyla kullandığımız immünomodülosyon etkisi de olan antibiotik sefodizim disodyumdur (modivid). Asidoz ve hipotermi de agregasyonu hazırlayan şartlardır. Biz hastalarımıza hızlı verdiğimiz solusyonları ılık sudan geçirerek ya da açıkta kalan vücut bölgelerini 4 kat örterek hipoterminin olumsuz etkilerini gidermeğe çalışıyoruz. Leclin ve ark. oluşturdukları modelde 0 - 37 derece arasında ısı azalmalarında 3 mikron çapındaki porlardan geçiş hızının ısı azaldıkça 3 kat azaldığını saptamışlardır (17). Damar endoteli agregasyonu
etkileyen başka bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır (14). Doku
perfuzyonu yetersiz hale geldiğinde ilk olarak endotel hücreleri şişmekte,
daralan postkapiller damar lümenine lokositler yapışmaktadır. Endotel hücrelerindeki
CD18 ve CD11 reseptörleri, serbestleşen selektin – integrin ve immünoglobulinler
lokösitlerin yapışmasında esas rolü oynarlar.Aynı zamanda endotelden
serbestleşen otokoid ve parakoid yapılar kan damarlarının tonusunda büyük
rol oynarlar. Bunlar düz kasları relakse ederek vasodilatasyon sağladıkları
gibi kan akışkanlığını da artırırlar. Endotel hücreleri aynı zamanda
damarları daraltıcı maddeler de salgıladıklarından bu iki etki arasındaki
denge önemlidir. EDRF-Endotelin ve prostasiklin bunlardan bazılarıdır. Özellikle
hasarlı bölgeye yerleşen lnotrofil, bazofil, monosit ve mast hücrelerinin
faaliyetleri sonucu ortaya çıkan serbest oksijen radikalleri, interlökinler,
TNF gibi sitokinler mikrodolaşıma katılmayan bir kapiller ağ ile karşı karşıya
bırakacaktır (5,6,14,20,21,30). Bekyovara ve ark SOR nin yaptığı
lipid peroksidasyonu sonucu eritrositlerin deformasyon kabiliyetlerinin bozulduğunu ve agregasyon oranlarının arttığını saptamışlardır. Biz bu
sitokinlerin zararlı etkilerini önlemek amacıyla Allopurinol, C vitamini,
pentoksifilin (trental) kullanıyoruz (2,4,19,23,29). Tromboemboli riskinin önüne
geçmek amacıyla mikrodolaşım sorunu olan hastalarda düşük molekul ağırlıklı
heparin (Fraxiparin 0,3 ml) kullanmayı tercih ediyoruz. Yaptığımız bu
uygulamadan sonra kanama miktarının arttığını görmekteyiz. Özellikle büyük
kas yaralanmalarının olduğu vakalarda kanama mıktarında artış olacağını
unutmamalıyız. Perfüzyon basıncı damar sisteminin başında ve sonunda ki basınçların farkıdır.
Pa replante olan dokuya kanı getiren arteriyel basınç Pb replante olan
dokudan venöz kanı götüren damardaki basınçtır. Demekki arteriyel basıncın
yüksek, venöz basıncın düşük olması dokudaki kan akımını arttıracaktır.
Bu amaçla hipovolemi ve kalp yetersizliği olguları daima göz önünde
tutulmalıdır. Sistemik arter basıncı 100 mmHg civarında tutulmalıdır.
Hastanın hipovolemisi tedavi edildiği halde (PEEP, hipokapni, negatif
inotropik ajanların etkileri gibi hipotansiyona yol açabilecek koşullar
yoksa) dobutamin perfuzyonuna başlanabilir. Dobutamin arteriyel kan basıncını
yükseltirken periferik damar direncini de düşürür. Kan basıncı şimdiye kadar sıraladığımız parametrelerin en önemlilerinden birisidir. Kan basıncını düzenlerken uygulanacak tedavi yöntemleri viskoziteyi etkileyen diğer parametreleri de olumlu hale getirmelidir. Uygulanan anestezi kan basıncını düşürmeyeceği gibi damar çapını genişletecek viskoziteyi olumlu yönde etkileyecek rejyonal anestezi olmalıdır (4,10,22 ). Ekstremite ameliyatlarında kullanılan rejyonal anestezi teknikleri çok güçlü vasodilatasyon sağlarlar. Örneğin aksiller blokta kolda kan akımı % 396 kez artarken stellat ganglion bloğunun kan akımını % 232 kez arttığı saptanmıştır. Uygulanan volüm tedavisi yukarıda belirtiğimiz yönde kapiller sıvı geçişini destekleyerek ödem oluşuna yol açmayacak, endotel şişmesinin önüne geçecek, özellikle multitravmalı hastalarda böbrek filtrasyonunu bozmayacak şekilde olmalıdır (1). ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Operasyon sonrası dönem
Bu dönemde yaptığımız tedaviyi şu parametreleri izleyerek yapıyoruz.
Dolaşım sorunu olan bölge hemşire
yada doktor tarafından düzenli olarak kontrol edilir. Ameliyat sonrasında
gelişen renk ve ısı değişiklikleri için ekip 24 saat müdahale şansına
sahiptir.
Hastanın ağrılarının olmaması
çok önemli bir konudur. Çünki ağrının sebep olacağı sıkıntılar hem
hasarlı bölgeyi, hem de genel vücut dengesini bozacaktır. Bu amaçla ameliyat
için seçtiğimiz
anestezi uygulamasına dozu azaltarak postoperatif devrede de devam
etmekteyiz. Örneğin median ve ulnar sinirin innerve ettiği bölgeyi aksiller bölgeye yerleştirdiğimiz
anjioketten 10 ml / saat kartikain (Ultracain) infuzyonu (Abbott pompa) ile
anestezi altına almaktayız.
Radial sinirin innerve ettiği bölgelerdeki yaralanmalarda ise eğer aksiller
blok yetersiz kalıyorsa ve daha çok kanlanma gerekiyorsa servikal epidural (perifix Braun
4 - 8 ml / saat kartikain Abbott pompa ile) analjezi sağlıyoruz.
Kan akışkanlığını artırmak
amacıyla 21 ml / saat Rheomakrodex ile 400 mg pentoksifilin (Trental) infüzyonu yapıyoruz. Tromboemboli tehlikesini Fraxiparin 0.3 ml ile
engellemeyi amaçlıyoruz. Bu uygulamaları yaparken özellikle major
yaralanmalarda gerek dolaşıma yaptığı olumlu etkiler, gerekse antioksidan
etkilerinden faydalanmak amacıyla allopurinol- omega 3- C vit- E vit -dekort
gibi antioksidanları kullanmaktayız. Şimdiye kadar anlattıklarımızı şöyle şematize edebiliriz:
Kullanılan araç ve gereçler
KAYNAKLAR1-Arnold Aberman; Dolaşım
dinamiğinin gözlenmesi açısından oksijen taşınması fizyolojisinin
temelleri Abbott Lab,Cilt 1 S:49-62,1986. 2-Bekyavora G, Yankova T;
Increased antioksidant capasity, supression of free damage and erytrocyte
aggregability after combined aplication of alphatocopherol and FC-43
perfluorocarbon emulsion in early postburn period in rats. Artif Cells Blood
Substit İmmobil Biotechnol. Nov.24(6) P 629-41,1996. 3-Brenman SA; Pentoxifylline as
adjunctive therapy in leg ulcer management. J.Am Osteopath Assoc Jul. 91 (7).P
677-86,1991. 4-Bromage.P.R; Tromboembolism
prophylaxis and major rejyonal anesthesia. Neue Aspekte in der
Regionalanaesthesie 2. Springer Verlag Berlin Heidelberg Newyork, 1981,p108-114. 5-Carolyn L, Kerrigan, Mitchell
A Stotland;Ischemia Reperfusion Injury: A Reviev,
Microsurgery14:165-175,1993. 6-Dale A.Parks,Granger D.Neil;
Contributions of ischemia and reperfusion to mucozal lesion formation. Am J
Physiol 250 :G749-G753;1986. 7-Edward D,Frohlich,Rypins basic
siciences review. Margaret A.Reilly drogs effecting blood coagulation and
composition. P693-697,1993. 8-Gregory B Bulkley;Free
radicals and other reactive oxygen metabolites: Clinical revalence and
therapetutic efficacy of antioxsidant therapy.Surgery vol 113. Number 5
p 479-83, May 1993 9- Guyton C Artur,Hall E John;
Mediçal Physiology, 9 Ed. W B Sounders Company 1996, sayfa 161-167. 10- Guyton C Artur,Hall E John;
Mediçal Physiology, 9 Ed. W B Sounders Company 1996, sayfa 209-220. 11- Guyton C Artur,Hall E John;
Mediçal Physiology, 9 Ed. W B Sounders Company 1996, sayfa 199-208. 12- Guyton C Artur,Hall E John;
Mediçal Physiology, 9 Ed. W B Sounders Company 1996, sayfa 183-197. 13-Voerman Hj, Groveneld A
B J , Blood viscosity and circulatory shock. Intensive Care Medicine
15:72-78,1989. 14-Ikedea H.Koga Y,Free oxygen
radicals contribute to platelet agregation and cyclic flow variations in
stenosed and endotelium-injured canine coranary arteries. J Am Coll Cardiol Dec.
24 (7)p 1749-56i1994. 15-John T.Stepherd;
Endotelium-derived vasoactive factors;Suplement III Hypertension Vol 18 No 5
November 1991 16-Jungtueria LC,Carneiro
J,Kelley O; Temel histoloji Dolaşım sistemi Bölüm 11 sayfa 254-272. 17-Leclin T,Egginton S;Effect of
temparatüre on the resistance of induvidual of red blood cells to flow through
capillry-sized apartures. Plugers Arch Sep 432-5 p753-9 1996. 18-Leonable Giovannangeli M;New
aspacts of of the pharmacology of pentoxyfilline.J Mal Vasc 14 Suppl Ap 35-41
1989. 19-Linke I; Plasma viscosity in
the dog. Tierarzti Prax Oct 24 (5) p 524-8 1996. 20-Makoto Itoh,Paul H Guth; Role
of oxygen-derived free radicals in hemoragic shock-induced gastric lesions in
the rat. Gastroenterology 88.1162-7 1985. 21-Manzoni MC,Borgstrom
P;Mecanisms and implications of capillary endotelium swelling and luminal
narrowing in low flow ischemia.Int J Microcire Clin Exp Sep-Oct 15 (5)p
265-2701995. 22-Macdonald DJF;Anesthesia for
microvascular surgery. B.J.Anaesth.57,904-912 1985. 23-Michael J IM; Effects of
superoxide dismutase and allopurinol on the survivalof acut ısland skin flaps.
Am Surg. March Vol 201 No 3 p357-9,1985. 24-Pintaric J,Etorovic D;An
increase in mıcropulmonary red cell mass in hiperlipidemic patients. Clin
Physiol. Jul.15 (4) p 365-761995.
25-Pyng J,Linn paul J;Endotelium
dependent contracrion and relexaxsion of the human and canina internal mamary
artery:Studies on by bass graft vasospasm.Surgery 110:127-25 August 1991. |
||||
|
|