|
| |
- Prof. Dr. Hasan Akman
- Dr. Mustafa Karaboğa
Şok, akut olarak sirkülatuar fonxiyonun
bozulması, doku ferfüzyonunda yetmezlik ve hemostatikmekanizma düzeninin bozulmasıyla
karakterize klinik bir sendromdur.
Temel patognetik mekanizma dokuların
hipoperfüzyonudur .
SINIFLANDIRMA
Genellikle primer nedene göre
isimlendirilir. 4 grup altında incelenebilir.
- Hipovolemik Şok
- Kardiyojenik Şok
- Distribütif Şok
- Septik Şok
1. HİPOVOLEMİK ŞOK
Hipovolemik şok, intravasküler volüm
kaybı ve bundan dolayı venöz dönüş ve miyokardial preloadın azalması sonucu olur.
Temel patoloji volüm kaybıdır. En çok görülen şok tipidir.
Nedenleri :
- Sıvı - Elektrolit Kaybı
- Kusma
- Diabetus inspitus
- Renal kayıplar
- İntestinal obstrüxionlar
- Yanık, peritonik
- Hemoraji
- Travma
- Ameliyat
- GIS kanaması
- Jeneralize koagulopati, ITP, Lösemi
- Plazma Kaybı
- Yanıklar
- Nefrotik syn.
- Sepsis
- İntrestisyel obstrüxion
Hemorajik şok genelde travma sonrası
olur. Rüptüre damarlar, sıklıkla da karaciğer ve dalakta olan travmayla çok çabuk
hipovolemik şok gelişir. Acil cerrahi girişim gerektirir. Şok tablosu akut kan
kaybından sonraki birkaç dakika içnide hemodiküsyondan önce gelişebileceğinden Hct
ve Hb değerleri normal olabilir. Bunların normal olması şok nedeninin kanama
olmadığını ekarte ettirmez. Yumuşak doku travması ve uzun kemik kırıkları masif
kan kaybına neden olabilirler. GIS kanaması bir başka hemorajik şok nedenidir.
Jeneralize koagülapati, Lösemi, ITP, kemoterapi ve septik şok sonrası gelişen DIC,
hemorajik şokun diğer nedenleri arasındadır.
Kanama mevcut olmadığı taktirde
hipovolemik şok, vücut sıvılarındaartan bir kayıp nedeniyle olabilir. Böyle bir
hipovolemik şok tablosu birkaç saat içinde oluşur ve hastada Hb, Hct değerleri
yüksek olabilir. Yanık sonucu vücut yüzeyinden ; GIS perforasyonlarından veya
pankreatit sonrası peritonit reaksiyonu olarak periton boşluğuna sıvı kaybı
olabilir. Kusma ve ishallerde de böylesi durum sözkonusudur.
Diabetes Mellitus ve Diabetes Insipidusda,
adrenal yetmezlikte, tuz kaybettiren nefritte, ATN den sonraki poliüri döneminde,
güçlü bir diüretik kullanımı sonucu da hipovolemik şok olabilir.
Anoxi ve arreste bağlı olarak ya da akut
hipersensitivite reaksiyonlarının sonucunda kapiller permeabilite artışı da
intravasküler mesafeden interstisyel mesafeye volüm kaybettirip hipovolemik şok
yapabilir.
Klinik Belirtiler :
Klinik belirtilerin çoğu perfüzyon
yetersizliğine bağlı sonuçlardır.
- CO azalması ve kan basıncı düşmesi : Başlangıçta %
15’e kadar olan volüm kayıpları kompanse edilebilir. Ancak kayıp devam ederse ve
%30’un üzerine çıkarsa bu mekanizma yetmez ve kan basıncı düşer.
- Taşikardi : Nabız, sempatoadrenal yolla hızlanarak kan
kaybını kompanse etmeye çalışır. Nabız hızlı ve filiformdur.
- Serebral kan akımı azalması : Taşıkardi ve giliform
nabıza paralel olarak serebral kan akımı azalır. Mental durumda bozukluk olur.
Huzursuzluk, anksiyete, apati takiben koma görülür.
- VCP düşüktür
- Periferik dolaşım azalır : Takiben soğuk, soluk
siyanotik extremiteler olur.
- Renal kan akımı azalır : Az ve osmolaritesi düşük
idrar çıkışı olur.
- Koroner kan akımı azalır : Miyokardial oksijenasyon
bozulur. EKG de ST - T değişiklikleri olur. Ağır olgularda miyokart hücrelerinde
nekroz olabilir. Bunun nedeni sadece doku hipoperfüzyonu değil, pankreastan salınan
miyokard degresan Faktörün de rolü vardır.
- Diğer bulğular : Yüzeyel ve hızlı solunum, hava
açıklığı, susuzluk hissi, bulantı, kusma hipotermi.
2. KARDİYOJENİK ŞOK
Kalbin pompa fonxiyonunun kozulması,
yeterli doku perfüzyonunun sağlanmaması sonucu olan patofizyolojik durumdur.
Nedenleri :
- Ağır Aritmiler
- Kalbin Mekanik Lezyonları
- Regurjitan Lezyonlar
- AMI
- Akut Aort yetmezliği
- Akut interventriküler septum rüptürü
- Masif sol ventrikül anevrizması
- Obstrüktif Lezyonlar
- Kalbin çıkış yolu obstrüxiyonları
- Valvüler aort stenozları (= idiopatik hipertrofik
subaortik stenoz)
- Kalbin giriş yolu obstrüxiyonları
Mitral stenoz, Atrial mixoma
- Miyokarda bağlı sebepler
- Sol ventrikül kontraktilitesini azaltan nedenler : Miyokart
enfarktüsü, konjestif CMP.
- Sol ventrikül kompliansını azaltan nedenler. Amiloidoz,
idiopatik hipertrofik subaortikstenoz.
Kardiyojenik şokta primer olay, sol
ventrikül fonxiyonunun bozulması sonucu kalp deloisinin ve dolayısıyla kan
basıncının düşmesidir. Birkaç saat sürerse sempatoadrenerjik sistem uyarılır. Bu
maddeler çevresel vazokonstrüxiyon yaparken, enfarkt dışı alanın kontraktilitesinin
artması ve kalp deloisinin bir miktar artırılmasına neden olur. Diğer yandan
çevresel varokonstrüxiyonla çevre dokularda hipoxi ve kapiller geçirgenliğin artması
kapiller dışına sıvı kaybına yol açar. Daha sonra kardiojenik şoka hipovolemik
şok da eklenir. Dolaşım volümü azalınca enfarkt alanı da genişler. Lezyon
genişleyince debi azalır ve kısır döngü oluşur.
- Dönem (Preşok) = Hasta asemptomatiktir. TA ve N normaldir.
- Dönem = T.A. düşer, taşikardi, takiben angina pectoris
benzeri doku perfüzyon bozukluğuna bağlı belirtiler olur.
- Dönem = Kardiak debi azalır. İdrar outputu azalır.
Mental bozukluklar olmaya başlar. Enfarkt alanı genişler. Akciğerlerdeki hipoxik
değişiklikler sonucu hipoxemi olur. Pa O2 düşer.
Kardiyojenik şokta hemodinamik bulgular
=
- Kan basıncı azalır. CO azalır. SVR çoğunlukla artar.
- Dolaşan kan volümü azalabilir (Kusma, diüretik
kullanımı)
- Sol ventrikül fonxiyonu bozuktur. PCWP artmıştır. Atım
hacmi azalmıştır.
- Sağ ventrikül fonxiyonu daha geç bozulur.
- İdrar miktarı azalır. Saatte 30 ml. den daha az ise
splanknik ve renal kan akımının azaldığı söylenebilir.
3. DİSTRÜBİTİF ŞOK ( VAZOMOTOR
DİSFONXİON )
Anormal vazomotor tonüs normal
sirkülatuar volümün maldistrübisyonuna neden olur. Olay daha da ciddi ise şoka neden
olur. Periferik göllenme ve vasküler şant rölatif hipotansiyonu şiddetlendirir.
Distribütif şok klasik olarak ilaç entoxikasyonu, anaflaxi, nörolojik hasar ve septik
şokta gözlenir.
Nedenleri =
- Antibiyotikler
- Aşılar
- Kan ürünleri
- Lokal anestezikler
- İnsektisitler
- Yiyecekler
- barbitüratlar
- Fenotiazinler
- Tranklizanlar
- Antihipertansifler
Anaflaxide hemodinamik olarak
başlangıçtaki cevaplar vazodilatasyon, intravasküler göllenme ve venöz dönüşün
azalmasıdır. Takiben kapiller mikrovasküler zararlanma gözlenir ve geçirgenlik artar.
Hipotansiyon aldukça dramatik olabilir.
Nörolojik şok, sıklıkla yüksek spinal
kord kesilerinde gözlenir. Spinal şokta T1’in üzerinde total sempatik kardiovasküler
tonüs kaybı vardır.
4. SEPTİK ŞOK
Özellikle meringokokların veya gram (-)
mikroorganizmaların neden olduğu bakteriyemi, yetersiz doku perfüzyonu, düşük kan
basıncı, damar kollapsı ve böbrek yetmezliğiyle seyreden septik şok gelişebilir.
DM, siroz, lösemi, lenfoma, yaygın
karsinoma, doğum, operasyonlar, GIS’da nceden olan bir enfexiyon, kalıcı İV
kateterler, antibiyotikler, steroid tedavisi septik şoka neden olabilir.
Mekanizması :
- İntravasküler volüm azalması
- Miyokardial depresyon
- Miyokardial hücre invazyonu veya pompa yetmezliği
(meningokokseni, viral miyokardit, difteri)
- Endovalvüler destrüxion (endokardit)
- Kalbe venöz dönüş azalması (gram (-) sepsis)
Septik Şokta Klinik :
- Vital bulgular : Hipotonsiyon, taşikardi, takipne,
hipo-hipertermi
- Cilt : Ektima gangrenoza, bül, ekimoz, purpura, siyanoz
- Koagülasyon anormallikleri : Kanama ve DIC
- Hematolojik bulgular : Granülosifoz sola kayar
Trombositopeni, lökopeni
- MODS (Multi organ disfonxion sendromu)
Karaciğer, akciğer, böbrek, kalp
Septik Şokta Rol Alan Mediatörler :
- Kompleman komponentleri C3a ve C5
- Koagülasyon faktörleri
- Kininler
- Endorfinler
- Histamin
- Prostaglandinler
- Lizozomal enzimler
- Makrofaj ürünleri (interlökin ve monokinler)
- Katekolaminler, asetilkolin
- Glikokortikoidler
ŞOK KLİNİĞİ
Şok sendromu statik bir olay olmayıp,
çeşitli evreleri olan dinamik bir olaydır. Aralarında her zaman kesin sınırlar
bulunmamakla birlikte 3 safhada incelenebilir.
1. KOMPANSE ŞOK
Şok kendi kendisinin ilerlemesini
saglayacak kadar ciddi değilse kompanse edilir.
Bu dönem genelde asemptomatiktir ya da
çok az samptom olabilir. Kan basıncı ve kalp debisi normal veya hafif düşmüş
olabilir. Hafif anksiyete olabilir. Bu dönemde kan basıncını ve debiyi düzeltmeye
çalışan birtakim mekanizmalar devreye girer.
Bunlar
- Baroreseptör refleksler : Dolaşımda sempatik uyarılma
yapar. Vazokonstüxion, taşikardi, ciltte soğukluk olur.
- MSS’nin iskemik cevabı : Arter basıncı 50 mmHg. nin
altına düşmedikçe aktive olmaz. Uyarılması sempatik sistemi devreye sokar.
- Ters stres relaxasyon sistemi : Kan volümünün
azalmasıyla damarların varokonstrüxiyona uğraması ve mevcut dolaşımın devam
etmesini sağlar.
- Anjiotensin sistemi : Periferik anter ve venleri konstrükte
ederek böbrekler tarafından su ve tuz tutulumuna neden olur.
- Barsaklar : GIS’dan sıvı absorbe eder.
- Susuzluk, ağızdan su ve tuz alınması.
Bu mekanizmalar ile kan basıncı, idrar
çıkışı ve kardiak fonxionlar normal olarak sürdürülmeye çalışılır.
2. DEKOMPANSE ŞOK
Bu dönemde yukarıda sayılan kompansasyon
mekanizmaları yetersiz kalır. Doku hipoperfüzyonu ve şokun klasik tablosu ortaya
çıkar. Kan basıncı ve kalp debisi azalır. Taşikardi, oliguri, soğuk ve terli
cilt-extremiteler olur. Siyanoz görülür. Bu dönemde şu değişikliklere rastlanır.
- Miyokardin depresyonu : Kan basıncı düştüğü zaman
koroner kan akımı azalır. CO da azalır. Vücuttan salınan birtakım maddelerle ;
özellikle miyokardial depressan faktör olmak üzere, laktik asit, barsaklardan salınan
bakteri toxinleri, ölü dokulardan açığa çıkan dejenerasyon ürünleri miyokardı
deprese eder.
- Vazomotor yetmezliği : Vazomotor merkeze kan akımının az
olması, bu merkezi daha az etkili hale getirir. Sonuçta merkezin iflası olur.
- Vasküler yetmezlik : Vazomotor yetmezliğe ek olarak
kapiller dilatasyon olur. Arterial dilatasyon kan basıncı düşmesine, venül dilatasyon
ise kalp debisinin düşmesine neden olur.
- Kapiller permeabilite artışı : Kapiller anoxi ilerleyince
kapiller geçirgenlik artmaya başlar. Doku içerisine büyük miktarda sıcı geçişi
olur. Kardiak autput azalır.
- İskemik dokulardan açığa çıkan toxinler : Histamin,
serotonin, miyokardial depressan faktör, endotoxinler ve bir çok doku enzimi açığa
çıkar.
- Sellüler fonxionun bozulması : Hücre zarında Na-K aktif
transportu azalır. Na ve a hücre içiene toplanır. Mitokondri faaliyeti ciddi olarak
deprese olur. Geniş doku alanlarında lizozomlar parçalanmaya başlar. Glikoz
metabolizması deprese olur. Hormonların etkileri azalır.
- Asidoz : Oluşan metabolik değişikliklerin çoğu asidoz
ile sonuçlanır. Dokuya yeterince =2 gitmeyince oxidatif metabolizma bozulur. Anaerob
dönem başlar. Ayrıca kan akımının azalması CO2’nin normal atılımını da
engeller. CO2, H2O ile birlikte hücre içinde H2 CO3 (karbonik asit) oluşturur. Oluşan
asidoz da şok tablosunu ağırlaştırır.
3. İRREVERSİBL ŞOK
Şok belli bir döneme ulaşınca
artık tedaviye yanıt vermez. Paradoxal olarak kan basıncı ve kardiak output kısa
süre içinde normal değerlere getirilebilir. Ancak takiben dolaşım bozukluğu devam
eder. Sonucu ölüm izler. Şokun kötüleşmesinin ana nedeni yüksek enerji
depolarının boşalması ve O2 eksikliğidir.
ŞOK TEDAVİSİ
Tedavi edilirken izlem için bazı
parametrelerden faydalanılır.
- Kan testleri = BUN, Elektrolit, Kreatinin, Hct, Hb, BK,
Trombosit
- Erteryel kan gazları
- EKG
- CVP
- CO
- PCWP
- Fibrin yıkım ürünleri
- Aldığı - çıkardığı takibi
- İdrar tetkiki
Nedenin ve tedavideki önceliklerin
belirlenmesi en önemli konudur. Sürmekte olan bir eksternal veya internal kanamada, bir
yandan bası veyya dekompresyonla kanama kontrol edilmeye çalışılırken, bir yandan
sıvı ve destek tedavisine başlanır. Bundan sonra cerrahi kontrol düşünülür.
Burada öncelik verilecek diğer bir konu hava yolunun açık tutulmasıdır. Asidozun
düzeltilmesi, dolaşımın normale döndürülmesi, kalbin pompa gücünün
artırılması, diürezin sağlanması ve enfeksiyon kontrolü tedavinin diğer yönlerini
oluşturur.
HİPOVOLEMİK ŞOKTA TEDAVİ
Sıvı Replasmanı
Volüm açığının kapatılması en
önemli konudur. Hemorajik şoktaki bir hastada ilk olarak geniş kanüllerle en az iki
venöz giriş yaparak hızlı bir şekilde kristaloid solüsyon (serum fizyolojik veya
tercihen Ringer laktat) vermeye başlamalıdır. İnfüzyon hızı 1000-2000 ml / 45 dak
olabilir. Güvenle verilebilecek volüm, özellikle yaşlı hastalarda kalbin gücü ile
sınırlıdır. Bu sebeple kardiak dekompansasyon ve pulmoner ödem gelişmesini önlemek
için hızlı replasmanda bazı klinik kriterler kullanılması gerekir. Bunlar içinde en
önemlileri santral venöz basınç, pulmoner arter ve pulmoner kapiller wedge
basıncıdır. Genç, daha önce saglıklı olan kişide santral venöz basınç tek
başına yeterli olabilirse de, önceden kardiak ve pulmoner sorunları olan, genel durumu
kritik, yaşlı hastalarda pulmoner arter kateteri yerleştirmek gerekir.
Eğer kan kaybı fazla değil ve kanama
durmuşsa yukardaki miktarda sıvı infüzyonu durumu düzeltecektir. Ancak kan kaybı
fazla veya sürmekte ise, sıvı infüzyonu ile sağlanan kan basıncında yükselme ve
kalp hızının azalması geçici olacaktır. O zaman, bu süre içinde hazırlanan kan
verilmeye başlanır. Başlangıçta Ringer laktat vermenin, terapötik bir test işlevi
ve tedaviye katkısı yanında ; hastada bulunabilecek sıvı-elektrolit dengesizliği
yönünden yan etkisinin olmayışı ; kan gereksinimini azaltması ; böbrek
fonksiyonlarını koruması ve bozulmuşsa düzeltmesi gibi birçok faydası vardır.
Ringer laktatın, mevcut laktik asidozu artırabileceği endişesi, deneysel ve klinik
çalışmalarla desteklenememiştir. Pulmoner kapiller wedge basıncı kullanan “7-3”
kuralı da benzer şekilde uygulanır.
Sıvı Seçimi : Günümüzde daha
çok kristaloidler ve kan tercih edilmektedir. Burada, doğal olarak kayıp sıvının
niteliği de önemlidir. Albümin, nişasta (hetastarch), dekstran, jelatin solüsyonları
(Haemaccel) gibi kolloid solüsyonların intravasküler volümü interstisyel volüm
aleyhine genişletmeleri, albümin sentezini süprese etmeleri ve resusitasyonu takiben
hipertansiyon gelişimi ve anafilaktik reaksiyon olasılığı gibi sakıncaları
olabilir. Öte yandan protein içeren bir solüsyon eklenmeden, fazla miktarda kristaloid
verilmesi de plazma onkotik basıncını düşürerek sakıncalı olabilir. Stromasız Hb
(SFH) ve florokarbonlara gibi yapay Hb solüsyonları, kan bulunamayan veya kan
transfüzyonunu kabul etmeyen hastalarda kullanılabilir. Ancak uygulamaları yaygın
değildir.
Hemorajik şokta, Ringer laktat, ardından
gerekirse tam kan, akut masif kanamada tam kan, tercihen yıkanmış eritrosit ve plazma
protein solüsyonu verilebilir. Kanamadan 4 saat sonra ekstravasküler kompartmandan
transfer olan veya dışardan verilen sıvı ile volüm yerine konmuş olabilir, ancak Hb
ve hematokrit düşüktür. Bu durum eritrosit veya plazma protein solüsyonu ile
düzeltilebilir. Plazma kaybı enflamatuar veya travmatik ise Hb ve hematokrit
yükselebilir. Albümün veya plazma protein solüsyonu verilir. Kusmaya bağlı aşırı
klor veya diareye bağlı sodyum kaybı varsa izotonik serum kullanılır.
Verilecek kan miktarının belirlenmesinde
kesin bir kural yoktur. Genel öneri, büyük kanamalarda, kaybedilen kanın yarısının
kan olarak, diğer yarısının, 3 katı volümde kristaloid ve kolloid solüsyonla
replase edilmesidir. Bu şekilde hem damarlar dolmakta, hem de sağlanan hemodilüsyonla
vizkozite azalmakta, kapiller dolaşım düzelmekte, hücre agregasyonu azalarak doku
perfüzyonu düzelmektedir. Bazı deneysel araştırmalarda kaybın sadece kan ve/veya
kolloid solüsyonla karşılandığı durumlarda mortalitenin daha yüksek olduğu
görülmüştür .
Bazen aşırı sıvı verilmesi, renal veya
kardiak yetmezlik gibi nedenlerle göreli bir sıvı fazlalığı gelişebilir. Bu durum
genellikle diüretik verilerek düzeltilebilirse de yoğun bakım hastalarının
birçoğunda varolabilen böbrek fonksiyon bozukluğu bu tedaviyi etkisiz kılabilir.
Direkt etkili vazodilatatör verilerek venöz dönüş azaltılabilir, sürekli
arteriovenöz (CAVH) veya venö-venöz hemofiltrasyon (CAVH) ile fazla sıvı
uzaklaştırılabilir. Sıva replasmanı, destekleyici tedavi ve uygun cerrahi girişime
karşın düzelmeyen (refrakter) şoktaki hasta, primer veya başka bir nedenden devam
etmekte olan kanama, yetersiz sıvı replasmanı, pnömotoraks veya kardiak tamponat gibi
diğer travmatik sorunlar, miyokard yetmezliği ve septik şok olasılığı yönünden
yeniden değerlendirilmelidir.
Pozisyonun Ayarlanması : Geleneksel
olarak şoktaki hastaya başaşağı pozisyon verilerek serebral dolaşımın
artırılması hedeflenmektedir. Ancak bu pozisyon, özellikle toraks ve karın
yaralanmalarında solunumu olumsuz yönde etkiler, retinal dekolman, serebral ödem riski
yaratır. En iyisi hasta sırtüstü ve düz olarak hatarken, sadece bacakların 15-20°
yükseltilmesidir. Hastada dispne veya akciğer ödemi varsa baş ve omuzların altına
bir yastık yerleştirilebilir. Venöz dönüşün artırılması için anti-şok pantolon
(MAST) veya abdominal yastık da geçici önlem olarak kullanılmaktadır.
Solunum Desteklenmesi : Şok’un
kendisi, ağır olmadıkça pulmoner fonksiyonu ciddi bir şekilde etkilemezken, göğsün
ezici yaralanmaları, pnömotoraks, hemotoraks ve hava yolu obtrüksiyonuna neden olan
baş/boyun yaralanmalarında, yabancı materyelin aspirasyonu, hava yolu ve solunumun
kontrolü öncelik taşır. Hava yolu temizlenir, kan gazları kontrolleri ile oksijen
verilir, gerekirse entübasyon yapılır ve IPPV başlanır. Şok’un
kendisi, ağır olmadıkça pulmoner fonksiyonu ciddi bir şekilde etkilemezken, göğsün
ezici yaralanmaları, pnömotoraks, hemotoraks ve hava yolu obtrüksiyonuna neden olan
baş/boyun yaralanmalarında, yabancı materyelin aspirasyonu, hava yolu ve solunumun
kontrolü öncelik taşır. Hava yolu temizlenir, kan gazları kontrolleri ile oksijen
verilir, gerekirse entübasyon yapılır ve IPPV başlanır.
Kalbin Güçlendirilmesi :
Hipovolemik şokta dolaşımın düzeltilmesi, yeterli ventilasyon ve asidozun
düzeltilmesi ile genellikle kalbin pompa gücü de düzelir. Ancak bazen buna yardımcı
olmak üzere bazı vazoaktif maddelerin kullanılması gerekebilir.
Vazoaktif maddelerin pozitif inotrop,
kronotrop ve periferik vazokonstriktör olmak üzere üç tip etkisi vardır. Ancak her
ilaçta bu etkiler farklı güçte olduğu için, kalbe, damarların farklı bölgelerine
ve farklı organların damarlarına etkileri değişebilir. Bu özellikten terapötik
amaçla yararlanılabilir.
Alfa-agonist etkisi belirgin olan
ilaçların kan basıncını artırarak yanlış bir güven duygusu vermek ve
vazokonstriksiyonla periferik perfüzyonu daha çok bozmak gibi sakıncaları vardır.
Vazodilatasyonun neden olduğu hipotansiyon dışında, bu ilaçların hipotansiyon
tedavisinde kullanılması terkedilmiştir. Dopamin küçük dozlarda (0.5 - 2 mg/kg/dak)
böbrek kan akımını artırmak üzere ; dobutamin belirgin inotrop etkisi ile miyokard
kasılmasını güçlendirmek ve sistemik vasküler direnci düşürmek üzere (2.5 - 10
mg/kg-dak) verilebilir.
Sodyum Nitroprussit. Şiddetli periferik
vazokonstriksiyonla birlikte olan kardiojenik şokta pulmoner kapiller wedge basınç
izlenmesi ile kullanılabilir. Hastanın yanıtına göre 3-10 mg/kg/dak hızda verilir.
Dijital. Hipovolemik şok özellikle
yaşlı hastada kalp yetmezliğine götürebilecek veya mevcut yetmezliği
şiddetlendirecek bir stres oluşturabilir. Bu hastalarda dijitalizasyon yararlı
olabilir.
Hipovolemik Şok Tedavisinde
kullanılabilecek Diğer İlaçlar
Kortikosteroidler : Vazodilatasyon,
inotrop etki, lizozomal membranların stabilizasyonu ve hücre metabolizmasının
düzenlenmesi ile faydalı olabilirler. Vazodilatasyon,
inotrop etki, lizozomal membranların stabilizasyonu ve hücre metabolizmasının
düzenlenmesi ile faydalı olabilirler.
Trasylol : Hem kininlerin oluşumunu
önleyerek, hem de pakreastan salınan tripsinin katalize ettiği reaksiyonları
dudrurarak etki yapar. Plazma faktörlerinin aktivasyonunu önleyerek, pıhtılaşmayı
azaltır, lizozomal enzimleri ve proteinazları inhibe eder. DIC olasılığını
azaltır. 5000 000 U ile başlanıp, 2000 000 U/4 saat hızda devam edilir. Hem kininlerin oluşumunu
önleyerek, hem de pakreastan salınan tripsinin katalize ettiği reaksiyonları
dudrurarak etki yapar. Plazma faktörlerinin aktivasyonunu önleyerek, pıhtılaşmayı
azaltır, lizozomal enzimleri ve proteinazları inhibe eder. DIC olasılığını
azaltır. 5000 000 U ile başlanıp, 2000 000 U/4 saat hızda devam edilir.
Antibiyotikler : Ağır ve çoğul
travmalı hastaya koruyucu olarakgeniş spektrumlu bir antibiyotik verilmesi uygundur.
: Ağır ve çoğul
travmalı hastaya koruyucu olarakgeniş spektrumlu bir antibiyotik verilmesi uygundur.
Sodyum Bikarbonat : Mevcut metabolik
asidozu düzeltmek için başlangıçta 50 mEq verilip, daha sonra laboratuar
sonuçlarına göre tekrarlanır. Mevcut metabolik
asidozu düzeltmek için başlangıçta 50 mEq verilip, daha sonra laboratuar
sonuçlarına göre tekrarlanır.
Analjezikler : Kemik kırıkları,
toraks yaralanmaları ve peritonit gibi durumlarda şiddetli ağrı omabilir. Bunu
gidermek için küçük dozlarda narkotikler iv olarak verilebilir. Dolaşım
yetersizliği olan hastaya im enjeksiyonlardan kaçınılmalıdır. Hem bu aşamada etkili
olmazlar, hem de durum düzeldiğinde hızlı absorbe olarak aşırı etki yapabilirler. Kemik kırıkları,
toraks yaralanmaları ve peritonit gibi durumlarda şiddetli ağrı omabilir. Bunu
gidermek için küçük dozlarda narkotikler iv olarak verilebilir. Dolaşım
yetersizliği olan hastaya im enjeksiyonlardan kaçınılmalıdır. Hem bu aşamada etkili
olmazlar, hem de durum düzeldiğinde hızlı absorbe olarak aşırı etki yapabilirler.
Susuzluk hissi hastayı çok rahatsız
edebilir. Ağızdan sıvı verilmesi sakıncalı olabilir. Ağızın çalkalanması,
dudakların ıslatılması yeterlidir.
KARDİOJENİK ŞOKTA TEDAVİ
Kalbin pompa gücü iflas ettiğinden
primer tedavi buna yönelik olmalıdır. Aritmi kontrolü, miyokard infarktüsü veya
miyokarditin spesifik tedavisi, yetmezlik gelişirse inotropik tedavi gerekir.
Dijital : Erişkinde dijitalizasyon dozu
1.5 mg. olup, hastada hipokalemi ve hiperkalsemi bulunabileceği; bunların ve şokun,
kalbin dijitale duyarlılığını artırdığı hatırlanmalıdır. Başlangıçta bu
dozun 2/3’ü iv olarak verilir. Etkisi 2 saatte maksimuma ulaşır. Gerekirse bu dozun
1/6’sı 2-3 saatte bir tekrarlanır. İdame, dijitalizasyon dozunun ¼’ü,
bölünmüş dozlar halinde verilerek sağlanır.
İnotrop İlaçlar : Dopamin 5-25 mg/kg/dak
dozda, taşikardi yapmadan kardiak outpun’u artırır. Daha yüksek dozları, belirgin
alfamimetik etki ile periferik vazokonstriksiyon ve böbrek kan akımında azalmaya neden
olur. Dopamin etkisiz olduğunda kan basıncını korumak için noradrenalin vermek
gerekebilir.
Glukagon : İntrasellüler siklik AMP
miktarını artırarak inotrop ve kronotrop etki yapar. Özellikle b -bloker aşırı
dozajı söz konusu olduğunda kullanılabilir. İnotrop ilaçların hepsi miyokardin
oksijen tüketimini artırır. Bu sakıncayı ortadan kaldırmak için bir
inotrop-vazodilatatör kombinasyonu bulunması çabaları sonucu geliştirilen amrinone ve
dopexamine henüz rutin uygulamaya girmemiştir.
Vazodilatatörler : Kardiak output’u
düşük, kan basıncı yüksek bazı hastalarda sistemik arterioler direnci düşürmek
kalbin işini kolaylaştırabilir, kardiak output’u artırabilir. Bu amaçla en çok
sodyum nitroprussit kullanılmaktadır.
Mekanik Destek : İntraaortik balon pompası, bir süre
için yetmezlikteki miyokarda yardımcı olarak, miyokardın oksijen tüketimini
artırmadan dolaşımı destekleyebilir. Bu, özellikle kardiak cerrahi öncesi kalp
yetmezliğinde olan
|