(Antidepresanlar, Benzodiazepinler,
Opioidler)
- Prof. Dr. Hasan Akman
- Dr. Soner Çitil
ANTİDEPRESANLAR
İlaç over dozu nedeni ile yoğun bakım
şartlarında tedavi gerektiren durumların majör komponentini siklik antidepresanlar
oluşturmaktadır. Bu suisit girişim yada ilaç over dozu ile gerçekleşir. Over doz
halinde ciddi ve dominant etki SSS (Santral sinir sistemi) ve kardiyovasküler sistemde
olur.
Over dozun tedavisi direk olarak ilacın
kesilmesi, toksisite sonucu olası komplikasyonların tedavisinin yönetilmesidir. Siklik
antidepresanlar ile zehirlenmelerin antidotu yoktur.
Tarihçe ve son zamanlardaki kullanım :
19.yy. sonuna doğru iminodibenzilin
sentezi yapılmış. 1940’larda derivelerinin farmakolojisi incelenmiştir.
Antihistaminik, sedatif, analjezik ve anti parkinson tedavi amaçlı kullanılmak üzere
dizayn edilmiştir. İmipramin ilk sentez edilen dibenzazipindir ve fenotiazin
derivesidir, nöroleptik bir ajan olarak etkisizdir. 1950’lerin geç döneminde duygu
durum düzenleyicisi olarak bulunmuştur. Endojen depresyonda imipramin ve benzer
türevleri doktorlar tarafından hala kullanılmaktadır. Siklik antidepresanlar aynı
zamanda çocuklarda (imipramin) enüreziste, migren ağrılarını gidermek için
(özellikle seratonerjik etkili siklik antidepresanlar), kronik ağrı tedavisinde, son
zamanlarda kokain detoksifikasyonunda kullanılmaktadır.
Elde edilebilir formları ve
farmakolojisi:
Klasik olarak siklik antidepresanlar 7
halkalı terminal nitrojen içeren tersiyer amin ya da sekonder aminden oluşur.
Tersier aminler; amitriptilin, imipramin,
doksepin, trimipramin, kloripramin.
Sekonder aminler; desipramin, protriptilin,
nortriptilin.
Santral 7 halkalı zincir içeren
heterosiklik oluşumunu içeren iki dibenzoksazepinler; loksapin ve onun demetile
metaboliti olan amoksapin’dir. Maprotilin ise ABD’de bulunan tetrasiklik
dibenzobisiklooktadiendir. Bisiklik içerikliler, örneğin viloksazin ABD dışında
bulunur.
Trazadone farmakolojik ve striktürel
yapıyla diğer siklik antidepresanlardan ayrılan triazolopiridin türevidir. ABD’de
fluoksetin içeren antidepresanlar vardır. Bunlarda fenilpropilamid, bupropion ve
ürisiklik fenilamino keton içerir.
Tüm siklik antidepresanlar oral olarak
kullanılabilir. . İmipramin ve amitriptilin intramüsküler olarak uygulanabilir.
Farmakoloji ve farmakokiretik:
Terapotik dozlarda tüm siklik
antidepresanların etkileri genelde benzerdir. Farmakolojik farklılıkları gözardı
edilebilir Siklik antidepresanlar nörotransmitter reseptör blokeri gibi davranırlar
(histamin, dopamin, ACTH, seratonin, norepinefrin gibi ). Nörotransmitterler biyolojik
aminlerin reuptaki’ni inhibe ederler ve kinidin benzeri membran stabilizasyon etkisi
oluştururlar. AV blok yapabilir, (-) inotrop gibi davranabilirler.
Santral sinir sisitemi etkileri hem membran
etkisiyle hem de biyojen aminler üzerinden gerçekleşir.
Terapotik dozlarda oral alınınca iyi
absorbe edilirler ve pik serum seviyesine 2-6 saatte ulaşırlar. Over doz halinde GIS
emilimi bu ilaçların antikolinerjik ve antihistaminik etkilerinden dolayı gecikebilir.
Metabolizması küçük enterohepatik sirkülasyonu KC de olmaktadır. Bazı siklik
antidepresanların aktif metabolitleri mevcuttur. Volüm dağılımları geniştir.
Eliminasyon yarı ömürleri 8-30 saat arasındadır. Over doz halinde genellikle yarı
ömürleri uzar. Minimal olarak böbrekten de elimine edilirler. Serum preteinlerine
yoğun bir şekilde bağlanırlar. Bu proteinler özellikle; ?1 asit
glikoprotein yapıdadır. Bu bağlanma PH ya bağlı değişebilir.
Toksisite:
Siklik antidepresanlarla zehirlenmeler;
anormal bilinç durumu, konvülziyon, hipotansiyon, disritmi ve iletim anormallikleriyle
karakterizedir. Kas aktivitesindeki artış, konvülziyon ve otonomik disfonksiyona
bağlı hipertermi gözlenebilir.
Toksik etkilerinin çok sebepli olduğu
düşünülmektedir. Fakat hiç birisi tam olarak ortaya çıkarılamamıştır.
Çok miktarda siklik antidepresan alan
hastada genellikle hipotansiyon mevcuttur. Bunun etyolojisi açık değildir. Fakat
çeşitli mekanizmalar tartışılmaktadır. Reseptör blokajı vazodilatasyon ve otonomik
disfonksiyon ile sonlanır. Ek olarak biyojenik amin pompasının blokajı ile yeterli
uptake ve salınımı olmayan aktif metabolitler hipotansiyona katkıda bulunur.
Siklik antidepresonların over dozunun
SSS’ne etkileri belirgindir. Yeni siklik antidepresanların bu etkileri daha az
toksiktir. Epileptik nöbet ve mental durum değişikliğine yol açabilirler. Koma,
epilepsi ve myoklonusun etyolojisi çok açık değildir. Reseptör blokajı ve direk
membran etkisi bu bulgulara katkıda bulunabilir.
Disritmi ve iletim anormallikleri, siklik antidepresan over
dozlarında bizim için ipucu olabilir. Ventrikül myokard sistemi ve iletim sistemi
özellikle etkilenir. Siklik antidepresanlar sodyum kanallarına sodyum akışını bloke
ederek Faz O etkiler. Bu yavaş oksiyon potansiyeline, faz O’a ulaşmada yavaşlamaya
yol açar. Ventriküler iletim yavaşlamasıyla QRS komplexi genişler. Reentry
disritmilere yol açabilir. Çünkü Na kanalları bloke olduğundan Ca kanalları
myokardi eksite eder.
Myokard kaslarının tümü kontrakte
kalır. Depolaizasyon gecikir, Torsades de pointes ile sonuçlanan QT mesafesinde uzama
gözlenir. Toksisite kalp atım sayısıyla ilişkilidir. Zehirlenmiş hayvanlarda kalp
hızı artar sonuçta Vmax azalır ve ORS komplexi genişler.
B blokörler ile kalp hızı azalabilir,
iletim gecikebilir. İrreversible hipotansiyon izlenebilir.
Faz O daki Vmax’ın azalması PH’ya
duyarlıdır. Molar sodyumlaktat ile alkalinizasyon veya hipervertilasyon aksiyon
potonsiyeli (Vmax)’ın büyüklüğünü arttırır. Sodyumun extrasellüler
konsantrasyonunun deneysel olarak arttırıldığı durumlarda benzer sonuçlar elde
edilmiştir. Bu çalışmalar ayrıca PH azalmasının iletim anomalliklerini
arttırdığını göstermiştir. Alkaloz ve ekstrasellüler Na düzeyinin birarada
artması daha etkili bir düzelme sağlayacaktır. Hayvan çalışmalarında lidokain
infüzyonunun otomasite ve ektopiyi azalttığı görülmüştür. Alkali PH’da ?1
asid glikopreteinlere siklik antidepresanların bağlanımı artar. Hayvanlarda serum
bağlayıcı proteinlerinin artmasının herhangi bir yararı görülmemiştir.
Sunum:
Siklik antidepresanların over dozunun
semptomlarının yerleşimi hızlı olur. Overdozdan ölen hastaların çoğunun 1
gr’dan daha fazla aldığı görülmüştür.
Majör bulgular ve semptomlar ilaç
alımından yaklaşık 6 saat sonra ortaya çıkar. İlk 24 saatte hipoksik kalmayan
hastanın genellikle survey iyi olur. Toksisitenin ilerlemesi hızlı ve tahmin
edilemeyecek ölçüdedir. Hasta uyanıklıktan konvülziyona, hipotansiyona ve disritmiye
1 saat içinde geçebilir.
Vital bulgularda; taşikardi beraberinde
eğer beta bloker alıyorsa (özellikle yaşlılar) veya iletim anomalilikleri
başlamışsa brakikardisi olabilir.
Siklikantidepresanlardan majör
antikolinerjik etkileri olmayan örneğin, tradazon’da anlamlı bir taşikardi
olmayabilir.
Başlangıç kan basıncı orta derecede
Hipertansif olabilir. Fakat hızlı bir şekilde normotansif ve hipotansif hale geçer.
Solunum sayısı ve vücut ısısı artmıştır. Myoklonus ve konvülziyon mevcutsa ciddi
hipertermi gözlenebilir.
Belirgin antikolinerjik etkisi olan
ajanlarda midriazis, üriner, retansiyon, ileus ve ciltte vazodilatasyon gözlenir.
Toksisitenin ciddiyeti ilerleyebilir,
komaya gidebilir. Sindirilmiş ajanlarla hipotansiyon, konvülziyon, disritmi ve sonuç
olarak ölüm gelişebilir. Yeni ajanlar (trazadone, fluoksetin ve bupipropien) benzer
şeklilde kardiovasküler toksisite yapabilir. Bununla beraber buproprion terapotik
dozlarda konvülziyon oluşturabilir.
Maprotiline omoksapin ve loksapin’in CVS
toksisitesinden önce CNS toxisitesi görülebilir.
Mental durum değişikliği olmaksızın
kondiksiyon anomaliliği ve hipotansiyonunu her vakada oluşması pek beklenen bir durum
değildir.
Siklikantidepresanların indüklediği
konvülziyonlar genelde basittir Fakat status epileptikus ile sonuçlanabilir. Bu
genellikle fazla sindirim veya amoksapine ve loksapinin over dozunda görülür. Status
epipeptikus tedaviye dirençli olabilir.
Terapotik dozda klasik siklikantidepresan
ile tedavi sırasında CVS toksisitesi gözlenebilir. EKG de orta dereceli sinüs
taşikardisi ve uzamış QT intervali saptanabilir.
Sinüs taşikardisi genellikle ilk
disritmididir. Toksisite artışı ile ventrikül taşikardisi izlenir. KVS toksisitesi
ilerledikçe sağ aks deviasyonu gelişir. Bunu genellikle repolarizasyon anomaliliği,
intraventriküler iletim gecikmesi, ventriküler disritmi, yüksek derecede a-v blok
bradikardi ve asistoli izler.
Bu ajanlarla tedavi sırasında sağ aks
deviasyonu bulguları varlığına dikkat edilmelidir
EK GÖZLEMLER
Siklikantidepresan alan hastalarda sekonder
komplikasyonlar gözlenebilir. Bunlar nonkardioyenik pulmoner ödem aspirasyon pnömonisi
rabdomyoliz şeklindedir. Bazı hastalarda üriner retansiyon gelişebilir. Over dozun
antikolinerjik etkisi ile ileus oluşabilir. Bununla birlikte nadiren tardifdiskinezi,
nöroleptik malign sendrom yetersiz ADH sekresyon sendromu, gözlenebilir.
AYIRICI TANI
Çeşitli ilaçlar Siklikantidepresan over
dozunun oluşturduğu kliniği taklit edebilir. Ör: Antikolinejik ve antihistaminik
medikasyon çeşitli periferal bulgular gösterir. Ör: dilate pupil, GI hipomotilitesi
konfüzyon, konvülziyon. Fenotiazin alınımında da bir takım bulgular benzeyebilir. Bu
ilacı alanlarda QT aralığı uzar. Diğer ilaçlardan Tip I a antiaritmikler kinidin,
prokainamiad isopropamid) ve Tip Ic antiaritmikler (Flecanide, encainide ) QRS kompleksini
etkileyebilir. Hiperkalemi ve hipokalsemi QRS kompleksini genişletecektir. Hastada
hipokalsemi mevcutsa kas seğirmeleri ve myoklonus olacaktır. B Blokerler; özellikle
propranol aşırı dozda konvülziyon ve iletim anomaliliğine sebep olabilirler.
Yardımcı değerlendirmeler
Siklikantidepresan aşırı doz
alınımından şüphe edilen hastadan rütin kan analizi istenmelidir. Ayrıcı tanı
için tam kan sayımı yapılmalıdır. Siklikantidepresan over dozunda stress lokositoz
izlenebilir. Bu özellikle konvülziyon gelişmiş hastada mevcuttur. Elektrolit, BUN,
kreatinin ve glikoz seviyesi anyon açığıda dikkat edilerek incelenmelidir.
Rabdomiyoliz olduğu için, özellikle konvülziyonda varsa kreatin kinaz seviyesi
izlenmelidir. Sık arteriel kan gazı değerlendirilmesi non kardiak pulmoner ödem ve
asidoz değerlendirimi için önem arz eder.
İdrar tetkiki rabdomiyoliz ve olası
mıyoglobülinüri renal yetmezlik için yol gösterici olabilir. Sık EKG çekimi
önemlidir ve hastanın klinik durumundaki her hangi bir değişiklikte mutlaka
tekrarlanmalıdır.
Nonkardiak pulmoner ödem açısından;
takipte AC grafisi önemlidir.
Total trisiklik dozu 1000 ng/ml ise
anlamlı bir toksisite vardır. Toksisite ile ilaç seviyesi arasında minimal bir ilişki
vardır. Bir değer saptandıktan sonra klinik düzelme görülmedikçe tekrar serum
seviyesi ölçümüne gerek yoktur.
Toksikolojik araştırma yapılmalı ve
asetaminofen seviyesi her zaman kontrol edilmelidir.
Tedavi
Siklikantidepresan alan hasta acil olarak
değerlendirilmeli ve stabilize edilmelidir. Uyanık 6 saatlik sürekli EKG
monitorizasyona rağmen ve hastaya oral olarak aktif kömür verilmelidir. Eğer hasta
asemptomatikse ve klasik siklikantidepresan almışsa (amitriptılin, ımipramin,
desipramin, nortiriptilin doksepin ve maprotilin) tedavi yeterli kabul edilebilir.
Gastrik dekontaminasyon yalnızca gastrik
lavajla yapılmalıdır. İpeka ile kusturma kontrendikedir. Çünkü Siklikantidepresan
aşırı dozu alımı halinde İpeka verilir ise önceden tahmin edilemeyen ve hızlı
komaya gidiş gelişir. 1 mg/kg Aktif kömür uygulanmalıdır. Hastanın mental durumu
değişmiş ise 25-50 mg dekstroz (0.5-1.0mg/kg) 2 mg naloksan ve 100 mg thiamin
intravenöz olarak verilmelidir.
Bazı Siklikantidepresanların küçük
enterohepatik sirkülasyonu olduğundan 4 saatte bir ek aktif komür 2 kez verilmelidir.
Siklikantidepresan toksisitesini azaltmada hemodiyalizin bir etkisi olmamaktadır.
Tedavi destekleyicidir. Basit yada yaygın
konvülziyonlar yeterli dozda benzodiazepin ile tedavi edilmelidir. Konvülziyonları
tekrarlayabileceği için ek olarak anti konvülzan eklemek gerekebilir.
Hipertermi ve rabdomiyolizi önlemek için
status epileptikus daha agresif tedavi edilmelidir. Asidoz halinde kardiak toksisite
arttığından asidoz önlenmelidir.
Status epileptikus yüksek dozda
benzodiazepin ile tedavi edilmelidir. (ör/30.50 mg diazepam). Bazı otörler bu
hastaların nondepolarizan kısa etkili ör/ vekuronyum gibi bir ajanla paralizi
sağlanmasını tercih etmektedir.
Bu hipertermi ve asidoz gelişimini
azaltarak hastanın kötüleşmesini azaltır. Sürekli EEG monitorizasyonu mümkün ise
uygulanalabilir. Eğer konvülziyonlar devam ediyorsa ek noromüsküler blokaj veya
antikonvülzan verilmeli gerekirse genel anestezi uygulanmalıdır. Otörler hızlı bir
şekilde fenobarbital veya tiopental (3-5 mg/kg) önermektedir.
Siklikantidepresan over dozu ile
hipotansiyon genellikle izlenir. Öncelikle bu sıvı replesmanı ile tedavi edilmelidir.
Çünkü birçok hipo tansif hasta asidoz yada anormal iletime sahip olabilir.
Bikarbonatlı solüsyonlarla sıvı resüstasyonu sağlanabilir ve hasta alkalinize
edilebilir. 1000 ml % 5 Dekstroz 100-150 mEq NaHCO3 konmalı, serum K yüksek
değil ise K eklenebilir.
Sıvı verilmesi CVP ,arter basıncı ve
Swanganz monitorizasyonuna göre verilmelidir. Bu da yaklaşık olarak 200-300 ml/h
miktarındadır.
İnotrop tedavide indirek etkili olan
dopamin direk etkili ajan olan Nörepinefrinden daha iyi sonuç verir. Eğer hipotansiyon
refrakter ise indirek etkili dobutamin gibi inotropik ajanlar eklenebilir.
Sodyum bikarbonat infüzyonuna
hiperventilasyon eklenimi yalnız başına kullanımlarından daha efektif sonuçlar verir
.
İki model kombinasyonu arterial CO2’nin
24-26 mm/hg civarında tutulması ile serebral vazokonstriksiyonu önler. (eğer serum Na
değeri normal sınırlarda korunabiliyorsa). Optimal ph 7.45 ile 7.55 olmalıdır. Eğer
ventrikül aritmileri alkalinizasyona yanıt vermiyorsa lidokain uygulanılmalıdır.
Hayvan çalışmalarında propranolun
iletimi düzelttiğini fakat hipotansiyona neden olduğu gözlenmiştir. 1a ve Ic tipinde
antiaritmikter kontrendikedir. Çünkü kardiak toksisiteyi arttırırlar bu durumda
bretilyum kullanımı ile ilgil fazla veri yoktur.
Magnezyum potansiyel olarak yararlıda olsa
veri yoktur.
Prognoz
Majör komplikasyon olmaksızın 24 saat
yaşayan hasta (ör/ hipoksi, uzamış konvülziyon, asidoz varlığı ve hipertermi)
genelde iyi sonuçlanır.
Çoğu hasta 24 saatte düzelme
eğilimindedir. Kardiak fonksiyon düzelince pH alkanizasyonu azaltılmalı pH normal
sınırlara getirilmelidir.
Alkalinizasyon olmaksızın EKG normal ise
bunlara ek olarak 12-24 saat uyanıklılık sağlanarak hasta monitorize edilmelidir.
Taburcudan önce psikiyatri konsültasyonu
yaptırılmalıdır.
Karşıt görüşler
Fenitoin:
Fenitoinin kullanımı son zamanlarda
tartışmalı hale gelmiştir. Bu ilaç kardiak iletim ve konvülziyonların tedavisinde
kullanılır hale gelmiştir.
Son çalışmalar fenitoinin kardiak
iletimi bir noktada artırdığı ettiği göstermektedir. Ventriküler taşikardi
insidansını artırır ve kötüleştirebilir Antikonvilzan olarak kullanımına ilişkin
bilgiler açık değildir. Bazı çalışmalarda yararlı bulunmuş, bazılarında
yeterliliği sorgulanmıştır. Yıllarca bu amaçla kullanılmıştır.
FİZOSTİGMİN
Bir Kolinesteraz inhibitörüdür.
Reseptör bölgesinde ACTH artışı antikolinerjik etki ile oluşan taşikardi ve bilinç
değişikliğini önler. Bradikardi yapabilir ve bir Karbomat gibi konvilzyonu presipite
edebilir. Kullanımı önerilmemektedir.
Proflaktik alkalinizasyon
Profilaktik kullanımı ile ilgili
çalışma yapılmamıştır. Alkalinizasyon hiperosmalite, serebral vazokonstriksiyon ve
iyonize Ca azalmasına neden olabilir. Eğer endike değil ise uygulanmamalıdır.
Yeni gelişmeler
- Geleneksel tedavinin yetersiz olduğu hastalara mekanik
sirkülatuar destek amaçlı ör/ intra aortik balon pompa, yada parsiyel kardiak bypas
faydalı olabilir.
- İmmunoterapi: Fab fragmanları siklikantidepresanlar için
geliştirilmektedir. Bunlar serbest fragmanlardır ve ilaca bağlanma eğilimindedir.
OPİOİD OVERDOZU
Opioidler ve opioid benzeri ajanlar SSS
reseptörlerle etkileşime girerek analjezik, öforik ve sedatif etkide bulunurlar. Martin
ve arkadaşlarının yaptığı hayvan deneylerinde Mü reseptörlerinin uyarılması
miyozis analjezi öfori ve respiratuar depresyon, K reseptörlerinin uyarımı ile
analjezi ve sedasyon Sigma reseptörlerinin aktivasyonu ile de disfori, illüzyon ve
pisikojenik etkiler izlenmiştir.
FARMAKOKINETİK VE FARMAKODİNAMİK
Çeşitli yerlerden uygulamada olduğu
gibi (ör/ nazalmukoza pulmoner kapiller,im, SC) oral yoldan da iyi absorbe edilirler.
Analjezi genellikle enjeksiyonu takiben 15-30 dk içerisinde başlar ve pik plazma
seviyesinde genelde terapotik doz veriminden 1-2 saat sonra ulaşır. Bununla beraber,
toksik dozda alımı halinde pilor spazmı gelişebilir ve peristaltizm azalmasına
bağlı emilim süresi uzar.
Terapotik ve toksik seviye opioidler için
kolaylıkla belirlenemez bu nedenle tedavide pek fazla yeri yoktur.
Bütün opioidler hepatik
biyotransformasyona uğrarlar. ( hidroksilasyon demetilasyon, glukoronid konjugasyon yolu
ile )
Büyük bir kısmı KC de metabolize olan
bu ajanların küçük bir kısmıda idrarla değişmeden atılır.
Bazı opiodlerin metobolitleri de aktiftir.
OPİOİDLERİN FİZYOLOJİK VE
PATAFİZYOLOJİK ETKİLERİ:
Genelde, ilaçlar opioid yada opiod benzeri
ilaçlar diye adlandırılır.
SSS etkileri
Terapotik dozlarda (5-10mg) morfin
uygulanımı ile analjezi, (genelde bilinç kaybı olmaksızın), uykusuzluk , duygu
durumunda değişme, bazen disfori (öforiden daha baskın), orta dereceli anksiyete
(bazen korku atağı ile sonuçlanabilir). Bulantı sık ama kusma azdır.
Doz arttıkça bu etkilerde artar. Analjezi
güçlenir uykusuzluk ve letarji uyuklamaya doğru ilerler. Respiratuar depresyon etkileri
belirginleşir.
Motor inkoordinasyon ve konuşma
güçlüğü olur.
Mekanizması bilinmemekle birlikte morfin
ve benzerleri mıyozis yaparlar. Bu patognomik bir bulgudur.
Solunum sistemi etkileri
Solunum depresyonu yaparlar. Solunum
merkezini direkt olarak etkilerler. Solunum sayısı ve derinliği azalır, kangazları
genelde alveoler hipoventilasyon varlığını yansıtır. PaCO2 artar PaO2 azalır. PCO2
‘nin pontın ve meduller etkiye bağlı olduğu düşünülmektedir. Morfin
uygulanımını takiben pik respiratuar depresyon etkisi genelde 7 dakikada başlar. Eğer
ilaç im verilmişse bu etki başlangıcı 30 dakikaya kadar uzayabilir. Normal CO2
duyarlılığı genellikle 2-3 saat içinde dönsede terapotik dozlarda bazen bu etki
için 4-5 saat gerekebilir.
CVS etkileri
Terapotik dozda opioidlerin CVS’de kalp
hızı ritmi ve TA üzerine olan etkisi çok azdır.
Toxik dozda uygulanımını takiben
başlangıçta kan basıncı devam ettirilse de daha sonra muhtemelen hipoksi sonucunda
hipotansiyon gözlenir. Morfinin terapotik dozlarında solunum depresyonu ve CO2
retansiyonunun yol açtığı serebral vazodilatasyon gelişmedikçe serebral
sirkulasyonda değişiklik izlenmez.
GİS etkileri
Morfin ve benzer ajanlar GI sistem
motitilesini azaltırlar. Mideden duedonuma gastrik içerik geçirimini 12 saate
çıkarırlar. İnce barsakların e kontraksiyonlarını azaltırlar. Yüksek dozda
alındıklarında absorbsiyon fazları anlamlı bir şekilde uzar.
Semisentetik ve Sentetik Opraidler
Eroin: Morfinin diasetilasyonu ile
üretilir. Analjezi bakımından morfinden güçlüdür.
Sokak satılımı ile elde edilebilir.
Konsantrasyonları değişik olabilir (%5 - %90 oranında ). Fatalite, kronik kullanımda
genelde değişik içerikli bir eroinin kullanımını takiben olmaktadır.
Fizyolojik etkileri morfine benzer. 10 mg
lık IV dozu kullanıcı olmayan bir erişkinde miyozis, uykusuzluk hali, solunum
depresyonu, kalp atım hızında hafif azalma, TA’de düşme, vücut sıcaklığında
azalmaya yol açar. İntranazal ve İv olarak alınabilir diğer ajanlarla kötü
kullanımı bir arada olabilir. (Ör; Amfetamin veya Kokain ile birlikte).
Kişisel farklılıklardan dolayı toksik
dozu belirlemek zor olabilir. Uzun süren etkinin büyük bir bölümü metabolitleri olan
6- monoasetil morfin ve morfine bağlıdır.
Başlangıçta KC ve plazmada deasetile
edilirler. Morfin diasetil morfin ve 6 MAM konjugatı şeklinde renal olarak
atılabilirler.
Öldürücü dozları Morfin serum seviyesi
ölçülerek rapor edilmiştir. (0.1 -1.8 mikroram/ ml).
Kodein
Metilmorfin de denilen Kodein genellikle
antitüsif ve analjezik olarak reçete edilirler. Genelde aspirin veya asetominofen
içeren bileşkeler halinde bulunurlar.
Fatal alım nadirdir. Yaşadışı
kullanımı ve bağımlılığı tespit edilmiştir. SSS etkisi morfine benzer fakat onun
kadar güçlü değildir.
Over dozundan morfin ve eroine göre
belirgin olan bulgusu hiperirritabilitedir ve sutupor veya derilyuma neden olabilir.
120 mg’lik bir doz İM kodeinin, 10 mg
morfine eşdeğer analjezik etkisi vardır. Oral yoldan hızlı ve efektif bir şekilde
absorbe olur, terapötik dozun 45. Dakikası ile 1. saati arasında plazma pik seviyesine
ulaşır. Kodein fosfatın 750 ile 900 ml arasındaki dozları akut eroin overdose’ına
benzer semptomlar oluşturur. Tahmini letal doz 800 mg’dır. ve serum kodein seviyesi
0.14-4.8 mg/100 ml civarıdır. 15 mg/kg’lık doz çocuklar tarafından tolere edilse de
5 mg/kg ciddi solunum depresyonu oluşturabilir.
Atılımın en önemli yolları metabolizma
ve karaciğer konjugasyonudur, yaklaşık %10’u morfine metabolize olur. Kodein
alınmasından 24-72 saat sonra idrarda kodein ve morfin aranabilir. Yaklaşık 96 saat
sonra idrarda kodein ve morfin aranabilir. Yaklaşık 96 saat sonra idrarda sadece morfin
bulunur. Kodein ve glutetimid ile kombine edilmiş sokak eroini, yüksek sayıda
ölümlerden sorumlu tutulmaktadır.
OKSİKODON
Kodeinin daha potent bir semisentetik
analoğudur. Saf halde veya aspirin ya da asetaminofen ile kombinasyon halinde
preparatları vardır. Oksikodonun 10-15 mg’lık dozları 10 mg morfinin analjezik
etkisine sahiptir. Terapötik doz sonrası oksikodon kan seviyesi açıkça ölçülebilir
ve majör metaboliti noroksikodon idrarda bulunur. Oksikodonun suistimal potansiyelinin
anlamlı olduğu düşünülür ve akut alınmasından sonraki klinik belirtiler,
kodeininkine benzerdir.
HİDROMORFON
Parenteral veya oral verilsin,
hidromorfonun overdozu diğer ajanlar gibi karakteristik opioid sendromu ile sonuçlanır.
Morfin, kodein ve metadonla karşılaştırıldığında solunum depresyonu-hipotansiyon
ve komanın anlamlı yüksek insidansı rapor edilmiştir ve diğer parenteral
narkotiklerle karşılaştırıldığında daha yüksek toksisite potansiyeli olduğu
düşünülmektedir.
FENTANYL
Fenilpiperidin sınıfından sentetik bir
opioiddir ve morfinden yaklaşık 200 kat daha potenttir. Kanuni kullanımı hemen hemen
sadece anestezi ile sınırlanmıştır ve sık olarak hastane personelinin suistimali ile
karşılaşılmaktadır.
FENTANYL DERİVELERİ
Kimyasal yapının manipülasyonu ile
alfametil-fentanyl (China White), 3-metil fentanil ve paraflorofentanil üretilmiştir ve
eroin yerine sokaklara dağıtılmıştır. Bu ajanlar 200 ile 3000 kez eroinden daha
potenttir. Sadece 3-metil fentanil’den 100’den fazla ölüm rapor edilmiştir
(özellikle dozaj ölçümlerindeki minör hatalar sonucunda), bu bileşikler devlet
otoriteleri tarafından araştırıldığında potensleri morfinden 6000 kez fazla olan
alfametilasetilfentanil, alfametilfentanil akrilat ve benzilfetanil sentez edilmiştir.
MEPERİDİN
Fenilpiperidin sınıfının sentetik bir
üyesidir ve kimyasal olarak geleneksel opioidlere benzemez. Parenteral yolla
verildiğinde (80-100 mg arası 10 mg morfine eşdeğer) güçlü analjezik özelliklere
sahip olduğu düşünülse de, oral yolla verildiğinde etkisi iki kat fazla olmaktadır.
Tıbbi personel tarafından suistimali sıktır, ancak meperidin zehirlenmesi veya
fatalitesi ile birkaç vaka rapor edilmiştir. Morfin ile eş analjezik dozu aynı
derecede sedasyon ve öföri yaratmaktadır, fakat meperidin disförik ve hallusinojik
epizotlara daha meyillidir ve toksik dozları ile SSS eksitasyonu, tremor, kas seyirmesi,
midriyazis ve konvülsiyonlar görülebilir. İntravenöz enjeksiyondan 1 dakika sonra
plazma pik seviyesine ulaşır (oral alımdan 1-2 saat, İM enjeksiyondan 30 dk sonra).
Morfine oranla etki süresi kısadır (2-4 saat)
Meperidin özellikle N-demetilasyon yoluyla
normeperidin’e metabolize olur; bunun analjezik ve öförik potensi yaklaşık
meperidinin yarısıdır; fakat konvülzon özellikleri iki kat fazladır. Heparidin over
dozu veya suistimali ile birlikte rapor edilen konvülsiyonlar, normeperidinin birikmesine
ve uzamış eliminasyonuna (yarı ömrü 14-21 saat) bağlanmıştır. Tekrarlayan
meperidin suistimali veya yüksek dozlarda akut alınması normeperidin/meperidin
oranının yükselmesi ile sonuçlanır ve miks stupor ve konvülsiyonlardan oluşan bir
tablo üretir. Meperidin ve normeperidin, serum ve idrarda bulunur. Atılımı öncelikle
böbrek yoluyla konjuge metabolitler halinde olmaktadır.
MEPERİDİN DERİVELERİ
Meperidin, diğer bir seri potent sokak
homologunun da prototipidir. Metilfenil propiyonoksipiperidin (MPPP), meperidinin sentetik
bir analoğudur ve eroin yerine kullanılmıştır. Yeni bir gizli imalat da MPPP’nin
metilfenil tetrahidropiridin (MPTP) ile kontaminasyonudur. Bu bileşim, ilaç
bağımlıları arasında birkaç enjeksiyon sonrasında epidemik parkinsonizme yol
açmıştır. Yüzlerce bağımlının MPTP’ye maruz kaldığı ve bu irreversibl
hastalığın çeşitli derecelerine sahip olduğuna inanılmaktadır.
DİFENOKSİLAT
Güçlü konstipasyon etkisi olan bir
meperidin benzeridir. Kullanımı diare tedavisi ile sınırlanmıştır. Terapötik
dozlarda, bu ilaç morfin benzeri etkilerden yoksundur. Yüksek dozları (40-60 mg) tipik
opioid aktivitesi gösterir. Bu ilaç özellikle çocuklara toksiktir ½ tablet-6tablet
arasında ciddi toksisiteye yol açar. Çocuklarda 1.2 mg/kg’lık dozları dahi fatal
sonuçlanabilir. Difenoksilat (25 mg) 0.025 mg atropin sülfat ile formüle edilmiştir
(Lamotil) ve bu da overdozu sonrası opioid etkilerinden ek olarak, hafiften orta dereceye
kadar antikolinerjik aktivite ile sonuçlanır. Antikolinerjik etkiye bağlı GI
motilitenin azalmasıyla toksik alımdan doğan semptomlar 30 saate kadar uzayabilir.
Aynı sebeple, ilk prezentasyondan 24-36 saat sonra semptomlar tekrarlayabilir.
METADON
Metadon, potent analjezik etkileri olan
sentetik bir opioiddir. Sıklıkla detoksifikasyonda ve opioid bağımlılığının
idamesinde kullanılır. Birleşik Devletler’in çeşitli bölgelerinde akut opioid over
dozunun büyük kısmını oluşturur. Analjezik, sedatif, öforik ve solunum depresyonu
etkileri morfin analoğu dozlarına benzerdir. Tolere edemeyen erişkinde 40-50 mg’lık
dozları koma ve solunum depresyonu yaratabilir. Oral yoldan iyi absorbe olur ve plazma
pik düzeyine 2-4 saatte ulaşır ve pik etkisi 1-2 saatte olur. Etki süresinin
uzunluğuyla morfinden ayrılır. Yarı ömrü ortalama 25 saattir ve uzun süreli idame
tedavisinde etki süresi 52 saat olarak rapor edilmiştir. Bu da ciddi ve uzamış bir
sürece işaret eder (24-48 saat) (overdose sonrası). Metadon ve onun inaktif metaboliti
(N-demetilpirolidin) idrar ve plazmada bulunur.
PROPOKSİFEN
Metadona yapı olarak benzerdir. Bir
zamanlar Birleşik Devletler’de en yaygın kullanılan ilaçtı; halen hafif ve orta
dereceli ağrıda yaygın olarak kullanılmaktadır. Saf halde veya aspirin ya da
asetaminofen ile kombinasyon halinde bulunmaktadır. Göreceli olarak zararsız bir ajan
olarak görüldüğünden, propoksifen anlamlı morbidite ve mortalite ile sonuçlanan
çok sayıda toksic kullanıma maruz kalmıştır. Oral alımdan sonra hızlı absorbe
olur ve plazma pik düzeyine yaklaşık 1 saatte ulaşır. Overdozu takip eden klinik
süreci ciddi olabilir, konvülsiyonlar ve/veya solunum arresti gelişmesi (15-45 dk
içinde) ile progresyon gösterebilir. Plazma yarı ömrü yaklaşık 6-12 saattir.
Tersine aktif metaboliti nonpropoksifenin yarı ömrü 37 saat kadardır ve idrarda
atılan primer metabolittir. Norpropoksifenin uzun etki süresinin, toksik miktarlarda
alınımı sonrası uzamış süreçte rol oynadığı düşünülmektedir.
Akut yüksek dozda alınımı sonrası oluşan klinik
tablo, diğer opioidlere benzerdir. 180 mg’lık dozu, 60 mg’lık kodeine eşdeğer
solunum depresyonuna yol açar. Kronik bağımlılar 2600 mg/gün’lük dozu tolere
edebilirken, normal erişkinde 650-975 mg’I letal olabilmektedir. Fatal over dozda kan
seviyeleri 100 ml de 0.1-2.5 mg arasında değişmektedir. Opioid etkisine ek olarak,
propoksifen intoksikasyonu fokal ve jeneralize konvülsiyonlarla ilgilidir. Norpropoksifen
ve muhtemelen propoksifen, nonspesifik ST ve T anormallikleri, geniş QRS kompleksi,
idiyoventriküler ritm, bigemine ve dal bloğu oluşturarak, direkt kardiyotoksik etkili
gibi görünmektedir.
PENTAZOSİN
Benzomorfan sınıfından bir bileşiktir,
bağımlılık yapmayan veya az yapan bir analjezik bulma çalışması sonucunda ortaya
çıkan sentetik bir nonopioid analjeziktir. Buna rağmen pentazosin ilaç
bağımlılığıyla yoğun olarak ilgilidir. Genellikle anlamlı bir toksisiteye
sahiptir. Antihistaminik tripelenamin (Piri benzamin) ile kombinasyonu sonucu “T’s and
Blues” adıyla anılan bir sokak ürünü bulunmaktadır. Bu kombinasyonun akut
overdozunda, dispne, hiperirritabilite, hafiften orta dereceye kadar hipertansiyon ve
konvülsiyonlar gibi genel opioid intoksikasyonun klinik semptomları görülür. Bu
etkilerin, tripelenaminin dozuyla direkt olarak ilgili olduğuna inanılmaktadır.
Winthrop laboratuvarı yanlış kullanımını azaltmak için Ocak 1983’te oral tableti
reformüle edip, 0.5 mg Naloksan eklemişlerdir (Talwin-NX). Tahminen Naloksan, eğer
bileşik parenteral kullanıldıysa bütün opioid benzeri etkileri yok etmektedir ve
gerçekte opioid bağımlılarında geri çekilme reaksiyonu ile sonuçlanmaktadır.
Ancak, belirtilmelidir ki, pentazosinin etki süresi, naloksaninkini aşmaktadır ve
ertelenmiş solunum depresyonu ortaya çıkabilir. Tablet formu alındıysa naloksan
inaktif olarak geri çekilmektedir.
Pentazosin hem agonist hem de zayıf
antagonisttir. Morfinin 1/3’ü kadar analjezik potense sahiptir. Oral alındığında
pentazosin plazma pik seviyesine 1 saatte ulaşır ve yaygın olarak karaciğerde
metabolize olur. Ana bileşik ve metabolitleri idrar ve plazmada bulunur. Pentazosin
verilmesinin fizyolojik etkileri morfininkine benzerdir. 30-50 mg pentazosin, 10 mg
morfine eşit analjezik potense sahiptir. Anksiyete, disfori ve halusinasyonlar, diğer
opioidlere nazaran pentazosinle daha sık rapor edilmiştir.
OPİOİD OVERDOZUN KLİNİK BULGULARI
Koma, solunum depresyonu, miyozis ve
pulmoner ödem opioid intoksikasyonunun en önemli belirtileridir. Toksisitenin
magnitüdü, doza ve kişisel toleransa bağlıdır. Genelde overdoz sonrası, klinik
belirtiler benzerdir. Fakat bazı ajanlar arasında önemli farklılıklar vardır.
Aşırı alımlar genelde klinik sürecin uzaması ile sonuçlanır (GI motilitenin
azalması ile ilgili). Ciddi asidoz, hipoksi veya hipotansiyon yoksa, miyozis opioid
intoksikasyonunun evrensel bulgusu olarak değerlendirilmektedir. Eğer suçlu ajan
meperidin, difenoksilat-atropin (Lomotil) veya bir antikolinerjik ya da sempatomimetik
ilaç ile miks bir overdoz ise, midriyazis görülebilir. Benzer şekilde SSS depresyonu
opioid overdozu için patognomonik kabul edilmektedir, fakat kodein ve meperidin
intoksikasyonları SSS hiperiritabilitesine yol açmaktadır ve stupor ve deliryum ile
miks bir sendromla sonuçlanmaktadır. Meperidin ayrıca kas seyirmesi, spastisite ve
takipne bulguları verebilir.
Pulmoner ödem, opioid overdozunun klinik
sürecinde komplikasyon olarak ortaya çıkabilir ve özellikle eroin, kodein, metadon ve
propoksifen ile ilgilidir. Parenteral eroin sonrası 2 saat içinde, nazal alım sonrası
4 saat içinde veya anlamlı oral metadon alımı sonrası 24 saat içinde oluşabilir.
Başlangıçta çoğu hastada göğüs oskültasyonu temizdir. Arteryel kan gazlarında
genellikle orta dereceden şiddetliye kadar hipoksi ve hiperkapni ile miks respiratuvar ve
metabolik asidoz görülür. Akciğer grafisinde tipik bilateral alveoler infiltrasyon
(ara sıra unilateral) görülür ve eko bulguları genellikle pnömoni ile ilgilidir.
Eroin ile indüklenen pulmoner ödemde
normal kapiller wedge basınç ve hafifçe yükselen pulmoner arteryel basınç
görülür. Zıt olarak pentazosin intoksikasyonuyla sistemik, pulmoner arteryel, pulmoner
kapiller wedge basınçlarda, total periferik direnç gibi düşme görülür. Bu etkileri
geçici endojen katekolamin salınımının sonucu olduğu bilinir. Göğüs
röntgenogramında genellikle 24-48 saat arasında belirti gösterir. Bu zamanda
aspirasyon veya bakteriyel pnömoni, atelektazi, fibrosis, bronşiektazi, granülomatöz
hastalıklar ve pnömomediastinium belirtileri bulunabilir. Bunlar direk olarak
alveolo-kapiller membranın hasarı sonucu ARDS olarak adlandırılan bulguların
sonucudur.
Kaçak olarak üretilip karışım olarak
kullanılan opioidlerin uzun zamandan beridir güçlü pulmoner toksik etki yaptığı
bilinmektedir.
Mg trisilicate (talc)’in injeksiyonu
yaygın olarak küçük pulmoner arterlerde granülomatozis oluşumu sonucu pulmoner
hipertansiyon ve akut corpulmonale oluşur. Kronik kullanıcıların opioid
karışımlarını intravenöz yoldan kullanmaları dispne, hipoksi ve göğüs ritminde
multipl retikülonodüler infitrasyonların varlığının oluşumun da nedenidir:
- Pulmoner arteritis
- Pulmoner trombosis
- Pulmoner hipertansiyon
- Septik emboli
- AC absesi
- Bakteriyel pnömoni
- Aspirasyon pnömonisi
- Pulmoner ödem
- Atelektazi
- Respiratuvar arrest
Opioid intoksikasyonunda genellikle
nöbetler ve diğer fokal nörolojik işaretler yoktur. Konvülziyonların görünüşü;
beyin absesi veya subaraknoid kanamayı akla getirir. Fentanil, propoksifen, meperidin ve
pentazosinin kronik yüksek doz kullnımı prokonvülzif belirtilere neden olabilir.
Meperidinin indüklediği güçsüzlüğün normeperidin metabolitesinin birikmesinin
neden olduğuna inanılır ve sıkça kas güçsüzlüğü ilerler. Klasik tedaviye yanıt
süresi sınırlanır. Meperidin kullanımının kesilmesiyle bu durum düzelir.
Propoksifenin nöbetler ortaya çıkarması benzer şekildedir. Norproksifen birikimiyle
ilgili olabilir. Kronik meperidin veya propoksifen kullanan hastalarda çok sık renal
yetmezlik ortaya çıkar.
Yüksek doz opioid kullanımında gelişen
ilerleyici hipotansiyon anlamlıdır. Pentazosin intoksikasyonunda orta şiddette
hipertansiyon gözlenebilir. EKG’deki akut değişiklikler eroin ve propoksifendeki
görülen gibidir. Bunlar; nonspesifik ST segment ve T dalga değişiklikleri, I. derecede
A-V blok, atrial fibrilasyon, uzun QT intervali ve ventriküler disritmilerdir. Bu
kardiyovasküler bulgular, metabolik değişiklikler ve hipoksiyle olabileceği gibi
kullanılan ajanın direkt etkisiyle veya kaçak sokak karışık opioidlerinde bulunan
maddelerin nedeniyle gelişebilir.
Yüksek doz opioid kullanımının klinik
sonucu, kas erimesi, ciddi hiperpotasemi, myoglobinüri ve akut renal yetmezliktir. Bu
renal hasar üçşekilde açıklanabilir:
- Kullanılan ajanın içinde bulunan maddelerin direkt
etkisi,
- Dolaşım bozukluğu sonucu oluşan akut tübüler nekroz,
- Kullanılan maddenin herhangi bir fragmanı.
Konvülziyon ve saf olmayan eroinin
etkisiyle oluşan rabdomyolizis ve myoglobinürinin sonucu akut tübüler nekrozdur.
Rabdomyolizis İV, inhalasyonla veya intranazal eroin kullanımıyla ortaya çıkabilir.
Glomerülonefrit ve renal amiloidoz ise parenteral opioid kullanımıyla ilişkilidir.
Parenteral opioid kullanımı aynı zamanda bakteriyel infeksiyonlara da yol açar.
Opioid intoksikasyonunun primer ve sekonder
toksik etkilerinden birkaçı öncelikle tartışma konusudur. Bunlardan bazıları
kullanılan dozla, kişisel hassasiyetle, kronik kullanımla ve spesifik tedavi
uygulamalarıyla değişebilir. Kronik kullanım, CPK yükselmesi, proteinüri,
myoglobinüri ve ATN’ye uyan idrar sedimenti görülebilir. İlginç olarak yalancı
pozitif sifiliz testi parenteral opioid kullanımında rapor edilmiştir.
Tablo: Intravenöz ilaç kullanımının
yolaçtığı genel infeksiyonlar :
Endokardit Viral hepatit
Bakteriyel menenjit Tetanoz
Beyin absesi AIDS
Subdural abse Aspergillosis
Epidural apse Lenfanjit
Osteomyelit
TEDAVİ
Opioid zehirlenmesi tüm komalı hastalarda
ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Opioid toksisitesinin triadı olan koma, miyozis ve
respiratuvar depresyon dikkate alınmalıdır. Bu durumda resusitasyon ve vital
işaretlerin stabilizasyonu çabuk müdahaleyi gerektirir. Eğer trakeal koruyucu
refleksler baskılanmışsa entübasyonu takiben O2 tedavisi şarttır.
İntravenöz yol açılmalı ve hasta monitörize edilmelidir. Tüm vital bulgular, vücut
ısısı takibi dahil olmak üzere ani ve gözden kaçabilecek değişiklikleri tespit
edebilmek için sıklıkla gözlenmelidir.
Koma etyolojisi bilinmeyen hastalarda
standart koma kokteyli tedavisine ampirik olarak başlanmalıdır. 25-50 mg %50
dektroz+100 mg thiamine (İV veya IM olabilir) ve Naloksan bu kokteylin içeriğidir.
Naloksan analjeziyi solunumsal depresyonu, miyosin hiporefleksiyi, kardiyovasküler
etkileri ve opioidle ilişkili pulmoner ödemi revers edebilir.
Ayrıca apomorfinin sebep olduğu şiddetli
kusmayı da durdurmada etkilidir. Naloksan başlangıçta erişkinler için 2-4 mg
çocuklar için 1-2 mg dozda kullanılır. Hastanın hikayesinde opioid over dozu var veya
Naloksanın başlangıç dozuna parsiyel bir yanıt varsa tedavide naloksan infüzyonu ile
devam edilmelidir. Naloksana cevap yoksa narkotik intoksikasyonu değildir diyebilmek
için en az 10 mg naloksan kullanılmış olmalıdır. Çok yüksek doz naloksan
pentazosin, propoksifen ve difenoksilat intoksikasyonunda gerekir. İV yol hazır değilse
naloksan uygulamasının ertelenmesine gerek yoktur. Naloksan Intralingual, endotrakeal ve
hatta interosseoz bile kullanılabilir. IM ve SC uygulamalar acil durumlarda çok daha az
tercih edilir.
Tekrarlayan boluş dozlar 20-60 dakikada
bir gerekebilir. Naloksanın +1/2’si 45-60 dakikadır. Gelecekse bir benzodiazepin
antagonisti olan flumazenilde koma koyteline eklenebilecek ilaçlardan biri olabilir.
Hatta fizostigminde ciddi antikolinerjik toksisitelerinde kullanılır. Fizostigminin
nonspesifik “uyandırıcı” etkisinden de yararlanılabilir koma ayırıcı
tanısında.
Naloksana yanıtsız hipotansiyon;
trendelenburg pozisyonu, sıvı infüzyonu ve vezopressörlerle tedavi edilmelidir.
Narkotik overdozlu hastalarda pulmoner ödem gelişme potansiyeli yüksek olabilir. Bu
yüzden pulmoner kapiller wedge basınç veya CVP takibi yapılmıyorsa sıvı infüzyonu
çok dikkatli uygulanmalıdır.
Erişkinlerde intihar amaçlı ilaç
alımı genelde birçok şok ilaç alımı şeklindedir. Klinikçi her türlü
olasılığı ortaya çıkarmaya çalışmakta ısrarcı davranmalıdır. Reçete
edilebilir narkotik genellikle asetaminofen veya aspirinle kombine preparatlar
halindedirler. Hastanın ailesinden ve arkadaşlarından tüm olasılıkları içeren iyi
bir hikaye alınmalıdır.
Oral alımlarda gastrointestinal
absorbsiyonu azaltmaya yönelik tedaviler vital fonksiyonların stabilizasyonunu takiben
uygulanmalıdır. Gastrik lavaj mideyi boşaltmada kullanılacak yöntemdir. Lavaj
esnasında hava yolu korunmalıdır. İpeka şurubunun hospitalize edilmiş hastalarda
yeri yoktur. Gastrik lavajı takiben aktif kömür ve katartikler kullanılmalıdır.
Opioid toksikasyonunda aktif kömürün yararı her ne kadar tam olarak kanıtlanmamışsa
da absorbsiyonu uzatabileceği teorik olarak kabul edilir. Hastaların barsak sesleri
yakın takibe alınmalıdır. Aktif barsak sesleri olan hastalarda ya da ileus
varlığında aktif kömür kullanılmamalıdır. Katartiklerin günde 1 veya 2’den çok
kullanılması fayda yerine zarar verecektir.
Şu hastalarda naloksan infüzyonu
uygulanmalıdır.
- İlk bolus doza pozitif ancak yetersiz tekrarlayan cevabı
olanlarda
- Tekrarlayan bolus doza respiratuvar depresyondan dolayı
gerek olanlara
- Naloksanca zayıf antagonize edilen propoksifen veya uzun
etkili methadon intoksikasyonunda
Tavsiye edilen hastanın ihtiyacı
gösterdiği tekrarlayan, bolus dozun 2/3’ünü 1 saatte verecek şekilde infüzyon
yapmaktır. Yine bolus dozun ½’si İV olarak infüzyon başladıktan 15 dakika sonra
tekrar edilir. Örneğin; hastanın cevap verdiği İV bolus doz 6 mg ise 40 mg Naloksan
1000 ml %5 Dextroz gönderilir (4 mg/saat) ve infüzyon başladıktan 15 dakika sonra 3 mg
bolus doz yapılır. Hemodinami pozitif sıvı balansını önlemek için yakından takip
edilir.
Naloksan infüzyonu birkaç saatte
azaltılmaya başlanabilir, ancak uzun etkili opioidlerle toksikasyonda infüzyonun 24-65
saate dek sürdürülmesi gerekebilir. Naloksanın güvenli ve etkin olduğu
kanıtlanmıştır. Yan etkileri azdır. 24 mg İV bolus dozlarında dahi yan etkiler
azdır. 50-100 mg dozlar endorfin-mediated şokta ve spinal kord iskemisi protokolünde
kullanılmıştır. Naloksan norpneferidine bağlı konvülsüyonlar, antogonize etmez.
Ancak norproksifene bağlı nöbetlerde etkilidir.
Naloksan pozitif yanıt komatöz hastalarda
teşhiste dikkatli olmak gerekir. Çünkü naloksan etanol, benzodiazepin, klonidin ve
klorpromazine bağlı santral depresyonu da kısmi olarak revers edebilir.
Diğer antagonistler parsiyel olanlar
nalorfin ve levarfanol artık kullanılmamaktadır. Naltrekson potent uzun etkili püre
opioid antagonisti olup oral etkilidir. Daha çok uyuşturucu kullananlar tedavisinde
kullanılır.
Pulmoner ödem oksijen, neloksan, pozitif
basınçlı ventilasyonla tedavi edilmelidir. Preload ve afterloadu arttıran inotropik
ajanların kısmi değeri söz konusudur. Pulmoner ödemde genellikle 2-4 günde düzelme
görülmeye başlar.
Propoksifen ilişkili nöbetler naloksan ve
antikonvülsanlarla tedavi edilmelidir. Normepenidine bağlı ortaya çıkan nöbetler ise
kısa süreli ancak tekrarlayan ya da uzun süreli nöbetler şeklinde ortaya çıkıp
antikonvülsanlarla tedavi edilir. Refrakter nöbetler multipl ilaç veya örneğin;
yüksek oranda antikolinerjik içeren preparatların (ör: lomotil, antihistaminik içeren
preparatlar) toksisitesinde fizostigmin denenmesi konvansiyonel antikonvülsan tedaviye
yanıt vermeyen nöbetlerde ise yarayabilir.
Gözlem ve genel destek tedavisi halen drog
overdozunda en önemli tedavi prensipleridir. Opioid serum düzeyi genellikle therapetik
plana yardımcı değildir. Naloksana pozitif yanıtlı hastalarda forse diürez, idrar pH
değişikliği yapma, extracorporeal yöntemler pek endike olmaz.
Antagonist terapiye ihtiyacı olan hastalar
respiratuvar depresyonun geri dönüşümü gerekiyorsa en az 24 saat hospitalize
edilmelidir. Naloksan infüzyonu yapılan hastalar, infüzyon sonlandırıldıktan sonra
en az 6-8 saat daha gözlenmelidir. Lomotil over dozuna maruz kalmış çocuklar en az 24
saat reanimasyonda takip edilmelidir.
BENZODİAZEPİNLER
Benzodiazepinler ilaçlar arasında
dünyada en geniş dökümente edilmiş sınıftır. Amerikada, anksiyete, depresyon panik
atak, incomnia, kas-iskelet hastalıkları, konvülsiyonlar alkol yoksunluk sendromu ve
anestezide kullanılmaktadır.
Benzodiazepinler etkilerini beyindeki
spesifik benzodiazepin reseptörleri üzerinden gösterir. İnhibitör etkili GABA
reseptörlerinde GABA etkisini güçlendirir. Bu etki klor kanallarının permabilitesini
artırarak, hyperpolarizasyon yapar. GABA’nın inhibitör etkisini güçlendirmiş olur.
Gastrointestinal kanaldan
benzodiazepinlerin emilimini intrinsik fizikokimyasal faktörlere ve ilacın farmositik
formuna bağlıdır. Genellikle alımından 3-4 saat sonra emilimi pik yapar.
İntravasküler emilimi düzensiz ve geç olabilir. Aktif formunun lipitte erirliği
arttıkça emilim hızı artar. Lipofilik ilaçlar yağ dokusunda birikmeye meyillidir ve
kan beyin arasındaki hızlı ayrışma santral sinir sistemindeki etkisini azaltır.
Benzodiazepinler yüksek oranda proteine bağlanırlar. Benzodiazepinlerin dağılmış
hacmi, lipitte erirliğe bağlıdır. Klordiapezoksit ve diazem farklıdır.
Benzodiazepinler karaciğer mikrozomal enzimlerinde brotranstormasyona uğrayarak
N-dealkalizasyon ve glukuronidleştirilerek metabolize edilir. Tablo 128-1 de
benzodiazepinlerin yarı ömürleri verilmiştir.
Benzodiazepinlerin yüksek direnç yüksek
dozuna bağlı öldürücü toksisite seyrek görülmüştür. Geriye doğru taranan 1239
yüksek doz vakada sadece 2 ölü diazemin yüksek dozuna bağlı bulunmuştur. Kronik
kullananlarda benzodiazepinin yüksek doz kullanılmasını takiben hızlı klinik geri
dönüş görülmektedir. Depresan etkilerine karşı hızlı adaptasyon ve toleransla
sonuçlandığı bilinir. Benzodiazepinler diğer SSS depresanlarının etkisini
güçlendirir. Sedadif ve hyprotik olarak da etki gösterir. Simetidin diazemin karaciğer
mikrozomal enzimlerince eliminasyonunu engelleyerek etkisini uzatır.
KLİNİK TANIMLAMA
Benzodiazepinler ağır konuşma, letarji,
nistagmus ataksi ve koma yapabilir. DTR kaybı ve apne benzodiazepinlerin yüksek dozunda
nadir görülür. Koma kardiyak arrest ARDS ve pulmoner ödem diğer nadir görülmüş
komplikasyonlardır. Paradoksal olarak insomnia intihar girişimi, ciddi anksiyete,
ajitasyon ve halusinasyonlar ve manik ataklar yapabilir.
Benzodiazepinlerin uzun ve kısa zamanlı kullanımında
önemli yoksunluk belirtileri oluşabilir. Ortaya çıkan semptomlar; anksiyete, tremor,
baş ağrısı, hypertansiyon, kusma, konsantrasyon bozukluğu, insomnra, halusinasyon ve
bitkinliktir. Hastalarda taşikardi takipne hypertansiyon ve hpypertermi gibi adrenerjik
belirtiler ortaya çıkabilir.
Benzodiazepin yloksunluğu konvülsiyonlara
da neden olabilir. Diazemin günlük 20 mg/40 gün süreyle kullanımı toleransa yol
açar. Hastaneye yatırılan benzodiazepin yoksunluklu hastalara kısa etkili
benzodiazepinler uyumaya yol açar. Bunlar mental stabiliteye hastaneden ayrıldıktan 2-5
gün sonra erişirler.
LABORATUVAR
Laboratuvar bulguları çok belirgin
değildir. Yapılan metabolik, hematolojik, üriner ve arteryal kan gazları
çalışmaları anlamlı klinik değişiklikler göstermemiştir.
TEDAVİ
En önemli konu destekleyici tedavidir.
Hava yolu açıklığı ile ventilasyon ve entübasyon sağlanmalıdır. İntravenöz
dekstroz tiamin ve naloksan, eğer mental dozuyla verilmelidir. Yüksek doz alınımından
sonraki iki saat içinde gastrik lavaj yapılmalıdır. 1 mg/kg başına aktif kömür
verilmelidir.
Hastanın semptomları devam ediyorsa aktif
kömür dozu tekrarlanır.
Benzodiazepinlerin yoksunluk sendromu
barbitüratlar ve nonbarbitürat sedatif hipnotiklerle benzerlik gösterir. Flumazenil bir
imidazol diazepindir. Benzodazepinlerle benzodiazepin reseptörleri için yarışarak
etkilerini geri çevirir.
Bağımlı hastalardaki konvülsiyonların
ve akut yoksunluk sendromu ortaya çıkışını önlemede etkilidir. Flumazenil
tarafından indüklenen konvülsiyonların tedavilerinde yüksek doz benzodiazepinler
kullanılır.
|