|















 |
|
ETYOLOJİ
Lokal anestetik ajanlara karşı
gelişen sistemik reaksiyonların % 99'u veya
daha fazlasında neden, ilacın yüksek kan seviyesidir. Gerçek overdozaj
hastaların çoğunluğunun tolere
edeceğinden daha büyük miktardaki bir lokal anestetik ilacın kan seviyesidir.
İnsanların büyük çoğunluğu için düşük olan kan seviyesi bir kişi için yüksek bir kan
seviyesi
olabilir. Bu kişide bir reaksiyon oluştuğunda bu, sıklıkla ilaca karşı bir hassasiyet
veya allerji olarak
düşünülür. Gerçekte ise bu bir rölatif overdozajdır (örn. hipererji). Bu
hastada bir reaksiyon olmaksızın normalden çok daha az bir dozla başarılı bir
blok yapılabilir. Yüksek kan seviyesi, en sıklıkla büyük volüm ve
yüksek konsantrasyonda lokal anestetik gerektiren periferik sinir
bloku, kaudal blok ve epidural blok gibi uygulamalarda
oluşur. Yüksek bir kan seviyesinin nedenleri:
- İntravasküler enjeksiyon: Bir lokal
anestetik ilacın, büyük volüm ve / veya yüksek konsantrasyonda intravasküler enjeksiyonu sıklıkla yüksek bir kan seviyesine neden olur. Bu
nedenle tüm rejyonal blok uygulamalarında intravasküler enjeksiyonu önlemek için aspirasyon
testi yapılmalıdır.
- Vasküler alan içine enjeksiyon:
Fazla
vasküler alanlar; baş, boyun, epidural aralık (özellikle kaudal kanal), penis,
üretra, trakea ve akciğerlerdir. Mukozalardan (üretra, ağız, farinks, larinks,
trakea) ve özellikle alveollerden ilacın absorbsiyonu, ilaç sanki intravenöz enjekte
edilmiş gibi hızlı olur. Eğer bu dokular enfekte ise absorbsiyon daha da hızlı olur.
- İlaç metabolizmasında bozukluk: Lokal
anestetikler esas olarak karaciğerde metabolize edilirler, ancak kokain gibi bazı
ajanlar değişmeden böbrek yolu ile atılır. Metabolizma hızı belirleyici bir faktördür, sistemik
toksik reaksiyonun süresini (bir kez oluştuktan sonra) detoksifikasyonun hızı idare
eder. Metabolizma hızına göre lokal anestetikler şu şekilde sıralanır:
klorprokain > prokain > bupivakain > lidokain > Mepivakain.
- Yüksek konsantrasyon veya volüm uygulaması: Bir
lokal anestetiğin toksitesi geometrik olarak artar, konsantrasyon
veya miktardaki artma ile ilerler.
Lokal anestetik ajanlara karşı jeneralize
sistemik allerjik reaksiyon (anaflaksi vb.) çok nadirdir. Görülme sıklığı
% 1`den daha azdır. Hasta ilacın çok
küçük dozlarına reaksiyon verirse (ürtiker, wheezing vb.) bu gerçek bir
allerjik reaksiyondur. Lokal anestetik ilaçların burun, ağız, farenks ve trakea muköz
membranlarına uygulanması ile oluşan sistemik reaksiyon, genellikle sanıldığı
gibi allerjik tipte bir sistemik reaksiyon değildir. Bu reaksiyon genellikle yüksek konsantrasyondaki solüsyonların hızlı
absorbsiyonu sonucu gelişen yüksek kan seviyesine bağlıdır.
YÜKSEK KAN SEVİYESİNDEN KORUNMA
Lokal anestetik ajanların çok küçük miktarları ile
oluşan sistemik allerjik reaksiyonların önlenmesi zor olmasına karşın, bu
ajanların overdozajının neden olduğu yüksek kan seviyesi aşağıdaki proflaktik
önlemlerin alınmasıyla en aza indirilebilir.
- Barbitüratlar veya diğer ajanlardan kaçınmalıdır: Uzun yıllar, barbitüratlar sistemik toksik reaksiyonlardan korunmak için proflaktik
olarak kullanılmıştır. Ancak, barbitüratlar Moore tarafından aşağıdaki
nedenlerle, rejyonal blok girişimleri öncesinde kullanılmaz. Barbitüratlar, Moore tarafından ancak, sedatif etkileri için
kullanılır ve kortikal stimülasyon belirtilerini önleyecek kadar yüksek dozlarda
uygulanmaz. Parestezinin değerlendirileceği olgularda ilacın enjeksiyonundan önce
verilmez. Barbitüratlar :
- Hastanın kooperasyonunu bozarak parestezinin tam olarak değerlendirilmesini önler ve
bunun gerekli olduğu rejyonal blok uygulamasında blokun başarısını azaltırlar.
- Korteksi deprese ederek toksik reaksiyonun kortikal belirti ve bulgularını gizlerler.
- Beynin, özellikle medüller vital merkezlerin, stimülasyonunu takiben oluşan depresyonu
derinleştirir. Bu depresyonu sinerjik bir etki ile artırır ve toksik reaksiyonun
tedavisini daha da zorlaştırırlar.
- Barbitüratlar toksik reaksiyon ihtimalini
ortadan kaldırmazlar.
- Lokal anestetik ajanın maksimum dozları
geçilmemelidir: Bunun için;
- Klinik uygulaması, etkileri ve toksisitesi iyi
bilinen bir ajan kullanılmalıdır.
- Önerilen dozların üstüne çıkılmamalıdır.
- İstenilen analjezi derinliği en düşük konsantrasyon ve en az volümle elde
edilmelidir.
- Enjeksiyon dikkatle yapılmalı aspirasyon ve ufak bir test dozu
uygulanmalıdır.
- Hasta monitörize edilmelidir: Monitörizasyon
erken tanı ve acil tedaviyi mümkün kılar.
- Lokal anestetik ajan dikkatle seçilmelidir: Hastada,
spesifik bir ajana karşı sistemik toksik reaksiyon oluştuğu önceden biliniyorsa,
başka bir kimyasal gruptan seçilen lokal anestetik, genellikle bir reaksiyon
oluşturmaksızın kullanılabilir.
- Ekstremitelerde
turnike uygulanmalıdır: Bir
ekstremitede lokal enfiltrasyon uygulanacak ise turnike kullanılması, ilacın sistemik dolaşıma
karışmasını önler ve bir generalize sistemik reaksiyonu sınırlandırır veya
önleyebilir. Reaksiyon bir kez kontrol altına alındıktan sonra (veya girişim
sonunda), turnike intermitant olarak indirilmeli ve tekrar şişirilmelidir. Böylece her
defasında çok ufak miktarda ajanın sistemik dolaşıma geçmesine izin verilmiş olur.
- Yeterli personel: Ciddi bir sistemik reaksiyon
olduğunda, tek başına bir doktorun resusitasyon basamaklarını uygulaması
imkansızdır.
KLİNİK
Lokal anesteziğin yüksek kan seviyesine bağlı olarak
gelişen sistemik toksik reaksiyonda belirti ve bulgular esas olarak santral sinir sistemine
(SSS) aittir. Ancak, lokal anesteziklerin miyokard üzerindeki direkt depresif etkileri de
bu reaksiyonda önemlidir. Sistemik toksik reaksiyon genellikle iki aşamada gerçekleşir.
- Santral sinir sisteminin aşırı
stimülasyonu (örn. huzursuzluk, tremor, konvülsiyonlar)
- Aşırı stimülasyonu
takip eden santral sinir sistemi depresyonu.
Sistemik toksik reaksiyon başlangıcına göre 3
tiptir: Akut, gecikmiş ve kümülatif. Akut ve gecikmiş tip reaksiyonlar herhangi bir
ajanla oluşurken, kümülatif tip reaksiyon yalnız mepivakainin (carbocaine) kontinü
bir teknikle uygulanmasını takiben oluşur.
Enjeksiyonun başlamasından sonraki
saniyeler veya dakikalar içinde tüm belirti ve bulgular bir anda ortaya çıkar. Bu
çabuk başlangıç, ajanın dikkatsizce intravasküler olarak enjekte edilmesine veya
yüksek miktardaki ajanın çok kısa bir zamanda hızla absorbsiyonuna bağlıdır.
Genellikle tedaviye geçilemeden kardiak arrest oluşur. Bu tür olgular
nadirdir ve ne yazık ki tedavileri genellikle başarısızdır. Ancak çabuk ve iyi bir resusitasyonla bazı olgularda
başarı şansı vardır. Büyük miktarda ilacın uygulandığı
bu tip bir reaksiyon, ilacın çok küçük miktarları ile oluşan allerjik reaksiyon
«anaflaktik şok» ile karıştırılmamalıdır.
Enjeksiyondan 5 - 30 dakika sonra
ortaya çıkar. En sık görülen sistemik toksik reaksiyon tipidir. Ajanın toksik bir
kan seviyesine yavaş yavaş çıkması nedeniyle oluşur ve genellikle progressif bir
seyir izler. Önce kortikal belirtiler sonra solunumsal kollaps belirtileri ve sonunda
kardiyovasküler kollaps bulguları ortaya çıkar. Bu yavaş gelişim erken tanı ve
tedavi olanağı sağlar. Etkili tedavi genellikle ölümü önler.
- Yalnızca, doğum ağrıları
için mepivakainin uygulandığı kontinü kaudal blokta oluşur.
- Bşlangıç semptom
ve bulguları ilk dozdan 4 - 6 saat sonra veya üçüncü enjeksiyondan sonra ortaya
çıkar.
- Başlangıcı genellikle santral sinir sistemi stimülasyonu ile
karakterizedir.
- Tüm hastalarda tonik ve klonik konvülsiyonlar oluşur.
Nedeni :
Mepivakainin kan seviyesinin yavaş yükselmesi, metabolizmasının yavaş olması veya
bunların kombinasyonudur.
Lidokain ve Mepivakain ile
oluşan reaksiyonlarda serebral stimülasyon görülmeyebilir. Uygulanan doz 500
mg`ın üstüne çıktığında, toksik bir reaksiyonun belirti veya bulguları
olmaksızın santral depresyon gelişebilir. Bu hastalar sorulara cevap vermez
ve cerrahi anestezinin I. planında gibi görünürler. Bu sırada kan basıncı,
nabız ve solunum değişmeden kalır, 30 - 45 dakika sonra bilinç geri döner.
Bu tip bir reaksiyon yüksek doz prokain ile de görülebilir.
Tetrakaine karşı
reaksiyonlar da karakteristik bir özellik gösterir. Moore bu ajana karşı oluşan
reaksiyonların çoğunun atipik olduğunu gözlemiştir, örn. bu hastalarda
huzursuzluk, ajitasyon, sinirlilik ve taşikardi görülmez, uyarıcı hiç bir
belirti yoktur. Reaksiyon blok tamamlandıktan 5 - l0 dakika sonra ortaya çıkar
ve uyku hali, derin solunum, bilinç kaybı ve apneyle karakterizedir. Bu
hastalarda kan basıncı ve nabız apne oluşuncaya kadar değişmez, bundan
sonra yükselmeye başlar. Bir maske veya balon yardımı ile oksijenle yapay
solunum uygulandığında, kan basıncı ve nabız normale döner ve öyle kalır.
Bilinç 30 - 45 dakika sonra geri döner.
SEMPTOMLAR
-
Santral sinir sistemi etkileri
- Korteks:
Heyecan, oryantasyon bozukluğu,
anlamsız konuşma ve konvülsiyonlar.
- Medulla:
- Kardiyovasküler merkez:
Kan basıncı ve nabızda
yükselme
- Solunum merkezi: Solunum hızında yükselme ve ritm
değişiklikleri
- Kusma merkezi: Bulantı ve / veya kusma
- Korteks:
Bilinç kaybı
- Medulla:
- Vazomotor merkez : Kan basıncında düşme ve
taşikardi veya arrest
- Solunum merkezi: Solunumda değişiklikler ve / veya
apne
-
Periferik etkiler
(Kardiyovasküler)
- Kalp:
Bradikardi
(myokard
üzerindeki direkt depresan etki)
- Damarlar:
Vazodilatasyon
(damarlar üzerindeki direkt etki)
-
Allerjik reaksiyonlar
- Cilt:
Ürtiker
- Anaflaktik
şok: Solunum + Dolaşım Depresyonu
-
Psikojenik reaksiyonlar
- Bayılma veya bayılma taklidi
ile karakterizedir
-
Santral
sinir sistemi (SSS) bulguları
Kortikal
stimülasyonun erken belirti ve bulguları; huzursuzluk, sinirlilik, anlamsız konuşma,
başağrısı, bulanık görme, metalik tat alma, kulak çınlaması, bulantı ve kusma,
koreiform hareketler, tremorlar ve konvülsiyonlardır. Metalik tat alma, bulanık görme,
kulak çınlaması ve dizziness erken kortikal belirtilerin en sık görülenleridir.
Reaksiyon, başlangıç devresinden sonra ilerlemez ise bu belirti ve bulguların klinik
önemi azdır. Konvülsiyonlar ciddi kortikal stimülasyonun göstergesidir ve
esas olarak korteksin lokal anestetik ajan tarafından
aşırı stimülasyonuna bağlıdır. Ancak konvülsiyonlar hipoksinin bir sonucu da olabilir
veya en azından hipoksi ilave bir etki gösterebilir. Bulantı ve kusma veya her ikisi birlikte,
hem erken hem de geç dönemde oluşabilir. Kusma merkezi, hipoksi ve / veya bizzat lokal
anesteziğin yüksek kan seviyesi ile stimüle olabilir.
-
Solunum Sistemi bulguları
Reaksiyonun erken devresinde genellikle solunumun hızı ve derinliğinde bir artma gözlenir.
Daha sonra solunum düzensizleşir dispne, apne peryotları ve sonunda solunum arresti
gelişir. Solunum depresyonu veya apne
genellikle kardiovasküler depresyondan önce gelişir ve hastada syanoz görülür.
-
Kardiovasküler sistem bulguları
Başlangıçta kan basıncı ve nabızda enjeksiyon öncesine
göre bir değişiklik olmayabilir. Ancak, solunumun yüzeyelleşmesi veya durması ile
birlikte kan basıncı yükselir ve taşikardi oluşur. Bu durum, hipoksi veya medulladaki
kardiyovasküler merkezin lokal anestetik tarafından stimüle edildiğini
gösterir. Reaksiyonun ilerlemesi ile:
- Hipoksi, ya apne ya da lokal anestetik ajanın
kardiovasküler merkez veya kalp ile kan damarları üzerindeki direkt depresan etkisinden
dolayı daha da ciddileşir.
- Kan basıncı düşer.
- Bradikardi
gelişir.
Hipotansiyon düzeltilmez ise aşırı terleme, soğuk ve nemli cilt, zayıf
veya sıklıkla alınamayan bir nabızla birlikte senkop ve periferik kollaps oluşur.
İyi bir sonuç alabilmek için kardiak arrest hemen tanınmalı ve
acilen tedavi edilmelidir. Nabızın alınamadığı, kan basıncının ölçülemediği,
kalp seslerinin duyulamadığı, pupil dilatasyonu olan ve solunumu duran hastalarda
kardiak arrest düşünülmelidir.
TEDAVİ
Bir lokal anesteziğin yüksek kan seviyesi nedeniyle oluşan sistemik
toksik reaksiyonun tedavisinde;
- SSS aşırı stimülasyonuna ait
belirti ve bulgular durdurulmalı.
- Doku hipoksisini önlemek için oksijen
verilmeli (hipoksi aşırı stimülasyon nedeniyle artan hücre metabolizmanın bir
sonucudur).
- Aşırı stimülasyonu takiben gelişen SSS depresyonu düzeltilmelidir.
- Kardiak arrest veya fibrilasyon
oluşan olgularda, ressüssitasyon yapılmalıdır.
Bir reaksiyon
başladığında, anesteziyolog sıklıkla belirti ve bulguları düşünmeden
intravenöz olarak tiyopental ve stimüle edici ilaçlar uygulayabilir. Bu ajanların kullanılması meduller merkezlerin daha da
deprese olmalarına neden olur. Barbitüratların gelişi güzel kullanılması felakete
yol açabilir, stimülasyonu takip eden depresyonu daha da derinleştirebilirler. Sistemik
toksik reaksiyonların tedavisi görülen belirti ve bulgulara bağlıdır ve bunlar
oluştuğunda tedavi edilmelidir. Tedavide:
- Hava
yolu açıklığı sağlanmalıdır: Farenk, larenks ve trakea kusmuktan temizlenmeli,
hastada bilinç kaybı oluşursa bir orofaringeal airway veya tercihen kaflı bir
endotrakeal tüple hava yolu açıklığı sağlanmalıdır.
- Oksijen uygulanmalıdır: Oksijen uygulaması bir
maske ve balon yardımı ile yapılmalı ve yetersiz solunum yapay solunumla desteklenmelidir.
- İntravenöz sıvı tedavisine başlanmalıdır: Bu, başlangıç tedavisinin temelidir ve reaksiyonun ilk belirtileri
oluştuğunda yapılmalıdır. Damar yolunun açık olması, anestetiste intravenöz
olarak ilaç uygulama olanağı sağlar.
- Konvülsiyonlar durdurulmalıdır:
- Oksijen uygulaması: Oksijen tek başına
konvülsiyonları durdurabilir. Yapay solunum + oksijen desteği, lokal anestetik ajanın solunum merkezi
üzerindeki etkisi ortadan kalkıp spontan solunum geri dönünceye kadar
sürdürülür.
- Kas gevşeticiler: Konvülsiyonlar kesilmez ise
intravenöz olarak 2 ml (40 mg) süksinilkolin uygulanır.
Süksinilkolinin etkisi geçtikten sonra (6 - 8 dakika) konvülsiyonlar tekrarlarsa, doz
tekrarlanır. Bundan sonra, eğer konvülsiyonlar yine tekrarlarsa uzun etkili
bir nondepolarizan kas gevşetici (vecuronyum, pankuronyum vb.) verilir.
- Tiyopental: Eğer kas gevşeticiler yeterli olmaz ise
50 - l00 mg dozlarda
tiyopental uygulanmalıdır. Barbitüratın etkisinin gözlenmesi için, uygulamalar 1 - 3
dakika aralıklarla yapılmalıdır. Tiyopentalin daha büyük dozlarının hızla
verilmesi konvülsiyonları çok daha çabuk durdurabilir ancak, meduller merkezlerde
ilave bir depresyona neden olarak uzayan apneye yol açar.
- Genel anestezi: Tüm bunlara karşın
konvülsiyonlar kontrol altına alınamıyor ise o zaman inhalasyon anestezikleri (halothan vb.)
uygulanmalıdır. Tonik ve klonik konvülsiyonların görülmediği yeterli bir anestezi
derinliği ve kas gevşemesi sağlanmalıdır. Hasta oksijenize edilmeli ve solunumuna
asiste edilmelidir. Anestezi 30 dakikalık aralarla yüzeyelleştirilmeli, kortikal
stimülasyonun devam ediyor olması halinde ise tekrar derinleştirilmeli ve stimülasyon
yok oluncaya kadar hasta anestezi altında tutulmalıdır. Bu durumda 3 - 4 saat anestezi
gerekli olabilir. Doğumda, tek bir doz süksinilkolin ve oksijenasyon tercih edilir.
Konvülsiyonlar inatçı olmadıkça barbitürat kullanılmamalıdır. Hem anne hem de
fötüste depresyon oluşturabilir.
- Kan basıncı yükseltilmelidir: Periferik vasküler
kollaps başladığında, kan basıncının preoperatif seviye esas alınarak
yükseltilmesi için uygun tedavi yapılmalı, vazokonstriktör ilaçlar
kullanılmalıdır (fenilefrin, efedrin vb).
- Kardiak
arrest halinde ressüsitasyon uygulanmalıdır: Eğer kardiak arrest
ve fibrilasyon oluşursa, hızla ressüsitasyon (kalp masajı, adrenalin,
defibrilasyon vb.) uygulanmalıdır.
|
|


 |