DİSSEMİNE İNTRAVASKÜLER KOAGÜLASYON
- Doç. Dr. Anış Arıboğan
- Dr. Devrim Söğüt
Dissemine intravasküler koagülasyon,
mikrovasküler tromboz, defibrinasyon sendromu, tüketim koagülopatisi gibi adlarla
anılan yaygın damar içi pıhtılaşmasında intrinsik,yada ekstrinsik pıhtılaşma
mekanizmasının aktivasyonu sonucu sistemik dolaşımda trombin oluşumu ile karakterize
bir sendromdur.
Hemostatik sistem, dinamik bir sistem olup
normal koşullarda protrombin trombine çevrilerek pıhtı oluşumu, trombin
pıhtılaşmaya yol açmadan antitrombinle ortadan kaldırılıp pıhtı erimesi ile
dengeye getirilmektedir. Bu dengenin herhangi bir nedenle bozulması fibrin ve trombin
çökmesine, sekonder olarakta fibrinolizin aktivasyonu ile gelişen ve fatal sonlanabilen
bu tabloya neden olabilir.
Trombin etkisi ile çeşitli organların
küçük damarlarına yaygın olarak fibrin çöker (mikrotrombüs). Fibrin birikimi ile
trombositler ve fibrinojen başta olmak üzere bazı pıhtılaşma faktörleri ( II, V,
VIII ), eritrositler ve platelletler tüketilmektedir. Fibrinolitik sistemin harekete
geçmesi ile damarlara oturan fibrin plazmin tarafından eritilir ve dolaşıma fibrin
yıkım ürünleri çıkar (Sekonder fibrinoliz ).Fibrinolizin esas amacı DIC’ı
sınırlamak olmakla birlikte ağır olgularda kanama eğiliminin artmasına neden olarak
zararlıda olabilmektedir.
DIC genelde akut bir bozukluk olmakla
beraber bazen subakut yada kronik şekillerde de görülebilir klinikte görülen
hemorajik diatez tablosundan fibrin yıkım ürünlerinin anti koagülan etkileri,
trombositopeni ve pıhtılaşma faktörlerinin eksiklikleri sorumludur. Küçük
damarlardaki fibrin birikimleri iskemik doku nekrozlarına (bilateral renal nekroz,
sürrenal nekroz gibi.)neden olabileceği gibi bazen de fibrin liflerinin damar lümenini
tamamen tıkayacak şekilde çöktüğü durumlarda mikroanjiopatik hemolitik anemi
gelişebilir.
İntravasküler koagülasyon hafif travma
gibi rölatif olarak önemsiz bir stimulus aracılığıyla da aktive olabilir. Etki
sürekli azalmış bulunmadığından karaciğer tarafından aktive pıhtılaşma
faktörlerinin sirkülasyonuna bağlıdır. Ayrıca retiküloendotelyal sistem tarafından
fibrinin küçük bir kısmı hızla temizlenir. İnhibitörler ise fibrinolitik sistemle
yokedilirler. Benzer şekilde platellet agregasyonu plazma ADPazların etkisi ile
önlenebilir. Sonuç olarak normal koşullarda bile önemli mikrotromboz gelişebilir.
DIC staz tarafından arttırılır.
Çünkü koagülanlar normalde dolaşımdaki inhibitörler tarafından inaktive edilip
karaciğer ve retiküloendotelyal sistem tarafından temizlenirken staz inhibitörlerin
koagülanlara ulaşmasını önler. Retiküloendotelyal sistemin blokajı da aktive
pıhtılaşma faktörlerinin ve fibrinin dolaşımdan temizlenmesini arttırdığından
DIC’i arttırır.
Bir zamanlar obstetrik pratikte ara sıra
karşılaşılan bir komplikasyon sayılırken günümüzde medikal ve cerrahi pratiğin
tüm spektrumlarındaki hastalarda en sık da yoğun bakımlardaki hastalarda
karşılaşılan yaygın bir hematolojik bir komplikasyon olduğu görülmüştür.
Koagülasyon faktörleri, platelletler ve eritrositlerin karaciğer ve kemik iliği
tarafından üretilebilenden çok daha fazlasının hızla tüketilmesi sonucu oluşan bir
sendromdur. Akut DIC’ de fibrinojen-fibrin yıkım ürünleri serumda hemen
gösterilebilirken, kronik DIC’ de hepatik sentez hızına yakın bir tüketim
olduğundan erken dönemde gösterilemeyebilir. Çünkü normalde karaciğer kandaki
fibrinojenin beş katını, kemik iliği kandaki platellet sayısının on katını
üretebilir. Ara sıra sentez hızı tüketim hızını aşar ve net sonuç normalin
üzerinde fibrinojen, faktör V,VIII, XIII ve platellettir. Kronik DIC’de kompensatuar
fibrinolitik mekanizmalar da aktif olduğundan dolaşımda fibrinojen-fibrin yıkım
ürünleri de artmıştır.
Trombin, doku ekstratları, eritrosit
lizatlarının deneysel olarak deney hayvanlarına verilmesi pıhtılaşma proçesini
başlatmış ve platellet agregasyonunu indüklemiştir. Pıhtılaşma proçesinin
stimülasyonunun ilk göstergesi koagülasyon zamanının kısalmasıdır. Fakat proçes
devam ettiğinde platellet, fibrinojen, protrombin, faktör V , VIII kaybı nedeniyle kan
inkoagüle hale gelir.
Önceleri bazı hastalardan alınan
kanların test tüpünde pıhtılaştıktan sonra tekrar akıcı hale geldiğine dair
vakalar rapor edilmiştir. Daha sonraları fibrinolitik aktivitenin artışı ile kanama
olan durumlar arasında bir bağlantı kurulmuştur. Daha yakın zamanlara gelindiğinde
vakaların çoğunluğunda primer fibrinolitik bir durumun tanımlandığı önceden
yayımlanmış vakalar gözden geçirilmiş ve çoğunda primer fibrinolizin sekonder
fibrinolizden DIC oluşumuyla açıklanmıştır. DIC yada fibrinolizden herhangi biri
baskın olabileceği gibi aynı proçesin devamı da olabilirler.
Yaygın damar içi pıhtılaşmada lokal
fibrinolitik aktivitede sekonder artışın, aktif faktör XII’nin fibrinolitik sistemi
aktive etmesine yada yaygın damar içi pıhtılaşma bölgesindeki endotel hücrelerinden
anoksiye bağlı doku aktivatörlerin salınmasından kaynaklandığı ileri
sürülmektedir.
İntravasküler fibrin birikintileri
genelde pıhtılaşmanın erken proçesini indüklerken, indüksiyondan sonraki günlerde
uzun süre görünmezler.Bunun nedeni fibrinolitik sistemin sekonder aktivasyonuyla
parçalanmalarındandır. Sekonder artış lokalizedir ve genelde plazma yada sistemik
fibrinolitik aktivitede bir artış yapmaz. Buna rağmen fibrinin lokal yıkımı kan
dolaşımında fibrin yıkım ürünlerinin artışıyla sonuçlanır. Bu olay DIC’deki
koagülasyon defektine katkıda bulunur.
Şayet fibrinoliz inhibitörü epsilon
amino kaproik asit (EACA) verilirse erken dönemde tüketim proçesi ile etkileşerek
yaygın tromboz şiddetlenir ve organ nekrozu görülebilir.Bu proçes jeneralize
Schwartzman reaksiyonuna benzer. Bu gözlem fibrinolitik mekanizma aktivasyonunun tüketim
koagülopatisinin bir sonucu olarak görülebileceğini ve diffüz intravasküler
trombozun önemli bir koruyucu mekanizma olabileceğini telkin eder.
Patogenez
DIC’in gelişim mekanizması tam olarak
bilinmemektedir. Kendi başına bir hastalık olmayıp bütün hayati tehlike oluşturan
durumlarda ortaya çıkabilen bir semptomdur. Doku harabiyetiyle kana salınan yıkım
ürünü yada toksinler, endotoksin, immün kompleksler, hipoksi ve asidozun rolü
üzerinde durulmaktadır. Bu etkenlerin doku tromboplastini salınmasına, bununda
koagülasyon olayının başlamasına neden olduğu kabul edilmektedir. Bu etkenleri üç
grupta toplayabiliriz :
1 – Koagülasyonun sitimülasyonunu
takiben doku faktörlerinin (doku tromboplastini) dolaşıma geçmesi: Obstetrik
komplikasyonlar, travma, hemoliz, karsinomalar gibi.
2 – Trombosit agregasyonunun
stimülasyonu ile pıhtılaşma mekanizmalarının uyarılması sonucu oluşan trombinin
etkisi ile trombositlerden ADP salınımı : Septisemi, viremi, immün kompleks
varlığında trombositlere direk etkiyle.
3 – Yaygın endotel hasarı ile
pıhtılaşma mekanizması ve trombosit adezyonunun uyarılması : Yaygın yanıklar ve
vaskülitli hastalar gibi.
Fizyopatoloji altta yatan hastalık
proçesine yada başlatan olaya bağlı olarak intrinsik, ekstirinsik yada ortak yolun
aktivasyonuna bağlıdır.
Gram(-) enfeksiyonlarda endotoksinin
lipopolisakkarit komponenti direk faktör XII’nin yani intrinsik yolla olur.Daha da
ileri giderek hücre lizisine, granülosit degranülasyonuna, ekstrinsik koagülasyon
sistemini başlatan tromboplastik aktivite ile bir substansın salınımına yol açarak
majör intra vasküler koagülasyon yaparlar.
Akut promyelositik lösemide lizis ve
promyelositlerden tromboplastik aktivatörün (proteaz ) salınımı intravasküler
koagülasyon için % 100 risk taşır.
Musin üreten adenokarsinomlardanda benzer
şekilde ekstirinsik sistem aktivasyonu yapan bir tromboplastik substans salarlar.
Obstetrik komplikasyonlarda puerperal
gram(-) sepsisteki endotoksin aracılığıyla koagülasyon başlayabileceği gibi
komplikasyonların plasentayı etkileyip anne dolaşımına tromboplastik aktivatör
salınımı da koagülasyonu başlatabilir.
Önemli ve travmatik bir doku hasarı
olmuşsa yada geniş alanlarda doku nekrozu varsa DIC olasılığına karşı dikkatli
olunmalıdır. Doku faktörü dolaşıma yalnız hasarlanmış doku yüzeyinden salınmaz,
dolaşan kandaki monositlerin endotelyal hücrelerle direkt temasıylada salınabilir. Bu
mekanizma daha çok endotoksemide görülen DIC mekanizmasıdır. Ancak bir takım
inflamatuar durumlarda monokinlerden IL 1 ve TNF v.b sentezlenip sekrete edilmesiyle
karışabilir. DIC’le karışan bir başka mekanizma da akut hemoliz sırasında
eritrositlerden tromboplastin like substans salınmasıdır.masif kan transfüzyonu ve
lösemik tümörlerden proteaz sekresyonu ile,i solit tümör hücrelerinin doğrudan
faktör X’u direk aktivasyonu ile oluşur. Solit tümörlerde DIC genellikle kroniktir
yada hemorajik eğilim hafiftir. Fakat majör damar trombozu ( derin ven trombozu,
pulmoner emboli gibi.) sık bir komplikasyondur. Bunlar heparine yavaş cevaplı, oral
antikoagülanlara yanıtsız ve rekürrens eğilimi olan trombozlardır. Bazen orta
çaplı arterlerin trombozu da görülebilir. Bunlar özellikle alt ekstremitede gangrene
yol açarlar.
Klinik Bulgular
Hastalarda asemptomatikten şoka kadar
giden klinik görünümlerle karşılaşılabilir. Bu klinik görünümleri birkaç grupta
sınıflandırabiliriz:
1 – Çoğu hastada intravasküler tromboz
proçesine ait herhangi bir semptom görülmez. Ancak platellet fonksiyon testleri v.b
laboratuar testleri anormaldir.
2 – Kanama : Pıhtılaşma faktörleri ve
platelletlerin tüketimi sonucu görülür. Eğer cerrahi travma yada doğum sonrasıysa
çok şiddetlidir. Ancak peteşi, ekimos, enjeksiyon yerlerinden ve jinjivadan sızıntı,
cilt altı hematomları, epistaksis, hematüri, gastro intestinal hemoraji, intrakranial
hemoraji şeklinde olabilirler. Bazen şok yada koma düzeyine ulaşabilir. Kanamalartla
konbine multi organ yetmezlikleri (böbrek, akciğer gibi ) görülebilir.
3 – İntravasküler tromboza bağlı
iskemiye sekonder organ hasarı ( böbrek, beyin ve kalp gibi)
görülebilir. Ayrıca kronik DIC’de
glomerüllerde fibrin birikimi sonrası oligürü ile karakterize böbrek yetmezliği
bulguları sık olarak olaya iştirak eder.
4 – Eritrositlerin damarlardan geçerken
hasarlanmaları sonucu oluşan trombus ve fibrin mataryalleri tarafından lümen bloke
edilir. Bu durum mikroanjiopatik hemolitik anemi olarak adlandırılan bir anemiye neden
olur.
5 – En ciddi sonuç şok ve komadır.
Bazen altta yatan septisemi, travma, yanık gibi durumlarda oluşan şoktan ayırd etmek
zor olabilir.
Tanı
DIC akut formunda fibrinojen düzeyi
düşük, protrombin zamanı uzamış,aktive PTT uzamış, faktör V, VIII, II, XIII
düzeyi azalmış, trombositopeni oluşmuştur. Gerçek tanı fibrinojen-fibrin yıkım
ürünlerinin (FDP)serumda immünoassay ile gösterilmesiyle konur . FDP yüksek
titrededir ve fibrin monomer polimerizasyonu uzamıştır. Geleneksel FDP testleri fibrin
ile fibrinojen yıkım ürünleri arasındaki farkı çıkaramaz, daha az spesifik ancak
daha sensitiftir. D-dimer testi fibrin proteolizi için spesifiktir. Bu ölçüm teorik
olarak FDP ölçüm standartlarının üstündedir. Ancak tanıda daha fazla bilgi vermez.
Dolaşımda fibrin kompleksleri artmıştır. Fibrinojen dolaşımda % 100mg’ın
altındaysa TT uzar, ancak % 100’ün üzerinde ve TT uzamışsa FDP’nin arttığını
gösterir. Faktör II, V eksikliğinde PT, V, VIII eksikliğinde PTT uzar.
Mikroanjiopatik hemolitik anemi
geliştiğinde periferik kan yayması preparatlarında parçalanmış üçgen yada miğfer
şeklinde eritrositler görülür. Retikülosit sayısı hemolize sekonder artmıştır.
Trombositopeni ve periferik yaymada
trombosit kümelerinin görülmemesi mikrovasküler trombozda platellet tüketiminin ve
dolaşan trombinin platellet aktivasyonunun bir sonucu olarak görülebilir. Antitrombin
III azalmış, eoglobulin lizis time kısalmıştır.
Fibrin monomer formasyonu aranması,
fibrinopeptit bakılması gibi daha komplike testler varsa da nadiren tanıyı teyit için
kullanılırlar.
Kronik DIC’de
Mikroanjiopatik hemolitik anemi olabilir
yada olmayabilir;
Platellet sayısı normal yada
düşüktür;
PT normal yada düşüktür;
PTT normal yada düşüktür ;
TT normal, düşük yada yüksektir ;
Fibrinojen normal, düşük yada yüksektir
;
Faktör VII normal yada yüksektir;
Fibrin monomerleri ( protamin sülfat,
etanol jelasyon testi ile ) +/-
Fibrin solubl monomer kompleksleri +
Fibrinopeptit A+
FDP (D-dimer testi ile) hafif artmıştır.
Eoglobulin lizis time normal yada
azalmıştır.
Antitrombin III normaldir.
Fibrinojen azalmıştır.
PT , APTT artmıştır.
Platellet azalmasına tanıda güvenilemez.
Tanı fibrinojen ve fibrin yıkım ürünlerinin artışının gösterilmesiyle konur.
İlaveten plazmada solubl fibrin kompleks varlığının gösterilmesi önerilir. Solubl
fibrinojen-fibrin arası ürünlere protamin sülfat yada etanol ilavesiyle jelleşme
görülür. Güçlü (+) olduğu vakalarda DIC’den şüphelenmek gerekir. Zayıf (+)
yada (-) ise fals (+) yada (-) olabileceğinden çok değerli değildir.
Fibrinojen-fibrin yıkım ürünlerinin
düzeyinin artması DIC için spesifik değildir. Geniş aort anevrizmalarındaki fibrin
birikiminin hızlı turnover ile erimesi sonucu da sirkilasyonda FDP düzeyi artabilir.
Benzer şekilde Kasabach Merritt sendromundaki dev hemanjiomlarda da aynı olay
gerçekleşebilir.
FDP akut yada kronik glomerüler
bozukluklardada da benzer şekilde renal glomerüllerdeki lokalize intravasküler
trombozun göstergesi olarak artabilir. FDP’nin arttığı ABY yada KBY’lilerde bu
durum DIC varlığını düşündürmemelidir.bu kurala uymayan bir önemli istisna
gram(-) septisemi şoku yada mikrovasküler trombozun birçok hedef organından biri olan
renal tübülide bulunduğu ABY dir . Bu durumun özel bir önemi de DIC le bağlantılı
bilateral renal kortikal nekroz gelişim riskinin gram (-) sepsisli, septik abortuslu
kadınlarda atlanmamasıdır.
DIC’le İlgili Klinik Durumlar
Obstetrik Komplikasyonlar: Abruptio
plasenta
Plasenta previa
Plasenta accreata
Amnion sıvı embolisi
Ölü fetus sendromu
Eklampsi (preeklampsi ?)
Abortus (hipertonik salin solüsyonuyla )
Hidatik mol
Eksta uterin gebelik
Forsepsle doğum
Septik abortus
Doku Travması: Majör cerrahi (akciğer,
prostat, açık kalp cerrahisi gibi )
Majör travma yada yanıklar ( güneş
çarpması dahil )
Yağ embolisi
Transplant reddi
Strok
Kafa travması ( beyin dokusu
destrüksiyonu )
Anaflaktik ilaç reaksiyonları
Hemolitik transfüzyon reaksiyonları
Hemolitik Proçesler:Masif kan
transfüzyonu
Boğulmalar
Enfeksiyona sekonder akut hemoliz
İmmün mekanizmalar
Asit ingestion
Malign Neoplazmlar: Solit tümörler
(akciğer, prostat, over,pankreas,mide,meme)
Lösemi ve lenfomalar ( özellikle akut
promyelositik lösemi )
Yılan Sokması
Kardio Vasküler Sistem:AMI (genelde
kardiojenik şokla ilgili )
Sirkülatuar kollaps ( herhangi bir nedenle
oluşan )
Şiddetli progresif strok
Aortik anevrizma ve Kasabach Merritt
sendromu (lokal intra vasküler
koagülasyon)
Kronik Karaciğer Hastalıkları:
Enfeksiyonlar: Bakteriler Gram (-):
Meningokok
Pnömokok
Psödomonas
E. coli
Klepsiella
Gram (+): Nadirdir
Riketsialar: Kayalık dağlar benekli
humması
Virüsler: Herpes (hemorajik çiçek )
Hemorajik ateşler ( Thai,Kore ve diğer )
Mantarlar: Akut histoplazmoz
Parazitler: Malarya ( özellikle falsiparum
)
Siroz
Pediatrik Hastalıklar : Yenidoğan
enfeksiyonları (rubella, herpes, CMV )
Yenidoğanın bazı metabolik
hastalıkları
Diğerleri : ABY ve KBY
Kollojen doku hastalıkları (özellikle
Behçet hastalığı )
Trombotik trombopenik purpura
HUS
Purpura fulminans
Akut pankreatit
Allerjik vaskülit
Amiloidozis
Polistemia vera
Trombasteni
Ülseratif kolit
Ağır diabet
Akut yada kronik parankimal karaciğer
hastalıklarındaki koagülasyon problemleri çok sayıdadır. Bunları DIC’den ayırmak
zordur. Karaciğer hastalıklarındaki koagülasyon bozukluklarını şöyle
sıralayabiliriz:
- Prokoagülan proteginlerin sentezinin baskılanması
- Hipersplenizme sekonder gelişen trombositopeni
- Akut etanol entoksikasyonu ve folat eksikliği gibi
dolaşımdan fibrinolitik enzimlerin ve aktive pıhtılaşma faktörlerinin temizlenmesi.
Çoğu klinisyen bugün kronik karaciğer
hastalıklarında bir komplikasyon olarak DIC sıklığının arttığını kabul etmekte
ve buna delil olarak fibrinojen-fibrin degregasyon ürünlerinin düzeyinin ve fibrinojen
azalmasının heparinle düzelmesini göstermektedir.
Tedavi
DIC’deki en tartışmalı konudur.
Tedavideki aşamalar şöyle olmalıdır:
- Altta yatan hastalığın tedavisi: sepsiste enfeksiyon
tedavisi, plasenta previada uterusun boşaltılması, şok varsa düzeltilmesi gibi.
- Bu süre içerisinde sıvı replasmanı ve destekleyici
tedavi .
- Eksik faktörlerin replase edilmesi : Taze kan, TDP,
fibrinojen, ağır trombositopenilerde trombosit süspansiyonu, hemoliz varsa eritrosit
süspansiyonları, faktör V ve VIII ekstreleri.
- Koagülasyonun durdurulması için heparin kullanımı:
150-600 ünite/kg/24s hızıyla kullanılabilir. Ancak bu çok tartışmalı bir konudur.
Kanayabilecek açık yarası olmayan amnion sıvı embolisi ve septik şok başta olmak
üzere trombozun temel sorun olduğu durumlarda kullanılabilir. Ancak pıhtılaşma
başladıktan sonra etkili olamayacağı için trombosit ve pıhtılaşma faktörleri de
zaten azalmış olduğundan tehlikeli olabileceği öne sürülmüştür. Bu yüzden
tetiklemeyi presipite eden neden bulunan hastalarda koruyucu olarak kullanmak daha
yararlıdır. Kronik DIC’de majör damar trombozu olan vakalarda tam doz, promiyelositik
lösemi, metastatik prostat kanseri, purpura fulminans gibi durumlarda düşük doz
kullanımı yararlıdır. Aktive serum proteazlarını nötralize ederek faktör XII,
prekallikrein, XI, X, II ve trombin üretimini kesintiye uğratarak etkili olur. İ.V yada
s.k uygulamaları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Terapinin etkinliği FDP
azalması yada D-dimer testinde fibrinojen konsantrasyonunun artması, PT, PTT testlerinin
normale dönmesinin takibiyle monitorize edilmelidir.
- Epsilon amino kaproik asit anti fibrinolitik bir ajandır.
Membran transportu için esansiel aminoasitlerle yarıştığından hepatositlerdeki
protein sentezini azaltır. Majör damar trombozlarında, hepatik bozukluklu hastalarda,
trombotik stroklarda kulanımında organlarda yaygın tromboz sonucu yetmezlik ve ölüm
görülmüştür. Bu nedenle günümüzde tedavide yeri hemen hemen yoktur.
- Antitrombin III kofaktörünün klinik olarak replasman
tedavisine alternatif olduğuna dair spekülasyonlar vardır. Düşük doz heparinle
kombine edilmelidir. Ancak tedavideki yeri tartışmalıdır. Akut dikte alternatifler
arasında sayılabilir.
- Platellet faktör 4 salınımı platellet fonksiyonunun
inhibisyonunu önler. Ancak akut DIC dışında kullanımı tartışmalıdır.
Soğuk, insolubl globulin RES fonksiyonunu
düzeltmek için kullanılır. Ancak bu görüş de henüz tartışmalıdır. Akut
DIC’de kullanılabilir.
|