- Doç. Dr. Anış Arıboğan
- Dr. Zehra Doğan
POTASYUM DENGESİ VE HASTALIKLARI
Potasyum( K ) hücre içinin majör katyonu
ve vücuttaki ikinci en çok katyondur. ( Birinci sırada Ca gelir. )
İntrasellüler/Extrasellüler K oranı 35/1 dir. Bu oranı korumak için hücre
membranında Na-K ATPaz enzimi bulunur ve devamlı olarak K’u içeri alırken Na’u
dışarı atar. Na ve K’un intrasel./extrasel. yoğunluk oranı hücre membranının
elektriksel potansiyelini oluşturur. Sinirler ve kaslarda uyarıların başlamasından ve
iletilmesinden sorumludur . K dengesini sağlayan iki önemli mekanizma vardır; Renal K
tutulumu ve intra-extrasellüler K akışı.
Serum Potasyumu ve Total Vücut
Potasyumu
Laboratuvarda sıklıkla serum K’u
ölçülür ve değerlendirilir. Plazma K’u bazan ölçülür. Aslında trombositozis
durumu olmadıtça serum ve plazma K seviyeleri eşittir. Bu bölümde serum K değeri baz
alınacaktır. Serum K seviyesi sıkı kontrol altında tutulur ama hipo veya hiperkalemi
olması total vücut K’unun azaldığını veya arttığını ifade etmeyebilir. (
Çünkü ölçülemeyen çok büyük bir bölümü intrasellülerdir. ) Hücre içindeki
K’un hücre dışına akışı,( hiperpotasemi ) ciddi bir total K eksikliğinin
göstergesi olabilir. Benzer şekilde, hipokalemi durumunda bazan total K miktarı
artmış olabilir. Bir hastaya K vermek veya K atılımını arttırmak için karar
verirken, mutlaka intra - extrasellüler K akışını kontrol eden mekanizmaları
etkileyen faktörleri de gözönüne almak gerekir.
Renal Potasyum Tutulumu
Normal dengesini koruyan bir vücutta, diet
ile alınan K’un hemen tamamı böbreklerden ( az bir kısmı terlemeyle deriden, az bir
kısmı da GIS sıvıları ile ) atılır. Böbreklerin K tutulum veya atılım
sınırları Na’unki kadar geniş değildir. Ancak yine de yeterli zaman verildiğinde
büyük miktarlarda K atılabilir. Aynı şekilde ihtiyaç duyulduğunda büyük
miktarlarda K tutula da bilir.
İdrarda atılan K’un az bir kısmını
glomerülden filtre edilip reabsorbe olmayan K oluşturmakla birlikte, çoğunluğu,
özellikle korteksteki toplayıcı tübüllerden ( distal tübüler hücrelerden ) sekrete
edilen K’dur. K sekresyonu intrasellüler K yoğunluğu ve intra lüminar ( tubulus içi
) sıvının elektronegativitesi ile kontrol edilir. Tubuler hücrelerde K artışına
neden olan veya tübül içi sıvının elektronegatifliğini arttıran herhangi bir etken
idrarda K atılımını arttırır. K atılımını sağlayan en güçlü etken Na
reabsorbsiyonudur.
Renal tübüler hücrelerin damara komşu
olan membranında yerleşmiş olan ve Aldosteron ile regüle edilen Na-K-ATPaz pompası
aktif olarak çalışarak yoğunluğun tersi istikametinde K’u kandan hücre içine,
Na’u da hücre içinden kana doğru pompalar. Tübüler hücre içinde azalan Na, lümen
içinden hücreye doğru pasif Na akışına (reabsorbsiyon ) neden olur. Cl ve HCO3 gibi
anyonlar Na’a göre çok daha yavaş reabsorbe edildiği için lümen içinde negatif
yükler artar. Bunun sonucu olarak hücre içinde artmış olan K pasif olarak daha
negatif yüklü olan lümen içine doğru akar ( K sekresyonu ). Bu mekanizmaya dayanarak,
K ekskresyonunun 1- artmış aldosteron ( Na-K- ATPazpompa aktivitesini arttırarak )
2-artmış tübüler Na 3-tübüler anyonların zayıf reabsorbsiyonu ( tübüler
negativite ) ve 4-artmış intrasellüler K tarafından kontrol edildiği söylenebilir.
Total Vücut Potasyumunun Dağılımı
K dengesini ve serum K seviyesini kontrol
eden diğer majör mekanizma K’un intra ve ekstra sellüler dağılımını kontrol eden
faktörlerdir. Normalde K’un çok az miktarı ekstra sellüler ortamda bulunur. 60
kg’lık normal sağlıklı bir kişide serum K seviyesi 4mEq/L ise 12 L’lik ekstra
selüler alanda tam dağıldığı varsayılırsa toplam ekstraselüler K miktarı 4x12=48
mEq olur. Oysa aynı kişide intrasel. K miktarı 130 mEq/L x 24 L =3510 mEq’dır. Bu
oranı koruyan ana mekanizma hücre membranındaki Na-K- ATPaz pompasıdır. Bu
pompanın aktivitesini insülin ve epinefrin arttırır.. Klinik olarak eksojen insülin
verilmesi total vücut K’unu değiştirmese de hipokalemiye neden olur.( hiperglisemide
insülin verildiğinde glukoz ile birlikte K’u da hücre içine sokacağı bilindiği
için K ilave edilir veya tam tersi olarak hiperkalemi tedavisinde glukoz ve insülin
verilerek K hücre içine sokulmaya çalışılır. )
ß-adrenerjik agonistler de benzer
tekilde hipokalemi yaparlar.
Arteryel pH’da intra
-extraselüler K dağılımını etkiler ama Na-K-ATPaz pompası üzerinden değil.
Aslında asit baz bozuklukları K dengesi üzerinde düşünüldüğü kadar etkili
değildir. Tüm asit-baz bozuklukları içinde yalnızca metabolik asidoz (ki burada asit
kaynağı organik veya intraselüler olmamalıdır. ) K dengesini bozar ve ciddi ( hayatı
tehdit edebilecek kadar ) hiperkalemiye yol açabilir. Bunun mekanizmasının extrasel. H
ile intrasel. K’un yerdeğiştirmesi ve aynı anda hücre içine Cl giremeyişi olduğu
düşünülmektedir.Cl gibi anyonların hücre içine girebildiği veya laktik asidoz gibi
itraselüler kaynaklı olan metabolik asidozlar da K dengesi çok az bozulur.Metabolik
alkalozda ise distal tübüldeki HCO3 gibi yavaş reabsorbe olan anyonların reabsorbsiyon
hızı artar ve K kaybına neden olacağından hipokalemi görülebilir.
HİPOKALEMİ
Tanı Kriterleri
1-Serum K <3,5mEq/L
2-Sıklıkla asemptomatiktir ama kas
güçsüzlüğü görülebilir.
3-Nöromüsküler fonksiyonları ve kalbin
elektriksel aktivitesini etkileyecek kadar ciddi ise aritmi, ventriküler taşikardi ve
dijital toksisitesine yatkınlık görülebilir.
Genel Değerlendirme
Yoğun bakım hastası için hipokalemi
potansiyel olarak ciddi bir elektrolit bozukluğudur. Çünkü;-intraselüler K miktarı
çok fazladır.
-hücre membran potansiyelini intra/extra
selüler K oranı belirler.
-extra selüler K daki küçük
değişiklikler bile kardiyak ritm, sinirsel uyarı, kas fonksiyonları ve metabolik
etkiler üzerinde ciddi etkiler yapabilir.
Yoğun bakım hastalarında sıklıkla K
dengesini etkileyebilecek olan hastalıklar vardır. İnsülin, ß-adrenerjik agonistler,
diüretikler, bazı antibiyotikler sık olarak kullanılırlar ve bunlar hipokalemiye
neden olabilirler.
Hipokalemi total vücut K’unun azalmış
olması ile birlikte olabilir veya total vücut K’u normal ve hatta artmış olabilir.
Bu nedenle hipokalemiyi değerlendirirken iki kategoriye ayırmak gerekir; A-Azalmış
total vücut K’lu hipokalemi ( azalmış alım veya artmış kayıp. )
B-Normal veya artmış total vücut K’lu
hipokalemi ( artmış hücre içi tutulum. )
A-Total Vücut Potasyumunun Azalması
Normal kişiler günlük ihtiyaçlarını
karşılamak için 30-40 mEq/ gün K’a ihtiyaç gösterirler ve normalde azalmış K
alımı nadiren hipokalemi yapar. Ancak yoğun bakım hastalarında ( uzun süre oral
alamayan ) gerekli replasman yapılmazsa total vücut K’u azaldığı için pipokalemi
görülebilir. Total vücut K’unun azalması yetersiz alımdan çok, aşırı kayıp
sonucu ortaya çıkar. K kaybını renal ve extra- renal olarak iki gruba ayırmak
mümkündür.
Non-renal K kaybı ciddi diare ve aşırı
terleme sonucu görülebilir. Renal K kaybı ise, yoğun bakım hastalarında sık
görülen, azalmış reabsorbsiyon veya artmış sekresyon sonucu oluşur. Filtre edilen
K’un hemen tamamı reabsorbe edilebilir ancak tübüler disfonksiyon olursa
reabsorbsiyon az miktarda etkilenebilir.Bu nedenle renal K kaybı sonucu oluşan
hipokalemi, azalmış reabsorbsiyondan çok artmış sekresyon ile gerçekleşir.
Renal K sekresyonunu birçok faktör
etkiler. En batta mineralokortikoidleri arttıran herhangi bir neden K sekresyonunu
da arttırır. Volüm eksikliği aldosteron artışına neden olur. Primer
hiperaldosteronizm de bir başka nedendir. Cuushing’s Sendromu; hidrokortizon prednizon
metil prednizolon tedavisi de K seviyesini düşürür.
İkinci sırada, distal nefrona gelen Na
miktarının artması sonucu K sekresyonunda artış olur.Glukoz, mannitol, üre gibi
ozmotik diüretikler distal Na miktarını arttırırlar (prok. Na reabsorbsiyonunu
azaltarak ).Bir başka diüretik olan Furasemid ise volüm kaybına neden olarak ve Henle
kulpunun çıkan kolunda Na reabsorbsiyonunu inhibe ettiği için distal tübüler Na
miktarını arttırarak K kaybına neden olur.
Tübüler lümende zayıf absorbe olan
anyonların miktarının artması tübüler hücre ile lümen arasındaki
elektronegatif gradienti arttırarak hücre içindeki K’un lümene akışına neden
olur.HCO3’ın absorbsiyonu Cl’dan daha yavaştır ve proksimal tip renal tübüler
asidozda ; respiratuar alkalalozun kompanzasyonunda; metabolik alkalozda distal tübüler
HCO3 miktarı artar. Benzer etkiye sahip diğer anyonlar arasında ketoasitler gibi
organik asitler ve Na-karbenisilin veya Na-penisilin gibi antibiyotikler sayılabilir. Hipomagnezemi
Na-K-ATPaz pompa aktivitesini yavaşlatarak hücre içine K akışını azaltır ve
total vücüt K’unun replasmanını engeller. Hipomagnezemili hastaların %40’ında
hipokalemi de gözlenir. Böyle bir hastada K yerine koyma tedavisi başarısız olur ve
renal K atılımı artar; Çünkü Mg eksikliği nedeniyle verilen K hücre içine
sokulamaz. K kaybına neden olan bir başka etken ise antifungal bir ajan olan Amfoterisin-B’dir.Distal
tübüleer hücrelerde bir K kanalı gibi etki ederek K kaybına neden olur. Aynı
mekanizmayla aminoglikozitlerin de K kaybına neden olduğu söylense de klinik olarak
hipokalemis yapmaları nadirdir.
B-Potasyumun Anormal Dağılımı
Normal veya artmış total vücut K’u
durumunda görülen hipokaleminin nedeni K’un hücre içi ve dışındaki
dağılımının bozulmasıdır. Yoğun bakım hastalarında bunun en sık nedeni ilaçlar
ve asit-baz bozukluklarıdır.K’un membranlardan transportunda insülinin majör bir
rolü vardır.Gerek endojen gerekse exojen insülin (Glukozla birlikte verildiğinde ) bu
etkisinden dolayı hipokalemiye yol açar. ß-agonistler Na-K-ATPaz pompa aktivitesini
artırdığı için ß-adrenerjik bronkodilatatörler, sempatomimetik vazopressörler ve
teofilin hipokalemiye neden olurlar. Metabolik ve resp. alkaloz da H iyonu ile
yerdeğiştireceği için K’un hücre içine girişi artar ve hepokalemi oluşur. Ancak
metabolik alkalozun asıl hipokalemik etkisi renal K atılımını arttırmasıyla olur.
KLİNİK
A-Semptom ve Bulgular
Hipokalemik hastaların çoğu
asemptomatiktir ancak kas güçsüzlüğüne neden olsa bile bunun yoğun bakım
hastasında farkedilmesi zor olabilir. Ciddi hipokalemide ise müsküler paralizi
görülebilir. Kardiyovasküler sistemde ise EKG değişiklikleri, aritmiler ve postüral
hipotansiyon görülebilir Aritmilerde prematür ventriküler atımlar, ventriküler
taşikardi ve ventriküler fibrilasyon görülebilir.Ritm bozuklukları miyokardial
iskemi, hipomagnezemi veya dijital veya teofilin gibi ilaçlarla birlikte olursa daha
belirgin hale gelir. Hepatik ensefalopati riski hipokalemide artar veya mevcut tablo
ağırlaşır. Çünkü hipokalemide amonyum(NH4) yapılımı artar.Taşikardi,
hipotansiyon, orta derecede renal yetmezlik gibi hhipovolemik durumlarda hipokalemi ile
metabolik alkaloz birlikte görülebilir.
Hipokalemi tanısı laboratuar bulgularına
dayansa da riski yüksek hastalarda şüphe edilmelidir. Yoğun bakım hastalarında,
birden çok ciddi hastalık ve bunların tedavilerinin renal ve non-renal K dengesi
üzerine olan etkileri nedeniyle hipokalemi sık görülür.
Diüretikler (tiazidler, loop
diüretikleri, asetazolamid, ozmotik diüretikler ), ß-adrenerjik bronkodilatatörler,
teofilin, kortikositeroidler, insülin,yüksek doz glukoz, TPN, aminoglikozitler,
karbenisilin, amfoterisin-B gibi ilaçlar almakta olan yoğun bakım hastaları hipokalemi
için risk altındadırlar ve serum K’u sıkı monitörize edilmelidir. Özellikle
teofilinin toksik dozları ciddi hipokalemi yapar. Özellikle diare, kusma, nazogastrik
tüp drenajı ve ozmotik diüretikler nedeniyle volüm kaybı olan hastalarda da
hipokalemi riski yüksektir.
B-Laboratuvar Bulguları
Serum K’unun 3,5 mEq/L’den düşük
olması hipokalemi tanısı koydurur. Bununla birlikte normalin alt sınırında bile
hipokalemi komplikasyonlarının görülebileceğine ilişkin bulgular vardır. EKG de T
düzleşmesi ve U dalgasının görülmesi karakteristik olmakla birlikte non-spesifik ST
ve T değişiklikleri de olabilir.
Diğer laboratuar bulguları hipokaleminin
nedenini açıklamaya yöneliktir. Hipokaleminin oluş mekanizmasının bilinmesi çok
önemlidir. Çünkü eğer neden total K eksikliği değilde, dağılım bozukluğu ise
verilen K ile hiperkalemiye yol açılabilir. Renal K atılımının hesaplanması
önemlidir Hipokalemi durumunda idrar K konsantrasyonu 20mEq/L’nin altındaysa non-renal
hipokalemi düşünülmeli, 30mEq/L’nin üstündeyse renal kaynaklı hipokalemi
düşünülmelidir. K kaybının böbrekten olduğu biliniyor bile olsa idrar K miktarı
ölçülmelidir. Böylece kayıp miktarı bilinir ve ona göre replase edilir.
Arter kan gazları ile metabolik veya
respiratuar alkaloz tanısı konabilmekle beraber hipokalemiye dağılım bozukluğunun
neden olduğunu gösterecek bir laboratuar testi yoktur. Teofilin almakta olan hastalarda
kan teofilin düzeyi bu konuda fikir verici olabilir.
TEDAVİ
A-Total Vücut Potasyum Açığının
Saptanması
Serum K konsantrasyonu yalnızca
ekstrasellüler K düzeyinin bir göstergesidir. İntrasellüler K konsantrasyonu
ekstrasellüler K konsantrasyonundan 35 kat yüksek ve intrasellüler volüm
ekstrasellüler volümden 2 kat fazla olmasına rağmen serum K’u ile total vücut K’u
arasında basit bir matematiksel ilişki yoktur. Bununla birlikte total vücut K
açığını saptamaya yönelik, serum K, pH ve ozmolalitesine dayandırılan formüller
vardır ancak tam sonuç vermesi beklenmemelidir. Ancak genel olarak ciddi hipokalemi
(<2.5mEq/L ) ve ciddi metabolik alkalozu olan hastalar total vücut K açığının en
fazla olduğu ( 400-500mEq/L ); hiperkloremik asidoz ve orta derecede hipokalemisi olan
hastalar ise orta derecede total vücut K açığı olan hasta grubunu oluştururlar.
K açığının büyüklüğü replasman
için gereken K miktarının fazla olmasını gerektirirse de, bu miktarların hızlı
verilmesini gerektirmez. Hipokaleminin klinik bulguları ekstra/intra selüler K oranına
bağlı olduğu için, total K açığının büyüklüğünden bağımsız olarak,
hipokaleminin herhangi bir derecesi ( orta veya ciddi ) hasta için aynı ölçüde ciddi
bir risk taşıyabilir. (Yani hasta açısından total K açığı değil intra/ekstra
selüler K oranı daha önemlidir. Ciddi bir K açığı olmadığı halde ciddi
hipokalemi olabilir. )
B-Ciddi Hipokalemi
Oral alımı kısıtlanmış veya hayatı
tehtit edecek kadar ciddi hipokalemi durumu olmadıkça K replasmanı için oral ( enteral
) yol tercih edilmelidir.K’un veriliş hızı ve miktarı (i-v ) lokal ve genel
komplikasyon riskine göre ayarlanmalıdır. Fazla verildiğinde lokal olarak i-v
irritasyona ve ( ilk önce ekstraselüler -yani intravasküler- alanda dağılacağı
için ) tehlikeli derecede hiperkalemiye yolaçabilir.Özelliklede ß-adrenerjik bloker
alan veya insülin bağımlı DM’li hastalarda dikkatle verilmelidir.
I.V kullanım için KCl ve K2PO4 uygundur.
Hipofosfatemi şüphesi olmadıkça potasyum klorür kullanılmalıdır. KCl 60 mEq/L
konsantrasyonuna kadar i.v yoldan verilebilir. Bir defada verilecek total K miktarı da
kısıtlı tutulmalıdır. Periferik bir venden saatte 20-40 mEq’a kadar miktarlar ciddi
komplikasyon olmaksızın verilebilir. Santral bir venden K uygulanması ise mutlaka
zorunlu hallerde ve çok dikkatle yapılmalıdır. Santral venden K verildiğinde kalp
içerisinde birden çok yüksek konsantrasyona ulaşabilir ve kardiyak etkileri
görülür. Ancak kan içinde dilüe edilirse santral yoldan verilebilir. En doğrusu her
yoğun bakımda santral yoldan K uyguyanması için bir protokol oluşturulması ve buna
titizlikle uyulmasıdır. İ.V yoldan K uygulanan her hasta 2-4 saatlik aralarla serum K
seviyesi ölçümü ile moniterize edilmelidir.
C-Potasyum Replasmanı
Tedaviu altındaki hastalarda
hipo-hiperkalemiden kaçınmak için K ihtiyacı bilinmelidir. Normalin alt sınırında
veya normal K’u olan ve potent diüretik alması gereken, parenteral beslenme için
yüksek miktarda glukoz alması gereken, dijital alması gereken hastalarda K kaybı
olacağı bilindiğinden önceden replase edilmesi uygun olur. Özelliği olan bir hasta
grubu ise diabetik ketoasidozdur.Verilen insülin ile K’un ( glukozla birlikte ) hücre
içine gireceği bilindiğinden bu hastaların tedavileri sırasında hiperkalemi
olmadıkça ( ki bunlarda zaten hipergliseminin ozmotik diürez etkisiyle normal veya
hipoglisemi olması beklenir. ) K replasmanı ( insülin ile birlikte )
gereklidir.Diabetik ketoasidozlu hastaların çoğunda hipofosfatemi de bulunduğundan
bunlarda K replasmanı potasyum fosfat(K2PO4 ) olarak yapılmalıdır.
D-Altta Yatan Nedenin Düzeltilmesi
Hipokalemiye neden olan hastalık
düzeltilebilir veya düzeltilemez bir hastalık olabilir.Mevcut hipomagnezeminin
düzeltilmesi tedaviye dirençli bir hipokalemiyi düzeltebilir.Extrarenal K ve sıvı
kayıplarını azaltmak veya yerine koymak için çaba harcanmalıdır. Hipokalemi yapan
potent diüretikler genellikle ( natriüretik olduklarından ) volüm yüklenmesi
durumunda kullanılırlar ancak bazı durumlarda diğerleri kadar güçlü natriüretik
etkisi olmasa da, spiranolaktan, triamteren ve amilorid gibi K tutucu diüretikler tercih
edilebilir. Ancak yoğun bakım hastasında K tutucu diüretik yerine Frusemid+ K
replasmanı yapmak daha doğru olur. Özellikle de renal yetmezlik, ciddi ödem veya
başka nedenle oluşmuş hipokalemi için K verilme gerekliliği olan bir hasta için (
Furosemid +K ) daha uygun bir siçinektir. Benzer şekilde amfoterisin-B, aminoglikozid,
kortikosteroid ve benzer ilaçlar almakta olan hastalar için bu ilaçların kesilmesi
sözkonusu olamayacağı için K replase etmek daha doğru bir yaklaşımdır.
HİPERKALEMİ
Tani Kriterleri
1-Serum K seviyesi > 5mEq/L
2-Sıklıkla asemptomatik
3-Ciddi hiperkalemi nörömüsküler
fonksiyonları ve kalbin elektriksel aktivitesini bozar. EKG değişiklikleri, blok,
ventriküler fibrilasyon veya asistol gelişebilir.
Genel Değerlendirme
Yoğun bakım hastalarında daha sıklıkla
hipokalemi görülse de renal yetmezlik, metabolik asidoz, K tutucu diüretikler, adrenal
yetmezlik ve iatrojenik K yüklenmesi sonucu hiperkalemi görülebilir. Hiperkalemi
miyokard üzerinde ciddi etkilere sahiptir ve hiperkalemi nedeniyle hayatı tehdit eden
tabloda kalp fonksiyon bozukluğu en önemlisidir.
Hiperkalemi oluşma mekanizmasına göre;
ekstra selüler alana aşırı K verilmesine bağlı olan ve K atılımındaki bozukluğa
bağlı olan olmak üzere iki kategoride incelenebilir. Hiperkalemi terimi serum
K’undaki artışı ifade ettiği için K atılımının bozulması ( azalması ) K’un
dağılımındaki bir bozukluğa veya renal atılımındaki bir azalmaya bağlı olabilir.
A-Ekstraselüler Alana Potasyum
Verilmesi
Yeterli miktarda ve sürede verilirse,
ekzojen K hiperkalemiye yol açar. İnsülin salınımının baskılanması veya
ß-adrenerjik blokerler hiperkalemiyi kolaylaştırır. Normal ekstraselüler K deposu
40-60 mEq kadar az bir miktar olduğu için hızlı verilen K’un kolayca
redistribüsyona uğraması ( intra / ekstrasel. dağılımı ) oldukça güçtür.Eğer K
çok yavaş verilirse, böbrekler kompanse edeceğinden hiperkalemi gelişmesi beklenmez.
Endojen kaynaklı K artışı yogun bakım hastalarında seyrek değildir; enfeksiyon,
travma veya ilaçlara bağlı rabdomyolizis, lenfoma veya lösemide görülen tümör
lizis veya ciddi hemolizis bu tabloya yol açabilir.Endojen K’un hiperkalemiye yol
açtığı özel bir hasta grubu vardır ki bu tabloya psödöhiperkalemi denir; Bu durum
eritrositlerden aşırı K ( hemoliz sonucu ) çıkışına bağlıdır ve kan
alındıktan sonra görülür. Ciddi trombositoz lökösitozda da yanlış hiperkalemi
tanısı konabilir.
B-Potasyum Atılımındaki Bozukluk
İntraselüler alandan ekstraselüler alana
K akışı olduğunda ( dağılım bozukluğu ) veya K’un normal atılım yolları (
renal ) aksadığında hiperkalemi oluşur.
Metabolik asidoz, insülin eksikliği,
ß-adrenerjik blokaj K’un hücre dışına kaçışına neden olabilir.HCl, lizin-HCl,
arginin-HCl gibi H iyonu içeren asitlerin verilmesi H-K değişimine yol açacağı için
K’un hecre dışına kaçışına neden olur. Süksilin kolin ile kas paralizisi,
depolarizan bir kas gevşetici, K’un kastan ( kas hücresinden ) serbestleşmesini
sağlarken re-uptake azalır.
1. Böbrek Yetmezliği : Böbrekler
K atılımından sorumludurlar ve hiperkalemi durumunda K atılımını arttırarak
dengeyi korumaya çalışırlar. Hiperkalemi durumunda bile K filtre edilir ve nerdeyse
tamamen reabsorbe edilebilir. Bununla beraber, artmış filtrasyon hipokalemiye neden
olmazken, azalmış filtrasyon hiperkalemiye yol açabilir. Hipokalemide olduğu gibi,
renal potasyum tutulumunda aldosteronun önemli bir rolü vardır.
K alımında bir fazlalık olmadığı
halde, akut böbrek yetmezliğinde kronik yetmezliğe oranla daha sık hiperkalemi
gözlenir. Kronik bir durumda hiperkalemiye cevaben aldosteron salınımı artar ve distal
nefrondan K atılımını arttırarak olayı kompanze edebilir. Glomerüler filtrasyondaki
azalma, tübüler lümendeki Na miktarını azaltarak lümenin elekronegativitesini
etkiler ve sonuçta K sekresyonunu da azaltır.
2. Aldosteron Eksikliği: Aldosterol
eksikliği hiperkalemiye neden olabilecek bir durumdur. Addison hastalığı gibi
adrenallere zarar veren hastalıklar endojen glukokortikoidlerin ve aldosteronun
azalmasına neden olur. Fakat izole hipoaldosteronizm olguları da vardır. Uzun süreli
primer diabet ve hiporeninemik hipoaldosteronizm hiperkalemiye ve hiperkloremik metabolik
asidoza (Tip IV renal tübüler asidoz) neden olur.
C- Hiperkalemiye Yolaçan İlaçlar
Hiperkalemiye neden olan ilaçların neden
oluş mekanizmasına göre sınıflandırılması mümkündür. K dağılımını
bozanlar; beta adrenerjik blokerler, süksinil kolin, hidroklorik asit ve diğer
asitleştirici ajanlar. Renal K sekresyonunu bozanlar; aldosteron antagonistleri
(spiranolakton), K tutucu diüretikler (triamteren, amilorid), ACE -anjiotensin konverting
enzim- inhibitörleri (kaptopril, enalapril). Renal fonksiyonları bozanlar; NSAI
-nonsteroid antiinflamatuarlar- ilaçlar. Potasyum Penisilin G -kristalize Penisilin- (Her
1 milyon ünitede 1.7 mEq K vardır) ve kan transfüzyonu da özellikle K atılımında
bozukluk olan hastalarda hiperkalemi nedeni olabilir.
KLİNİK
A-Semptom ve Bulgular
Yoğun bakımda hiperkalemi genellikle
rutin elektrolit ölçümleri sırasında saptanır. Yoğun bakım hastalarında -ciddi
hastalığı olan- hiperkalemi önceden tahmin edilemeyen biçimde aniden ortaya
çıkabilir. En ciddi bulgusu kardiyak ritm bozukluğudur ama kas güçsüzlüğü de
olabilir.
Hastanın hikayesinde hiperkalemiye neden
olabilecek ilaçlar, kan transfüzyonu, tümör liziz sendromu düşündürebilecek bir
durum, diabet, böbrek yetmezliği gibi hastalıklar mutlaka sorgulanmalıdır. Damar
yollarındaki sıvılar -aşırı K yüklemesi açısından- mutlaka kontrol edilmelidir.
Durumu ağır olan hiperkalemili hastalarda akut adrenal yetmezliğinin araştırılması
zorunludur, özellikle steroid almakta olan veya hipotansif ve hiponatremik hastalarda.
Hiperkalemi gelişme riskinin yüksek
olduğu önceden bilinen hastalar K replase edilenler ve hiperkalemiye yol açması
muhtemel -yukarda sayılan- ilaçları kullanmakta olanlardır. Ayrıca özellikle akut
renal yetmezliği olanlarda ve insülin bağımlı diabetiklerde hiperkalemi riski
yüksektir. Bazan da Na kısıtlaması amacıyla diyetinde K tuzu bulunduran hastalarda
hiperkalemi görülebilir.
B-Lab. Bulguları
Serum K seviyesi 5 mEq/L den yüksek ise
hiperkalemi tanısı konur. Hiperkaleminin ciddiyetini göstermede EKG önemlidir. Serum K
seviyesi yükselmeye başlayınca asemptomatik EKG değişiklikleri görülmeye başlar.
İlk önce yüksek ve keskin T dalgası görülür. Sonra QRS uzamaya başlar, P dalgası
ise küçülür ve K artışına bağlı olarak kaybolur. K seviyesi iyice artarsa EKG
bulguları ventriküler fibrilasyon veya asistole doğru gider.
Hiperkaleminin nedenini araştırmak için
serum Na, Cl, Glu, kreatinin, BUN -kan üre nitrojeni-, arter kan pH’sı, pCO2,
hematokrit ve trombosit sayımı ölçülmelidir. Trombosit sayısı 1 milyondan fazla
ise, ölçülen K değeri yanlıştır (trombositlerden çıkan yüksek K yanıltıcı
olur) ve böyle hastalarda plazma K değeri ölçülmelidir. Böbrek yetmezliğinde
serum üre ve kreatinini yüksek bulunur. Bu hastalarda idrar K unu ölçmek faydalıdır.
Serum Na ve Cl değerleri ise adrenaller hakkında bilgi verse de yeterli olmaz, ileri
tetkiki gereklidir. Kan pH’sı ve Glu değeri ise hiperkaleminin tedavisi için
bilinmesi gereklidir.
TEDAVİ
Hiperkalemiye bağlı olduğu düşünülen
aritmilerde, serum değeri normalin üst sınırında bile olsa EKG değişikliklerinin
olduğu durumlarda ve hiç bir EKG bulgusu olmasa bile 6 mEq/L nin üzerinde olduğu
durumlarda tedavi acildir.
A-Kalsiyum: Hiperkaleminin kardiyak
etkilerini baskılamak ve K u hücre içine sokmak için genellikle kombine tedavi
uygulanır. IV yoldan verilen Ca-klorür veya Ca-glukonat seram K seviyesini etkilememekle
birlikte, K un kardiyak etkilerini tersine çevirir. Bir öneriye göre, K seviyesi 6
mEq/L den büyük ise, 1-2 saatlik aralarla, -en çok 2-3 doz olmak üzere- 10 ml %5
Ca-klorür IV yoldan verilmelidir. Özellikle digitalize hastalarda, Ca verilirken çok
dikkatli olunmalıdır.
B-K un Dağılımını Düzenlemek:
İnsülin kan K seviyesini hızla düşürür ancak beraberinde Glu koz verilmezse
hipoglisemiye neden olur. İnsülin subkutan veya IV verilebilir. Ciddi hiperkalemide
regüler -kristalize- insülin IV yoldan 1-2 ü/saat hızında verilirken, tamponlamak
için aynı anda %5 dekstrozdan 125 ml/saat verilmelidir (%5 Dex.un her litresi için 8-10
ü insülin). Bu sırada elektrolitler ve kan şekeri sıkı takip edilmelidir.
Hiperkalemi ile birlikte metabolik asidoz
varlığında IV olarak NaHCO3 verilirse volum yüklemesi ve hiperosmolalite
gibi komplikasyonlara yol açarak durumu iyice zorlaştırabilir. Bu nedenle böyle bir
durumde Na HCO3 verilecekse, asidozu tamamen düzeltecek kadar değil, hiperkalemiyi
önleyecek kadar verilmelidir. Tedaviye genellikle bir ampul -44 mEq- birkaç dakikada
gidecek şekilde IV verilerek başlanır ve gerekirse 15-30 dak. sonra ikinci ampul
verilebilir. Alternatif olarak, iki ampul 1 litre %5 dex. içine konarak -sıvıdaki Na
konsantrasyonu 90 mEq/L olur- 50-150 ml/saat hızında verilebilir. Ancak bu durumda
sıvı yüklemesine karşı dikkatli olunmalı ve K seviyesi normale gelir gelmez
sonlandırılmalıdır.
C-K Atılımını Arttırmak: Renal
K atılımında bir bozukluk olmayan hastalarda renal ekskresyonu arttırmak K seviyesini
düşürebilir. Frusemid verildiğinde distal tübüle giden Na miktarı artacağı için
K sekresyonu da artar (tübüler hücre içindeki K ile tübüler lümen içindeki Na yer
değiştireceği için). Bu tedavide volum kaybı olacağı bilindiğinden replasmanı
yapılmalıdır. Aldosteronun K atılımını arttırdığı bilinmesine karşın
adrenalleri normal çalışan birinde tedavi amaçlı kullanılmaz, ancak adrenal
yetmezliği olanlarda verilebilir.
Renal K atılımı bozulmuş olan veya
herhangi bir nedenle hiperkalemisi olan hastalarda non-renal K atılımını arttırmak
bir çözüm olabilir. Bunun için katyon değiştirici reçineler -oral veya rektal
yoldan uygulanabilen formları vardır- kullanılabilir. Na-polystyrene bu amaçla
kullanılır ve Na ile değiştirerek K bağlar. Normal fonksiyonel bir GİS varlığında
15-60 g reçine 20-100 ml su veya sorbitol içinde sulandırılarak oral yoldan verilir ve
4-6 saat aralarla tekrarlanabilir. Aynı süspansiyon rektal yoldan da verilebilir.
Hemodializ serum K unu etkin bir biçimde düşürebilir ancak, dializden sonra
hücreleredn çıkan K ile yeniden hiperkalemi ortaya çıkabilir. Bu nedenle
hiperkaleminin nedeni total vücut K unda artış olduğu bilinen olgularda dializ
yapılacaksa, mümkün olduğunca fazla K çekilmelidir. Dializ sırasında serum K
seviyesi sıkı takip edilmelidir. Hemodializ kadar etkin olmasa da periton dializi de
kullanılabilir.
D-Diğer Tedavi Yaklaşımları:
Diet ile alınan K kısıtlanmalıdır. Pratikte, normal bir dietten K
uzaklaştırılabilse de yoğun bakım hastasında vücudun proteinlerini korumak önemli
olduğu için, günlük alması gereken zorunlu protein için yaklaşık 2.5 g (64 mEq) K
alması da gerekir. Yoğun bakım hastasında tüm IV sıvılar içeriğindeki K
açısından, hem de iki kere, kontrol edilmelidir. Hasta Potasyum penislin alıyorsa
Na-penisiline geçilmelidir. Hiperkalemi yapabilecek ilaçlar gözden geçirilmeli ve
mümkün olanlar kesilmel
KALSİUM DENGESİ VE HASTALIKLARI
NORMAL KALSİUM DENGESİ
Total Vücut Kalsiyumu
70 kg. ağırlığındaki sağlıklı bir
yetişkinin vücudu yaklaşık 1200 gr. kalsiyum içerir. Bunun % 99’u kemik dokusunda
bulunur. Geri kalanın büyük bir kısmı ( % 0.6 ) hücre içinde, ancak % 0.1 kadarı (
1.3 g ) ekstraselüler sıvıdadır.
Kemikteki kalsiyum primer olarak
hidroksiapatit kristalleri teklinde bulunur.
Hücre içindeki iyonize kalsiyum ikincil
mesaj fonksiyonlarında önemli bir rol oynar ve bir çok enzimin işlev görmesinde
düzenleyici görevi vardır.
Total vücut kalsiyumunun sadece küçük
bir bölümü ekstraselüler sıvıda bulunmasına rağmen, plazma iyonize kalsiyumu
nöromüsküler ve kardiyak uyarım üzerinde oldukça kritik bir etkiye sahiptir. Normal
koşullar altında ölçülen plazma kalsiyum miktarı 9-10 mg/dl ( 4.5 - 5 meq/L ) dir.
Ancak fizyolojik olarak aktif olan kısım sadece serbest, bağlı olmayan iyonize
kalsiyumdur. Serbest kalsiyum miktarı total plazma kalsiyumunun % 50’sidir.
Plazma kalsiyumunun % 10’u bikarbonat,
sitrat ve fosfat gibi çeşitli anyonlarla bileşik durumdadır. % 40’ı ise başta
albümin olmak üzere plazma proteinlerine bağlıdır.
Total Ve Serbest Plazma Kalsiyum
Konsantrasyonlarındaki Değişiklikler
Plazmadaki serbest, iyonize kalsiyum
konsantrasyonundaki değişiklik, bazan total kalsiyum konsantrasyonundaki değişiklik
ile orantılı olmayabilir.
Plazma albümin konsantrasyonu 4 g/dl ve
total kalsiyumun yaklaşık 3 g/dl’sini bağladığından, albümin miktarındaki 1
g/dl’lik bir azalma, bağlı ve total kalsiyum konsantrasyonunda ortalama 0.75
mg/dl’lik azalmaya neden olur.İyonize kalsiyum konsantrasyonu değişmez.
Arteryel pH’da meydana gelen
değişiklikler, iyonize kalsiyum dengesini bağlanmış ve bileşik haldeki kalsiyum
tarafına kaydırır. pH’nın yükselmesi, albümin ve bikarbonata bağlı kalsiyum
miktarında da artışa neden olur. Sonuçta arteryel pH’daki her 0.10 ünitelik
artış, plazma iyonize kalsiyum düzeyinde 0.16 mg/dl’lik azalmaya yol açar.Total
kalsiyum miktarı değişmez ancak hipokalsemi bulguları ortaya çıkar.
Hiponatremi kalsiyumun albümine
bağlanmasını artırırken, hipernatremi tam tersi bir etkiye sahiptir.
Kalsiyum Dengesinde Yer Alan
Düzenleyici Hormonlar
Plazma kalsiyum konsantrasyonunun kontrolü
intestinal, kemik ve böbrekler tarafından ortak olarak sağlanırsa da paratiroid hormon
ve Vit D de kritik bir öneme ve yüksek duyarlılığa sahiptir.
Paratiroid Hormon Paratiroid Hormon : Paratiroid Hormon :
PTH, paratiroid bezinde esas hücreler
tarafından yapılan bir peptittir. Hipokalsemi esas hücrelerdeki kalsiyum
konsantrasyonunu azaltarak PTH salgılanmasını güçlü şekilde uyaran bir faktördür.
PTH salgılanması Vit D’nin aktif formu olan 1,25 (0H)2 D3 ve hipomagnezemi tarafından
bağımsız olarak inhibe edilir.
PTH’nun en önemli etkisi Ca ve P’un
serbest kalmasını sağlayan kemik rezorbsiyonudur. PTH’nın kemik üzerindeki bu
etkisi Vit D ve Mg düzeylerinin normal olmasını gerektirir. PTH aynı zamanda
böbreklerden P atılımını artırır, Ca atılımını azaltır ve 1,25 ( 0H )2
D3yapımını uyarır.
Vitamin D :
Vit D’nin aktif metaboliti 1,25 (OH )2 D3
tür. 1,25 ( OH )2 D3, barsaktan Ca ve P emilimini artırır. PTH salınımını azaltır.
Doğrudan kemik rrezorbsiyonunu artırabileceği gibi, bunu PTH aracılığı ile de
yapar. Sonuçta kesin olmamakla birlikte 1,25 ( OH )2 D3 böbrekten Ca geri emilimini de
artırır.
Kalsiyum Alımı Emilimi Ve Dağılımı
Yetişkin bir erkeğin diyetle aldığı Ca
ortalama 900 mg/gün’dür. ( Kadınlarda 550-700 ) Ca alımı yaşın ilerlemesiyle
beraber azalır ve 65 yaş üstünde yukardaki değerlerin üçte ikisi düzeyine düşer.
Normal koşullarda diyetle alınan
kalsiyumunun % 30-40’ı barsaklardan emilir. Emilim daha çok ileum ve jejunumdan olur.
Diyetle alınan miktar 900 mg/gün ise 350 mg/gün emilir, 150 mg/gün kalsiyum ise barsak
lümenine geri salınır.Kısaca kalsiyumunun ekstraselüler sıvıya ulaşan net miktarı
200 mg/gün’dür.
Böbreklerden Kalsiyum Atılımı
Normal GFR ile böbreklerden günde 9000 mg
Ca süzülür. Diyetle alınan net Ca 200 mg olduğundan glomerülden süzülen miktarın
%97-98’i negatif Ca dengesini önlemek için geri emilmek zorundadır.
Süzülen Ca’un %50-60’ı proksimal
tübülden geri emilir.Emilim paraselüler yol aracılığı ile pasif bir mekanizma ile
gerçekleşir. Ekstraselüler sıvı hacminin azalması GFH’nı düşürerek
proksimalden Na ve su emilimini artırarak Ca’un daha fazla geri emilmesini
sağlar.Ekstraselüler sıvı hacminin artması ise ters etki ile Ca geri emilimini
azaltır.
Glomerülden süzülen Ca’un %20’si
henle kulpunun kalın çıkan kolundan geri emilir. Burada Ca esas olarak Na-K 2Cl
kotransportı tarafından oluşturulan lümen pozitif potansiyel farkla çalışan
paraselüler bir yolla taşınır. Bu mekanizmayı inhibe eden herhangi bir lup
diüretiği sekonder olarak Ca geçişini de baskılar. PTH ise NaCl geçişini artırarak
Ca emilimini artırır.
Kalsiyumun %5-10’u ise distal
kıvrıntılı tübülden geri emilir. Tiazid diüretikleri bu bölgede Na emilimini
azaltırken diğer taraftan Ca emilimini artırır. PTH Ca geçişini uyarır. Ca
transportu pH’dan da etkilenir. Geri emilim metabolik alkalozda artar, metabolik
asidozda azalır.
İdrarla atılan Ca miktarını
etkileyen başlıca faktörler:
1-Glomerülden süzülen Ca miktarı (
Plazmadaki iyonize Ca konsantrasyonu ve GFR tarafından belirlenir. )
2-Ekstraselüler sıvı hacminin durumu (
Primer olarak proksimal tübülü etkiler. )
3-PTH ( Primer olarak distal tübülde
etkilidir. )
Plazma kalsiyum konsantrasyonunun dengesi
büyük ölçüde PTH aktivitesine bağlıdır.PTH plazma iyonize Ca seviyesinin
düşmesiyle uyarıldığında böbrek, barsak, ve kemikteki bir seri mekanizmanın
işlemesinde rol alır.
HİPOKALSEMİ
Tanımlama : Total plazma kalsiyum
konsantrasyonunun biyolojik açıdan en önemli bölümü serbest ve iyonize kalsiyumdur.
İyonize kalsiyum konsantrasyonu genellikle, total plazma konsantrasyonunun, plazma
albümin ve pH değerine göre düzeltilmesiyle ölçülür. Total plazma kalsiyum
konsantrasyonu, plazma albümin konsantrasyonundaki her 1 g/dl’lik azalışta 0.75 mg/dl
kadar veya arteryel pH’daki her 0.10 ünitelik artışta 0.16 mg/dl kadar azalır. Total
plazma kalsiyum konsantrasyonunun 8.5 mg/dl’nin altına düşmesine hipokalsemi denir.
Hipokalsemi Nedenleri :
A-Kalsiyum sekestrasyonunun artması
1- Hiperfosfatemi
Eksojen fosfat
Lenfoma, lösemi kemoterapisi
Akut ve kronik böbrek yetmezliği
2- Telasyon
Sitrat ( transfüzyonu )
Edetat kalsiyum disodyum
3- Yumutak dokuda birikim
Akut pankreatit
Rabdomiyolizis
4- Kemikte birikim
Osteoblastik metastazlar
Paratiroidektomi sonrası ‘Hungry bone
sendromu’
Diğer kemik hastalıklarının iyileşme
döneminde
B-Azalmış PTH etkisi
1-Konjenital, familyal veya idiopatik
hipoparatiroidizm
2-Paratiroid bezlerin zedelenmesi
Paratiroidektomi
İnfiltrasyon ( amiloid, tümörler )
Radyasyon
3-PTH salgılanmasının inhibisyonu
Hipomagnezemi
Plazma vitamin D seviyesinin artması
C-PTH etkisine karşı direnç
oluşması
1- Vitamin D eksikliği
Beslenme yetersizliği, malabsorbsiyon
Gastrektomi
Barsak rezeksiyonu
Hepatobilier hastalıklar
Pankreatit, sprue
Antikonvülzan ( fenitoin ) tedavisi
Hiperfosfatemi ( KBY )
Vitamin D’ye dirençli rikets
2-Hipomagnezemi
3-Pseudohipoparatiroidizm 4-Plikamisin (
mitramisin ) tedavisi
A-Kalsiyum sekestrasyonunun artması
1- Hiperfosfatemi : Plazma kalsiyum
konsantrasyonu baskılandığında, plazma fosforu belirgin şekilde yükseldiğinden Ca x
P konsantrasyonu toplamı tehlikeli düzeylere ulaşabilir..Bu toplamın düzeyi 60’ı
aştığında kalsiyum- fosfat kompleksi yumuşak dokuda çöker. Buna bağlı olarak
kalpte ( iletim sisteminde anrmallikler ), akciğerlerde ( gaz difüzyonunda defektler ),
böbreklerde ( nefrokalsinozis ), deride ( ekstra osseöz kalsifikasyon ) ve beyinde
hasarlanma meydana gelir.
Hiperfosfatemi tedavisinin ilkeleri, fosfor
alımının kısıtlanması, antiasitlerle şelasyon yapılması, tümör lizisinde
fosfatüriyi sağlamak için ekstraselüler sıvının artırılması ve ekstraselüler
sıvı hacmindeki artışa rağmen, GFR’nin yükselmemesi halinde de hemodiyaliz
yapılmasıdır. Fosfor konsantrasyonu kontrol altına alınmadan, özellikle de Ca x P
toplamı 60’ın üzerindeyken dışardan Ca verilmemelidir.
2-Telasyon : Kan ürünleri
içindeki antikoagülan madde sitrattır ve birçok pıhtılaşma faktörü için
kofaktör olarak gerekli olan kalsiyumun şelasyonu amacıyla kullanılır. Her ünite 6
mg sitrat içerir. Bu nedenle 10 ünitenin üzerindeki masif kan transfüzyonlarında
başka bir damar yoluyla kalsiyum verilmesi gerekir.
3-Yumutak dokuda birikim :Akut
pankreatit ve rabdomiyoliziste hipokalsemi oluşmasında en önemli mekanizma yağ nekrozu
ve Ca sabunlarının çökmesidir. İyileşme safhasında yumuşak dokularda birikmiş
olan Ca serbest kaldığından rebound hiperkalsemi meydana gelebilir.
4- Kemikte birikim : Meme, prostat
ve bazı AC kanserlerinde hızla gelişen osteoblastik metastazlar, GIS’den emilenden
daha fazla Ca, PO4 ve Mg’un kemikte tutulmasına neden olarak, hipokalsemi,
hipofosfatemi ve hipomagnezemiye yol açar
Paratiroidektomi sonrasında PTH’nın
hızla normal seviyeye inmesiyle, kemik yapımında ve Ca kullanımında belirgin bir
artış ve buna bağlı hipofosfatemi ve hipomagnezemi ile birlikte derin bir hipokalsemi
ortaya çıkar. Tedavide akut dönemde iv yoldan Ca verilmesi ve hasta stabil olduktan
sonra da oral Ca ve Vit D ile devam edilmesi gerekir.
SEMPTOMLAR:
Nöromüsküler
Santral sinir sistemi : Hafif hipokalsemide
; letarji, depresyon
Ağır hipokalsemide ; psikoz, demans,
konvülsiyon
Periferik sinir sistemi : Ağız
çevresinde ve parmak uçlarında parestezi, refleks artışı vardır.
Chvostek belirtisi : Fasial sinirin
zigomatik dalı üzerine parmak ucuyla vurulmasıyla ortaya çıkan yüz seyirmesidir. : Fasial sinirin
zigomatik dalı üzerine parmak ucuyla vurulmasıyla ortaya çıkan yüz seyirmesidir.
Trausseau belirtisi : Tansiyon
aletinin manşonunun sistolik kan basıncının üzerindeki bir basınçta şişirilerek
2-3 dk. beklendikten sonra ortaya çıkan karpal spazmdır. : Tansiyon
aletinin manşonunun sistolik kan basıncının üzerindeki bir basınçta şişirilerek
2-3 dk. beklendikten sonra ortaya çıkan karpal spazmdır.
Bu semptomlar zamanla kas kramplarına,
laringeal stridor ve tetaniye kadar ilerler.
Kardiyovasküler
-Aritmi ( kalp bloğu ve ventriküler
fibrilasyon )
-Dijital duyarsızlığı
-Uzamış QT aralığı
Kemik
-Kronik hipokalsemide kemik ağrısı,
frajilitesi, deformitesi ve kırığı
-Hiperparatiroidi de varsa osteitis fibroza
sistika
-Vit D eksikliği varsa kemik
mineralizasyon defektleri, osteomalazi,raşitizm
Bağ Dokusu
-Cilt kuru, kaba ve pul lanmış
-Saç dökülmesi, tırnak kırılması,
diş bozuklukları
-Lensin kortikal kısmında katarakt
TANI
Öykü ve fizik muayene : Hipokalsemi
nedenleri araştırılır
Laboratuar testleri :-Total plazma Ca
‘unun 8.5 mg/dl’nin altında olması
-Plazma fosforu ve PTH
-Plazma mağnezyum düzeyi
-25 ( OH )D3 ve 1,25 ( OH )2 D3 düzeyleri
-İdrar Ca konsantrasyonu
TEDAVİ
Ciddi, semptomatik hipokalseminin
tedavisi : Tetani, aritmi, konvülsiyon ve diğer ciddi bulgulurla seyreden
hipokalsemilerde, kalsiyumun acil olarak damar yoluyla sistemik dolaşıma verilmesi
gerekir. Bu amaçla, %10’luk kalsiyum glukonat solüsyonu ( 93 mg/10 ml ) 10-15 dakika
içinde 10-20 ml dozunda iv yoldan hızla verilmelidir.Çok iyi tolere edilmemesine
tromboflebite yol açmasına rağmen kalsiyum klorür de kullanılabilir.
Akut kalsiyum infüzyonunun etkisi geçici
olduğundan, ilk yükleme dozunun yanında idame kalsiyum verilmesi de gerekir. Bunun
için, %10’luk kalsiyum glukonat 10-150mg/kg dozunda ( 558-744 ) veya 6-8 ampul olarak
1L %5 dekstroz içine koyularak 4-6 saatte gönderilir.
Tedavi süresince plazma Ca düzeyi sık
sık ölçülmelidir. Verilen kalsiyum miktarı, plazma düzeyini normale döndürecek,
nöromüsküler, kardiyak ve EKG bulgularını düzeltecek düzeyde olmalıdır.
İntravenöz kalsiyum tedavisi yapılırken, mümkün olur olmaz ağızdan da Ca ve Vit D
desteğine başlanmalıdır.
Asemptomatik hipokalseminin tedavisi
: Oral kalsiyum ve Vit D verilir. Dietle alınan kalsiyum muktarı da arttırılır.
Dietle alınan kalsiyum miktarı günde en az 1000-1500 mg olacak şekilde mümkün
olduğunca yüksek tutulmalıdır. Kalsiyumun günde 1-2 gr glukonat, karbonat ve laktat
tuzları şeklindeki elementer kalsiyum olarak verilmesi de mümkündür.
: Oral kalsiyum ve Vit D verilir. Dietle alınan kalsiyum muktarı da arttırılır.
Dietle alınan kalsiyum miktarı günde en az 1000-1500 mg olacak şekilde mümkün
olduğunca yüksek tutulmalıdır. Kalsiyumun günde 1-2 gr glukonat, karbonat ve laktat
tuzları şeklindeki elementer kalsiyum olarak verilmesi de mümkündür.
Kalsiyum desteğinden önce, varsa
hipomagnezemi ve hiperfosfatemi tedavi edilmelidir.
Özellikle hipoparatiroidizmle birlikte
seyreden hipokalsemilerde tiazid diüretiklerinin de kullanılmasıyararlıdır.Tiazid
diüretikleri distal kıvrıntılı tübüyde kaysiyum geçişini arttırırken, idrarla
atılan kalsiyum miktarını azaltırlar.
HİPERKALSEMİ
TANIM
Hiperkalsemide öncelikle plazma iyonize
kalsiyum konsantrasyonundaki bozuklukla ilgili olmayan durumların ekarte edilmesi
gerekir.
Venöz kan örneği alınması sırasında
turnikenin çok sıkılması hemokonsantrasyona sebep olur. Bu nedenle ortaya çıkan
hipokalsemiye pseudohiperkalsemi denir. Plazma albümin seviyesinin yüksek olması da
plazma kalsiyum konsantrasyonunun proteine bağlı komponentini artırmasına rağmen
iyonize kalsiyum konsantrasyonunu etkilemez Plazma albümin konsantrasyonundaki her 1
gr/dl’lik artış, total plazma kalsiyum konsantrasyonunu 0.75 mg/dl yükseltir. Asidemi
ise total plazma kalsiyum konsantrasyonunda herhangi bir değişikliğe yol açmaksızın
iyonize kalsiyum konsantrasyonunu artırır.
Hiperkalsemi, benzer etkenler ekarte
edildikten sonra, total plazma kalsiyum konsantrasyonu nun 10.5 mg/dl’nin üzerinde
olmasıdır.
HİPERKALSEMİ NEDENLERİ
Vitamin D yüksekliğine bağlı kalsiyumun
barsaklardan emiliminin artması
1- Vitamin D toksikasyonu
2- Granulomatöz hastalıklar -Sarkoidoz
-Tüberküloz
-Beriliozis
-Histoplazmozis
-Koksidioidomikozis
3- Böbrekle ilgili diğer bozukluklar
-Süt-alkali sendromu
-Familyal hipokalsiürik hiperkalsemi
Kemikten kalsiyum mobilizasyonunun
artması
1- Primer hiperparatiroidizm -Adenom,
hiperplazi, karsinom, MEN Tip 1 ve 2
-Lityuma bağlı
2- PTH dışı nedenler - Hipertiroidizm
-Akromegali
-Feokromositoma
-Adrenal yetmezlik
-Prostaglandin E2
-Uzun süreli hareketsizlik
-Vit A intoksikasyonu
- Pankreatit veya rabdomiyolizisin iyiletme
dönemi
Vitamin D intoksikasyonu :
Genellikle iatrojeniktir. Semptomlar tedavinin başlangıcından yaklaşık 2-3 ay sonra
ortaya çıkar ve hiperkalsemi genellikle hafif ve asemptomatiktir. :
Genellikle iatrojeniktir. Semptomlar tedavinin başlangıcından yaklaşık 2-3 ay sonra
ortaya çıkar ve hiperkalsemi genellikle hafif ve asemptomatiktir.
Granulomatöz Hastalıklar : Granülomatöz
hastalıklarda makrofajlar 1,25 ( OH ) D3 yapma yeteneği kazanırlar. Hiperkalsemi
görülme sıklığı % 30’dur. Tedavide güneş ışığından kaçınılmalı ve
kalsiyumdan fakir diet alınmalıdır. Günde 10 - 30 mg prednizon da verilebilir.
Süt- alkali sendromu : Fazla süt
ve antiasit alımına bağlı olarak hiperkalsemi, metabolik alkaloz, ve böbrek
yetmezliği gelişebilir. Tedavide alımın durdurulması yeterlidir.
Primer hiperparatiroidizm : Kalsiyum
kontrolünden bağımsız çalışan PTH, kemikten kalsiyum mobilizasyonunu artırmak
yanında, kalsiyumun böbrek ve barsaklardan emilimini de sekonder olarak artırarak
hiperkalsemiye neden olur. PTH düzeyinin, plazma kalsiyum konsantrasyonuyla uyumlu
olmayacak kadar yüksek bulunması primer hiperparatiroidizm tanısını doğrular.Plazma
fosfor konsantrasyonu genelde düşüktür, hiperkalsiüri vardır ve plazma alkalen
fosfataz aktivitesi artmıştır. Kalsiyum
kontrolünden bağımsız çalışan PTH, kemikten kalsiyum mobilizasyonunu artırmak
yanında, kalsiyumun böbrek ve barsaklardan emilimini de sekonder olarak artırarak
hiperkalsemiye neden olur. PTH düzeyinin, plazma kalsiyum konsantrasyonuyla uyumlu
olmayacak kadar yüksek bulunması primer hiperparatiroidizm tanısını doğrular.Plazma
fosfor konsantrasyonu genelde düşüktür, hiperkalsiüri vardır ve plazma alkalen
fosfataz aktivitesi artmıştır.
SEMPTOMLAR
Nöromüsküler: Özellikle
hipertiroidi ile birlikte olduğunda depresyon ve letarjiden, psikoz hatta komaya kadar
değişen psikiyatrik bozukluklara neden olabilir. Derin tendon refleksleri azalmıştır.
Kas güçsüzlüğünün varlığı PTH’ya bağlı myopatiyi gösterir.
Kardiyovasküler : Hiperkalsemi orta
derecede inotropik etkiye sahiptir. Ancak, aritmi ve dijital toksisitesine de zemin
hazırlayabilir.
Sindirim sistemi : Peptik ülser ve
pankreatit insidansı yüksektir. Kabızlığın yanısıra bulantı ve kusma da
görülür. Peptik ülser ve
pankreatit insidansı yüksektir. Kabızlığın yanısıra bulantı ve kusma da
görülür.
Böbrek : GFR azalır.
Hiperkalsiüri nefrolitiazise neden olur.( kalsiyum fosfat ve oksalat ) Nefrokalsinozis,
TIN ve tip 2 distal renal tübüler asidoz görülebilir.
Kemik ve bağ dokusu :
Hiperparatiroidizm, kemik ağrısı, deformitesi ve kırıklarına neden olan osteitis
fibroza sistika ile birliktedir. Anemi de görülebilir. Metastaik kalsifikasyonlar
kendisini kaşıntı, bant keratopati, konjuktivit ve kırmızı göz sendromuyla
gösterir.Pseudogut atakları da olabilir.
TANI
Öykü ve fizik muayene : Hiperkalsemi
nedenleri ayrıntılı bir şekilde sorgulanmalıdır.
Plazma fosfor ve PTH konsantrasyonu :Hiperkalsemide
PTH salgılanması fizyolojik olarak baskılanmış olmalıdır. Bu durumda
hiperkalseminin nedeni vit D metabolizmasındaki bozukluğa veya malign hastalıklarla
ilgili kemik erimesine bağlı demektir.Hiperkalsemide
PTH salgılanması fizyolojik olarak baskılanmış olmalıdır. Bu durumda
hiperkalseminin nedeni vit D metabolizmasındaki bozukluğa veya malign hastalıklarla
ilgili kemik erimesine bağlı demektir.
PTH düzeyi beklenen minimum değerin
üstündeyse ( normal veya yükselmiş ) hiperkalseminin primer hiperparatiroidizme
bağlı olduğu anlaşılır. Bu durumda, plazma fosfor konsantrasyonu düşük, idrarla
atılan kalsiyum ve cAMP miktarı yüksektir.
Plazma kalsiyum konsantrasyonu : 10.5
mg/dl ‘nin üzerinde olmalıdır. 10.5
mg/dl ‘nin üzerinde olmalıdır.
1,25 ( OH )2 D3 düzeyi : Primer
hiperparatiroidizmde genellikle yüksektir.
TEDAVİ
Öncelikle primer hastalıkların tedavi
edilmesi gerekir. Ancak tedaviye rağmen nöropsikiyatrik ve kardiyovasküler semptom ve
bulgulara yol açan akut hiperkalsemi intravenöz tedaviye gerek duyulacak şekilde devam
edebilir.
Acil tedavi : Hiperkalseminin acil
tedavisinin anahtarı, kalsiyumun geri emiliminin %80’inin gerçekleşmesinden sorumlu
olan Henle kulpunun kalın çıkan kolunun ve proksimal kıvrıntılı tübülün, bu
işlevi yerine getirmesinin engellenmesidir. Proksimal tübülden geri emilen kalsiyum
sodyuma bağlandığından, ektraselüler sıvı hacminin genişletilmesi bu mekanizmayı
durduracaktır. Hiperkalseminin acil
tedavisinin anahtarı, kalsiyumun geri emiliminin %80’inin gerçekleşmesinden sorumlu
olan Henle kulpunun kalın çıkan kolunun ve proksimal kıvrıntılı tübülün, bu
işlevi yerine getirmesinin engellenmesidir. Proksimal tübülden geri emilen kalsiyum
sodyuma bağlandığından, ektraselüler sıvı hacminin genişletilmesi bu mekanizmayı
durduracaktır.
Kalsiyum Henle kulpunun kalın çıkan
kolundan geçmek için de sekonder olarak sodyuma bağlandığından, furosemid gibi bir
lup diüretiği kalsiyum geri emilimini engelleyecektir. ESS hacminin genişletilmesiyle
birlikte furosemid kullanılması, genellikle plazma kalsiyum konsantrasyonunda 1-2
mg/dl’lik bir düşüş sağlar
Kronik hiperkalseminin tedavisi :
Glukokortikoid :Granülomatöz
hastalıklarda artmış vitamin D yapımını ve multipl myelom ve lenfoma olgularında da
hiperkalsemiyi azaltmak için prednizon verilir.Granülomatöz
hastalıklarda artmış vitamin D yapımını ve multipl myelom ve lenfoma olgularında da
hiperkalsemiyi azaltmak için prednizon verilir.
Plikamisin ( mitramisin ) :Malgnensiye
bağlı hiperkalsemide plikamisin, RNA sentezini inhibe ederek kemik rezorbsiyonunu
engeller. Malgnensiye
bağlı hiperkalsemide plikamisin, RNA sentezini inhibe ederek kemik rezorbsiyonunu
engeller.
Kalsitonin :Karsinoma, multipl
myelom ve primer hiperparatiroidizme bağlı hiperkalsemide çok güçlü olmayan ve
geçici bir etkiye sahiptir.Karsinoma, multipl
myelom ve primer hiperparatiroidizme bağlı hiperkalsemide çok güçlü olmayan ve
geçici bir etkiye sahiptir.
Hemodializ : GFR dütük olgularda,
hiperkalsemi hemodializ ile tedavi edilmelidir. GFR dütük olgularda,
hiperkalsemi hemodializ ile tedavi edilmelidir.
Hiperkalsemi tedavisi özet olarak ;
Genel tedavi Genel tedavi : Genel tedavi :
2-3 saatte bir tekrarlanan 20-40 mg ıv
furasemidle birlikte veya tek başına 5-10 litre / gün serum fizyolojik
Natriürezle kaybedilen Na ve oluşabilecek
K, Mg eksiklikleri yerine konmalıdır.
Özel tedavi Özel tedavi :
Fosfat, 8-16 saat içinde gidecek tekilde
serum fizyolojik içinde iv 400-1000 mg veya oral yoldan 1-3 gr/gün 3 etit dozda
Prednizon, 10-30 mg/gün oral
Plikamisin ( mitramisin ) 3 saatte gidecek
tekilde %5 dekstroz içinde 25 mg/kg
Kalsitonin, 12 saatte bir 4-8 ıu/kg deri
altına veya IM
Hemodiyaliz
Kalsiyumdan fakir diyet…
FOSFOR DENGESİ VE BOZUKLUKLARI
NORMAL FOSFOR DENGESİ
Total Vücut Fosforu
Fosfor, karbon, nitrojen ve kalsiyumdan
sonra vücutta en fazla bulunan dördüncü elementtir. 70 kg ağırlığındaki erişkin
bir erkekte total vücut fosfor miktarı 700 gr kadardır. Bunun %85’i kemik dokusunda,
%14’ü hücre içinde ve sadece %1’i ekstraselüler sıvı içinde bulunur. Plazma
fosforu ise %0.3’lük bir oran oluşturur.
İntraselüler Fosfor: Hücre
içindeki fosforun %90’ı organik formda bulunur.Fosfor içeren organik bileşikler
hücre fonksiyonları için yaşamsal öneme sahiptir. Bu bileşiklerin başlıcaları,
nükleik asitler, fosfoproteinler,membran fosfolipitleri, ATP gibi yüksek enerjili
bileşikler, cAMP gibi ikinci haberciler, koenzimler ve NAD ve eritrositlerdeki 2,3-DPG
gibi düzenleyici faktörlerdir.
Plazma fosforu :Hücre dışındaki
fosfor esas olarak fosfat halinde bulunur. Plazmadaki fosfatın %70’i lipitlere bağlı
halde organik formda, %30’u da inorganik halde bulunur. Rutin çalışmalarda ölçülen
sadece inorganik fosfor miktarıdır.Hücre dışındaki
fosfor esas olarak fosfat halinde bulunur. Plazmadaki fosfatın %70’i lipitlere bağlı
halde organik formda, %30’u da inorganik halde bulunur. Rutin çalışmalarda ölçülen
sadece inorganik fosfor miktarıdır.
Plazmadaki inorganik fosfatın %85’i
serbest durumdadır. Fizyolojik olarak aktif olan bu serbest fosfor fraksiyonu, 4 : 1
oranında dibazik fosfat ( HPO4 ) ve monobazik fosfat ( H2PO4 ) halinde bulunur.
İnorganik plazma fosfatının %15’i ise ya albümine bağlıdır viya mağnezyum ve
kalsiyum bileşikleri halindedir.
Normal plazma inorganik fosfosfor
konsantrasyonu 2.5-4.5 mg/dl arasında ortalama 3.5 mg/dl’dir ( 1 meq/L ). Çocuklarda
normal sınırlar daha yüksek ( 3.5-6 mg/dl ), menapoz sonrası kadınlarda daha yüksek
ve yaşlı erkeklerde ise daha düşüktür. Diurnal bir değişkenliğe sahip olan plazma
fosfor konsantrasyonu akşam üstü 4 ve sabah 3’te en yüksek, sabah 11’de en
düşüktür. Plazma fosfor seviyesi, arteryel pCO2 ve besinlerle alınan
karbonhidratlardan da etkilenir.
Fosfor Alımı, Emilimi Ve Dağılımı
Fosforun ekstraselüler ve intraselüler
kompartmanlar arasındaki dağılımı arteriel PCO2 ve glukoz transportu tarafından
yönlendirilir.
Besinlerle alınan ortalama 1400 mg/gün
civarındaki fosforun % 80’i ( 1100 mg/gün ) jejunum ve duodenumdan emilir.Emilime
paralel olarak, sabit bir miktarda ( 200mg/gün ) yine jejunumdan barsak lümenine
salınır. Günlük net fosfor emilimi dietle alınanın yaklaşık 2/3’ü, yani
900mg/gün kadardır. Fosforun barsaklardan emilimi hem aktif , hem de pasif
mekanizmalarla gerçekleşir. Lümen ile hücre arasındaki sodyum konsantrasyonuna
bağlı olarak, fosfor hücre içine sodyuma bağlanarakgeçer. Fosforun hücreden
çıkışı pasiftir.
Fosfor dengesinde en önemli faktör 1,25
( OH )2 D3’tür. Hipofosfatemi, böbreklerde 1,25 ( OH )2 D3 yapımını ve
dolayısıyla da barsaklardan fosfor emilimini artırır. PTH ise 1,25 ( OH )2 D3
yapımını uyararak dolaylı şekilde fosfor emilimini artırır.
PCO2 :Respiratuar alkaloz, fosforun
hücre içine girişini güçlü biçimde uyarır. Akut hipokapnenin hipofosfatemik etkisi
1 saatte ortaya çıkar. İntraselüler alkaloz, glikoliz yolundaki fosfofruktokinaz
enzimini aktive ederek, fosfor kullanımını artırır. Hücre içindeki fosfor
miktarının düşmesi, aynı zamanda fosforun hücre içine girişini de artırır.Respiratuar alkaloz, fosforun
hücre içine girişini güçlü biçimde uyarır. Akut hipokapnenin hipofosfatemik etkisi
1 saatte ortaya çıkar. İntraselüler alkaloz, glikoliz yolundaki fosfofruktokinaz
enzimini aktive ederek, fosfor kullanımını artırır. Hücre içindeki fosfor
miktarının düşmesi, aynı zamanda fosforun hücre içine girişini de artırır.
Glukoz : Hücre içine fosfor
giriti, glukoz giritiyle artar. Hücre içine fosfor
giriti, glukoz giritiyle artar.
Böbreklerden Fosfor Atılımı
Plazma inorganik fosforunun büyük bir
kısmı glomerüllerden süzülebilir. Fosfor dengesinin korunabilmesi için süzülen
fosforun çoğunun geri emilmesi gerekir. Glomerüllerden süzülebilen fosfor miktarı 3
mg/dl ve GFR 100 ml/dk ise, süzülen fosfor yükü 4500 mg/gün’dür. Glomerüllerden
süzülen fosforun % 80’i geri emilir, % 20’si idrarla atılır.Bu değer ortalama
günde 900 mg kadardır. Geri emilim en çok proksimal tüplerde ( % 75 ) gerçekleşir.
PTH miktarının artması, proksimal
tübülden fosfor emilimini belirgin şekilde azaltır. Ayrıca, vitamin D, insülin,
tiroid ve büyüme hormonunun geri emilimini artırıcı, kalsitonin ve
glukokortikoidlerin ise azaltıcı etkisi vardır.
Plazma fosfor konsantrasyonundaki
değişikliklere yanıt
Fosfos anormal şekilde ekstraselüler
depolardan intraselüler depolar yönüne dağılmadıkça, hipofosfatemi total vücut
fosfor miktarında azalma şeklinde temsil edilir. Plazma fosfor konsantrasyonundaki
azalma, plazma kalsiyum konsantrasyonunda PTH salgılanmasını azaltan bir yükselişe
neden olur. Hipofosfatemi aynı zamanda 1,25 ( OH )2 D3 yapımını da uyarır. Bu
nedenle, hipofosfatemi doğrudan veya dolaylı olarak hem böbreklerden fosfor geri
emilimini ve hem de barsaklardan fosfor emilimini artırır. Fekal ve idrarla olan fosfor
kayıpları da en aza indirilir. Plazma fosforunun yükselmesiyle de yukardaki olayların
tam tersi meydana gelir.
HİPOFOSFATEMİ
Tanım: Plazma fosfor konsantrasyonunun
2.5 mg/dl’nin altında ölçülmesi hipofosfatemi demektir. Kalsiyumun tersine, plazma
fosforu albümin konsantrasyonundaki değişikliklerden çok az etkilenir. Çünkü,
inorganik fosforun %85’i serbesttir. Plazma fosfor konsantrasyonunun yanlış şekilde
düşük görünmesine neden olan tek neden mannitolün varlığıdır.
Patofizyoloji :Potasyum ve
kalsiyumda olduğu gibi, total vücut fosforunun çok az bir kısmı ekstraselüler
kompartmanda bulunur. Ekstraselüler kompartmandan hücre içine az miktarda dahi fosfor
geçişinin olması, total vücut fosforunun miktarında değişikliğe yol açmadan
hipofosfatemiye neden olabilir. Fosforun bu şekilde yer değiştirmesinin en sık nedeni
akut respiratuar alkaloz ve glukoz verilmesidir. Buna karşılık, hipofosfatemi fosforun
barsaklardan yetersiz emilmesine veya idrarla kaybedilmesine bağlı olarak total vücut
fosforundaki azalmayı da yansıtabilir.Potasyum ve
kalsiyumda olduğu gibi, total vücut fosforunun çok az bir kısmı ekstraselüler
kompartmanda bulunur. Ekstraselüler kompartmandan hücre içine az miktarda dahi fosfor
geçişinin olması, total vücut fosforunun miktarında değişikliğe yol açmadan
hipofosfatemiye neden olabilir. Fosforun bu şekilde yer değiştirmesinin en sık nedeni
akut respiratuar alkaloz ve glukoz verilmesidir. Buna karşılık, hipofosfatemi fosforun
barsaklardan yetersiz emilmesine veya idrarla kaybedilmesine bağlı olarak total vücut
fosforundaki azalmayı da yansıtabilir.
Fosforun hücreler içindeki yeniden
dağılımı ve barsaklardan emiliminin azalması gibi böbrek dışı nedenlerle ortaya
çıkan hipofosfatemide, böbreklerden fosfor tutulumu artar. İdrarla atılan fosfor
miktarı sıfıra yaklaşır. Bunun tersine, hipofosfateminin nedeni fosforun
böbreklerden kaybedilmesiyse, uygunsuz bir fosfatüri vardır.
HIPOFOSFATEMI NEDENLERI
Fosforun yeniden dağılımı
1-1-Respiratuar alkaloz
2-2-Karbonhidrat Verilmesi
Glukoz
Diabetik ketoasidozda insülin verilmesi
Hiperalimetasyon
Fruktoz verilmesi
Barsaklardan fosfor emiliminin azalması
1-Uzun süren açlık
2-Fosfat bağlayıcıları ( Mg, Ca ve Al
içeren antiasitler )
3-Vitamin D eksikliği
4-Malabsorbsiyon, steatore, diare
Böbreklerden fosfor atılımının
artması
1-Hiperparatiroidizm
2-Hipervolemik durumlar
3-Fankoni sendromu
4-Metabolik alkaloz veya asidoz
SEMPTOMLAR
Fosfor azalmasına bağlı semptomlar,
intraselüler ATP miktarındaki düşüşe ve eritrositlerde 2,3 DPG’nin eksikliği
nedeniyleoksijen taşınmasının bozulmasına bağlanabilir.
Nöromüsküler : Hafif ;
huzursuzluk, konfüzyon
Tiddetli; stupor, koma, konvülsiyon
Parestezi
Kas zayıflığı ( Solunum kaslarının
tutulumu sonucu hipoventilasyon )
Rabdomiyoliz ( Yüksek plazma CPK düzeyi,
ABY )
Hematolojik : Hematolojik : Hemoliz Hematolojik : Hemoliz
2,3 DPG miktarı azalır.
Lökosit fonksiyonları azalır ( sepsis
riski artar. )
Trombositopeni
Diğer : Myokard kasılmasında
bozukluk ( kardiyak autput azalır. )
İştahsızlık, bulantı, kusma
Osteomalazi, rikets
Tip 3 distal renal tübüler asidoz
TANI :1-Serum Fosfor düzeyi
2.5 mg-dl ‘nin altında 1-Serum Fosfor düzeyi
2.5 mg-dl ‘nin altında
2-Hemoliz,platelet disfonksiyonu
3-Yüksek CPK seviyesi
4-Arteryal Ph ve PCO2 değerleri
5-Plazma Caa ve PTH düzeyleri
TEDAVİ : Plazma fosfosr seviyesinin
1.5 mg/dl ‘nin altında olduğu ciddi hipofosfatemilerde veya SSS anormallikleri,
özellikle solunum kaslarında olmak üzere kas güçsüzlüğü varlığında İV fosfor
verilmesi şarttır. Plazma Fosfor değerinin 1.5- 2.5 mg /dl arasında olduğu hafif
hipofosfatemilerde tedavi besinlerle alınıan Fosfor miktarının artırıllması ile
sağlanır.
Acil tedavide en düşük başlangıçdozu
8 saatte bir 2mg/kg Fosfor verilmesidir.Bu doz 6 saatte bir 7.5 mg/kg ‘a kadar
çıkabilir. Bu sürede plazma Fosfor konsantrasyonu 6-12 saatte bir ölçülmelidir.
Semptomlar düzeldiğinde veya plazma Fosfor düzeyinin 2mg /dl’nin üzerine
çıktığında tedaviye oral devam edilebilir.
İntravenöz ffosfor tedavisinin
komplikasyonları, katyonn yüküne bağlı olarak hipervolemi, hipernaatremi ve
hiperkalemi, hiperkalseminin varlığında metastatik kalsifikasyonlar, hipokalsemidir.
HİPERFOSFATEMİ
Tanım :Plazma fosfor konsantrasyonunun
4.5 mg/dl’nin üzerinde olmasıdır.
Patofizyoloji : 1-Fosforun hücre içinden
hücre dışına doğru hızla yer değiştirmesi
2- Dışardan fazla miktarda fosfor
alınması
3- GFR’deki azalmaya veya
hipoparatiroidizme bağlı olarak böbrekten fosfor atılımının azalması
Hiperfosfatemi nedenleri
Fosforun yeniden dağılımı
Hemodializ
Rabdomiyolizis
Tümör lizisi
Aşırı fosfor yükü
Fosfor içeren antiasitler
Fosfor içeren laksatifler veya lavmanlar
Fosfor içeren oral preparatlar
Böbreklerden fosfor atılımının
azalması
Azalmış GFR
Primer glomerül veya tübülointerstisyel
hastalıklar
Etstraselüler sıvı hacminin azalmasına
sekonder
Azalmış PTH
Primer hipoparatiroidizm
İatrojenik cerrahi hipoparatiroidizm
Pseudohipoparatiroidizm
Tümör kalsinozisi
Semptomlar : Genelde hiperfosfatemi
semptomları, hiperfosfateminin plazma kalsiyumunda meydana getirdiği ikincil
değişikliklere ve kalsiyumla fosforun ektopik depolanmasına bağlıdır. Plazma fosfor
konsantrasyonu artarken kalsiyum azalır. : Genelde hiperfosfatemi
semptomları, hiperfosfateminin plazma kalsiyumunda meydana getirdiği ikincil
değişikliklere ve kalsiyumla fosforun ektopik depolanmasına bağlıdır. Plazma fosfor
konsantrasyonu artarken kalsiyum azalır.
Tanı : Öykü ve fizik muayene ile
hiperfosfatemi nedenleri arştırılır. Serum fosfor miktarı 4.5- 5 mg/dl’nin
üzerindedir. Tümör lizis sendromunda serum ürik asit ve potasyum miktarı
artmıştır. Rabdomiyoliziste ise serum CPK ve aldolaz enzimleri yüksektir. Serum Ca
konsantrasyonu ve idrar fosforunun bilinmesi de ayırıcı tanıda önemlidir.
Tedavi : Tedavinin aciliyeti
hipokalsemi semptomlarının olup olmamasına bağlıdır. Aritmi veya ABY'ye yol açan
Ca-P depolanmasının varlığı hızlı ve yoğun bir tedavi gerektirir. Tedavinin aciliyeti
hipokalsemi semptomlarının olup olmamasına bağlıdır. Aritmi veya ABY'ye yol açan
Ca-P depolanmasının varlığı hızlı ve yoğun bir tedavi gerektirir.
Akut semptomatik tedavi ; -Ekstraselüler
sıvı hacminin genişletilmesi
-Hemodializ
Kronik asemptomatik tedavi ; -Fosfordan
fakir diet
-Fosfor bağlayıcıları -Alüminyum
hidroksit
MAGNEZYUM DENGESİ VE BOZUKLUKLARI
NORMAL MAGNEZYUM DENGESİ
Total Vücut Magnezyumu
Yetişkin bir insan vücudundaki ortalama
Mg miktarı 21-25 gr ( 1750- 2000 meq ) kadardır. Bunun üçte ikisi kemikte, geri
kalanı da hücre içinde bulunur. Sadece % 1-2 kadarı ekstraselüler boşluktadır.
İntraselüler Magnezyum : Mg hücre
içinde organellerde değişik metalloenzimlere, proteinlere, yağlara, ATP ve nükleik
asitler gibi fosfat bağlayıcılarına veya hücre zarına bağlı olarak bulunur.
İyonize serbest magnezyum konsantrasyonu 0.6 mg/dl dir.
Plazma magnezyumu : %60’ı serbesttir.
Bunun %15’i başta bikarbonat olmak üzere anyonlara, %25’i ise en çok albümin olmak
üzere proteinlere bağlı halde bulunur. Plazmadaki normal Mg konsantrasyonu 1.7- 2.7
mg/dl ( 1.4- 2.3 meq/l ) arasındadır.
Magnezyum alımı, emilimi ve dağılımı
:
Normal bir yetişkinin bir günde
besinlerle aldığı magnezyum ortalama 300mg’dır. Bunun % 30-40’ı ileum ve
jejunumdan emilir. Mg, sekonder aktif transselüler transport ve pasif paraselüler
yollarla emilir. Çok az bir bölümü tekrar barsak lümenine salınır. 1,25 ( OH )2 D3
kalsiyum ve fosforda olduğu gibi, magnezyumun da barsaktan emilimini kontrol eder.
Magnezyumun hücre içi ve dışındaki dağılımının hormonlarla ilgisi olmadığı
düşünülür.
Magnezyumun böbreklerden atılımı :
Magnezyum glomerüllerden serbestçe
süzülür. Bu miktar ortalama 3500 mg/gündür. Süzülen magnezyumun %97’si geri
emildiği için atılan miktar günde 100 mg kadardır. Emilim daha çok henle kulpunun
çıkan kalın kısmındadır.
HİPOMAGNEZEMİ
Tanım : Plazma Mg değerinin 1.7
mg/dl’nin altında olmasıdır. Hipomagnezemi daha çok, barsaklardan emilimin azalması
veya böbreklerden atılımın artması sonucu ortaya çıkar.
Hipomagnezemi Nedenleri
Gastrointestinal emilimin azalması
Açlık veya dietle alım yetersizliği
Alkolizm
Malabsorbsiyon, steatore, diare
Böbrekle atılımın artması
Ekstraselüler sıvı hacminin genişlemesi
Ozmotik diürez
Lup diüretikleri ( Furosemid, Etakrinik
asit, Bumetanid )
İlaç zehirlenmesi ( Cisplatin,
Aminoglikozidler, Siklosporin )
Konjenital -Bartter sendromu
-Welt sendromu
SEMPTOMLAR :
Nöromüsküler : Hipokalsemi ve hipokalemi
ile birlikte görülür.
İştahsızlık, bulantı, kusma ve
konvülsiyon
Chvostek ve Trousseau belirtileri
Kas spastisitesi. hiperrefleksi, tetani
Kardiyovasküler : Mg uyarılabilir
dokularda hücre içine Ca girişini düzenler.
Özellikle dijitale bağlı ventriküler
aritmiler, ani ölüm
EKG’de QT aralığı uzayabilir
TANI :
Hİpomagnezemİ nedenleri araştırılır
Serum Mg değeri 1.7 mg/dl’nin
altındadır.
İdrar Mg miktarı ( normal değer 10
mg/gün ) ayırıcı tanıda önemlidir.
Serum Ca ve K düzeyleri dütüktür
TEDAVİ :
Ciddi semptomatik hipomagnezeminin tedavisi
: Acil tedavide %10-25 veya 50‘lik MgSO4 solüsyonları 100-200 mg ( 8-16 meq ) dozunda
10-15 dk içinde verilmelidir. Daha az acil durumlarda, MgSO4 günde 12 mg/kg ( 1 meq/kg )
iv veya 3-8 saatte bir 100 mg ( 8 meq ) im verilebilir. Tedavi sırasında refleksler sık
sık kontrol edilmeli, azaldığı fark edildiğinde tedavi kesilmelidir.
Asemptomatik tedavi : Dietle Mg desteği
yapılmalı, yetersiz kaldığı durumlarda, günde dört kez 250-500 mg sülfat, sitrat
veya oksit tuzları şeklinde Mg verilebilir. En sık görülen yan etki diaredir.
HİPERMAGNEZEMİ
Tanım : Plazma Mg düzeyinin 2.7
mg/dl’nin ( 2-3 meq/L ) üzerirde olmasıdır
Patofizyoloji: Normal şartlarda böbrekten
günde 5000 gr’dan daha fazla Mg atılabidiğinden hipermagnezemi oluşumu için, ya
birdenbire çok fazla Mg’un vücuda verilmiş olması veya GFR’nin oldukça
baskılanmış olması gerekir
Hipermagnezemi nedenleri:
Magnezyum yükü
İntravenöz Mg ( Pre-eklemsi, eklemsi
tedavisi )
Oral Mg ( antasitler, laksatifler )
Azalmış GFR
Parankimal böbrek hastalıkları (
Glomerulonefropatiler, TIN )
Fonksiyonel
ABY
Hipovolemi
SEMPTOMLAR :
Nöromüsküler ; - Letarji, bulantı.
Kardiyovasküler ; -Hipotansiyon
- Konfüzyon, koma - Aritmi
-Reflekslerin azalması - Kardiyak arrest
(> 15mg/dl)
-Kas güçsüzlüğü
TANI : Serum Mg değeri 2.7
mg/dl’nin üzerindedir.
İdrar Mg değeri ayırıcı tanıda
önemlidir
TEDAVİ :TEDAVİ :Acil : Kalsiyum glukonat,
15 mg Ca/kg IV
Asemptomatik tedavi : -Mg içeren besin ve
antiasitler kesilir.
-Ekstraselüler hacim genitletilmesi
-Lup diüretiklerinin verilmesi
-Hemodializ
VİTAMİNLER
Küçük miktarlarda aktif olan
besinlerdir. Sağlıkta ve hastalıkta çok önemli olaylara ko-faktörlük ederler.
Sağlıklı bir insanın günlük vitamin ihtiyaçları bellidir. Ancak ciddi hastalık
durumunda gerekli olan miktarlar henüz tam olarak belirlenememiştir. Herhangi bir TPN
rejiminde mutlaka bulunmaları gerekir
Yetitkinlerde Günlük Vitamin
Gereksinimleri
ORAL IV Özel gereksinimler
Vitamin A---------- 3300 IU
--------------3300IU-------------5000+IU ( ciddi enf. )
Vitamin D---------- 400 IU
--------------200 IU
Vitamin C---------- 60 mg --------------100
mg
Vitamin B12------- 2 mk-g -------------- 5
mk-g
Vitamin K---------- 80 mk-g ------------ (
10 mg sc haftalık )
Biotin -------------- 100 mk-g
-------------- -60 mk-g
Pantotenik asit----- 7 mg ------------ 15
mg
Folik asit ----------- 0.2 mg
-------------- 0.4 mg -------------- 5 mg ( trombositopeni )
Pridoksin------------ 2 mg ------------- 4
mg
Tiamin -------------- 1.5 mg
--------------- 3 mg ---------------- 50 mg (Alkoliklerde )
Riboflavin ---------- 1.8 mg
--------------- 3.6 mg
Niasin -------------- 20 mg ---------------
40 mg
A VİTAMİNİ
Epitelyal yüzeylerin bütünlüğü ve
retinal pigmentin sentezi için gereklidir Ayrıca enfeksiyonlara karşı korunmada
önemlidir. Yağda eriyen bir vitamindir ve karaciğerde depo edilir. Bu nedenle plazma
vit A seviyesi iyi bir gösterge değildir. Enfeksiyon nedeniyle kaybedilmiş hastaların
% 18- 35’inde KC’de VitA eksikliği saptanmıştır. Başka bir çalışmada ise ciddi
enfeksiyonu olan hastaların % 30- 92’sinde plazma Vit A seviyesi düşük bulunmuştur.
Birçok randomize, prospektif, klinik
çalışmanın sonuçlarına göre, kızamık veya başka bir enfeksiyonu olan çocuklara
Vit A verilerek mortalitede hemen hemen % 50'’e varan azalma sağlanabilmiştir
Uzun süre TPN uygulanan hastalara 2500
IU/gün verilmesi, birkaç yıl süreyle, normal dolaşım seviyelerini devam ettirir. Bu
hastaların çoğunda ciddi sepsis epizoduna rağmen, plazma A vitamini seviyesinde
düşme saptanmamış ve enfeksiyon tedavisinde de bir güçlükle
karşılaşılmamıştır.
C VİTAMİNİ
Güçlü redükte edici bir ajandır.Redoks
reaksiyonları, kollajen sentezi ve normal immün fonksiyonlar için gereklidir.
Yetersizliği durumunda, deride
perifoliküler kanama, gingivitis ve enfeksiyonlarla seyreden skorbüt sendromu
görülür. Çocuklarda, subperiostal hemoraji görülebilir.
TPN uygulanan hastalar, 300 - 500 mg
/gün’lük uygulama, bu vitaminin normal kan seviyelerini devam ettirir.
D VİTAMİNİ
Uzun süreli TPN uygulanan hastalarda, 250
IU D vitamini verilmesi, bu vitaminin bir metaboliti olan 25-hidroksikolekalsiferolün
normal plazma seviyesini devam ettirir. Bununla birlikte, uzun süreli TPN uygulanan
hastalarda, kemik ağrıları ve kırıkları ile seyreden hiperkalsiüri, inttermittan
hiperkalsemi ve osteomalazi sendromu gösterilmiştir. O vitamini verilmemesi ile bu
klinik tabloların iyileştiği görülmüştür. Bu nedenle TPN uygulanan hastalarda D
vitamini uygulanması önerilmez. Bu hastaların, normal vit D seviyelerini sürdürmeleri
için, doğal kaynaklardan yararlanmaları sağlanmaya çalışılmalıdır.
E VİTAMİNİ
E vitamininin önerilen günlük
alınımı, peroral 50-200 IU, iv 10 IU alfa-tokoferoldür. E vitamini yetersizliği lipit
peroksidasyonunu arttırır.
Selenyum ile vitamin E arasındaki
fonksiyonel ilişki nedeniyle, TPN uygulunun hastalarda gerekli vit. E miktarı, dietle
alınması gerekenin beş mislidir. Bu durum, uygulama sırasında TPN solüsyonlarına
selenyum ilave edilmemesine bağlı olabilir.
Parenteral solüsyonlarda, vitamin E’nin
temel kaynağı sıklıkla yağ emülsiyonlarından sağlanır.Vitamin E, hepsi farklı
antioksidan özelliklere sahip bir seri tokoferolden oluşur.Biyolojik olarak en aktif
formu olan alfa- tokoferol, yağ emülsiyonlarında mevcut olan vit E’nin yaklaşık %
10’udur.
K VİTAMİNİ
Koagülasyonda rol alan Faktör 2, 7, 9,
10, protein C ve Protein S’in sentezinde kofaktördür. Eksikliği kanamaya eğilimi
artırır.
Yapılan bir çalışmada,
antibiyotiklerin, özellikle sefalosporinin, TPN uygulanan hastalarda, vit K fonksiyonunu
bozabileceği gösterilmiştir.
Vitamin K genellikle, haftada bir kez, 10
mg subkütanöz yolla veya doğrudan TPN solüsyonları içine ilave edilerek verilir.
TİAMİN
Piruvat gibi alfa- ketoasitlerin
metabolizması içingerekli olan, kokarboksilaz enzim kompleksinin bütünleyici bir
parçasıdır.
Nöronlar gibi, bir enerji substratı
olarak tümüyle karbonhidratlara bağımlı olan hücreler bu vitamine gereksinim
duyarlar ve tiamin eksikliğinden özellikle zarar görürler. Eksikliğinde polinöritis
gelişir.
Tiamin gereksinimi, alınan her 1000
kCal’lik enerji için 1 mg civarındadır. TPN uygulanan hastalarda 5 mg/gün’lük doz
yeterlidir.
Tiamin eksikliğinde glukoz, Krebs
siklüsüne giremez ve laktik asidoz olarak birikir.
RİBOFLAVİN
Redoks sisteminde hidrojen transferi için
gerekli olan FMN ve FAD koenzimlerinin bir komponentidir.Yetersizliği fotofobi, glossit,
şelozis ve özellikle anogenital bölgede inflamasyon ve kaşıntı oluşturur,
TPN uygulanan hastalarda, 5 mg/gün
önerilmektedir.
NİASİN
Dehidrojenasyon reaksiyonlarında
kullanılan NAD ve NADP’nin bir komponentidir.
Yokluğunda koyu kırmızı eritem, derinin
pigmentasyonu ve çatlaması, glossit, stomatit ve diare ile karakterli Pelegra sendromu
gelitir.
Uzun süre TPN uygulanan hastalara 50
mg/gün önerilmektedir.
PENTOTENİK ASİT
Koenzim A’nın bir komponentidir.
Yetersizliği yorgunluk, mental bozukluklar,parestezi ve epigastrik rahatsızlık hissi
ile sonuçlanır.TPN uygulamasında doz 50 mg/gün’dür.
PRİDOKSİN
Dekarboksilasyon, transaminasyon ve
dehidroksilasyon reaksiyonlarında koenzim olarak görev yapar. Yetersizlik semptomları,
dermatit, intertrigo, sebore, irritabilite, sommolans ve nöropatidir. TPN
uygulamalarında 5 mg/gün’lük doz yeterlidir.
FOLİK ASİT VE VİTAMİN B12
Nükleik asit sentezinde önemlidirler.
Yetersizliği megaloblastik anemi ve glossite yol açar. Önerilen parenteral dozlar,
folik asit için 600 mikro-gr/gün ve vitamin B12 için 12 mikro-gr/gün’dür.
|