YOĞUN BAKIMDA ANTİBİOTİK KULLANIMININ
GENEL PRENSİPLERİ
- Doç. Dr. Anış Arıboğan
- Dr. Özgül Tarhan
BAŞLANGIÇ ANTİBİOTİK TEDAVİSİNDE YAKLAŞIM
Yoğun bakımda olayı takiben ilk
24-48 saat içinde genellikle mikrobiyolojik bilginin elde edilememesi nedeni ile, ilk
klinik değerlendirmenin sonuçlarına dayanılarak sıklıkla akut olarak enfekte olan
hastada ilk başlangıç antibiotik tedavisi yapılır.
Genel olarak; anamnez, fizik muayene ve
basit laboratuar testleri vasıtası ile febril yoğun bakım hastasının hızlı fakat
gerçek bir değerlendirmesi yapılanrak pnömoni ve pyelonefrit gibi primer enfeksiyon
sahaları tanımlanır. Bazı hastalarda enfeksiyonun geliştiği yerleri kesin olarak
tanımlamak zor olabilir, bununla birlikte kardiojenik pulmoner ödem veya yetişkin
respiratuar distress sendromu röngende infiltartif alanlar ve hipokromi oluşturur; ve
AC’lerin ve mesanenin instrumentasyonu invasive enfeksiyonun yokluğunda bile pürülan
sekresyon ve pozitif kültür ile sonuçlanır.
Enfeksiyon alanlarının tesbiti
yapıldığında, artık enfektif patojenler daha iyi şekilde tahmin edilir. Yoğun
bakım hastasında; her zamanki tahmin edilen patojenlerin yanısıra oportinistik,
hastane koşulları ile ilişkili S.Aureus, S.Epidermidis ve gr(-) basillerde enfeksiyonda
rol alan patojenlerdir.
Benzer olarak, febril yoğun bakım
hastasının aksi kanıtlanmadıkça bakteriemik olarak kabul edilmesi gerekir. Antibiotik
tedavisi başladıktan sonra gerekirse, intravasküler yollar değiştirilebilir.
Potansiyel enfeksiyöz spektrum bir yada
birkaç benzer adaya (ihtimale) indirilirse, genel olarak kabul edilen prensiplere göre
ampirik antibiotik tedavisinin başlaması gerekir..
DOZAJ ve UYGULAMA ŞEKLİ
Enfektif organizmanın tabiatı, enfeksiyon
sahası, bozuk defans mekanizması ve hasta kaynakları nedeni ile yoğun bakımda
sıklıkla enfeksiyonlar ciddi ve fulminan olduğu için antimikrobial tedavi genellikle
parenteral olarak ve tavsiye edilen maksimal dozlarda uygulanmalıdır. Kural olarak,
bozulmuş hemodinamiklere bağlı olarak kastan olan absorpsiyonun güvenilir olmama
ihtimali nedeni ile intravenöz yol intramuskuler enjeksiyonlara tercih edilir.
Yüksek terapotik toksik oran teşkil eden,
penisilinler ve sefalosporinler gibi antibiotikler, hastanın ağırlığından
bağımsız olarak genellikle standardize dozlara göre (mg/gün) uygulanır. Çok dar
toksik-terapötik oran teşkil eden ve benzer olarak toksisitenin serum ve doku
seviyelerine bağlı olduğu aminoglikozidler ve vankomisin gibi antibiotikler için;
dozun hastanın tahmin edilen ağırlığına ve renal fonksiyonuna göre belirlenmesi
gerekir; serum kreatinin düzeyleri sık olarak kontrol edilmeli ve serum antibiotik
düzeyleri en azından haftalık olarak monitorize edilmeli ve renal fonksiyon veya
hemodinamikler unstabil ise daha sık olarak monitorize edilmelidir.
Birçok antibiyotik için doz aralıkları
mevcuttur, bu nedenle ilaçlar her 3-4 serum yarı-ömürlerinde (f) uygulanır.
Parenteral uygulanan betalaktam antibiotiklerin yarı ömrü yaklaşık 1 saat olduğu
için; intravenöz penisilinler ve sefalosporinler geleneksel olarak her 4 saatte bir
verilmiştir. Bununla birlikte; sefazolin veya sefotaksim, seftazidim, sefoperazon gibi
daha yeni sefalosporinlerin, yarı ömrü yaklaşık olarak 1.5-2.5 saattir ve bu ajanlar
daha ciddi enfeksiyonlar için bile her 6-8 saatte bir gibi daha az sıklıkta
uygulanabilir. Seftriaxon için yarı ömür 8 saatte ve uygulanım sıklığı her 12-24
saatte birdir.
YOĞUN BAKIM HASTASINDA ANTİBİOTİK
TEDAVİSİ
| Yer/Teşhis |
Potansiyel Sebepler |
Kesin Tedavi |
Alternatif Tedavi |
| Vasküler yolla ilişkili
bakteriyemi |
S.Aureus, GNR |
Oxaciline yada nafcilin +
aminoglikozoid |
Vankomisin ya da sefalosporin 1
aminoglikozoid |
| Vasküler/akut endokardit |
S.Aureus |
Oxacilline ya da nafcillin +
aminoglikozoid (enterokok şüphesi varsa penisilin eklenir) |
Vankomisin ya da sefalosporin +
aminoglikozoid |
| Vasküler/akut endokardit |
GNR |
3’üncü jenerasyon
sefalosporin veya iminepem veya piparaciline + aminoglikozoid |
Astreonam + aminoglikozoid |
| Pulmoner/pnömoni |
GNR (Muhtelif) |
3’üncü jenerasyon
sefalosporin – aminoglikozoid |
İmipenem veya piperacillin veya
aztreonam + aminoglikozoid + trimetoprim sulfo metakzazole |
| Pulmoner/pnömoni |
S.Aureus |
Oxacillin veya nafcillin |
Sefalosporin veya vankomisin |
| Pulmoner/pnömoni |
GNR, ağız anaerobları,
S.Aureus, Hemofilus influenza |
Üçüncü kuşak sefalosporin +
aminoglikozoid |
İmipenem ya da piperacillin
(+klindamisin) + aminoglikozoid |
| Üriner trakt / pyelonefrit |
GNR, enterokok |
Ampisilin ya da piperasilin +
aminoglikozoid |
Üçüncü kuşak sefalosporin
veya aztreonom (enterokoktan şüphe edilirse vankomisinle beraber) |
| Abdomen/peritonit, apse, dişi Gu
traktı ile ilişkili pelvik enfeksiyon |
GNR, aneoroblar, enterokok |
Ampisilin veya penisilin G veya
mezrocillin + klindamisin veya metranidazol + aminoglikozoid |
Penisilin yerine vankomisin +
klindamisin veya metranidazole + aminoglikozoid veya üçüncü kuşak sefalosporin veya
imipenem |
| Abdomen/ biliary tract |
GNR, enterokok, anaeroblar (daha
az sıklıkta) |
Ampisilin veya penisilin G veya
piperasilin veya mezlosilin + aminoglikozoid |
Klindamisin ekle veya
başlangıç tedavisi başarısızsa metranidazol |
| CNS/Menenjit |
Strep pnömonia |
Penisillin G |
Ceftriaxone, Sefuroxine veya
kloram fenikol |
| CNS/Menenjit |
Neisseria menengitidis |
Penisilin G |
Ceftriaxone, Sefuroxine veya
kloram fenikol |
| CNS/Menenjit |
GNR, S.Aureus |
Oxacillin veya nafcillin +
seftriaxone + aminoglikozoid |
Vankomisin + seftriaxone +
aminoglikozoid + vankomisin |
| CNS/akut apse |
S.Aureus |
Oxacillin veya nafcillin +
seftriaxone + aminoglikozoid |
Vankomisin + seftriaxone +
aminoglikozoid + vankomisin |
| CNS/subakut veya kronik abse |
Anaeroblar |
Penisilin G + metranidazol |
Kloramfenikol |
ANTİBİOTİK KOMBİNASYONLARI:
Enfeksiyon tek bir, iyi karakterize olmuş
organizma tarafından oluşturulmuşsa çoğu hasta tek bir antimikrobial ajanla tedavi
edilir; yoğun bakımdaki değişik klinik ve mikrobiyolojik durumlara göre kombine
antibiotik tedavisine karar verilir. Antibiotik kombinasyonlarının kullanıldığı üç
durum tartışılmaktadır.
HAYATI TEHDİT EDEN ENFEKSİYONUN
BAŞLANGIÇ TEDAVİSİ
Teşhisi soru işareti olarak kalan, yoğun
bakımdaki ciddi olarak hasta olan kişilerin başlangıç tedavisi esnasında, ateşin
muhtemel multiple kaynaklarının üstesinden gelmek için iki ya da üç antibiotiğin
uygulanması gerekebilir.
Örneğin, yoğun bakımdaki hastada
kaynağı kesin olarak bilinmeyen enfeksiyondan şüphelenildiğinde penisilinaza
dirençli penisilinle (oxaciklin veya nafsillin) veya S.Aureus’un üstesinden gelmek
için sefalosporin, gr(-) basil içinde aminoglikozid eklenmesi ile gerekli ivedi tedavi
yapılır.
Pnömoni daha çok bakterial kökenli gibi
görünürse, ya penisillin G veya ikinci (sefuroxime) veya üçüncü kuşak ağız
anaerobları ve Hemofilus influenzayı da etkileyen sefalosporinin oxacillin yerine
kullaılması gerekir.
Benzer olarak, ateşi olan nötropenik
hastada üç antibiyotiğin kullanılması olağandır.
Semisentetik bir penisilinaza resistan
(St.Aureus’u ortadan kaldırmak için) penisillin, semisentetik bir anti-psödomonal
penisillin (piperasilin veya seftazidime gibi üçüncü kuşak bir sefalosporin).
MİKS BAKTERİ ENFEKSİYONUNUN
TEDAVİSİ
Çeşitli sayıda muhtelif
mikroorganizmaların katıldığı tahmin edilen spesifik enfeksiyonlarda geniş, etkinin
sağlanması için kombine tedavi gereklidir. Örneğin; intraabdominal ve intrapelvik
enfeksiyonlarda sıklıkla muhtelif aerobik ve anaerobik patojenleri içeren kompleks
enfeksiyöz flora bulunur. Bu tip enfeksiyonların kesin tedavisinde; enterobakter ailesi
üyeleri için bir aminoglikozid; Bacteriodes fragilis için klindamisin veya metranidazol
ve enterokok için penisillin G veya ampisilin kullanılır. Multiresistan gr(-)
bakteriden şüphelenilen veya kesin vralığı bilinen hatalarda, alternatif diğer yol,
(ICU’da uzun süre kalan ya da son olarak geniş spektrumlu antibiotik tedavisi alan
hastalar) imipenem + aminoglikozid tedavisidir.
ANTİBİOTİKLERİN SİNERJİZMLERİ
Bakteriyel tedaviden optimal fayda
beklenildiğinde tek bir organizma karşısında sinerjistik etkili ilaçlardan birkaç
durumda kombine antibiotik tedavisi önerilir (bunlar arasında D grubu enterokoklardan
streptekokal bakteriyel enfeksiyonlarına bağlı olarak gelişen-özellikle-endokardit;
tedavide penisillin G veya ampisilin + aminoglikozid kullanılır.
Sinerjistik antibiotikler aynı zamanda
Psödomonas Aeroginosa’ya bağlı ciddi, invasiv veya kandan kaynaklanan enfeksiyonlarda
kullanılır. Sinerjistik antibiotikler yüksek derecede resistan gr(-) basilli (örn.
Enterobacter, serratia ve acinobacter) hasdada muhtemel güçlü etkiyi sağlamada
(özellikle nötropenik hastalarda) ve artan antibiotik resistansının kısa sürede
oluşumunu engellemek için kullanılırlar. Bu beyanda; tedavi genellikle
anti-psödomonal etkili (piperasillin, azosillin, seftazidim veya imipenem) semisentetik
betalaktamı kapsar. Bakteriemik S.Aureus enfeksiyonlarında, erken optimal bakterisidal
etkiyi sağlamak için, penisilinaza resistant penisillin oksasillin veya nafsilin) +
aminoglikozid ile yapılan ilk tedaviye acil ihtiyaç vardır.
Trimetoprim ve sulfamethoxazole
(Cotrimoxazole)’nin fixet kombinasyonu bir çok organizma karşısında bakteriyel
aktivite sağlar. Bu organizmalar; enterobakter ailesinin üyeleri, Hemofilus Influenza,
Strep Pnömonia, Salmonella, Şigella ve protozoa olan Pnömositis Carinii’dir.
SPESİFİK ANTİMİKROBİAL AJANLAR
Yoğun bakımda sıklıkla kullanılan 5
grup antibiotik tartışılacaktır.
Penisilinler, sefalosporinler,
aminoglikozidler, vankomisin ve anaerobik infeksiyon tedavisinde kullanılan
antimikrobioller.
PENİSİLİNLER
Penisilin G streptokok, menengokok,
pnömokok (Güney Afrika gibi belirli bazı yerlerde penisilin G’ye karşı sıklıkla
yüksek düzeyde resistans vardır) ve ağız anaeroblara karşı etkili olmaya devam
etmektedir.
Bununla birlikte, endokardit gibi ciddi
enterokokal enfeksiyonların tedavisinde, ayrıca tedaviye aminoglikozid eklenir. İzole
edilen çoğu S.Aureus penisillin G’ye resistandır ve penisillinaza resistan penisillin
veya alternatif olarak bu organizmalara bağlı enfeksiyonların tedavisinde sefalosporin
veya vankomisinin kullanılması gerekir. Gr(-) basile karşı penisillin G veya
ampisillin etkisi zayıftır veya bu organizmalara karşı kullanılmak üzere çeşitli
semisentetik penisilinler oluşturulmuştur.
Çoğu penisilinin yarı ömrü (T/2)
kısadır ve böbrekler yolu ile hızlı bir şekilde temizlenir. Özellikle nafsillin
veya oxasillin gibi semisentetik penisilinlerden birkaçı KC tarafından büyük
ölçüde metabolize edilir, bu nedenle böbrek yetmezliği durumlarında bu ajanların
gereksiniminde herhangi bir doz artırımı ihtiyacına gerek duyulmaz. Doğru (uygun)
dozlarda relatif olarak çoğu penisillin non-toksiktir ve en sık rastlanan yan etkileri
hipersensitivite reaksiyonlarıdır.
PARENTERAL PENİSİLİNLERİN
KULLANILIŞLARI
| Penisilin |
Endikasyonlar |
Doz |
Sıklık |
Günlük total doz |
| Penisilin G/ Ampisilin |
Menenjit/Strep Pnömonia,
Neisseria Menenjiditis Endokardit/Viridans grup
streptokmok, enterokok |
2x106 ünite
3x106 ünite |
2 saatte bir
4 saatte bir |
24x106 ünite
18x106 ünite |
| |
Aspirasyon pnömonisi/ anaeroblar |
2x106 ünite |
4 saatte bir |
2x106 ünite |
| Nafisilin veya oxasillin |
Bakteriemi, endokardit/ Staph
Aureus |
2 gr |
4 saatte bir |
12 gr |
| Piperasilin |
Psödomonas Aeroginosa ya da
sensitif Enterobakter (+aminoglikozid) |
2 gr |
4 saatte bir |
12 gr |
| Azosilin |
Psödomonas Aeroginosa
(+aminoglikozid) |
2 gr |
4 saatte bir |
12 gr |
| Tikarsilin |
Psödomonas Aeroginosa (+aminoglikozid) |
3-4 gr |
4 saatte bir |
18-24 gr |
| Mezlosilin |
Sensitif enterobakter (-aminoglikozoid) |
3 gr |
4 saatte bir |
12-18 gr |
| Tikarsilin + klavulanat |
Sensitif enterobakter (genellikle + aminoglikozid) veya anaeroblar |
|
|
|
PENİSİLİN G:
ICU’da grup A streptokoklar tarafından
oluşturulan pnömokokal pnömoni ve nekrotizan fasilitisi de kapsayan organizmalar
tarafından oluşturulan ciddi enfeksiyonların tedavisinde penisilin G kullanılır.
Özellikle hastane dışında sıklıkla ağız anaeroblarından köken alan aspirasyon
pnömonisinde penisilin G genellikle mükemmel bir tedavi sağlar. Bununla birlikte, son
çalışmalarda penisilinaza resistan anaerobların çürük, kaviter pnömonilere yol
açtığı hatırlatılmıştır ve kindamisinler (fakat tek başına metronidazol değil)
bu gibi hastaların üstesinden gelinebilir. ICU’daki hastalarda çok hızlı bir
şekilde faringeal gr (-) kolonizasyonu gerçekleşir ve nasokomial aspirasyon
pnömonisinin başlangıç tedavisinde aminoglikozoid ve/veya üçüncü kuşak bir
sefalosporinin penisilin tedavisine eklenmesi gerekir. Enterokokal endokardit için
optimal tedavi penisilin G + aminoglikozoiddir (tercihen gentamisin). Penisilin G’nin
önerildiği birçok ICU enfeksiyonlarında sık aralıklarla yüksek dozlar
uygulanmalıdır. Renal bozukluğu belirgin olan hastalarda, penisilin dozu tekrar
ayarlanmalıdır.
PENİSİLİNAZA REZİSTAN SEMİSENTETİK
PENİSİLİNLER
Betalaktamaz üretimi nedeni ile
St.Aureus’un birçok suşu Penisilin G’ye resistandır; bu ciddi enfeksiyonlara neden
olan organizmaların tedavisinde betalaktamaza resistan semisentetik penisilinlerden
birisi kullanılır (Tablo 71.4). Metisilin kullanımı pek sok değildir, çünkü mg/ml
bazında mukayese edilen ajanlar arasında aktivitesi en az olanıdır ve yeni ajanlardan
daha çok interstisyel nefrite neden olur gibi görünmektedir. Nafsilin ve oxacillin
kendi aralarında değiştirilebilirler. İzole edilen St.Aureus’a karşı mükemmel
derecede etki gösterir, fakat (genellikle etkili olmasına rağmen) streptokoklara
karşı penisillin G’den daha az etki gösterir, yüksek derecede proteine bağlanır ve
renal yetmezlikli hastalarda gerekli olan doza herhangi bir ekleme yapılmadan KC’de
yeterli olarak metabolize edilir. Genellikle penisilin G’ye hassas olan enterokok veya
aneorobların etkin tedavisinde bu ilaçlara pek güvenmemek gereklidir. St.Aureusa
bağlı şüpheli veya dissemine enfeksiyonları olan hastalarda; 4 saatlik aralarla 9-12
mg/gün dozunda intravenöz oxacillin ya da nafcillin’in tedavide kullanılması
gerekir. İzole edilen St.Aureuslar için kullanılan semisentetik penisilinlerle zaman
zaman organizmanın tahribine karşı tolerans oluşturduğu gösterilmiş ve bazı
taşımacılar bu nedenle, kandan izole edilen laboratuar karakterine bağlı olarak
şüpheli endokardit tedavisinde oxacillin ya da nafcilline gentamisin eklenmesi yolunda
öneride bulunmuşlardır. Tipik penisillin döküntüsü veya ateşinin aksine relatif
olarak bu ajanlara karşı olan reaksiyonlar pek sık değildir. Daha sıklıkla nafsiline
bağlı nötropeni; nafsillin ve oxacillinin her ikisine bağlı olarak görülen kemik
iliği ve hepatik toksisitesi ve daha çok oxacilline bağlı olarak oluşan hepatittis
tanımlanmıştır.
ANTİ GR(-) PENİSİLİNLER
Birkaç semisentetik penisilin gr (-)
organizmalara karşı kullanılmak üzere geliştirilmişlerdir. Ampisilin, beta-laktamaz
(-) Hemofilus influenza ve birçok E.Coli suşları, proteus Mirabilis; salmonella ve
Şigella’ya etkilidir.
Psödomonasların yanısıra birçok
enterobakter ampisiline yüksek derecede resistandır. Kısıtlı spektrumu nedeni ile
ICU’da ampisilinin kullanımı kısıtlıdır.
Karbensilin’in psödomonas
Aeroginosa’yı inhibe etmesi için gerekli olan konsantrasyonu yüksektir; bununla
birlikte günlük 30-40 mg’lık karbensiline ihtiyaç duyulur (Tablo 71.4).
P.Aureginosa’nın çoğu suşuna karşı tikarsilin karbensilinden iki-üç kat daha
fazla bir etki ile daha düşük dozların kullanımına (uygulanmasına) müsaade eder
(18 mg/gün) fakat enterobakterilere karşı spektrum ve potensinde bir artış sağlamaz.
Piperozin penisilinler (piperasilin) ve açilüreldo penisilinler (Azlocillin ve
n-mezlocillin)’i içine alan daha geniş spektrumlu semisentetik penisilinler son
birkaç yılda ortaya çıkmıştır. Her üç ilaçta, Klebsiella, Serratia, Indol (+)
Proteus, Enterobakter ve Citrobakterin yanısıra karbensilin ve tikarsiline genellikle
resistan birçok enterobaktere karşı etki gösterir. Pseudomonas Aeruginosa’ya karşı
etki potensi sırası ile piperacillin, sonra azlocillin ve takiben mezlocillindir.
Geniş spektrum ve güçlü etkilerinden
dolayı, piperasillin, azlosillin ve mezlosillin genellikle karbensilinden daha düşük
dozlarda ve tikarsillin dozundan biraz daha az olarak uygulanır. Bu üç yeni ilacın
renal ekskresyonunun fazla olmaması nedeni ile; orta miktarlarda doz ilavesi gereken;
renal yetmezlikli hastalarda serum yarı ömrü (t) hafif derecede artar.
Örneğin; orta-ciddi renal yetmezlikli
hastalarda; piperasillin, azlosillin ve mezlosillin; karbensillin ve tikarsillinin her
8-12 saatteki 2 mg’lık dozuna karşılık her 6-8 saatte 2 mg IV olarak verilir.
Spektrumları artırılmış bu penisilinlerin benzer istenmeyen etkileri (1) sodyum
yükü; piperasillin, azlosillin ve mezlosillinin gr’ı başına sadece 2.0-2b2 mEq
sodyum yükü karbensilin ve tikarsillinle gr başına 4.7-5.2 mEq (108-120 mEq mg) sodyum
yüküdür(2). Özsellikle karbenisilinde belirgin olmak üzere, bu ajanların aşırı
dozda kullanılması ile distal tübülde büyük miktarlarda tekrar absorbe edilmeyen
anyonlara bağlı olarak gelişen hipokalemi ve plateletlere penisillinin dozla ilişkili
olarak bağlanması platelet agregasyonunu azaltır, klinik olarak kanamaya eğilimle
platelet inhibitör etkisi çok nadiren ilişki içindedir ve en az belirginlik
piperasillindedir.
Genel olarak; bu etkisi genişletilmiş
spektrumlu semisentetiklerden hiçbirinin gr(-) bakterinin şüphelenildiği ya da ağır
bir enfeksiyonun olduğu hastalarda tedavide tek bir ajan olarak kullanılmamalıdır. Gr
(-) spektrumları, aminoglikozidler kadar geniş değildir ve tek başlarına
kullanıldıkları zaman, semisentetik penisillinlere karşı çok hızlı bir şekilde
resistans gelişir. ICU’da bu ajanlardan hangisi verilirse verilsin; ek olarak bir
aminoglikozoid uygulanması da gereklidir. Gr (-) geniş etki sağlamanın yanısıra;
kombinasyonlar in vitro Enterobakterlere Psödomonas Aureginasa’ya karşı sinerjistik
öldürücü etki sağlar.
SEFALOSPORİNLER
Son 20 yıldır; relatif olarak güvenli
olması ve gr(+) ve gr(-) bakterilerin her ikisine karşı etki göstermesinden dolayı,
sefalosporinle klinikte geniş bir kullanım alanı bulmuşlardır. Son zamanlarda; yeni
sefalosporinlerden küçük bir grup ortaya çıkarılmış ve bu da hem yeni bir heyecan
hem de karışıklığa yol açmıştır.
Sefalosporin terimi geniş anlamda
kullanılır, çünkü bu yeni ajanlardan bazıları kimyasal olarak cephamycin (cefoxitin
ve moxalactam) veya oxa-beta laktamlar (moxalactam) gibi karakterize edilebilir.
PARENTERAL SEFALOSPORİNLERE BAĞLI
(İLİŞKİLİ)
BETA-LAKTAMLARIN ÖRNEKLERİ
- Ilk (Birinci) jenerasyon
- Sephalotin (Kefilin)
- Sefapirin (Cefady)
- Sefradine (Velosef, Anspor)
- Cefazolin (Ancef, Kefzol)
- İkinci jenerasyon
- Anti-Hem. Influenza
- Cefuroxime (Zinacef)
- Cefonicid (Monocid)
- Anti-araeroblar
- Cefoxitin (Mefoxin)
- Cefoletan (Cefotan)
- Üçüncü jenerasyon
- Cefotaxime (Claforan)
- Ceftriaxone (Rocephin)
- Ceftazidime (Fortaz, Tazidime)
- Cefoperazone (Cefobid)
- Moxolactam (Moxam)
- Betalaktamlara eşdeğer üçüncü jenerasyon
- İminepen / Cilastatin (Primaxim)
- Aztreonam (Azactam
BİRİNCİ JENERASYON SEFALOSPORİNLER
Bütün ilk jenerasyon sefalosporinler
benzer antibakteriel aktivite (etki) spektrumu gösterirler; sadece farmakokinetik
yapılar açısından farklılık gösterirler. Bu ajanlar Stafilokok (S.Aureus ve
dışardaki hastada kazanılmış S.Epidermis)’a karşı etkili, fakat enterokok ve
metisillin resistan S.Aureus’a karşı etkisizdir. Buna ilaveten S.Epidermidis’in
neden olduğu prostatik kapak endokarditlerinde in vivo etkinlik göstermez. E.Coli,
Klebsiella, Pneumoniae ve Proteus mirabilisin birlikte olduğu kazanılmış suşlarda
sıklıkla birinci jenerasyon sefalosporinlere karşı hassastır, fakat Enterobakterin
nasokomial izolasyonları (indol (+) Proteun ve Serratia’yı kapsar); Pseudomas ve
Acinetobacter’de olduğu gibi sıklıkla resistandır. Bu antibiotiklerin, Bakterioides
Fragilis hariç birçok anaeroblara karşı in vitro aktiviteleri olmasına rağmen, daha
etkili ve spesifik ajanlar mevcuttur ve sefalosporinler genellikle kanıtlanmış
anaerobik enfeksiyonların tedavisinde önerilmez.
Farmakolojik, ilk jenerasyon
sefalosporinler arasında cefazolin eşşisdir, çünkü daha uzun bir yarı ömrü
vardır (t=1.5-2.5 saat) ve diğer ajanlardan daha yüksek bir serum seviyesi sağlar;
böylece cefazolin daha düşük dozlarda uygulanabilir ve diğer ilk kuşak
sefalosporinlerden daha az sıklıkla kullanılır.
Bunun ötesinde; eğer İM yol
kullanılacak olursa, tercih edilen ajan cefazolindir. Bununla birlikte, diğer ilk kuşak
sefalosporinlerden daha çok, S.Aureus tarafından üretilen beta-laktamazlar yolu ile
cefazolin halihazırda inaktive edilir.
İKİNCİ JENERASYON SEFALOSPORİNLER
İlk kuşak sefalosporinler resistan bazı
gr(-) basillere karşı orta derecede spektrum genişliği olan ikinci kuşak
sefalosporinlerin etkisi önemlidir.
Cefamandole genellikle cephalotine
eşdeğer olarak gr(+) organizmalara karşı etkilidir ve indol(+) proteus, Citrobakter,
Providencia, Serratia, Marcescens ve Cephalotine resistan E koli ve Klebsiella’nın elde
edilen bir çok izolasyonuna karşı daha etkilidir / Cephalotin’e göre). Cefuroxime ve
Cefonocid özellikle (betalaktamaz üreten suşlarını da içeren) H.İnfluenza’ya
karşı etkilidir ve bu organizmaya bağlı olarak gelişen enfeksiyonların tedavisinde
Cefamandolin büyük ölçüde yerini alır.
Gr(-) basillere karşı ayrıca
Cefoxitin-bir cephamycin-sefalotine göre daha geniş bir spektrum gösterir, fakat gr(+)
cocci ve St.Aureus’a karşı; cefamandole’dan ve ilk kuşak sefalosporinlerden daha az
potent özellik taşır. Diğer ikinci kuşak cefalosporinlere hassas olan çoğu
organizmalara karşı, Cefoxitin etkilidir. Bu organizmalar arasında İndol(+) proteus ve
Providencia, Serratia Marcesces’in bazı suşları ve Cephalotin’e resistan E.Coli ve
Klebsiellanın bir çok suşları yer alır. Bununla birlikte Batreiodes Fragillis
izolatlarının çoğunu da içine alan anaeroblara karşı in vitro olarak, cefoxitin iyi
bir etki gösterir.
ÜÇÜNCÜ JENERASYON SEFALOSPORİNLER
Aminoglikozidlerden daha az toksik ajanlar
gr(-) enfeksiyonların yüksek derece ve potenside tedavi edilebilmesi için birkaç yeni
semisentetik sefalosporinin geliştirilmesi için teşebbüste bulunuldu. Daha eski
sefalosporinlere göre; üçüncü kuşak sefalosporinlerin gr(-) enfeksiyonlara karşı
daha belirgin bir etkisi ve daha geniş bir spektrumu mevcuttur. Enterobakterilere karşı
in vitro olarak üçüncü kuşak sefalosporinlerin etkisinin çok ayrı bir yeri vardır.
Bunun ötesinde, üçüncü kuşak sefalosporinler; birinci ve ikinci jenerasyon
sefalosporin ve semisentetik penisilinlere karşı dirençli olan birçok izolata karşı
etkilidirler, bununla beraber, bu ajanlardan bazıları, özellikle ceftazidime ve
cefoperazone; gr(+) koklara karşı ilk kuşak sefalosporinlerden daha az etkinlik
gösterir.
P.Aeruginora’ya karşı birçok
üçüncü kuşak sefalosporinin etkisi, değişiktir ve tahmin edilemez; ceftazidime bu
organizmaya karşı daha etkilidir. Her hastanenin kendi psödomonas florasına karşı
ilaçların etkinliğini ve ilişkili betalaktamlarını (piperacillin, imipenem,
aztreonam) belirlemeye ihtiyacı vardır. Genelde, bu antipsödomonal beta laktam
antibiotikleri, Pseudomonas Aureginosa enfeksiyonu olduğunda aminoglizozoidlerle kombine
edilerek kullanılmalıdırlar.
YAN ETKİLER:
Aminoglikozidler gibi gr(-) basillere
karşı etki gösteren diğer ajanlarla mukayesesinde; sefalosporinler relatif olarak non
toksik olan bir grup ajan olarak karşımıza çıkar. Penisillinlerde olduğu gibi en
sık olarak rastlanılan yan etkiler; döküntüler, ilaç ateşi, interstisyel nefrit ve
anaflaksiyi içeren hipersensitivite reaksiyonlarıdır. Penisillin allerjisi bulunan
hastalarda, sefalosporinlere karşı cross-reactive allerjik reaksiyon gelişme riski
olarak %5-15 düzeyindedir. Buna göre, genel olarak, penisilline bağlı anaflaksi ve ani
hipersensitivite reaksiyonunun bulunduğuna dair geçmiş bir öykü mevcutsa; hastalarda
sefalosporinlerin kullanılması engellenmelidir, fakat penisilline karşı morbiliform
döküntü ve ateş gelişmesini de içine alan diğer tipteki reaksiyonlara dair hikaye
varsa, bu ilaçlar verilebilir.
Yeni tip sefalosporinlerle, yeni
reaksiyonlar tanımlanmaktadır. Bazen klinik olarak belirgin kanama ile ilişkili,
Hipoprotrombinemiye cefamandole ve diğer ajanlarda rastlanılmıştır. Noxalactamla
platelet adhesivitesinin azaldığına dair bilgiler mevcuttur. Moxalactam alan
hastalarda, alkol alımından sonra disülfiram benzeri bir etki gözlenmiştir.
Moxalactam alan hastalarda enterokokal süperenfeksiyonlar tanımlanmıştır, fakat
enterokoklara karşı aktivitesi belirgin elverişli sefalosporinler olmadığı için bu
geniş spektrumlu sefalosporinlerden herhangi birisinin alımı ile olduğu tahmin
edilmektedir.
Aminoglikozid nefrotoksisitenisi
potensiyelize etme açısından sefalosporinlerin yeteneği konusunda iyi şekilde
yapılmış, prospektif bir değerlendirme yoktur; birkaç çalışmada Cephalotin ve
aminoglikozoid kombinasyonunun penisillin-aminoglikozoid kombinasyon tedavisinden daha
sık olarak nefrotoksik olduğu hatırlatılmıştır.
SEFALOSPORİNLERİN ENDİKASYONLARI
Gr (-) basiller karşısında birinci ve
ikinci jenerasyon sefalosporinlerin aktivitesi tahmin edilemediğinden, bu organizmalara
bağlı ciddi enfeksiyonların tedavisi için ampirik tek ilaç tedavisi
uygulanmamalıdır. Eğer in vitro uygunluk testinde, enterobakterilerin infekte suşunun
sefalosporine hassas olduğu gösterilirse, daha az ölçüde rastlanan toksisitesinden
dolayı, bu ajan aminoglikozoide tercih edilir.
Üçüncü kuşak sefalosporinlerin geniş
etkisi ve inanılmaz gücü bu ajanların hastanede kazanılmış birçok enfeksiyonların
tedavisinde etkili tek ajan olarak kullanılmasını akla getirir. Bununla birlikte tek
ilaç tedavisinde açık ya da zayıf noktalar oluşabilir, bunlar:
- Enterokokal endokarditin yanısıra üriner trakt veya
mesanedeki enterokokal enfeksiyonlar
- Nötropenik hastalarda psödomonas Aeuriginasa
enfeksiyonları
- B.Fragillis’inde iştirak ettiği benzer intraabdominal ve
intrapelvik enfeksiyonlar.
- St.Aureus bakteriemisi, endokarditi ya da menenjiti.
Ciddi yoğun bakım enfeksiyonlarında
üçüncü kuşak sefalosporinlerin etkinliğine dair ek çalışmalar yapılana kadar, bu
ajanların kombine tedavsinin bir parçası veya in vitro olarak ajana hassas olduğu
gösterilen gr(-) enfeksiyonlarının spesifik tek ilaçla tedavisinde kullanılması
gerekir.
Genellikle istenen etkideki en ucuz
sefalosporinlerin kullanılması diğer ilaçlara resistan olduğu şüphe edilen ya da
gösterilen organizmaların neden olduğu infeksiyonların tedavisinde üçüncü kuşak
sefalosporinlerin kullanılması için temel endikasyondur. Menenkslere iyi derecede
penetrasyonunun ve potent aktivitesinin olmasına bağlı olarak gr(-) (non-psödomonas)
çoğu vakaların tedavisinde genellikle ceftriaxone (veya cefotaxim)+ aminoglizoid
kullanılır.
DOZAJ: Yoğun bakı hastalarındaki
ciddi enfeksiyonların tedavisinde; bütün sefalosporinler en azından başlangıçta
maximal doz ve aralıklarda kullanılabilir. Yüksek serum düzeyleri ve uzamış serum
yarı ömürlerinden dolayı, cefazolin, cefotaxime ve ceftazidime ile tedavi; her 6-8
saatte 1-2 mg İV şeklinde uygulanarak yapılır, fakat daha az sıklıkta veya
ceftriaxone gibi her 12-24 saatte bir yapılmaz. Ciddi renal fonksiyon bozukluğu olan
hastalarda, cefoperazone hariç, bütün sefalosporin dozuna akümülasyonu önlemek için
dikkat gösterilir.
KARBANEPEM’LER ve MONOBACTAM’LAR
Imıpenem: Imipenem, karbanepemler olarak
bilinen yeni bir sınıf olan beta-laktamların ilkidir. Böbreklerde imipenemin
metabolizmasını inhibe eden cilastinle beraber kombine olarak uygulanır. Imipenem,
mevcut betalaktamlar içerisinde en geniş ve en potent antibakteriyel spektruma sahiptir.
Gr (-) basillere karşı etkisi en az üçüncü kuşak sefalosporinlerin etkisi kadardır
(Antipsödomonas potensi ceftazidime eşittir); gr(+) koklar karşısındaki etkisi de
semisentetik penisilinler (oxacillin, nafsillin) veya ilk kuşak sefalosporinler
(cephalotin) kadardır; anaerobik bakterilere etkisi ise metranidazol veya klindamisine
eşdeğerdir. metisillin resistan S.Aureus suşları ve koagülaz (-) stafilokokların
imipeneme karşı resistan meyli vardır. Enterokoklar arasında; E.Fecalis hassas;
E.Faccium ise genellikle resistandır ve İmipenem enterokoklar tarafından oluşturulan
ciddi enfeksiyonların efektif tedavisinde tercih edilmemelidir.
İmipenem/cilastatin’in kullanılan dozu
hayatı tehdit eden enfeksiyonlarda günlük 4 mg doza kadar 2 mg/gün (günlük 4
dozda)’dür. Özellikle yüksek dozlarda nöbetler oluşabileceği için renal
disfonksiyonun değişik derecelerinin bulunduğu hastalarda veya renal fonksiyon
bozukluğu olan daha yaşlı hastalarda doz ayarlaması gereklidir. İmipenem’le yüksek
derecedeki resistan gr(-) basillerin tedavisinde (Ör: Psödomonas Aeuriginosa,
Enterobakter cloacane, Asinebacter spp) aminoglikozididinde beraberce uygulanması
gereklidir.
AZTREONAM: Aztreonam yeni bir
sentetik monosiklik B-laktamdır ve Birleşik Devletlerinde klinik kullanımı yapılan
ilk monobaktamdır. Bcyclic nukleustan daha ziyade monosiklik nukleusu olmaları
dolayısı ile penisillinlerden ve sefalosporinlerden ayrılırlar ve muhtemelen bu yapı
aztreonama diğer B-laktamlara göre daha çok az cross-allerjenite kazandırır. Bu
ilaçla zaman zaman deri döküntüleri oluşmasına rağmen; aztreonom penisillinlere
ve/veya sefalosporinlere karşı erken hipersensitive tip reaksiyonları (anaflaksi,
ürtiker) gelişen hastalara güvenle verilebilir. Gr (-) veya anaerobik bakterilere
karşı; aztreonamin kayda değer bir antibakteriyel etkinliği yoktur.
Çoğu fakültatif aerobik gr(-) basillere
karşı aztreonamın üçüncü kuşak sefalosporinler kadar geniş spektrumu ve potensi
vardır. Aztroneam H.İnfluenza N. Gonore ya (B-laktamaz üreten suşları da dahil)
karşı çok etkili; çoğu enterobakterler karşısında da etkilidir (bunlar arasında
enterobakterler E.Coli, Klebsiella, Proteus, Providencia, Srratia, Şigella ve Salmonella
vardır). Pseudomonas Aeuroginosa’ya karşı aztreonam imipenem ve cetazidime’den
biraz daha az etkili olmakla beraber; birinci kuşak sefalosporinlerinden daha etkilidir.
Enterobakter cloacae birçok non-auroginoz pseudomonaslara ve birçok Acinobaktere karşı
resistandır (P.Cepacia, Xanthomonas Maltophilia) Aztroeonam’ın uygun dozu her 8 saatte
İV olarak 1-2 mg’lık dozdur.
AMİNOGLİKOZİDLER
Aminoglikozid antibiotiklerin, daha doğru
bir şekilde ifade edilecek olursa aminoglikozidin aminosiklitollerin; yoğun bakındaki
gr(-) enfeksiyonlu hastaların tedavisinde bakterisidal ajanlar olarak değerleri
büyüktür. Kritik düzeydeki hastanın parenteral tedavisinde, klinik uygulamada
kullanılan aminoglikozoidle gentamisin, tobramisin ve amikasini kapsar. Netilmisin son
zamanlarda Birleşik Devletlerde klinik kullanım için ortaya çıkarılmıştır.
FARMAKOLOJİ: Bütün mevcut
aminglikozoidlerin benzer özellikleri vardır:
- Gastrointestinal yoldan başlıca absorbe edilirler ve uygun
serum seviyeleri sadece intravenöz ya da intramuskuler yollarla sağlanır.
- Volüm dağılımı ekstrasellüler sıvının total
volümüne benzerdir.
- Proteine bağlanma önemlidir.
- Menenjial inflamasyonun varlığında bile CSF’e
penetrasyon zayıftır.
- Ekskresyon glomerüler filtrasyon ağırlıklı olur; normal
renal fonksiyonların varlığında aminoglikozoidlerin serum yarı ömürleri yaklaşık
olarak 2-3 saattir (amikasine göre gentamisin ve tobramisinde bu daha kısadır) ve
bütün aminoglikozoidler dializabledir (dialize edilebilir) daha çok olarak hemodializle
(% 60-75/6 saat içinde) temizlenir. Oysa peritoneal dializde % 20-50’lik temizleme
için 36 saat süreli peritoneal dializ gerekir.
ETKİ SPEKTRUMU ve TEDAVİ
ENDİKASYONLARI
Aminoglikozoid tedavisi primer olarak
endikasyon gr(-) basillerin neden olduğu ciddi enfeksiyonlar için kullanılır.
Penisillinler ve sefalosporinlerden daha toksik olmalarına rağmen, aminoglikozoidler
gr(-) basillere karşı geniş düzeyde potent, bakterisidal antibiotik etkinlik sağlar.
Ciddi derecede hastalığı olan hospitalize edilen kişilerde muhtemel patojenlerin
Psödomonas ve Acinobacter gibi muhtelif norfermentler olduğu düşünülür ve resistan
durum yavaşça ve daha az sıklıkla gelişir.
GENTAMİSİN: Gentamisinin gr (-)
basillerin büyük bir kısmında etkinliği vardır. Ajanın jenerik olarak sağlanabilen
olması; fiyat avantajı ve 20 yıllık kullanım tecrübesi bu ilacın enterobakterleri
de kapsayan birçok nasokomial enfeksiyonlarda tercih edilen aminoglikozid olmasını
sağlamıştır. Bununla birlikte, birçok yoğun bakımlarda; gr(-) basillerin lokal
izolatları arasında gentamisin resistansı vardır ve mikrobiyolojik çalışmalar;
patojenik isolatların hassasiyet testlerinin desteğinde gr(-) basiller enfeksiyonların
başlangıç tedavisinde tobramisin veya amikasin tercih edilir.
TOBRAMİSİN: Tobramisin kullanım
endikasyonları ve antibakterial etkinlik spektrumu gentamisinkilere benzerdir: Bununla
birlikte, in vitro olarak; tobramisin P.Aeurigonasa’ya karşı genel olarak daha
potenttir ve amikasinle beraber kullanıldığında organizmanın gentamisin resistan
suşlarına karşı etkilidir. Bununla birlikte; cross resistan durum önceden tahmin
edilemez ve bazı durumlarda sık olarak cros-resistan olabilir. Ayrıca; Serratia ve
Acinobakterler gibi bazı organizmalara karşı tobramisin gentamisinden daha az
etkilidir.
AMİKASİN: Aminoglikozid inaktive
edice enzimlere karşı, amikasin en resistan semisentetik aminoglikoziddir ve
hastanelerde ya da yoğun bakımlarda daha önceden gentamisin ve tobramisin resistansı
mevcutsa; tercih edilen aminoglikozid; amikasin olmalıdır.
Netilmisin ve sisomicin gibi daha yeni
aminoglikozidlerin gentamisine benzer spektrumları vardır ve daha önceden bahsi geçen
ajanlardan bilinen başka klinik bir farmakolojik avantajı yoktur.
YAN ETKİLER: Beta-laktam
antibiotiklerin aksine, aminoglikozidler dar bir tedavi toksik ilişki tablosu ile
karakterizedir ve bu ajanlarla tedavi toksisite ile ilişkili olabilir. Ateş ve
döküntü gibi hipersensitive reaksiyonları sık değildir, fakat bu ilaçları alan %
1-3 hasta da bildirilmiştir ve anaflaksi çok nadir durumlarda gözlenir. Sık olmayan,
nöromuskuler blok tarif edilmiştir ve sadece myastenia gravisli, ciddi hipokalsemili ya
da nöromüsküler bloke edici ajanları alan hastalarda görülür. Modern
aminglikozidler arasında ototoksisite eşit sıklıklarda göze çarpar (hastaların
%10’u kadar) vestibüler hasar daha çok gentamisin ve tobramisinde sıktır, işitme
bozukluğu ise amikasinde sıktır. Ototoksisitenin oluşumu tahmin edilemez; tedavisinin
erken ya da geç döneminde serum seviyelerinden bağımsız olarak görülür.
Aminoglikozid tedavisi alan bütün
hastaların %2-10’unda ve kritik olarak hasta olanların % 10-25’inde nefrotoksisite
bildirilmiştir. Bununla birlikte, renal hasar hafiftir ve tedavinin kesilmesi ile çok
hızlı bir şekilde geri döner. Aminoglikozid ilişkili nefrotoksisite, serum
seviyelerinin yanısıra tedavinin süresi ve dozu ile ilişkili gözükmektedir. Daha
sıklıkla yaşı ilerlemiş hastalarda, kardiojenik ve periferal vasküler faktörlere
bağlı doku perfüzyonunun azaldığı, daha önceden renal hastalığı olan hastalarda
ve potent diüretikler veya cephalotinin yanısıra, vankomisin gibi diğer nefrotoksik
ajanları olan hastalarda görülür. Aminoglikozid nefrotoksisitesini kontrol altında
tutmak için mevcut olan en faydalı laboratuvar testleri; serum aminoglikozidlerinin pik
ve serum kreatinin düzeylerinin belirlenmesidir. Maksimal dozlarda kullanıldığı zaman
tobramisinin gentamisinden daha az nefrotoksik olduğuna dair birkaç çalışma sonucu
bildirilmesine rağmen, birçok çalışmalarda; modern aminglikozidler arasında belirgin
toksisite değişikliklerine dair bilgi edinilememiştir. Bununla birlikte; kritik
derecede hasta olan kişilerde; özellikle daha önce sözü geçen bir ya da daha fazla
risk faktörünün bulunduğu hastalar ve agressif aminoglikozid tedavisine tabi tutulan
hastalarda relatif olarak yüksek serum ilaç düzeyleri sağlanır; tobramisindeki çok
az miktardaki nefrotoksik potansiyel, gentamisine karşı kullanımı üzerinde tereddüt
yaratmaktadır.
TEDAVİ SERUM SEVİYELERİNİN
BELİRLENMESİ
Tavsiye edilen doz miktarları ve normal
renal fonksiyonlu yoğun bakım hastalarındaki serum aminoglikozid konsantrasyonları
İlaç |
Veriliş
şekli |
Miktar (mg/kg) |
Pik |
Trough
Çukur, en düşük |
Gentamisin |
İV,İM |
1.3-1.7 (8
saatte bir) |
4-8 |
1-1.5 |
Tobramisin |
İV,İM |
1.3-1.7 (8
saatte bir) |
4-8 |
1-1.5 |
Amikasin |
İV,İM |
7.5 (12 saatte
bir) |
20-25 |
5-10 |
- Serum aminoglikozid pik konsantrasyonu tesbiti İV
infüzyonun tamamlanmasından 30 dakika sonra veya İM enjeksiyondan 1 saat sonra
yapılır
- Serum yolak (çukur) düzeyi tam dozdan önce sağlanır
(tesbit edilir).
Renal fonksiyonu bozuk olan hastalarda;
dozlar arasındaki interval gentamisin ve tobramisin için serum kreatinin seviyesinin 8
katına kadar olan değerlere (saatler içinde) 7 ve amikasin için olan seviyenin 9
katına kadar olan düzeylere kadar arttırılır. Serum seviyeleri güvenilirlilik ve
etkin düzeyler açısından monitorize edilmelidir (Tablo 71.6). Alternatif olarak,
doz-değişimli, interval-sabit uygulanım tedavisi yapılabilir.
Hemodialize giren hastalarda her
hemodializin sonunda; yaklaşık olarak dozun 2/3 veya ¾’lük miktarının verilmesi
gerektiği tahmin edilmektedir ve serum seviyeleri (dializ sonunda, ek doz tedavisi
verildikten sonraki pik’te) monitorize edilmelidir. Peritoneal dialize giren hastalarda,
dializata terapötik konsantrasyonunda amino glikozid tatbiki (ör: 4 m g/ml = 4 mg/lt
gentamisin ve tobramisin için ve 20 m g/ml= 20 mg/lt amikasin için). Serum dializat
konsantrasyon gradientini elimine eder ve dializ sırasındaki kayıpları önler.
FLUOROKİNOLONLAR
Fluorokinonolonlar etkilerin; bakteriel DNA
ipliklerinin kodlanması için gerekli olan DNA girazı inhibe ederek gösteren geniş
spektrumlu ajanlardır.
In vitro olarak; florokinonlar arasında
etkinlik açısından değişkenlik olmasına rağmen bu ajanlar gr(-) basillere
(Salmonella ve Şigella gibi enterik patojenleri de kapsar) ve Hem.Influenzaya karşı
oldukça etkilidir ve ayrıca P. aeuriginosa, Acinobakter ve Aeromonos hydrofili gibi
gr(-) bakterilere karşı da ayrıca etkilidir. Ciprofloxacinin St.Aureus’a karşı
etkisi iyidir; fakat S.Pyogenes (Grup A) ve S.Pnömonia dahil streptokoklara karşı
etkinliği zayıftır.
Mevcut olan oral kinolonlardan sadece
ciprofloxacin non-üriner trakt enfeksiyonlarının tedavisinde uygun serum ve doku
düzeyleri sağlar. Bununla birlikte, hospitalize hastalarda ciddi enfeksiyonların akut
tedavisinde oral tedavinin kullanılması gerekir. Çok yakında IV ajanlar
(ciprofloxacin) mümkün olacaktır ve aminoglikozidlerin yerine benzer olarak
kullanılabilecek ve bazı belirli hastalarda spektrumu beta-laktamların ilerisine
geçecektir.
VANKOMİSİN: Vankomisin 1956’da
bulundu ve klinik kullanıma 1958’de geçildi. Vankomisin çok geçmeden
stafilokokların sebep olduğu ciddi enfeksiyonların tedavisinde oldukça etkili olduğu
kanıtlanmasına rağmen, çok geçmeden daha az toksik olan penisillinler ve
sefalosporinler tercih edilmeye başlandı. Son zamanlarda kullanımı açısından
vankomisinin endikasyonları genişledi; bunlar arasında; Semisentetik penisillinlere
resistan St: Aureus enfeksiyonlarının tedavisi; kronik hemodialize giden hastalarda
prostatik kalp kapakları ve endovasküler enfeksiyonlarla ilişkili Difteroidler ve
non-aureus koagülaz (-) Stafilokoklara bağlı enfeksiyonların tedavisi yer alır.
Vankomisin; S.Aureus (metisillin resistan
S.Aureus dahil); non-Staph Aureus (Ör: Staph epidermidis), Strep Pnömonia (Güney
Afrika’daki bir çok ilaca resistan suşlar dahil), Strep Viridans, Strep Bovis ve
Clostridium gibi bir çok gr (+) koklar ve basillere karşı düşük konsantrasyonlarda
bakterisidal etkilidir. Çoğu enterokokların vankomisinin düşük dozları ile inhibe
edilmesine rağmen, bu organizmaların bakterisidal ölümü için genellikle ayrıca
gentamisin gibi ek bir aminoglikozide gereksinim vardır.
Gastrointestinal trakttan olan zayıf
absorbsiyona bağlı olarak ve intramüsküler enjeksiyonun ağrılı olması nedeni ile;
sistemik enfeksiyonların tedavisinde vankomisin İV olarak verilir. Oral vankomisin
sadece, Clostridium difficilenin neden olduğu antibiotik ilişkili kolitli hastalarda
kullanılır. Vankomisini vücutta metabolize edildiği gösterilememiştir ve primer
olarak böbrekler yolu ile itrah edilir.
İV uygulanan vankomisinin
farmakokinetikleri önceden tahmin edilemez. Normal renal fonksiyonlu hastalarda, serum
yarı ömrü 2.7-13.3 saat arasında değişir ve pik ve çukur (trough) (en düşük)
serum yarı seviyeleri de benzer olarak daha önceden tahmin edilemez. Normal renal
fonksiyonlu erişkinlerde, tavsiye edilen doz 60 dakikada İV olarak uygulanan 500 mg (her
6 saatte) veya 12 saatte 1000 mg’dır.
Bazı araştırmacılar başlangıç
dozunun vücut ağırlığına göre verilmesi gerektiğini tavsiye etmektedirler (her
6-12 saatte bir 6.5-8 mg/kg). Hangi tedavi protokolü uygulanırsa uygulansın, serum
düzeylerinin monitorize edilmesi gerekir ve 30-40 ug/ml pik serum konsatrasyonu ile 10-15
ug/ml’lik en düşü serum konsantrasyonunu sağlayacak şekilde ilaç uygulaması
yapılmalıdır. Değişik derecedeki böbrek yetmezlikli hastalarda vankomisinin
dozlarını rehberlik etmek üzere normogramlar önerilmesine rağmen; özellikle yakın
olarak hastalarda serum vankomisin ve kreatinin düzeylerinin monitorize edilmesi gerekir.
Orijinal preparatlarla kaydedilene göre Vankomisin’le daha az yan etkiler oluştuğu
son çalışmalarla hatırlatılmasına rağmen; vankomisin ile ilişkili % 3-5 hastada
rastlanılan döküntü ve ateş gibi hipersensitivite reaksiyonları olmaktadır.
Vankomisin ve diğer antibiotiklerarasında cross reaksiyon tarif edilememiştir, bunun
sonucu olarak; penisillinlere ve sefalosporinlere karşı allerjik olan hastalarda ciddi
gr(+) enfeksiyonların tedavisinde tercih edilen ilaç olmuştur. Vankomisinin hızlı
olarak verilmesi, flushing (sıcak basması), çınlama; kaşıntı, taşikardi,
hipotansiyon ve üst gövde ve yüzde olan enftömatöz döküntülerle karakterize olan
histaminle ilişkili reaksiyonu ortaya çıkarır. Bu “kırmızı boyun sendromu =
redneck synddrome)” bir hipersensitive bulgusu değildir ve ilacın 15 mg/dk’dan daha
fazla hızla olmadan yavaş intravenöz uygulanımla verilmesi ile önlenebilir; önerilen
hızlar 500 mg/60 dk veya 1000 mg/90-120 dakika veya daha önceden antihistaminiklerde
tedavidir. Zaman zaman nötropeni oluşur.
Yükselen serum seviyeleri ile ilgili
olarak (>50 ug/ml) vankomisin alan hastaların yaklaşık % 1’inde ototoksisite
oluşur. Genellikle tedavinin kesilmesi ile geriye döner. Aminoglikozidle beraber
vankomisin alan hastanın % 25-35’inde nefrotoksisite oluşur; oysa sadece vankomisin
alanlarda bu oran yaklaşık % 5’tir. Daha sonraki grupta; nefrotoksisite genellikle
yükselen serum vankomisin seviyeleri ile ilişkilidir.
ANAEROBİK ENFEKSİYONLARIN TEDAVİSİ
Kloramfenikol: Bakteriostatik bir
antibiotiktir. Metabolizmesından sorumlu majör organ KC’dir. Kloramfenikol beyin ve
CSF dahil bütün dokulara penetre olur ve metabolitleri hızlı bir şekilde idrarla
itrah edilirler.
Kloramfenikolün en önemli yan etkisi iki
şekilde oluşan kemik iliği supresyonudur. İdiosenkratik aplastik anemi nadirdir
(tedavi edilenlerde 1/40000’de rastlanır), doza bağımlı değildir ve genellikle
irreversible olup fataldir.
Sıklıkla oral tedavide görülmesine
rağmen, bunun yanısıra intravenöz ve topikal tedaviyle de oluşur. Ikinci şekli olan
hemotopoietik toksisite; 4 mg/günden daha fazla dozlarda ve tedavide 25 ug/ml’yi aşan
serum konsantrasyonları oluştuğunda dozla ilişkili pansitopeni oluşabilir.
Bu doz ilişkili ilik toksisitesini kontrol
etmek için, kloromfenikol alan hastaların serum kloramfenikol düzeyleri her 3 günde
bir monitorize edilmeli; granülosit ve platelet sayımları (ve belki retikülosit
sayımları ve serum demir düzeyleri veya serum ferritin) en azından her 5 günde bir
monitorize edilmelidir. Kloramfenikolün oral absorbsiyonu mükemmeldir. Fakat ilaç
kötü absorbsiyon olmasından dolayı İM olarak uygulanamaz. Yetişkinlerde
kloramfenikolün 1 gr’lık İV ya da oral dozlarının 15-20 ugr/ml’lik pik serum
değerlerini oluşturduğu söylenmektedir. Kloramfenikol farmakokinetikleri çok geniş
olarak değişir. Bununla birlikte vücut ağırlığına göre doz ayarlamasına dayanan
kloramfenikol uygulanması sırasındaki serum düzeyleri tahmin edilemez. Kloramfenikol
tedavisinde ciddi derecede hasta olan kişide yaklaşık her 6 saatte 1 gr ya da 50-100
mg/kg/günlük doz uygulaması kullanılır. Bu dozların serum düzeylerinin güvenlik
alanında (terapatik dozda) tutulması gerekir (pik düzeyi 25 ug/ml, eşik düzeyi 5-10
ug/ml). Böbrek yetmezlikli hastalarda ek bir dozun uygulanmasına gerek yoktur. Fakat
ciddi hepatik disfonksiyonu olan hastalarda dozların ve sıklığının (maksimum 2
gr/gün) azaltılması tavsiye edilir. Bütün anaerob tipler kloramfenikole hassas
olmasına rağmen birçok araştırmacılarda metronidazol, klindamisin, sefoksitin ve
imipenem gibi ajanlarla mukayese edilen kloramfenikolün etkinliği açısından soru
işareti oluşmaktadır. Hayvan deneylerinde B.fragilise bağlı enfeksiyonların
tedavisinde kloramfenikolün klindamisine göre daha aşağı düzeyde olduğu
gösterilmiştir.
KLİNDAMİSİN: Klindamisin
gastrointestinal traktan çok iyi absorbe edrilmesine rağmen kritik derecedeki hastalarda
tedavinin İV olarak uygulanması gerekir. Ciddi enfeksiyonlardaki genel parenteral tedavi
her 8 saatte İV uygulanan 600 mg’dır (25-40 mg/kg/gün). Klindamisin karaciğerde
metabolize edilir ve safrada inaktif şekilde itrah edilir. Bu nedenle böbrek yetmezliği
olan hastalarda doz ayarlamasına gerek görülmez, ilaç çok düşük seviyelerin
bildirildiği CSF ve beyin hariç bütün vücut dokularına iyi derecede penetrasyon
gösterir.
Klindamisinin en önemli yan etkileri
gastrointestinal sistemde görülür. Klindamisinle tedavi sırasındaki diare görülme
sıklığı değişen ağırlık derecelerinde % 3-30 oranlarında bildirilmiştir.
Klindamisin uygulanımına bağlı psödomembranöz kolit bu ilacı alan hastaların %
10’unda bildirilmiştir ve Clostridium difficilenin çok fazla çoğalmasına ve bu
organizmadan salınan bir toksine bağlı olarak oluştuğu söylenmektedir. Semptomlar
diare, abdominal ağrı, ateş ve kanlı diareyi kapsar. Semptomların belirmesi
klindamisin tedavisine devam edilmemesi için bir göstergedir ve böylece semptomların
ortadan kalkması sağlanır. Ciddi psödomembranöz kolit, klindamisin tedavisinin
kesilmesine spontan olarak müsaade etmeyen daha hafif vakalar, sistematik ve antibiyotik
tedavisinin devam edilmesi zorunluluğu olan hastalarda klindamisin yerine oral vankomisin
ya da metronidazol uygulanır.
Klindamisin çok çeşitli anaerobik
bakterilere karşı invitro olarak etkilidir. B.Fragilis’in klindamisine resistan
suşlarının oldğuunun belirlenmesine rağmen bunların % 95’i hala hassastır.
Klindamisin baş, boyun ve akciğerlerin anaerobik enfeksiyonlarının tedavisinde büyük
bir başarı ile kullanılmaktadır. Penicillin G’nin genellikle bu tip hastalarda
etkinliğinin bilinmesine rağmen bulunan hastalarda klindamisinin daha üstün olduğu
belirtilmiştir. İntraabdominal ve intrapelvik enfeksiyonların tedavisinde klindamisinle
beraber aminoglikozid kullanılması klinik açıdan çok iyi sonuçlar elde edilmesini
sağlamıştır.
METRANİDAZOL: Metranidazol zorunlu
anaeroblar karşısında oldukça etkilidir. Oral olarak uygulanan metronidazolun
tamamına yakınının absorbe edilmesine rağmen kritik düzeydeki hastaların tedaviyi
İV yolla almaları gerekir. Ciddi anaerobik enfeksiyonlarda 15 mg/kg yükleme dozunu
takiben her 6 saatte 7.5 mg/kg’lık doz uygulaması yapılır. İV metronidazol
nötralizasyona ihtiyaç gösterir. Kullanıma hazır İV prebuffered preparatları
kullanılmaya elverişli olan şekilleridir. Metronidazol karaciğer tarafından
metabolize edilir. Renal yetmezlikli hastalarda doz ayarlamasına gerek yoktur. Hepatik
yetmezlikli hastalarda dozlar azaltılmalıdır. CSF’ye penetrasyon mükemmeldir.
Anaerobik gr(-) basillere karşı
metronidazol in vitro etkilidir ve muhtemelen B-Fragilise bağlı olarak gelişen
enfeksiyonların tedavisinde en potent ajandır. Ciddi anaerobik enfeksiyonların
özellikle de B.Fragilis’e bağlı olanların tedavisinde metronidazol klindamisine
alternatif etkili bir ilaçtır. Klindamisin gibi metronidazol intraabdominal ve
intrapelvik enfeksiyonların tedavisinde bir aminoglikozidle beraber kullanılmalıdır.
Bu enfeksiyonlarda operasyona bağlı olarak aerobikorganizmaların görülmesi ihtimali
vardır. Bahsedildiği üzere anaerobik pulmoner enfeksiyonların tedavisinde metranidazol
klindamisine göre bazı araştırmacılar tarafından daha aşağı düzeyde
bulunmuştur.
|