- Prof. Dr. Hasan Akman
- Dr. Özge Özdemir
Organizmada yaşamsal fonksiyonların ve
hücre metabolizmasının sürdürülmesi enerji gerektiren olaylardır. insan vücudunda
doku yıkımı ve yapımı aynı anda gerçekletebilen ve dengeli bir biçimde
sürdürülebilen bir süreçtir. Bu mekanizmaların işlerliliğini sağlayan bir takım
enerji ve substratlar vardır. Normal koşullarda bu ihtiyaç doğal yollardan beslenme
ile sağlanabilir. Yoğun bakımda ise bu mümkün olamayacağından bu eksiklikler ancak
klinik nutrisyon uygulanmasıyla giderilebilir.
Beslenmenin yetersiz kaldığı durumlarda
ya da starvasyon halinde (tamamen kesildiği) organizma yedek enerji depolarını
kullanarak enerji ihtiyacını sürdürebilir. Fakat yetersiz bir beslenme özellikle
kritik yoğun bakım hastalarında mortaliteyi ve morbiditeyi arttırır. Organ
disfonksiyonuna sebep olabilir. Nutrisyonel destek immün sistemi destekler, yara
iyileşmesini arttırır, morbidite ve mortaliteyi azaltır.
Bu nedenle nutrisyonda amacımız hasta
için gerekli olan ve hastadan hastaya değişiklik gösteren beslenme ile ilgili gerekli
maddelerin optimum düzeyde sağlanmasıdır.
Gerek normal kitilerde yetersiz beslenme
durumunda gerekse yoğun bakım hastalarının büyük bir bölümünü oluşturan travma
sepsis yanıklar gibi olaylarda metobolizmada bazı değişiklikler ortaya çıkar.
Starvasyon
Starvasyonda vitalitenin devam edebilmesi,
bir seri fizyolojik mekanizmaların harekete geçmesi sonucu, yedek enerji depolarının
mobilize edilerek metabolizma için gereken enerjinin sağlanabilmesi ile
gerçekleştirilir.
Açlık ve yetersiz gıda alınımı
halinde organizmanın sahip olduğu ve kullandığı enerji reservleri KH, yağ ve
proteinlerdir. KH glikoz moleküllerin bir araya gelmesiyle oluşan glikoz şeklinde KC ve
kas dokusunda depolanır. Açlık sırasında kan şekerinin düşmesini takiben insulin
sekresyonu azalır. Bu arada glukagon salınımı artar. Hepatik ve renal glikojenoliz<
ve glukoneogenez artar.
KC glikojenaliz ile parçalanması, serbest
glukoz moleküllerinin dolaşıma karışarak metabolizmada kullanımına olanak sağlar.
Ancak KC glikojen miktarı erişkinde 250-400 gr kadardır ve bu miktar ortalama 12-24
saat içinde tükenir. Bu nedenle glukonogenez önemli hale gelir. Bu sırada yanlızca
nöral doku, renal medulla hücreleri ve eritrositler glukoz utilizasyonuna devam eder.
Starvasyonda glikogenolizin yağ dokusunun mobilize olması olayları da başlar ve devam
eder. insülin düzeyinin düşmesi, adipoz dokuda lipaz enziminin aktivitesini
arttırarak trigliseritlerin serbest yağ asitlerine parçalanmasını hızlandırır.
Bu yağ asitlerinin bir kısmı kas
dokusunda kullanılırken, bir kısmı da KC de oxide olarak keton cisimciklerine
dönüşür. Eğer starvasyon uzarsa beyin hücreleri, böbrekler de keton oksidasyonu ile
enerji temin etme yoluna gider.
Protein yıkımı ile dolaşıma a.a. ler
karışır. KC ve böbrekte deaminasyona uğrarlar. Protein yıkımından arta kalan azot
üre ve amonyak şeklinde extrete edilir iken karbonlu iskeletleri glukoneogenez yolu ile
glukoza dönüşür. Bu olayların tümü starvasyonda negatif azot dengesi kas ve adipoz
doku kitlesinin azalması ile sonuçlanır. Starvasyonda ilk günlerde metabolizma ve
katabolizma normal düzeydedir. 4. günden itibaren protein yıkımında azalma başlar,
metabolizma yavaşlar ve enerji tüketimi normalin %20-40 altına düşer.
Travmaya karşı organizmada katobolik bir
cevap oluşur ve hücresel yıkım hızlanır. Travmayı takiben ilk saatlerde hipotalomo
hipofizer aksın stümüle olması ile sempatik aktivite olur. Bu kısa süreli dönemde
(Ebb fazı) metabolizmada önemli bir değişiklikl olmaz. ilk dönemi izleyen akut faz
devresinde glukokortikoidler, gukagon, büyüme hormonu ve aldesteron, TSH, ADH artar.
Hipermetabolik ve hiperkatabolik bir süreç başlar. O2 tüketimi artar, kan glikoz
seviyesi yükselir. insülin düzeyi artmasına rağmen etkinliği azalması ile glukozun
hücre içinde ütilizasyonu bozulur. Hızlı lipoliz ve protein yıkımı ile
serbestleşen yağ asitleri ve amino asitlerden vücut ihtiyacı karşılanmaya
çalışır. Sepsis ve ateşli hastalıklarda da travmaya benzer metabolik değişiklikler
oluşur. Starvasyonun aksine hipermetabolizm ve proteinoliz hızlanarak devam eder.
NUTRiSYONEL DURUMUN DEĞERLENDİRİLMESi
Yoğun bakım hastalarında hastanın
nutrisyonel durumunun belirlenmesi ve uygulanan nutrisyon desteğinin efektivitesinin
saptanabilmesi için bazı ölçüm ve laboratuvar tetkiklerinden faydalanılır.
I) Andropometrik ölçümler
Bu tip ölçümler kaba kriterlerdir,
standart değerlerle karşılaştırılma veya aynı hastanın gelişen ölçüm
değişikliklerinin ölçülmesinde kullanılır.
1) Vücut ağırlığı: Hastanın
vücut ağırlığı ideal vücut ağırlığı ile (kabul edilmiş standart değerlerle)
karşılaştırılır.
2) Triseps cilt kalınlığı: Non
dominant kolda olekranon ile akromiyon arasındaki mesafenin orta noktasında özel bir
aygıt olan kaliper ile ölçüm yapılır.
Amaç cilt altı yağ dokusunun
kalınlığını değerlendirmektir. Erkeklerde 10 mm'den kadınlarda 13 mm'den olması
beslenme yetersizliğini gösterir.
3) Üst kol çevresi: Olekronon ile
akromiyon arasındaki mesafenin orta noktasındaki kol çevresinin ölçümüdür. Hem
adele hem yağ dokusu hakkında bilgi verir. Kadınlarda 18 cm erkek 20 cm altı patolojik
kabul edilir.
II. Biyokimyasal ölçümler
- Serum albumin: Normal kan düzeyi 3.5-50 g/dl olan
albuminin yarılanma ömrü 18 gündür. Aynı zamanda mulnitrusyon dışında düşük
bulunabilmesi, bütün vücut sıvılarına geçip geniş bir dağılım sergilemesi
sebebiyle ancak kronik malnutrisyon halinde bilgi verici bir ölçümdür. Hassas bir
kriter değildir.
-Transferin yarılanma ömrü:
3 gündür. Extravasküler değeri çok küçük olması nedeniyle değerlendirilmede
hassas bir kriter olarak kabul edilmektedir. Normal değeri 180-200 mg/ml'dır. Demir
metabolizmasında temel rol oynayan bu protein gliko protein yapısında beta globulindir
ve vücudun total demir bağlama kapasitesini yansıtma açısından önemlidir.
-Retinal bağlayan protein:
Yarılanma ömrü 12 saat kadar olduğu için vücutta olan değişiklikleri kısa sürede
yansıtır. Normal düzeyi 2.6-7.2 mg/ml'dir. Ancak glomerüllerden filtre olabilmesi
böbrekte metabolize edilmesi ya da böbrek yetmezliklerinde akümüle olması nedeniyle
yüksek bulunması yanıltıcı olabilir.
- Azot dengesi: 24 saatte atılan nitrojen (azot)
miktarının alınanlardan fazla olması (-) azot dengesini gösterir.
Normalde nonprotein enerji vücudun azot
üretimini sağlar. Malnutrisyonda enerjinin fazla verilmesi azot sağlanmasında önemli
etkiye sahiptir. Verilen nonprotein enerji (Khvelipit) ihtiyacı karşımamaya yetmez ise
vücut proteinleri kullanmaya başlar. 6.5 gr protein ütilize olunca 1 gram N açığa
çıkar. Bu nedenle ideal kalori gereksinimi 150 cal/gr nonprotein enerjiye 1 gr N
verimini gerektirir. Stres durumunda bu ihtiyaç artacaktır. Bu gibi hallerde 100-200
cal/gr oranında bir ihtiyaç gerekebilir. kalori vücut azotunu daha fazla korur. Yeterli
enerji verilmediği takdirde protein gerektiğinden fazla verilse bile efektif azot
korunması sağlanmaz.
a) ÜRE-nilrojen extresyonu: Hastanın 24
saat içinde idrarla extrete ettiği ürenin nitrojen olarak ifadesidir. Hastanın içinde
bulunduğu metabolik stress ile ilgili ipuçları verir. Hipermetabolizmanın belirlenmesi
ve klasifikasyonu amacı ile kullanılır.
b) Üre-kreatin oranı: Hastanın 24 saat
içinde extrete ettiği ürenin kreatinine bölünme ile ölçülür. Diyetteki proteinin
yeterliliği ile ilgili bilgi verir.
c) Kreatinin-boy indexi: Somatik protein
dokusunun indirek göstergesidir. 24 saate extrete edilen kreatininin aynı boya sahip
sağlıklı hem cinsinin 24 saat içinde extrete ettiği kreatinin değeri ile
karşılaştırılmasıdır.
III) İmmünolojik testler
Beslenme bozukluğuna bağlı gelişen
immünolojik değişikliklerin saptanması esasına dayanır. Bu amaçla tüberkülin,
candida albicans, streptokinase, dermatophyton gibi antijenler kullanılmaktadır. Cilt
reaksiyonunda azalma olması beslenme yetersizliğinin belirtisidir. Lenfosit sayısında
1200 mm3 altında olması da bir kriterdir.
Sonuç olarak,
- İdeal vücut ağırlığının %80'ine
sahip veya son 6 ay içinde vücut ağırlığının %10'unu kaybeden
- Serum albumini 3 g/dl altında olan
- Serum transferin 150 mg/dl altında olan
- Derinin antijenik uyarılara cevabı azalmış.
- Lenfosit sayısı 1200 den az olan hastalar nutrisyonel
destek almalıdır.
ENERJi GERESİNİMİNİN SAĞLANMASI
Klinik nütrisyonun ana amaçlarının
başında organizmanın enerji gereksiniminin sağlanması gelir. Bazal enerji ihtiyacı
birçok faktörlerden etkilenir. Yetersiz enerji verimi halinde malnutrisyon gelişirken
aşırı miktarda beslenim halinde hasta için olumsuz sonuçlarla karşılaşılabilir.
Overfeeding yapıldığında fazla enerji, sıvı, yetmezliğe ve yağ birikimi oluşumuna
yol açar. Bu nedenle ideali kalori açığının kapatılması ya da bunun %80'inin
karşılanması olmalıdır.
Enerji gereksiniminin hesaplanması
Günlük istirahat enerji tüketimi sağlıklı kişilerde 25--30 k cal/kg dır. Bu miktar
normalde %40-45 karbonhidrat %40-45 yağ ve %10-20 oranlarında proteinlerden
sağlanmaktadır.
Reanimasyon kliniklerinde tedavi gören
hastaların büyük bir bölümünü, ağır postoperatif vakalar, travmalar ve sepsis
vakalar oluşturur. Bu hastalarda hiperkatabolik ve metabolik bir süreç söz konusudur.
Yine ağır geniş yanıklı olgularda da metabolik ihtiyaç artmıştır. Enerji
gereksinimi hesaplanırken bunlar gözönüne alınmalıdır.
Postoperatif dönemde ya da travmada
eskiden hiperelimentasyon adı altında uygulanılan 5000-6000 k cal/günlük nutrisyon
programının gereksiz olduğu bu hastalarda KC fonksiyon bozukluğu ve/veya KC
yağlanması gibi olumsuz sonuçlara yol açtığını artık bilmekteyiz. Birçok
araştırmada çok ağır ylanıklar dışında genellikle enerji tüketiminde artışın
%10-50 arasında sınırlı kaldığı gösterilmiştir. Diğer taraftan akut fazı
geçirmiş yoğun bakım hastalarında metabolik hız zamanla normal düzeye
düşmektedir. Aynı zamanda kas gevşeticilerin nöroleptik, sedatif, hipnotik ajanların
kullanılması enerji gereksinimi azalmaktadır.
Enerji gereksiniminin saptanmasında
kullanılan yöntemler;
Ampirik formüller yardımı ile enerji
tüketiminin saptanması:
1) BMH (Bazal metabolizma hızı):
Nötral, optimal sıcaklıkta 12 saatlik
bir açlığı takiben sabah uyanınca hesaplanan enerji harcanımını gösteren bir
ölçümdür. Çeşitli şekilde formüllendirilmiştir.
Bunların arasında ençok kullanılan
vücut ağırlığı, boy, yaş ve cinsiyet parametrelerini içeren Harris Benedict
eşitliğidir.
erkeklerde BMH=66.5+(13.7kgVA)+5.00 cm Boy:
6.78 yıl yaş
kadınlarda BMH=65.0+(9.56kgVA)+1.85 cm
Boy: 4.68 yıl yaş
Formülde bulunan rakamın %10 fazlası
istirahat enerji tüketimini vermektedir. Hastanın patolojisine göre değişik oranlarda
aktivite faktörü ya da düzeltme faktörü adı verilen miktar eklenerek aktüel enerji
tüketimi hesaplanır. Eklenmesi gereken miktarla patolojilerine göre şu yüzdededir.
Minör cerrahi giritimlerde %10-15
Majör cerrahi giritimlerde %15-30
Vücut ısısı (1° C için) %10
Sepsis %20-50
Kafa-beyin travması %20-40
Ağır poli travma %20-50
Yanıklar %10-90
Son yıllarda güncellik kazanan ve daha
yaygın uygulanan Schofield eşitliği ve buna göre enerji gereksiniminin saptanması.
YAT |
ERKEK |
KADIN |
| |
|
|
15-18 |
BET = 17.6 X
kg + 656 |
BET = 13.3 X
kg + 690 |
18-30 |
15.0 X kg +
690 |
14.8 X kg +
485 |
30-60 |
11.4 X kg +
870 |
8.1 X kg + 842 |
60 üzeri |
11.7 X kg +
585 |
9.0 X kg + 656 |
| BET (Bazal Enerji Tüketimi)
üzerine eklenecek |
|
|
1. Stres
Faktörü |
|
|
Postoperatif |
%10 |
|
Politravma |
% 25-30 |
|
Sepsis (1 0C
artış için) |
% 10 |
|
2. Aktivite
Faktörü |
|
|
Yatağa
bağımlı uyanık |
% 10 |
|
Oturur hasta |
% 20 |
|
Mobil |
% 30 |
|
3.
Nutriyentlerin termogenetik etkisi |
% 10 |
|
4.
Ventilatör desteği |
-% 15 |
|
2) indirekt Kalorimetri:
Metabolizmada harcanan O2 ve
üretilen CO2 miktarının saptanması, belirlenmiş bir eşitliğe göre
enerji tüketiminin hesaplanması bu yöntemin esasını oluşturur. Bu ölçüm spontan
soluyan hastada kolay değildir. Bu hastalardan canopy başlıkları yardımı ile
ölçümler yapılabilirse de hata payı yükselir ve uygulanım zordur.
Mekanik ventilasyon desteğindeki özel
cihazlarla kolayca ölçüm yapılabilirsede, pahalı olması nedeniyle rutin uygulanımı
zordur.
indirekt kalorimetri yöntemi ile enerji
tüketiminin (EE Energy expenditure) hesaplanması şu şekilde olmaktadır.
EE (KCal/gün): 3.586 VO2
(1/gün)+1.443VCO2 (1/gün)
Aktüel enerji tüketiminin en sağlıklı
indirekt kalorimetri ölçümleri ile elde edilebileceği kabul edilmektedir.
3) Kardiyak debi ve arteriyovenöz O2
farkından enerji tüketiminin hesaplanması: Pulmoner arter kateteri konulan
hastalardan alınan arteriyel ve mikst venöz kan örnekleri ile O2 kontentinin
saptanması sorun teşkil etmez. Bu yöntemde arteriovenöz O2 farkının
diğer bir ifade ile tüketilen O2 miktarının her bir lt'sının 4.80 kcal'ye
eşdeğer olduğu kabul edilir. Bu yöntem uygulanılarak yapılan ölçümler normal
oranlarda karışım nutrisyonel diet uygulanan hastalar için geçerlidir. Hata payı
yüksektir.
ENERJİ İHTİYACININ KARŞILANMASINDA
KALORİ KAYNAKLARI
Metabolizmada harcanan enerji KH, yağ ve
proteinlerin okside olmaları ile açığa çıkan enerjiden sağlanır. 1 gramlarının
okside olmaları ile oluşan enerji miktarına kalorik değer adı verilir. KH'ların ve
proteinlerin kalori değeri yaklaşık 4, yağların 9 kcal/g'dır.
KARBONHİDRATLAR
Nonprotein kalori kaynağının önemli bir
grubunu teşkil eder. Kritik hastalarda yeterli protein sağlandığı durumlarda KH
kullanılır, nitrojeni tutar ve nitrojen açığını restore etmede yağdan daha
efektiftir.
Glukoz organizmanın temel yakıt
maddesidir. SSS ve kan hücreleri gibi bazı hücrelerin metabolizması glikoza
bağımlıdır. Beyin ve kan elemanlarında oksidatif forforilasyonun sürdürülebilmesi
için günde yaklaşık 180 g glukoza gereksinim vardır. Bu glikoz exojen olarak
besinlerden endojen olarak glukoneogenez yolu ile sentez edilir. Karbonhidratların aerop
şartlarda yıkılmasında son ürün su ve karbondioksittir. Bu yıkım sırasında
harcanan enerji CO2 miktarına eşittir. Bu sebeple karbonhidrat
metabolizmasında RQ (VCO2/VO2) 1.0'dır. Bu değer yağlarda (RQ=0.7) ve proteinlerde
(RQ=0.8) dır.
Glukozun aneorop şartlarda yıkımı ile
laktik asit ve purivik asit oluşur, laktik asidoz gelişebilir. Normalde glikoz alımı
ile insülin salınımı artar. Exogen glikoz protein katabolizmasını yavaşlatır.
150-200 g dekstroz ile idrarla atılan azot miktarı yarıya düşer. Travma sepsis gibi
stress durumlarında kan glukoz düzeyi belirgin şekilde artar. insulin düzeyi normal
veya yüksektir. Hiperglisemi artmış glikoneogenez nedeniyle glukoz sentezinde hızlanma
sonucu oluşur. Glukozun kullanımı ve glikozdan elde edilen enerji miktarında azalma
olmamasına karşın, yağ oksidasyonundan elde edilen total enerji tüketimindeki pay
artmıştır.
Bunun yanında aşırı dekstroz
uygulamalarında okside olmayan glukozun bir kısmı yağlara dönüşerek KC'de yağlı
dejenerasyona neden olur. insanda max glikoz utilizasyonu 4-5 mg/kg/dk'dır. Bu da 400-500
g dekstroza eş değerdir.
Parenteral beslenmede glukoz dışında
fruktoz,le vüloz, sorbitol, ksilitol gliserol gibi KH'larda kullanılabilir. Glukozun bu
kombinaslarla verimi halinde kan şekeri düzeyinin daha düşük olduğu ve daha az
eksojen insüline gerek duyulduğu belirtilmektedir. Volüm yüklenimine sebep olmamak
için %30-50 konsantrasyonlarda dekstroz kullanmak gerekir. Yüksek osmalariteleri
damarlarda irritan olması, nedeniyle santral venöz yoldan verilmeleri gerekir.
LİPİDLER
Besinlerle alınan yağlar GiS'te
entorositler tarafından şilomikrona dönüşür. lenfatik yolla taşınarak kana
karışır. Parenteral nutrisyon için kullanılan emusyonlar (iVLE) yapı ve metabolizma
açısından silomikrona benzer. Lipidlerin Klirensi endotelde bulunan lipoprotein lipaz
enzimi kontrolündedir. Metobolizmada rol oynayan diğer proteinde hormon-lipazdır. Bu
enzim insülin ile inhibe olurken, katokolaminler ve glukogon ile stimüle olarak
aktivitesi artar.
Trigliserid adipoz dokuda parçalanması
ile 1 molekül gliserol üç serbest yağ asidi ortaya çıkar. Bu yağ asitleri
reesterifiye edilebilir, bir kısmı ß oksidasyon yolu ile parçalanır.
Lipidlerin kalorik değerinin 9 kcal/g
olması, iyi bir enerji kaynağı olması özelliğini kazandırır. Ayrıca lipit
solüsyonlarının esansiyel yağ asitlerini ve yağda eriyen vitaminleri içermesi
nedeniyle nutrisyonun önemli bir komponenti olarak kabul edilmektedir. Ayrıca yağ
asitleri eikosonoidler, prostoglandinler, tromboksan ve prostasiklin sentezi için de
esansiyeldir. Yine yağ asitlerinden linoleik asit hücre duvarı oluşumunda rol oynar.
Parenteral uygulama için hazırlanmış
lipid preparatları yaklaşık 1µ çapında yağ partikülünden oluşan emulsiyonlardır
ve genellikle soya ve ayçiçeğinden elde edilirler. Bu solüsyonlar stabiliteyi
sağlamak için fosfolipid veya lesitin, izodansiteyi sağlamak amacı ile glukoz,
sorbitol veya gliserol eklenmişti. %10'luk %20'lik konsantrasyon da hazırlandıkları
hiperosmolar olmamaları nedeni ile periferik venden uygulanabilir. Nonproteik enerjinin
%25-40'ı lipid emulsiyonları ile karşılanabilir.
IVLE (intravenöz lipid emulsiyonları)
genel olarak uzun zincirli yağ asitlerinden (LCT=long chain triglyceride) oluşan
trigliseridlerdir. 10-16 karbon atomuna sahiptir. Orta zincirli trigliseritlerde (MCT)
karbon atom sayısı 6-10 arasındadır. MCT karnitinden bağımsız iken LCT hücre
içine girişi kornitine bağımlıdır.
MCT fazla miktarı depolanmaz, aşırı
kullanımı ketoasidoza neden olabilir. Genellikle emulsiyonlarda %50 konsantrasyonda MCT
LCT ile kombine edilir.
Glukoz+lipid karışımların parenteral
kullanımlarında termogenezisin, katekolamin salınımının ve CO2
prodüksiyonunun azaldığı gösterilmiştir. Lipid oxidasyonun derecesine göre RQ
düşer. Bu hiperkapnik hastalarda bir avantaj oluşturabilir.
Günlük 3 mg/kg/gün, total enerjinin
%80'inden fazlası kullanıldığı durumlarda kolestazis, hepatik steatoz gelişebilir.
Lipitlerin humoral ve hücresel immün fonksiyonları deprese eder. Kemolaktik cevap ve
fagositozda bozulmaya yol açar. Bunun yanında omega-3 yağ asidi immün cevabı
arttırabilir.
PROTEİN GEREKSİNİMİNİN
KARŞILANMASI
Protein doku ve kan proteinlerinin, protein
yapısındaki enzim ve hormonların sentezi yönünden büyük önem taşır. Vücut
proteinlerinin sabit olmayıp sürekli yıkım ve yenilenme ile dinamik bir denge
içindedir.
insanda proteinlerin yapıtaşlarını
oluşturan 20 a.a.'in 8'i esansiyeldir. Protein yıkımı ile protein yapısındaki azot
ve azotlu bileşikler şeklinde atılır. Artık bileşiklerdeki 1 azot 6.25 gr proteinin
yıkıldığını gösterir. Oluşan azotlu bileşikler, daha çok idrarla bir kısmı GiS
yolu ile atılır. Atılan total azot miktarı 24 saatte idrarla atılan azota 2 g ilavesi
ile bulunur (ek fecesle atılan miktardır). Normal erişkinlerde günde 8-10 gr'dır ve
azot dengesi 0'dır. Pozitif olması anabolik durumu, (-) olması net protein kaybını
gösterir.
Stress anında azot dengesi belirgin olarak
(-)'dir. Yeterli enerji desteği sağlanması ile negatif denge olabildiğince düşük
tutulmalıdır.
Normal kişilerde günlük protein
gereksinimi 0.4-1.0 gkg'dır. Bu ihtiyaç çocuklarda daha fazla yaşlılarda daha azdır.
Protein desteği sağlanır, azot dengesi de korunurken en önemli nokta proteinlerle
birlikte enerjinin KH, lipitlerle birlikte sunulmasıdır. Bu destek yeterli değilse
istenen protein sentez düzeyi sağlanamaz. Parenteral kombinasyonlarda esansiyel ve
nonesansiyel a.a.'ler kullanılar. Böbrek yetmezliğinde yanlız esansiyel olan
karışımlar tercih edilir.
Proteinlerin yapı taşlarında olan
dallanmış zincirli a.a.'ler kasta protein sentezini hızlandırır. Standart aminoasit
solüsyonlarında dallanmış zincirli aminoasitler (DZAA) %29-25 oranında yer
almaktadır. Son yıllarda DZAA'lerden zenginleştirilmiş solüsyonlarla protein
sentezinin arttırabileceği negatif azot dengesini azaltabileceği öne sürülmüştür.
Ayrıca ensefalopatili hastalarda DZAA'ler kullanımın klinik tabloyu düzelttiği kabul
edilmiştir. Arjinin immün sistem modülatörü gibi etki göstererek immün korunmada
etkili olduğu öne sürülmektedir.
OLİGO ELEMENTLER, VİTAMİNLER,
ELEKTROLİTLER
Uzun süreli parenteral nutrisyon
uygulanımlarında oligo elementler ve elektrolitler yeterince verilmelidir.
Bu elementler,
Na ,K, Ca Fe, Zn, Mg Cu, Cr, l, F, Mn, Se,
Cr, Co,P
Vit A, D, E,K,C, Vit B1, B2, B3, B6, B8,B12
folikasit
KLINİK NUTRİSYONUN UYGULAMA
ŞEKİLLERİ
Parenteral ve enteral yollarla
uygulanabilir. Temel prensip olarak enteral nütrisyonun kontrendike olmadığı ve bu
yolla nutrisyonun yeterince sağlanabildiği durumlarda enteral yol tercih edilmesidir.
Enteral beslenme kontrendike ise total parenteral nutrisyon uygulanır.
ENTERAL NUTRİSYON
En efektif nutrisyon desteğini sağlamak
için hastaya göre uygun formül seçilmelidir. Bu seçim şu şekilde olmalıdır.
1) Hastanın değerlendirilmesi:
Geçmitte ve halen varolan medikal problemler, nutrisyonel durumu ve gereksinimi, sindirim
ve absorbsiyon kapasitesi, yaş hidrasyon durumu, renal, pulmoner hepatik fonksiyonları
göz önüne alınmalıdır.
2) Enteral formülün
değerlendirilmesi: KH lipit, protein kompozisyonu, lif içeriği, elektrolit,
vitamin, element içeriği, kalori/nitrinojen oranı, bakteriyolojik güvenliği,
maliyeti, fizik karakteristiği (osmolarite, renal solid yük, pH, rezidü, viskozite,
kalorik yoğunluk) değerlendirilmelidir.
Enteral formülün nütrinent
komponentleri
KH içeriği: Beslenme solüsyonunun
osmolarite ve tatlılığına katkıda bulunan KH formları monosakkarit (glukoz),
disakkarid (sukroz, laktoz, maltoz) ve oligo/polisakkaritleri (mallodekstrin mısır
şurubu, tahıl solidleri, blenderize meyve ve sebze) içerir. Daha küçük molekül
ağırlığı daha tatlı ve daha hiperozmolol ürüne yol açar.
Sukroz, maltoz ve laktozu kapsayan
disakkaritler intestinal mukozada hidroliz için disakkaridoza ihtiyaç duyarlar.
Disakkaridoz üretimi hastalıklar sırasında azalabilir. Bu durumda sukroz ve maltozun
sindirimi hızlı olduğundan etkilenmezken laktoz yavaş hidrolize edildiğinden, laktoz
intoleransı gözlenebilir. Bu nedenle birçok formüle laktoz konmaz.
Nişastanın ozmalariteye katkısı azdır.
iyi tolere edilir, kolay sindirilir, fakat insolubl olması nedeniyle invitro parsiyel
hidroliz ile olutan maltodekstrin formunda enterol formüle ilave edilir.
LİPİD içeriği: Formüllerin
lezzet ve tat alma duyusunu arttırırlar. Suda erimediklerinden ozmolariteye katkısı
azdır. Lipitlerin kaynağını mısır yağı, soya fasulyesi yağı, ayçiçek yağı,
hindistan cevizi yağı, lesitin ve tam süt oluşturur.
Yağlar;
- I sature kısa-zincirli yağ asitleri
- -orta zincirli yağ asitleri (MCT)
- -uzun zincirli yağ asitleri (LCT)
II II moniansature palmitoleik asit
,oleik asit II moniansature palmitoleik asit
,oleik asit
III III poliansature omega 3 (linolenik
asit) ,omega 6 (linolenik asit) III poliansature omega 3 (linolenik
asit) ,omega 6 (linolenik asit)
MCT'ler LCT'lere oranla daha fazla suda
erir. Absorbsiyonları için hiç ya da çok az pankreatik lipoz aktivitesi ve sofra tuzu
gerektirir. Bu nedenle absorbsiyon bozukluğu halinde önemli bir enerji
kaynaığıdırlar. Fakat esansiyel yağ asitlerini sağlayamazlar. MCT'ler KC'de
metabolize edildiğinde ve ketojenik olduğundan sirotik hastalarda ve hiperosmolar
diabetik sendromda yüksek oranda kullanımı sakıncalıdır. Çünkü KC'in 8 karbonlu
yağ asitlerini temizleme yeteneğinde kaybolma oktanoate miktarında artmaya ve hepatik
ensefalopatiye benzer bir tabloya yol açar.
Omega 3 ve 6 esansiyeldir. Günlük gerekli
miktar total kalorinin %1-2'si omega 6, %2-0.3'ü omega 3'ten sağlanmalıdır. Omega 6
pekçok sebze yağında, omega 3 soya fasulyesi yağı, bezir yağı, buğday tohumu ve
cevizde bulunur. Omega 6 yeterli alımının immün fonksiyonlar için önemlidir.
Yapısal lipitler; enteral formüllerin
yeni komponentidirler. MCT'lerin transesterifikasyonu ile oluşturur. Yüksek oranda LCT
ile ilişkili immün supresyonu önlemeye yardım edeceği ileri sürülmektedir.
PROTEİN KAYNAĞI
Enteral formülün en önemli
komponentlerindendir. Baz % kalori alındığında formüller şöyle
sınıflandırılabilir.
- Dütük proteinli (£ %10) renal
yetmezlik gibi protein kısıtlaması gerektiren durumlarda
- Standart proteinli (%11-15) artmış
protein gereksinimi olmayan hastalarda
- Orta derecede yüksek proteinli (%16-20)
Son iki grup travma, yanık gibi artmış
nitrojen gereksinimi olan hastalarda kullanılır. Enteral formülde 3 tip protein
bulunur.
1) intakt protein (et, süt, kazeinat,
laktoalbumin, soya protein, isolat vb): Orjinal formdadırlar. Büyük molekül
ağırlıkları nedeni ile formülün osmolaritesini çok az etkilerler. Ancak
absorbsiyonları için pankreatik proteaz ve fırça kenar peptidazlar ile küçük
aminoasitlere parçalanmaları gerekir.
2) Hidrolize proteinler (peptidler,
hidrolize kazein, soya, laktoalbumin): intakt proteinlerin hidrolizi ile sağlanır.
Hidrolizin son ürünleri dipeptit, tripeptit, oligopeptit ve aminoasitleri içerir.
Oligopeptit fırça kenar proteozları ile yıkılarak, tripeptitler ve dipeptitler
doğrudan absorbe edilebilir.
3) Kristalin aminoasitler: Absorbsiyonları
enzimatik aktivite gerektirmez. Ancak Na varlığına gerek duyarlar. Ayrıca vücutta L
formları kullanıldığı için enteral formüle bu şekilde ilave edilir. Formülün
ozmolaritesine katkıda bulunurken tadını karşıt yönde etkilerler.
LİF İÇERİĞİ
Diyete lif ilavesi ile tu etkiler olutur;
1. Kabul edilebilir gaz üretimi ile iyi
tolere edilir.
2. ince barsaklarda potansiyel olarak su,
elektrolit ve mikronütrient artmış absorbsiyonu ile sonuçlanan geçiş süresini
düzenler.
3. intestinal mikroflora tarafından kısa
zincirli yağ asitlerine fermente edilerek kolonositlere enerji sağlar.
4. ince ve kalın barsak bütünlüğünü
korumaya yardımcı olur.
5. Mikroflorayı düzenlemeye yardımcı
olur. Gr (-) patogenlerin aşırı artışına engel olur.
6. Bakteriyel translokasyonun önlenmesinde
rol oynar.
7. intestinal geçiş zamanı
normalizasyonu ile dışkı kütlesi ve sıklığı üzerine yararlı etkileri mevcuttur.
Lifler insolubl ve solubl yapıdadır.
insolubl lifler sututor ve fekal kitleyi arttırır. Aynı zamanda konstipasyonu
önlediği, intestinal fonksiyonları iyileştirdiği ve intestinal geçiş süresini
düzenlediği öne sürülür. Bu grupta ensık kullanılan soya polisakkaritleridir.
Bunların berrak fonksiyonlarına (+) etkileri yanında formülün viskozitesine minimum
etkiye sahiptir ve kolonik bakterilerce kısmen fermente edilebilirler.
Solubl olan misilaj ve pektin gibi lifler
çekumda hızla ve tama yakın anaerobic mikroflora tarafından fermente edilir ve kısa
zincirli yağ asitleri oluşur. Bu yağ asitleri kolonun yapı ve fonksiyonu için
gereklidir.
Klinik kullanımda dikkat edilmesi gereken
bir noktada total diyet lif (TDF) içeriğidir. Örneğin; soya polisakkaritleri %75 TDF
içerirler. Enteral formül 20 gr soya polisakkariti içeriyorsa yaklaşık 15 gr TDF
içeriyor demektir. Ticari ürünlerde genellikle lif içeriği TDF olarak belirlenir.
Önerilen günlük lif alımı 1-13 gr/1000
kcal'dır. Lifin miktarının artışı mineral absorbsiyonunu azalttığından aşırı
miktarlar tavsiye edilmemektedir.
ELEKTROLİT, VİTAMiN ve ESER ELEMENT
İÇERİĞİ
Renal ve hepatik formüller haricinde tüm
ürünler vitamin elektrolit ve eser element için önerilen günlük alımın %100'ünü
karşılayacak şekilde hazırlanmıştır. Son zamanda immunonütrisyon konusundaki ilgi
alanlarından birini ß karoten oluşturmaktadır. ß karotenin naturel öldürücü
hücrelerin sitotoksisitesini, T helper hücre düzeyini ve immün yanıtı
arttırabildiği ileri sürülmektedir.
PROTEİN DIŞI KALORİ, NİTROJEN ORANI
Özel formüller hariç genelde 150/1'dir.
Proteinlerin kısıtlandığı durumlarda bu oran artmakta, stress formülleri gibi
proteinin yüksek olduğu durumlarda 100/1 kadardır.
FORMÜLÜN FiZiK KARAKTERiSTiĞi
Osmolarite (osm): Yüksek molekül
ağırlıklı proteinler ve KH'lar formülün osmolaritesine peptid amino asitleri baz
şekerler ve elektrolitlerden daha az katkıda bulunur. Solüsyonun konsantrasyonu
osmolariteyi etkiler. Kalorik olarak yoğun formüller daha hiperosmoaldir. Mevcut
ürünlerin osmolariteyi 270-700 m osm/kg H2O arasında değişir.
Renal solüt yük: Primer olarak
protein, Na, K, Cl içeriği ile belirlenir. Yüksek solüt yük daha fazla zorunlu su
kaybına yol açar. Bu yüksek proteinli rejimlerin kullanıldığı geriyatrik ve
pediyatrik hastalarda önemlidir. Yine renal fonksiyonlar, bozuk veya ateş, diare kusma
ve yanık nedeni ile artmış su kaybı olanlarda renal solüt yük gözönüne
alınmalıdır.
pH: pH'sı 3.5'ten az olan
solüsyonlar gastrik motiliteyi azaltır.
Rezüdü: Düşük rezidülü
diyetler dışkı kitlesinde azalma ve konstipasyon ile sonuçlanır.
Viskozite: Lif içeren formüller ve
kalori yoğunluğu yüksek olanlar daha viskoz olma eğilimindedirler. Ayrıca viskoz
karışımlar için daha geniş çaplı enteral tip gerekliliğini ve bunun da hastayı
rahatsız edebileceği bilinmelidir.
Kalorik yoğunluk: Formülün ünite
volümü başına içerdiği enerji miktarı (kcal/ml) onun kalorik yoğunluğunu
belirler. Pekçok ürün 1 kcal/ml içerir. Ancak 1.5 veya 2 kcal/ml içeren formüllerde
vardır.
ENTERAL FORMÜLLERİN SINIFLANDIRILMASI
1. Polimerik formüller
2. Elemental diyet olarak tanımlanan
kimyasal olarak sindirilmiş formüller
3. Hastalığa özel formüller
4. Spesifik içerikli formüller
5. Modüler içerikli formüller
6. Oral destek formülleri
7. içecek formülleri
8. Pediatrik formüller
1.Polimerik formüller:
En yaygın olarak bilinen ve kullanılan
formüllerdir. KH, yağ ve proteini büyük molekül formlarında içerdiklerinden normal
sindirim ve absorbsiyon süreci gerektirirler, bu nedenle intestinal fonksiyonları normal
ya da normale yakın hastalarda kullanılır.
Nitrojen kaynağı olarak intakt protein
(kazein ve soya proteini); enerji kaynağı olarak genellikle mısır nişasta
hidrolizatı ve trigliseritler içerir. Bazı ürünlerde LCT, bazılarında LCT ve MCT
birliktedir.
Çoğu düşük rezidülü, bazıları ise
lif içeriklidir. Genellikle likit formdadırlar. Damak zevkine uygundur ve oral destek
için kullanılabilirler.
2. Elemental formüller:
Genelde nutrient malabsorbsiyonu olduğu
bilinen ya da düşünülen hastalara verilir. Nitrojen kaynağı olarak hidrolize
proteinler L-amnoasit karışımı, enerji kaynağı olarak nişastanın enzimatik
hidrolizi ile oluşan zihcir maltodekstrin ve az miktarda trigliserit içerir. Bazıları
LCT yanısıra MCT içerir. Likit ve toz formları vardır. Lif içermezler.
3. Hastalığa özel formüller:
a) Hipermetabolizma ve stress
formülleri; çoğu nutrisyonel olarak tam ve polimerik yapıdadırlar. 1.5-2 gr/kg olacak
şekilde yüksek protein içeriğine sahiptir ve nonprotein kalori/nitrojen oranı
125/1'dir. Kullanım sırasında kalorik olarak daha yoğun ürünlerin yüksek
osmolariteye sahip olması nedeni ile dehidratasyon ve azotemiye neden olabilecekleri
unutulmamalıdır. Yüksek konsantrasyonlarda dallı zincirli aminoasit içeren formüller
hipermetabolik hastalar için düzenlenmiştir.
b) Hepatik yetmezlik formülleri; bu
hastalarda genelde metionin ve aromatik aminoasitler artar iken dallı zincirli
aminoasitlerin normalin altında olduğu anormal bir plazma aminoasit paterni mevcuttur.
Bu nedenle bu hastalara uygun dallı zincirli aminoasit oranı yüksek enteral formüller
(%47-50) geliştirilmiştir.
c) Renal yetmezlik formülleri;
stabil diyaliz gerektirmeyen hastalar için dütük proteinli, kalorik olarak yoğun,
dializ hastaları için ise protein ve kaloriden yoğun formüller bulunur. Renal
yetmezlikte A, C, D, Vit, pridoksin folik asit, fosfor, magnezum ve potasyum atılımı
değişmiştir. Bu formüllerde fosfor, potasyum, vitamin A ve D azaltılmış vit B ve
folat arttırılmıştır. Yeni formüllere histidin, arginin, taurin ve karnitin
eklenmiştir.
d) Pulmoner yetmezlik formülleri;
karbondioksit üretimini ve solunum kat sayısını azaltmak amacı ile enerji kaynağı
olarak lipit oranı arttırılmış KH oranı azaltılmış formüllerdir.
4. Spesifik içerikli formüller:
Organ fonksiyonlarını iyileştirmeye ve
immün fonksiyonları arttırmaya katkıda bulunmak amacı ile hazırlanan formüllerdir.
Bu formüllerin çoğu polimerik yapıda ve likit formdadır.
a) Glutamin; klasik olarak esansiyel
bir amino asit değilsede, stress sırasında hızlı tüketimi sonucu esansiyel hale
geldiği düşünülmektedir. Glutamin;
- iskelet kaslarından visseral organlara
nitrojenin temel taşıyıcısıdır.
- Amonyak olutturarak asit baz
dengelenmesine yardımcı olur.
- Nükleik asit, nükleotid aminoteker ve
glutatyon prekürsörüdür
- Enterosit, makrofaj ve lenfosit gibi
hızla prolifere olan hücrelerin primer yakıt kaynağıdır.
Glutamin desteğinin intestinal
permeabilite bozulmayı önlediği, mukozal yapı ve fonksiyonları koruduğu ileri
sürülür.
b) b) Arginin; metabolik stresste
esansiyel hale gelir. b) Arginin; metabolik stresste
esansiyel hale gelir.
- Hipofizer büyüme faktörü, prolaktin,
insülin benzeri büyüme faktörünün salınımında rol oynar.
- Nitrik oksit prekürsörüdür.
- Kollagen sentezini arttırır.
- immün fonksiyonları düzenlediği ileri
sürülür.
c) Nükleotidler; vücutta kofaktör
nükleik asit prekürsörü olarak nükleotidlerin enteral formüle eklenmesi ile,
- immün fonksiyon olarak artma
- intestinal fonksionların ve morfolojisinin derlenmesinde
artış saptanmıştır.
d) Omega 3 yağ asitleri
- Yanıklarda surviyi arttırdığı
- infeksiyöz komplikasyonları
azalttığı
- immunosupresyonu azalttığı
gösterilmiştir.
e) Taurin; infant ve çocuklar için
esansiyeldir. Sisteinden sentez edilir. Fakat metabolik stress anında metioninin sisteine
dönüşümünün sınırlı olduğu gösterilmiştir.
- Normal retinal gelişme için önem
taşır.
- Trombosit agregasyonunu azaltır.
- Antioksidaz özelliği mevcuttur.
- Nötrofil fonksiyonlarına yardım eder.
5. Modüler içerikli formüller:
Bazı hastalar için mevcut formüllerin
kompozisyonu uygun olmayabilir protein ve enerji alınımını arttırmak amacı ile
modüler diyet gerekebilir. Bu formüle makro nütrietleri tek tek ya da nadirende kombine
olarak içerir toz ve likit formda bulunabilir. Hastanın günlük enerji ve protein
gereksinimine uygun şekilde almakta olduğu diyete ilace olarak kullanılır.
6. Oral destek formülleri:
Oral gıda alabilen ancak günlük
nütrisyonel gereksinimin tamamını alamayan hasta grubu için planlanır. Daha çok
major operasyon geçirenler, yaşlı hastalar, KOAH'ı olanlar ve kanser hastalarında
gerekmektedir.
Bu tür ürünler nutrisyonel olarak tam
ekilde tanımlanmazlar. Genellikle 200-250 ml'lik likit formundadır. Çoğu laktoz,
gluten ve lif içermez. Yüksek protein yüksek enerji şeklinde polimerik yapıda
formülarize edildiğinden intestinal fonksiyonu normal hasta grubunda kullanılır. Damak
zevkine uygunluğu oral alındığı için önemlidir.
7. içecek formülleri:
Solid gıda alamayan intestinal
fonksiyonları yeterli hastalarda günlük gereksinimi karşılayacak şekilde
hazırlanır. 15-2 lt'lik lif içermeyen fomüllerdir. Damar zerkine uygundur.
8. Pediatrik formüller:
Polimerik yapıda likit formdadırlar.
Erişkinler için hazırlanan formüllerden farklı olarak daha düşük elektrolit ve
renal solid yük, daha fazla Ca, fosfor, Demir, taurine ve vitaminler içerir.
Enteral nutrisyon
1. Oral
2. Nazogastrik tüp
3. Nazoduedonal tüp
4. Nazojejunal tüp
5. Gastrostomi yolu ile
6. Jejunostomi yolu ile uygulanabilir.
Enteral nutrisyonun komplikasyonları
I) Mekanik komplikasyonlar
- Nazofaringeal irritasyon ve inflamasyon
- Mukoza erozyonları
- Tüp tıkanması ve yerinden çıkması
- Otitis
- Aspirasyon ve pulmoner infeksiyon
II) GIS komplikasyonları
- Bulantı, kusma, diare
- Abdominal distansiyon ağrı
- Konstipasyon
- Rejürgitasyon
III) Metabolik komplikasyonlar
- Dehidratasyon
- Hiperglisemi
- Hipernatremi
- Hiperpotasemi
- Hipopotasemi
- Hipofosfatemi
ENTERAL NUTRİSYONUN KONTREDİKE OLDUĞU
DURUMLAR
-Mekanik barsak obstrüksiyonları
-Paralitik ileus, peritonit
-Önlenemeyen kusma, diare
-Malabsorbsiyon sendromları
-Akut pankreatit
-Enflamatuvar barsak hastalıkları
TOTAL PARENTERAL NUTRİSYON
Enteral nutrisyon uygulanamayan hastalarda
seçilecek bir metoddur. TPN uygulanılan hasta özel bakım ve takip ister. Hastanın
klinik durumu, mevcut patolojileri ve metabolik fonksiyonları gözönünde
bulundurulmalıdır. Uygulamada infüzyon pompaları yardımı ile kontiniu infüzyon 24
saatte olacak şekilde yapılmalıdir.
Kullanılacak solüsyonlar; sadece günlük
ihtiyaçları karşılamak amacı ile değil beraberinde organizmada normal büyüme,
gelişmeyi devam ettirebilmek, strese karşı uygun cevabın verilebilmesini
hedeflemelidir. Enerji kaynaklarını şu şekilde sıralayabiliriz.
Glikoz
Parenteral beslenme solüsyonlarının
primer KH kaynağını oluşturur. Fizyolojik bir maddedir. Santral infüzyon için
yüksek konsantrasyonlarda kullanılabilir. Ayrıca kolay elde edilebilir ve ucuzdur.
Kalori kaynağı olarak lipitlerle kombine edilmelidir.
insanda maksimum glukoz utilizasyonu 4-5
mg/kg/dk'dır. Her gram glikoz 2.4 kcal sağlar. Yeterli glikozu verebilmek ve volüm
yükünden kaçınmak amacı ile hipertonik solüsyonlar halinde hazırlanır. Standart
parenteral beslenme solüsyonlarının %25-35'i glikoz ihtiva eder ve bu solüsyonların
osmolariteleri 1200-1700 mosm/lt'dır. Periferik ven ile verilebilecek maksimum glukoz
konsantrasyonu %10'dur. Daha konsantre formları santral bir yolla uygulanabilir.
Fruktoz
Dextroza alternatif olarak kullanılan bir
karbonhidrat kaynağıdır. Dextroza avantajları vardır. Uptake ve fosforilizasyona
ihtiyaç duymaz, hiperglisemi ve glukozüri glukoz ile karşılaştırıldığında daha
azdır.
Bunun yanında hızlı infüzyonunda laktik
asidoz gözlenebilir. Ayrıca laboratuvar olarak ölçüm yapmak güç olabilir.
Lipitler
Kalori kaynağı oluşturmak ve esansiyel
yağ asitlerini sağlayabilmek için kullanılırlar. Yağ asit eksikliğini önlemek
için günlük kalori alınımının %4-10 yağ emülsiyonu olmalıdır. 1 gr yağ
emülsiyonu 9 kcal enerji sağlar. %10'luk ve %20'lik yağ emulsiyonu sırayla 1.1 kcal/ml
ve 2.0 kcal/ml enerji sağlar. Parenteral solüsyona lipit eklenimi ile hepatik
disfonksiyon insidansı ve CO2 oluşumu azalır. Çünkü lipit metabolizasyonu
sırasında daha az O2 kullanılır ve daha az CO2 üretilir.
Lipit emulsiyonları genellikle safflower
veya soybean yağından elde edilir. Soybean ile kıyaslandığında safflower yağı daha
fazla linoleik asid ve daha az linolenik asit içerir. Saflaştırılmış bitkisel
yağlar gliserin ile emulsifiye edilerek isoosmotik hale getirilir. Fosfolipitleri
stabilize etmek için yumurta eklenir.
Parenteral lipit uygulanımı sırasında
ateş, döküntü, göğüs ve sırt ağrısı gibi allerjik belirtiler görülebilir. Az
olarakta koagülasyon sisteminde bozukluklar, transaminaz ve alkalen fosfataz düzeyinde
yükselme izlenebilir. Allerjik reaksiyonlar için önceden test dozu uygulanabilir. bunun
için adultlarda %10'luk emulsiyon 1 ml/min çocuklarda 0.1 m/min 15.30'dakikada verilip
kliniği değerlendirilir. Daha sonra %20'liğe geçilebilir.
PROTEİNLER-AMiNOASİTLER
Parenteral beslenme amacı ile aminoasit
kaynağı olarak kan ve plazma kullanmak uygun değildir. Bunlarda proteinlerin
parçalanımı uzun sürer.
D-aminoasitler protein metabolizmasında
nonspesifik azot kaynağı olarak kullanıldığından ve ketoasitlere parçalandıktan
sonra reanine olduğundan D-L aminoasitleri (rasemik karışım) kullanmak mümkündür ve
ucuzdur. Ancak bu rasemik karışımın bir bölümü böbrekler yolu ile hiç
kullanılmadan atıldığı için günümüzde daha çok endojen kullanıma hazır olan
a.a.'lerden faydalanılmaktadır.
Proteinlerin biyolojik değeri; diyette
bulunan ve normal azot dengesinin sağlanmasında yeterli olan miktarın resiprokal
ifadesidir. Tam yumurta proteini 100 kabul edilerek bunun yüzdesi şeklinde ifade olunur.
Biyolojik değer, endojen protein sentezi açısından ihtiyaç duyulana ne derece
uyduğunu gösterir. Biyolojik değer ne kadar yüksekse verilmesi gereken protein
miktarı o kadar azdır.
Böbrek yetmezliği durumlarında yanlızca
sekiz esansiyel aminoasit ve L-histidin içeren solüsyonlar verilir. Hastada birikmiş
olan üre esansiyel olmayan aminoasitlerin sentezinde kullanılır ve serum üresi
azalır. Hemodiyalizin önemli aminoasit kaybına yol açacağı unutulmamalıdır.
Hastanın serum kreatin değeri yeterince stabilse esansiyel olmayan aminoasitlerde
verilebilir.
KC hastalığında dallanmış zincirli
a.a.'ten zengin solüsyonlar tercih edilmelidir. Çünkü;
- Dallanmış zincirli a.a. miktarı
yüksek, aromatik aminoasit miktarı düşük solüsyonlar verildiği durumlarda beyne
geçen dallanma a.a. miktarı artar, aromatik aminoasit miktarı azalır böylelikle
beyindeki nörotransmitterlerin normalleşmesini sağlar (aromatik aminoasitleri
nörotransmitterlerin ön maddesi rolünü üstlenir. Bu da KC koması gelişiminden
sorumlu oktapamin, beta-feniletanolamin sentezini indükler).
- Amonyak üreye yeterince dönüştürülmez ve plazma
amonyak düzeyi yükselir. KC yetmezliği vakaları hiperkatoboliktir ve bu a.a. ve
protein katabolizmasının artmasına neden olur. Sonuçta meydana gelen amonyak
hiperanonemiye şiddetlendirilir. Dallanmış zincirli aminoasitler amon yağı
bağlayabilir. Substratlar sağlayarak plazma amonyak düzeyinin azaltılmasına önemli
katkıda bulunurlar.
- Dallanmış zincirli a.a. lerin protein sentezini
uyardığı ve protein parçalanmasını engellediği söylenmektedir.
İNVERT SUGAR
Eşit miktarda glikoz ve fruktoz içeren
karışımdır. insüline duyulan ihtiyacın az olması ve hızla kullanılması nedeni
ile glikozun hücre içine geçişi hızlanır.
SORBITOL VE KSILOL
Alkol şekerleridir. Parsiyel olarak
insülinden bağımsızdırlar. Periferik dokular tarafından direkt olarak
kullanılmazlar. Laktik asidoz hepatik yetmezlik hiperurisemiye yol açabilirler.
- Parenteral nutrisyonda maltol, gliserol,
etonolünde kullanım da rolü vardır.
TOTAL PARENTERAL NÜTRİSYON
KOMPLİKASYONLARI
Uygulama tekniğine bağlı
komplikasyonlar:
TPN metabolik gereksinimi düşük
hastalarda periferik yolla uygulanabilir. Hastaların çoğunda ise santral katater
yardımı ile uygulanır. Kateterizasyon sırasında pnomotoraks, hemotoraks, şilotoraks,
hidrotoraks, arter ponksiyonu, kardiyak tamponant, trombozis olabilir. Geç komplikasyon
olarak katetere bağlı enfeksiyon ve sepsis gözlenebilir.
2) Metabolik komplikasyonlar:
- Hiperglisemi: Glikoz içeren solüsyonların
kontrolsüz kullanımı ile ortaya çıkar. Mevcut stress te bu komplikasyonun gelişimini
kolaylatırır. Hiperglisemi sonucu glukozüri, osmotik diürez, hiperosmolar koma
oluşabilir. Bu gibi sonuçlarla karşılaşmamak için glikoz içerikli sıvı
uygulanırken kan şekeri takibi ve insülin ile nötralizasyonu dikkatlice
yapılmalıdır.
- Hipoglisemi: Hiperglisemiden kaçınmak amacı ile
uygulanılan insülin tedavisine bağlı ya da infüzyon sonlandırılımı ile
oluşabilir. infüzyon sonlandırımı ile görülen hipoglisemiye post infüzyon
hipoglisemisi denir. Bu stümüle olan endojen insüline salınımına bağlıdır.
- Hiperkloremik metabolik asidoz: Klorid ve monoklorid
kristalize aminoasit solüsyonlarının aşırı kullanımına bağlı gelişir.
- Prerenal azotemi
- Hepatik disfonksiyon
- Kolestazis
- Aşırı CO2 üretimi
- Hipernatremi
- Hiperkalemi
- Hipokalemi
- Hiperkalsemi
- Hipofosfatemi
- Hiperlipidemi
- Pankreatit
- Yağ embolisi
- Anemi (Demir, folat, B12 eksikliği)
- Vitamin D eksikliği
- Vitamin K eksikliği
- Esansiyel yağ asid yetmezliği
- Hipervitaminozis A
- Hipervitaminosis D
|