MULTİ ORGAN YETMEZLİĞİ SENDROMU
- Doç. Dr. Hasan Akman
- Dr. Selim Demir
İlk defa Skillman yoğun bakım
hastasında solunum yetmezliğini, sepsisi, sarılık ve erozif gastrite bağlı
hemorajiyi birleştirip MODS olarak tanımlamıştır. Her nekadar bir çok yayında
kontrol edilemeyen sepsis ile multi organ yetmezliği sendromu (MODS) birlikte
düşünülsede günümüzde artık sepsisin MODS’a neden olan öemli bir etyolik
faktör olduğu kabul görmektedir.
Son 2 dekadda kritik hastalıklara ilk
müdahalede belirgin gelişmeler oldu. Bu sayede kardiyovasküler kollapsa , sepsiste
oluşan ARDS’de , massif hemorajide, major travmada, nekrotizan pankreatitte ve akut
dahili ve cerrahi hastalıklarda erken ölüm oranı belirgin düşürüldü Ancak buna
karşın bu olgularda MODS gelişmesine karşında çok başarılı olunamadı..
Organ desteklemede daha sofistike
yöntemler,daha güçlü antibiyotikler, ve daha iyi resusitasyona rağmen 2 dekad
önceden tespit edilmiş bu sendromda organ yetmezliği gelişimini engellemeyi henüz
başaramamıştır. MODS aynı zamanda multi organ yetmezliği, SIRS, Septik sendrom ve
değişik isimlerle de anılmaktadır. MODS cerrahi yoğun bakım ünitelerinde en başta
gelen ölüm nedenidir.
MODS’un temel patofizyolojisini anlayana
dek gerçekçi ve efektif bir tedavi girişimi ciddi derecede kısıtlı idi. MODS’a
giren bir hastanın organ sistemleri desteklenirdi. Oysa MODS sistemik sellüler ve
subsellüler bir hastalıktır. Bu yüzden bu sendromun başarılı bir şekilde tedavi
edilebilmesi için sellüler ve moleküler seviye odaklanmış bir yaklaşım
hedeflenmelidir.
Moleküler biyoloji ve Genetik
mühendisliğindeki son gelişmeler ile MODS’ta organ hasarlanması direkt olarak
eksojen faktörlerden ( bakteri veya toksini) çok hastaya ait endojen üretilen
mediyatörlerle yakın ilişki olduğu anlaşılmıştır.
Epidemiyoloji;
Başlangıçta gizli veya kontrol
altına alınamamış enfeksiyonun bir bulgusu olarak görülen MODS şimdilerde çeşitli
klinik durumlarda mekanik travma, pankreatit, ve şoku takiben de rapor edilmektedir.
Enfeksiyon ve şok primer prepisitan faktör olsada major inflamatuar yanıtı içeren
çeşitli hastalıklarda MODS’a neden olur. Endojen mediyatörlerin indüksiyonu kontrol
edilemez aşamaya gelince doku yıkım prosesi engellenemez.
Her zaman bütün organ sistemleri tutulmaz
ve tutulan organlarda da yetmezliğin derecesi değişkendir Respiratuar yetmezlik diğer
organ yetmezlikleri tabloya eklenmeden önce genelde mevcuttur.. Respiratuar yetmezlige
azotemi, hiperbilurubinemi, ileus,trombositopeni ve mental durumda değişikler eklenir.
Hemodinamik instabilite MODS gelişmeşinde
önde gelen parametrelerdendir. Kesin risk faktörleri olarak APACHE II’de saptanan
yüksek puan, yaşın 65 ve üstü olması ile nonoperatif bir hastalığın (sepsis veya
kardiyak arrest gibi) varlığı kabul edilir. MODS’un önemli bir komponenti olan
ARDS’nin risk faktörleri sepsis, gastrik içerik aspirasynu ve massif kan transfüzyonu
da MODS gelişme riskini arttırır. Yine makrofajdan salınan neopterin, elastaz- a ,
proteaz, C5a ve lipopolisakkarit seviyesinin yüksek olması da MODS gelişim
riskini arttırırlar.
MODS gelişmesinde hem tutulan organ
sayısı hemde süresi önemlidir. Bir çalışmada 24 saatlik tek organ tutulumunda
mortalite %22 iken 7 günlük tutulumda bu oranın %41 olduğu, 3 organın 24 saatlik
tutulumunda %80, 4 günü aşan bir tutulumdada ise %100 olduğu saptanmıştır.
MODS tanı kriterleri:
1.Kardiyovasküler yetmezlik.(
aşağıdakilerden en az birinin görülmesi)
- kalp atım hızı £ 54/dk
- MAP £ 49 mmHg
- ventriküler taşikardi ve/veya ventriküler fibrilasyon
meydana gelmesi
- serum pH’si £ 7.24, PaCO2 £ 49 mmHg
2.Respiratuar yetmezlik: (
aşağıdakilerden en az birinin görülmesi)
- solunum hızı £ 5/dk veya ³ 49/dk
- PaCO2 ³ 50 mmHg
- AaDO2 ³ 350 mmHg; AaDO2 = ( 713 x FiO2
) - PaCO2 - PaO2
- 4. Günün sonunda mekanik ventilasyona gereksinim
duyulması ( ilk 3 gün için değerlendirmeye giremez)
3.Böbrek yetmezliği: (
aşağıdakilerden en az birinin görülmesi)
- idrar çıkışı £ 479 ml/ 24 h veya £ 159ml/ 8h
- BUN ³ 100mg/100ml
- serum kreatinini ³ 3.5mg/100ml
4.Hematolojik yetmezlik: (
aşağıdakilerden en az birinin görülmesi) (
aşağıdakilerden en az birinin görülmesi)
- WBC £ 1000 /m
- trombosit £ 20.000 /mm3
- Htc £ %20
5.Nörolojik yetmezlik:
Glascow koma skalası £ 6 ( sedasyon
uygulanmayanlarda günün herhangi bir anında olması)
6.Karaciğar yetmezliği:
- antikoagülan almayanlarda protrombin zamanının kontrol
grubundan 4 saniyeden daha uzun olması
- bilurubin ³ 6mg/dl
Persistan inflamasyon
MODS
PofİzyoloJİ:
Mods oluşumunda 3 teori ileri
sürülmektedir.
I- Mediyatör hipotezi:
a)hümoral mediyatörler: sitokinler,
aroşidonik asit metabolitleri ve nitrik oksit
b)sellüler mediyatörler: makrofaj ve
nötrofiller
- İskemi-reperfüzyon ve mikrosirkülatuar hipotez:
- Barsak orjin hipotez:
MODS patofizyolojisini tek bir teori ile
açıklamak yeterli olmaz. Hepsi birbiri ile ilişki içindedir. Bİri diğerinin sonucu
veya etkenidir.
Çeşitli hastalık prosesleri sırasında
MODS’a neden dirençli inflamasyon gözlenebilir. Bakteriyal enfeksyon sonucu
indüklenme olabileceğinden özellikle dikkat edilmelidir. Bakteri ve özellikle hücre
duvarında üretilen endotoksini tespit edilmiş en güçlü inflamatuar faktördür. Bu
endotoksinler immun sistemi stimüle edip vasküler endotelial hücreleri aktive ederler.
Makro ve mikrosirküler seviyede hemodinamik değişikliklere neden olur barsak
mukozasında permeabiliteyi arttırırlar.
1.TETİKLEME
2.TETİKLEME
HİPOTANSYON
ENFEKSYON
Son 10 yılda MODS’u tek kaynaklı
belirgin bir etyolojik faktör ile oluştuğunu kabul etmek yerine baskın olmayan çok
sayıda etyolojik faktörler sonucu oluştuğu görüşü ağırlık kazanmıştır.
Başlangıç uyaran ile tetiklenip
ardından ikinci bir uyaranın tabloya eklenmesi mekanizmasına dayanan 2’li tetikleme(
two-hit) modeli bu mantıktan yola çıkmıştır.
Her nekadar MODS gelişmesinde sepsis
mutlak gerekli olmasada patofizyolojiyi açıklamak için birlikte düşünmek suretiyle
daha doğru bir sonuca varabiliriz. Sepsis ve MOY’da doku O2 sunum ve
tüketimi bozulur. Dokuya O2 sunumu artmasına rağmen doku O2
tüketimi azalır, şantlar açılır. Buna neden olan mekanizmalar;
- Vazomtor cevaptaki değişmler sonucu rejionel olarak bazı
alanlarda doku kanlanması artarken bazı alanlarda azalır.
- Aktive olmuş lökositler ve trombositler kapillerlerde
tıkaç oluşturup iskemi yaratırlar
- Mikrovasküler perfüzyon bozulması ile eritrositlerin
konfigürasyonu bozulur.
MODS ve sepsisteki bütün bu patolojik O2’
sunum ve tüketim dengesine ek olarak hücresel düzeyde de enerji starvasyonu meydana
gelir. Bu mitokondride ADP’nin ATP’ye esterleşememesi ve elektron trasport zincirinin
ilerleyememesi demektir.Doku O2 sunumu mitokondriyal oksidatif fosforilasyon
oluşturmak için yetersiz kaldığında glikoz anaerobik olaral yıkılır ve laktik asit
birikir.
İnflamatuar ve vazoaktif mediyatörlerin
rolü:
Çeşitli klinik serilerde sepsisin MODS
gelişmesinde anahtar risk faktör olduğu savunulmuştur. Bununla birlikte enfeksiyon
olmaksızında birçok krİtik hastada MODS gelişebilmekte ve tabloyu oldukça ağır
hale getirebilmektedir.Aşırı doku zedelenmesinin (travma,pankreatit gibi) ve sepsisin
sistemik inflamatuar yanıtı tetikleyerek doku yıkımı ve MODS’a doğru bir gidişe
sebeb olduğu düşünülmektedir.
MODS’un etyopatogenezinde rol oynayan
mediatörler sırasıyla komplemanlardan elde edilen peptidler, aktive olmuş
nötrofiller, reaktif O2 türleri, kininler, vazoaktif lipitler ( tromboxan A2,lökotrienler,
PAF) sitokinler ( Tm nekrotizan faktör ve İnterlökin-1) ve opioid peptidlerdir.
Kompleman,Nötrofiller ve Reaktif O2
metabolitleri;
Kompleman kaskadı klasik olrak antibodyler
tarafından kaplanmış hedef hücreleri ve antikor-antijen kompleksi ile aktive
olabilir.Kompleman sistemi ayrıca alternatif yoldan immunglobulinler, doku travması,
lipopolisakkaritler ve diğer komplex polisakkaritler ile aktive olabilir. C5a
polipeptidi compleman sistemini aktive edebilir, nötrofil aktivasyonunu ve marjinasyonuna
sebeb olabilir. Aktive edilmiş PMNL’er kapillerleri tıkayıp, toksik Oksijen
radikallerini ve lizozomal enzimleri salarak endotelyumu zedeleyebilir. Diğer PMNL
kaynaklı enzimler Katepsin D ve E kapiller bazal membranı hasarlayıp, mikrovasküler
permeabiliteyi ve nötrofil diyapedezisini arttırabilme yeteneğine sahiptir.
MODS’un patafizyolojisinde nötrofillerin
komplemanla ilişkili aktivasyonu önemli bir yer tutar. Birçok çalışmada ARDS’nin
MODSun önemli bir komponenti olduğu ve ARDS’li hastalarda kompleman aktivasyonu
olduğu gösterilmiştir. Sepsisin indüklediği ARDS’de C5’in anahtar bir
rol oynadığı günümüzde kabul görmektedir.Aynı zamanda nötrofil sayısında azalma
olan hastalarda da ARDS geliştiği tespit edilmiş olsada PMNL’ler akut AC
hasarlanmasında çok önemli bir etyolojik faktör olduğu gösterilmiştir. Yanıklı
hastalarda nötrofillerin aktive olması ile serum C3adesArg seviyesinin
yükseldiği tespit edilmiştir.ARDS’li olgularda yapılan çalışmalarda iridyumla
işaretlenmiş PMNL’in AC’lerde biriktiği, BAL yaymalarında artmış sayıda PMNL
gözlenmiştir. Yine BAL da nötrofillerin yanısıra C3adesArg, laktoferrin,
elastaz a , proteaz ve laktoferrin seviyesinde de artış olur.
Reaktif O2 türleri olan
süperoksit radikal(O2-), Hidrojen peroksit(H2O2)
ve hidroksil radikal(OH-) basit elektron basamakları ile moleküler oksijenin
indirgenmesinden oluşur.
Yine reaktif O2 türleri
siklooksijenazın katalize ettiği çeşitli intrasellüler reaksiyonlarla da
üretilebilirler . Bu mediyatörlerin iki ana kaynağı MODS’un fizyopatolojisinde
önemli rol oynarlar. Bunlar aktive edilmiş PMNL ve Ksantin oksidazdır.
Reaktif O2 metabolitleri
DNA’ya zarar vererek cross-bağlantılı sellüler proteinleri ve en önemlisi lipit
membranının peroksidasyonuna neden olarak dokulara zarar verir. Lipit peroksidasyonu
membran akışkanlığını azaltır ve membran permeabilitesinide arttırarak hücre
bütünlüğünü ve fonksyonlarını bozar.
Klinik ve labaratuar çalışmaları
sonuçlarından toplanmış verilerde toksik O2 metabolitlerinin ARDS
patofizyolojisinde etkili olduğu saptanmıştır. ARDS’li insanlarda plazma lipit
peroksidaz seviyesi yükselir ve E Vit. seviyesi azalır.
Kallikrein Kinin sistemi:
LPS’ler intrensek koagülasyon
kaskatından Faktör XII (Hageman) ‘yi aktive ederler. Aktive oşmuş Faktör XII
prekallikreini kallikreine dönüştürebilir. Proteolitik bir enzim olan son protein
yüksek molküler ağırlıklı kininojeni küçük vazoaktif bir peptid olan bradikinine
dönüştürür. Bradikinin vazodilatasyon ve mikrovasküler permeabiliteyi arttırıcı
etki gösterir.
Prostoglandilinler:
Prostoglandilinler ve prostanoid adı
verilen deriveleri siklooksijenaz enzimi sayesinde araşidonik asitten meydana gelen
inflamatuar mediyatörlerdir. Araşidonik asit membran fosfolipitlerinden fosfolipaz A2
( Pl A2) ile elde edilir.Prostanoidler Troboxan A2 (TxA2)
ve prostosiklin (PGI2) dir. TxA2 platelet ve nötrofillerin
aktivasyon ve agregasyonunu, vazokonstrüksyon, bronkokonstrüksyon ve kapillerlerde
permeabilite artışına neden olur. PGI2 ‘de platelet disagregasyon ve
vazodilatastona neden olur.
Bir çok çalışma deneysel olarak
oluşturulan endotoksik sepsis ve ARDS’nin patofizyolojisinde prastonoidlerin anahtar
rol oynadığını gösteren yoğun bulgular vardır.
Bu bulgular ;
- 6-Keto PGF1a (PGI2 metaboliti) ve TxB2
(TxA2 metaboliti)’nin sepsis, endotoksikoz ve ARDS’de plazma ve
pulmoner lenfatik konsantrasyonları artmıştır.
- Deneysel endotoksik ve septik şoklu hastalarda prostanoid
sentezi inhibe edilirse survi artar hemodinami düzelir.
- Deneysel endotoksikozis , sepsis ve ARDS’nin karekteristik
özelliği olan pulmoner Hipertansiyonun TxA2 sentez inhibitörü veya
antagonisti kullanılması durumunda meydana gelmemesi.
- siklooksijenaz inhibitörleri kullanıldığında
pseudomanas enfeksiyonuna bağlı akut AC hasarlanması azalır.
- Deneysel olarak oluşturulan pnömonide siklooksijenaz
inhibisyonu ile oksijenizasyon düzelir.
Lökotrienler:
Lökotrienler araşidonik asitten meydana
gelen bir başka grup lipid mediyatörleridir. Lökotrienlerden C4, D4
ve E4 vazokonstrüksiyon, bonkokostrüksiyon ve mikrovasküler permeabilitede
artışa yol açar. Bu lökotrienler anaflaksinin yavaş salınan substansları olarak
bilinirler. Deneysel olarak oluşturulan hemorajik şok, travma, barsak iskemisi ve
endotoksikoziste lökotrien antogonisti olan sülfodipeptid uygulanması ile bölgesel
perfüzyonun arttırıldığı, barsak mukozal asidozun iyileştirildiği, pulmoner
fonksyonların geliştirildiği ve sürvinin arttırıldığı gösterilmiştir.ARDS’li
hastaların pulmoner ödem sıvısı konjestif kalp yetmezlikli hastalarınki ile
karşılaştırıldığında LTD4 seviyesinin yüksek olduğu
saptanmıştır.Multıpl travmalı ARDS’li hastalar da ARDS gelişmeyenlere kıyasla LTC4
seviyesinde belirgin artış saptanmıştır.
Platelet aktive edici faktör( PAF):
PAF platelet, monosit, makrofaj ve endotel
hücrelerince salınan sepsis ve MODS’un patofizyolojisinde önemli rolü olan potent
lipit mediyatördür. Trombosit agregasyonu, bronkokonstrüksiyon mikrovasküler
permeabilite artışı, vazokonstrüksyon gibi çeşitli biyolojik etkileri
vardır.PAF’ın salınımı prastonoid, LT,reaktif O2 metabolitleri gibi
mediyatörlerin salınımı ile yakın ilişkidedir. PAF’ın biyolojik sıvılarda( kan
ve idrar) ölçümü zordur. PAF hızlı bir şekilde çeşitli doku reseptörlerine
bağlandığından sepsis ve şoklu hastalarda dolaşımdaki miktarı tespit edilemez.
Ancak indirekt olarak PAF reseptörleri içeren plateteletlerin ve ilişkili hücrelerin
artışının tespiti sonucu sepsis ve MODS’ta önemli rol oynadadığı
gösterilmiştir.
Sitokinler:
İmmun hücrelerden salınan otokrin,
parakrin ve endokrin aktivitesi olan küçük proteinlerdir. Bunlardan TNFa , İL1,İL6’nın
MODS fizyopatolojisinde önemli rolü vardır. TNFa ’nın PMNL’in aktivasyonundan
endotelyuma yapışmasına kadar uzanan geniş bir biyolojik aktivitesi mevcuttur. Endotel
hücrelerinin direkt olarak fizyolojisini etkiliyebilirler ve mikro vasküler
permeabiliteyi arttırırlar. TNFa artımı akut faz reaktanları artışı arasında bir
korelasyon vardır. Bu da sepsisteki ateş ve taşikardi oluşumu ile uyumludur.
İL1, monosit, makrofaj, endotel
hücresi, B lenfositler, astrosit, mikroglia, renal mezenkial hücre ve keratinositlerden
salınan akut faz yanıtı için önemli bir mediyatördür. Bu nedenle İL1
indüksyonu ile ateş, LPS, C5a ve TNFa ,karaciğerden akut faz reaktanları
(serum amiloid A, Creaktif protein ve C3 ) salınımında artışa neden olur.
İL1 ile TNFa sinerjistik etkide olabilirler. TNFa iskelet kaslarında
katobolizmasını arttırırken İL1de prostanoid aracılığı ile aynı
etkiyi neden olur.
İL6 İL1 ile TNFa
nın etkilerini potansyelize eden bir mediyatördür. Major yanıklı hastalarda İL6
ile vucut sıcaklığı ve C opioid peptidleri arasında kuvvetli bir ilişki mevcuttur. C
opioid peptidlerinin şok ile ilişkili olduğu saptınmış olmasına karşın
günümüzde MODS ile ilişkisi tam olarak açıklanamamıştır.
İL1 ‘ SİSTEMİK ETKİLERİ
SSS |
METABOLİK |
HEMATOLOJİK |
DAMAR DUVARI |
Ateş |
Hepatik protein
|
Nötrofili |
lökosit
adherans |
Uyku |
Na atılımı
|
lenfopeni |
PGI2/PGE2
|
ACTH |
Plazma Zn/Fe ¯ |
TNF |
PAF |
Nöropeptid |
İnsülin ¯ |
|
hipotansyon |
| |
Laktik asidoz |
|
kapiller
geçirgenlik |
| |
Sit P450
¯ |
|
damar
rezistansı ¯ |
İNTESTİNAL MUKOZAL BARİYERİN
BOZULMASI
Normalde intestinal mukoza ve GIS lenfoid
dokusu intraluminal patojenlerin ve bunların ürünlerinin sistemik dolaşıma geçmesine
engel olan bir bariyer teşkil eder. Bu bariyer mukoza epitel hücreleri arasındaki
sıkı bağlantılardan oluşur. Bu hücreler lokal immüniteyi sağlayan IgA’yı
salgılarlar. Bariyerin kaybı barsakta bulunan bakterilerin sistemik dolaşıma
translokasyonuna yol açar.
İntestinal kan akımının ters yöne
doğru olması loopun apeksine Oksijen taşınmasını güçleştirdiğinden hipodinamik
şok durumunda kardiyak output yeterli olsa bile barsak perfüzyonu dramatik bir şekilde
bozulur.
Şok dışında nütrisyonel fakterlerde
bariyerin bozulmasında etkilidir.İnce barsakların majör enerji substratı glutamindir.
Bu a.a. barsak hücre ekolojisinde önemli bir yere sahiptir. Glutaminin eksikliğinde
diyare, villüs atrofisi, mukozal ülserasyon ve intestinal nekrozis gelişebilir.
Glutaminin önemi çeşitli çalışmalarla
desteklenmiştir. Bu çalışmalarda deneysel olarak yaratılan kritik hastalarda glutamin
uygulanması ile barsak mukozasının yapısının ve fonksyonunun koruduğu
gözlenmiştir. Çoğu parenteral nutrisyon fofmülü bu a.a’in labil olmasından ve
esansiyel olmamasından ötürü glutamin içermemektedir. Bu nedenle yoğun bakım
hastalarında mukozal fonksyonlar bu a.a. eksikliğine bağlı zazar görebilir.
MODS’TAN KORUNMA VE TEDAVİ
Resusitasyon:
Sirkülatuar şok MODS gelişimini
kolaylaştıran önemli bir nedendir. Bundan kaçınmak için zamanında ve yeterli O2
restorasyonu yapılmalı, optimal sıvı ve Hb konsantrasyonu ayarlanmalıdır. Yüksek Hb
konsantrasyonu kan vizkositesini arttırıp mikrovasküler perfüzyonu olumsuz yönde
etkilerken yetersiz Hb konsantrasyonu ise dokuya yeterli O2 taşınıması
mümkün olmaz. Bu nedenle ideal Hb konsantrasyonu 10-12mg/dl olmalıdır. Dokuya O2 sunumunun
yeterliği,deri rengi ve sıcaklığı, idrar akımı, arteriyel kan gazı, mixt venöz O2
saturasyonu ve laktat konsantrasyonunun incelenmesi ile değerlendirilebilir.
Ölü dokuların debritmanı ve
kırıkların stabilizasyonu:
Ölü dokunun varlığı MODS gelişiminde
major risklerden birisini oluşturur. Bu yüzden travma hastasında standart olarak derin
bir debritmanı içeren cerrahi girişim göz ardı edilmemeldir.
Enfeksiyon:
Sepsis MODS gelişiminde önemli bir
sebeptir veya ilişkilidir diyebiliriz. MODS gelişmiş veya gelişme olasılığı olan
hastalarda ampirik geniş spektrumlu antibiyoterapi sıklıkla endikedir.
İntra abdominal kaynaklı sepsisin erken
ve yeterli sağaltımı MODS gelişimine engel olabilir fakat MODS gelişmiş ise enfekte
peritoneal kolleksyonun boşaltılmasının MODS’u tedavi edici bir anlamı yoktur.
Kritik hastalarda nazokomial kaynaklı
pulmoner sepsis görebiliriz. Özellikle entübe hastalarda proksimal GI trakt ve
orofarenkste kolonize olan bakterilerin cuff çevresinde birikerek trakeaya ulaşması bu
olayı başlatabilir. Buna katkıda bulunan bir diğer parametrede antiasit kullanımı
ile gastrik pH arttırmak süretiyle Gr- kolonizasyonun kolaylaştırılmasıdır
Orofarengeal, topikal veya barsaktan
absorbe edilmeyen bir antibiyotik veya antifungal kullanımı ile enfesyon riski
azaltılabilir. 300 baş yukarı pozisyon verilerk gastrik regürjitasyon
engellenir.
Katetere bağlı sepsis:
Yoğun bakım ünitelerinde invazif
kateterizasyon sırasında asepsiye dikkat edilirse buna bağlı gelişen sepsis
dolayısıyla MODS insidansı azalır. Yerleştirilen kateterler 72ile 96 saat içerisinde
değiştirilmelidir.
GIS’e bağlı sepsis
İntestinal permeabilitenin değişmesi
barsakla ilişkili mikropların ve mikrobiyal ürünlerin sistemik absorbsiyonuna neden
olarak MODS patofizyolojisinde rol oynar. Barsağın selektif dekontaminasyonu terapötik
olarak yararlı olabilir.Nutrisyonel destek olarak enteral yolun kullanımı barsak
mukozal bariyerin korunmasına katkı sağlar. Mukozal bariyerin korunmasında bir diğer
yaklaşımda LPS bağlayan antibodylerin uygulanmasıdır.
Sepsisin diğer kaynakları:
Bunlar pürülan sinüzit, süpüratif
tromboflebit, otitis media, perirektal abse, epididimit, prostatit, taşlı-taşsız
kolesistit, menejit veya beyin absesi, intravasküler prostetik greft enfeksyonlarıdır.
Nutrisyonel destek:
Malnütrisyon sepsis ve MODS’ta morbidite
ve mortaliteyi arttırır. Proteolizis sepsisin anahtar faktörüdür. Protein yıkımı
a.a. replasmanı ile süprese edilemesede agresif nütrisyonel destek ile pozitif nitrojen
balansı elde edilebilir. Multıpl travma ve termal yaralanmada erken agresif nutrisyonun
sepsisten korunmaya yardımcı olduğu düşünülmektedir. A.a verilmesi ile immun
fonkson geliştirilebilir.
Enteral beslenme TPN göre daha çok tercih
edilmelidir. Aşırı beslenmeninde olumsuz yönleri söz konusudur. 150kcal/kg/gün den
yüksek beslenme halinde KH’lar y.a. lerine yıkılır ve CO2 üretimi artar
bu da hastanın mekanik ventilatörden ayrılmasını güçleştirir.
YararI İspatlanmIş ajanlar:
PGE1:
İnflamasyon mediyatörlerinin MODS’ta
rolü olduğu bilinmektedir. Antiinflamatuar kullanımı problemin çözümüne yardımcı
olabiir. PGE1 potent antiinflamatuar aktiviteye sahiptir. Yine O2
transportunu düzelterek ARDS’de yararlıdır.
İmmunoterapi:
Endotoksemi gr(-) sepsis ve ARDS gelişimi
ile yakından ilişkilidir. Hayvan çalışmalarında LPS enjeksyonu sepsis gelişiminde
indükleyici faktör olarak rol oynamıştır. LPS MODS’a yol açan olayların
kaskadında erken tetikleyicidir. Bunlarda endotoksinden salınan mediyatörler
olduğundan immünoterapi ile iyi sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir.
Fibronektin:
Fibronektin fagositik hücrelerin normal
fonksyonu için önemli komplex bir glikoproteindir. Travmalı hastalarda fibronektin
seviyesi düşer ve bu muhtemelen survi ile direkt ilişkilidir. Bu veriler fibronektinin
sepsiste. travmada ve MODS’ta adjuvan bir ajan olarak faydalı olabileceğini
düşündürmektedir.
Ekstra corpereal hemofiltrasyon ve
hemoperfüzyon:
Arteriyovenöz bir hemofiltrasyon gibi bir
işlemin klinik kullanımda yaygınlaşmasından sonra dolaşımda konsantrasyonu artmış
mediyatörlerin bu yöntemle organizmadan uzaklaştırmanın yararlı olabileceği
görüşü giderek ağırlık kazanmıştır.
YararI İspatlanMAmIş ÇEŞİTLİ
ajanlar:
Nonsteroidal antiinflamatuar bir ajan olan
ibubrufen deneysel olarak oluşturulmuş septik şok ARDS ve akut endotoksikozisli
hastalarda surviyi arttırdığı yönünde bir çok yayın vardır.
Diğer bir ajan MODS gelişiminde yada risk
söz konusu olduğunda kullanılabilecek Pentoksifilin ve antioksidanlardır.Ayrıca TNFa
daaynı amaçla kullanılabilir.Sepsiste bu sitokinin yalnız veya İL1 ile
kullanımı mortaliteyi azaltır.
Sonuç olarak:
MODS’un gelişmesini önlemek için
- Erken resusitasyon ve uzamış hipoperfüzyon periyodundan
kaçınmak
- Asepsiye dikkat ederek sepsisten korunma
- Devitalize dokuların agresif debritmanı
Sepsis varlığında agresif medikal ve cerrahi tedavi
yapılmalıdır.
|