- Prof. Dr. Hasan Akman
- Dr. Kerem İnanoğlu
Suda boğulmalar dünyada kaza ile ölümlerin en sık
sebeplerinden biridir. 20-44 yaş arasındaki erişkinlerde kaza ile ölümlerin ikinci
sıklıktaki sebebidir. Birleşik Devletlerde 1978-84 yılları arasında her yıl 6503
kişi boğularak ölmüştür. Ancak bir çok vaka sağlık kuruluşlarına baş
vurmadığı için boğulmaya maruz kalmanın istatistiklerini tutmak güçtür. Suda
boğulmalar özellikle küçük çocuklarda ( 5 yaş altı ) ve genç erişkinlerde (
15-29) sıktır. Ayrıca siyah ırkta ve erkeklerde daha sık görülmektedir.
Etyoloji ve Patogenez
Çeşitli faktörler suda boğulmanın artmış riski ile
ilgilidir.
1 ) Konvülsiyonlar
1974 –85 yılları arasında California eyaletinin
Sacramento şehrindeki 293 boğulma olayının 17’ sinde konuülsiyon öyküsü olduğu
tespit edilmiş. Bu, genel populasyonda, 1000’ de 6 konuülsiyon prevelansı ile
zıtlık göstermekteydi. Bu vakaların 8’ inde kanda ölçülebilir miktarda
antikonuülzon seviyeleri tespit edildi. Bu da medikasyon rejimi ile kompliyans
eksikliğinini ve uygunsus dozaj veya monitarizasyonu işaret etmektedir. Pearn ve
Livingston epiletik çocuklarda rastlanan boğulmaların tümünün banyo küvetinde
olduğunu yayınlamışlardır. Bu da aktif konvilsiyonlu epileptiklerin evlerinde daha
yakın bakım gerektiğini göstermektedir.
2) Su Taşıtı Kazaları
1972 yılında Maryland’ deki tüm boğulmaların % 29’
u ve Sacramento’ da % 18’ i su taşıtı kazası sonucu olmuştur. Bu vakaların
çoğunu batmış yada alabora olmuş motobot veya daha küçük kayık yolcuları
oluşturuyorlardı.
alkol alımı ve kişisel kurtarma cihazları kullanmadaki BU
ÖLÜMLERE katkıda bulunmaktadırlar.
3) Su Sporları
Su ile ilgili aktiviteler yılda yaklaşık 140000
yaralanmaya yol açmaktadır. Su sporlarının oluşturduğu yılda ortalama 700 spinal
kord yaralanmasının , % 77’ sini dalma, surf ve su kayağı gerçekleştirmektedir.
Sığ sularda dibe çarpma ile oluşan dalma kazaları önemli bir yer tutmaktadır.
Maryland’ da 7 yüzme havuzunda boğulmanın 4’ ünde dalış kazasına bağlı
çeşitli kontüzyonlar ve abrasyonlar mevcuttu.
4) Volunter ( İstemli ) Hiperventilasyon
Su altında yüzen genç erkekler sıklıkla suya dalmadan
önce hiperventilasyon yaparlar. Bu Pa CO2’ yi düşünür ve suyun altında
kalma sürelerini uzatır. Bu kişiler tipik bir hipoksu seviyesine ulaşabilir ve
bilinçlerini kaybedebilirler çünkü hipoksinin nefes alma dürtüsüne yardımı
hiperkapniden daha zayıftır. Böylece istemli hiperventilasyon boğulma için bir risk
oluşturmaktadır. Bilincini kaybetikten sonra yüzeye çıkan vakalar bildirilmiştir.
5) Erişkinlerin Denetim Yetersizliği
Pediatrik suda boğulmaların en önemli yerleri bahçe
havuzu ve küvetleridir. Bu vakalarda dikkat ve denetim eksikliği önemli rol
oynamaktadır. Bir çalışmada banyo küvetiyle ilgili , beş yaş altı çocuklardaki
boğulmaların tümünün çocuk yalnızken veya başka çocukla yıkanırken
görüldüğü rapor edilmiştir.
6) İlaçlar
Sakramento’ daki 247 ilaç alımı sonrası görülen
boğulmaların 22’ sinde bir veya daha fazla SSS etkili ilaçların alımı söz
konusuydu. On vakada antikonuülzan harici ilaç alınmıştır. Bunların sırasında
tanımlananlar diazepam, anfetamin, morfin, kodein, hidroksizin, doksepin ve desipramin’
di. Santral etkili ilaçlar sadece algılamayı bulanıklaştırıp dizoryentasyona ve
uykuya yol açmakla kalmıyor, ayrıca koordinasyona bozup, yüzme yeteneğini
azaltabiliyor.
7) Alkol
Boğulma ile sonuçlanan kazalarda etenol kullanımı majör
risk faktörüdür. Boğulmaların % 37-47’ si alkol tüketimi ile ilgilidir. Alkol
kullanımı 30-64 yaş arası erkeklerde ve adolesanlardaki boğulmalarda yüksek oranla
ilgilidir. Alkollü içkiler , refleksleri deprese ederek ve uyarıları fark etmeyi
azaltarak , kişinin acil durumlarda ilgilenme yeteneğini azaltırlar. Ayrıca otomobil
kazaları sonrası görülen boğulmalarda da rastlanan bir faktördür.
FİZYO PATOLOJİ
Boğulmalardaki morbiditeden sorumlu majör patolojik
değişiklikleri iki mekanizma yol açar: Anoksi ve Hipotermi
Anoksi
Kontrollü insan deneyi yapmak .imkansız olmasına rağmen
, çoğu boğulmanın ortak bir yol izlediği düşünülür. Boğulma, bir panik
periyodunu takip eden kuvvetli bir nefes tutma teşebbüsü ile başlar. Sıklıkla
yüzeye çıkma uğraşı mevcuttur ve kişi nefes almaya çalışabilir. Bu süre
zarfında fazla miktarda su yutabilir ve regürjite olarak gastrik içerikle beraber
aspire edebilir.
Sonunda kırılma noktasına ulaşır ve hiperkarbi ve hipoksi
sebebiyle nefes tutmak imkansız hale gelir. İstemsiz solunumlar çeşitli miktarda su
aspire edilir. Vakaların % 10-15’ inde sıvı aspirasyonunun çok az olduğu veya hiç
olmadığı “kuru boğulma” diye adlandırılan durum oluşur. Bu vakalarda çok az
miktarda trakea ya aspireb edilen sıvının yoğun laringa spazma yol açtığı
düşünülmektedir. Laringaspazm daha fazla sıvı aspirasyonundan akciğerleri korur.
Ancak çoğu vakada sıvı akciğere ulaşır ve çeşitli patolojik değişikliğe yol
açar. Hem kuru hem de yaş boğulmada ortak faktör ciddi derecede hipoksemi oluşumudur.
Sonuçta kişide bilinç kapanır ve kardiak arrest ortaya çıkar.
Hipotermi
İnsanlar hipotermiyi zayıfça tolere ederler. Buzlu suda
uzamış surviden bahseden spektaküler yayınlar olmasına rağmen soğuk suda boğulmada
survi genelde azalmaktadır. Titanik faciası gibi olaylarda ölümlerin çoğu
yüzememekten değil, soğuk suyun oluşturduğu hipotermiden dolayı olmuştur.
Hipotermiye cevapla insan metabolizmasındaki değişiklikler
iki evrede ortaya çıkar : titreme evresi ve titreme olmayan evre. Titremeye hem küçük
hem de hem de büyük kas gruplarının kontraksiyonu dahildir ve artmış ısı üretimi,
artmış oksijen üretimi ve artmış metabolik oranla sonuçlanır. Bunlar santral ısı
30-35 0C arasındayken oluşur.
Titremeye sıklıkla sistemli kas hareketleri eşlik eder. Kuru
bir ortamda titreme ve istemli kas hareketi ısı üretimini arttırmada etkilidir. Isı
kaybını minimal artırır ve böylece vücut ısısını ciddi bir düşüşten
korurlar. Fakat soğuk suda bu kadar etkili olmazlar. Hem titreme hem de istemli kas
hareketi extremite kan akımını arttırırlar ve ısı kaybını arttırırlar. Vücut
tipi de önemli rol oynar. Vücut yağından artmış izolasyonun sonucu olarak obesler
zayıflara göre soğuk suda kalmayı daha fazla tolere ederler. Titremesiz evre 300C
‘nin altında başlar ve titreme yavaşlar, O2 tüketimi ile metabolik oran
azalır.
Soğuk suda boğulma akut olarak üç yoldan ölüme götürür.
Birinci olarak vagal etkiyle asistolik kardiak arrest oluşabilir. Bu “immersiyon
sendromu” olarak bilinir. İkinci olarak hipotermi bu ani cevaptan başka malign
aritmiler de oluşturabilir. Vücut ısısı 250C’nin altında ventriküler
fibrilasyondan kardiak arrest sıktır ve 180C’nin altında asistol oluşur.
Vücut ısısı yükselmedikçe bu durum resusitasyona direnç gösterebilir.
Üçüncüsü, vücut ısısında düşme bilinç kaybına ve kişinin kafasını suyun
üstünde tutamamasına yol açarak aspirasyona neden olabilir.
Pulmoner Değişiklikler
Hem deniz suyunun, hem de tatlı suyun aspirasyonu
kompliansı azaltır. Tuzlu su hipertoniktir. Böylece sulu plazmadan alveole geçer. Bu
sıvıyla dolu ama perfüze etmiş alveol, büyük bir intrapulmoner şant oluşturur.
Tersine aspire edilen tatlı su hızlı bir şekilde dolaşıma geçer ve geçici bir
hipervolemi oluşturur. Tatlı su palmoner sürfaktanın yüzey gerilim özelliklerini
geliştirir ve alveol anstabil hale gelir. Bu da ventile olmayan veya çok az ventile
olan, ama perfüze olabilen alveolle sonuçlanır. Böylece intrapulmoner şant oluşturur
ve hipoksi derecesini arttırır. Tuzlu suyun da tatlı suyunda aspirasyonu, intrapulmoner
şanta katkıda bulunan pulmoner ödeme yo açar. Bir çok boğulma vakasında ciddi
serebral hipoksi vardır; buda nörojenik pulmoner ödeme yol açabilir.
Kan Volümü ve Serum Elektrolitleri
Tatlı suda boğulmayı geçici bir hipervolemi takip etse de, sıvı hızlıca
redistribüsyona uğrar ve yeterli miktarda sıvı bir saat içinde intravasküler
alandan, akciğere geçerek hipovolemiye neden olur. Plazma hemoglobin konsantrasyonunda
anlamlı yükselmeler nadirdir.
Çoğu suda boğulma kurbanlarının serum elektrolit düzeyleri
normal veya normale yakındır. Tek istisna durgun sulardır. Bu sularda boğulanlarda
serum K+ düzeyi düşük bulunabilir.
Kardiyovasküler Sistem
Boğulma vakaları bazen derin bradikardi ve/veya yoğun
periferik vazokonstrüksiyon sergilerler; bu yüzden kaza sonrasında mekanik kardiak
aktivitenin varlığından emin olmak zordur. Bradikardi, fizyolojik dalış reflexine
veya derin hipoksiye sekonder olabilir. Periferik vazokonstrüksiyon ise hipotermiye veya
katekolemin seviyesinde keskin bir artışa sekonder olabilir. Diğer hastalar ise asistol
durumundadır.
Suda boğulma vakalarında meydana gelen kardiyovasküler
fonsiyon değişiklikleri, PaO2 ve asid-baz dengesindeki
değişiklere sekonderdir. Kan volümü ve serum elektrolit seviyelerinde ki
farklılıklar da kardiyovasküler değişikliklere katkıda bulunurlar. Ancak boğulma
vakalarının %15’inden daha azı da bu değişikliklere yol açacak miktarda (22
me/kg’dan fazla) sıvı aspire edilmektedir.
Boğulma sonrası arteriyel kan basıncı seviyeleri
çeşitlidir. Santral venöz basınç az miktarda tatlı veya tuzlu su aspirasyonundan
hemen sonra yükselir. Daha sonra hızlıca normale döner. Büyük miktarda tatlı su
aspire edilirse, cvp genellikle yaklaşık bir saate normale döner ve hatta normalin
biraz altına iner. Büyük miktarda deniz suyu aspire edilirse öncelikle geçici olarak
cvp artar; daha sonra efektif akım hacminde azalmayı düşündürecek şekilde hızla
düşer.
Renal Fonksiyon
Boğulmadan sonra resusite edilen vakalarda renal fonksiyon
genelde intakt kalır. Ancak albüminüri, hemoglobinüri, oligüri ve anüri
görülebilir. Renal hasar ayrıca Akut Tübüler Nekroz’a öncülük edebilir. Bunun
ciddi laktik asidosa, hipoksiye veya kenal kan akımındaki değişikliklere sekonder olup
olmadığı bilinmemektedir.
Tedavi
Boğulma vakalarının acil tedavisinde en önemli amaç kan
gazı değerlerini ve asit-baz dengesini en kısa sürede normale döndürmektir. Kurban
bir an önce sudan uzaklaştırılmalı ve temel kardiyopulmer resusitasyon
uygulanmalıdır. Apnenin her saniyesinde hipoksi hızla arttığı için acilen
ventilasyon başlatılmalıdır. Ağızdan ağıza ve ağızdan buruna ventilasyon en
efektif seçimlerdir. Eğer kurban sudan hemen uzaklaştırılamıyorsa kurtarıcı ona
ulaştığı anda ventilasyona başlamalıdır. Bazı apneik vakalar hala efektif kardiak
aktiviteye sahiptirler ve ventilasyonun sağlanması ile mykard oksijenasyonu ve kordiyak
output arttırılmış olur. Bazılarında ise kordiyak outputta kalıcı bir düşüş ve
hatta asistali mevcur olabilir. Bu durumda hemen masaja başlanmalıdır.
Boğulmalarda , normal iyileşmeyi engelleyebilecek en önemli
olay , irreversibil hipoksidir. Bu yüzden kardiyopulmoner resusitasyona ilk cevap ve
spontane ventilasyon ile kalp atımı kabiliyeti sıklıkla uzun dönem sürvi’ nin
kalitesini belirler.
Eğer kurban su aspire etmemişse ve kalıcı nörolojik ve
dolaşımsal değişiklikler ortaya çıkmadan , etkili ventilasyon ve dolaşım
sağlanabiliyorsa , prognoz mükemmeldir.
Bu hastaların bilinçleri genelde sonradan açılır. Uykulu ,
letarjik ve bilinci bulanık gibi tanımlasalar da bu semptomlar hızla düzelir ve
sıklıkla daha ileri tedavi gerektirmezler.
Ancak eğer su aspire edilmişse pulmaner fonksiyonda
değişikler oluşur. Derhal, effektif suni ventilasyona başlanması , akciğerden
sıvının drene edilmesinden daha önemlidir. Çünkü aspire edilen su miktarı edilen
su miktarı genelde azdır ve tatlı su akciğerlerden dakikalar içinde absorbe olur. Ara
sıra boğulma vakaları bilinçlerini kaybetmeden önce büyük miktarda su yutmuş
olurlar. Bu yüzden resusitasyon sırasında , sonradan rezürjitasyona ve zastrik
içeriğinin apsirasyonuna yol açabilecek gerilmiş bir midenin ekarte edilmesi ve temiz
bir havayolundan emin olunması önemlidir. Çoğu boğulmada kurbanı kustuğu için ve
bazıları gastrik içeriği aspire ettiği için havayolu başka yöntemlerle
temizlenmiyorsa , heimlich tarafından tanımlanan suddiafragmatik manevra dikkate
alınmalıdır. Ancak, abdominal basının gastrik içeriğin ihracına ve aspirasyon
riskinde artışa yol açacağı hatırlanmalıdır. Hasta kurtarma sırasında veya ilk
resusitasyonunda sonra spontane solusa bile , kurtarıcı yanlış bir duyguya
kapılmamalıdır. Bir hasta , kurtarıcı ile konuşsa bile , çok düşük PaO2
ve pH değerlerine sahip olabilir. PaO2 seviyeleri gereksiz kılınana dek , O2
verilmelidir. Bütün boğulma kurbanları ileri tetkik tedavi için hastaneye
götürülmelidir.
Hastanede ilk tedavi pulmoner bakımı içermelidir. Boğulmadan
sonra ortaya çıkan intrapulmoner shunt değişkendir. Fakat insan ve hayvanlarda
kardiyak output’ un % 70’ ini aştığı gözlenmiştir. Havayoluna PEEp uygulanamsı
, ventilasyon / perfüzyon oranı dramatik bir biçimde düzeltilebilir. Yeterli dakika
ventilasyon yeteneği olan ve uygun miktarda Co2’ atabilen bir çok hastanın
CPAP ile spontan solumasına izin verilebilir. CPAP’ ın uygun miktarı , kişisel
özellikler ve intropulmoner şant, O2 basıncı ile kordiyovasküler fonksiyon
üzerine etkileri tetkik edildikten sonra kararlaştırılmalıdır.
Eğer hasta hava yolu patentliğini sağlayabilecek şekilde
uyanık ise , CPAP sıkı oturulmuş bir maske yardımı ile 10-12 tarr seviyesine kadar
uygulanabilir. Bunun dışındaki hastalar endotrakeal entubasyon gerektirir. Eğer hasta
sponton solunumla normal PaCO2 seviyesi sağlayamıyorsa mekanik ventilasyona
başlanmalıdır. Hem mekanik ventilasyon , hem de PEEP kardiyak output’ u
azaltabilmesine rağmen , sıklıkla bu azalma hipovalemiye sekonderdir. Eğer mayi
verilmesi ile normal dolaşım hacmi sağlanabiliyorsa , kardiayk output , PEEp ve CPAP
arttıkça ve PaO2 yükseldikçe , artabilir.
Boğulmadan sonra zaman zaman görülen brankospazm , inhale
bronkodilatör ajanlarla veya daha ciddi olgularlarda iv. Aminofilin ile tedavi
edilebilir. Pulmoner ödem en iyi PEEP ve CPAP’ ın optimal seviyesine tutulmasıyla
kontrol altına alınır. Bir kez bu seviyeye ulaşıldıktan sonra PEEğ ve CPAP hızla
azaltılmalıdır ve trakeayı aspire etmek gibi sebeplerle durdurulmalıdır; çünkü
PEEP ve CPAP uygulamasına verilecek en kısa aralar bile pulmoner ödem sıvısında ve
intrapuılmoner şantta artışa , paO2’ de düşüşe yol açabilir.
Vakaların yaklaşık % 70’ inde metabolik asidosiz
bulunduğundan iv. NaHCO3 gereklidir.
Pulmenor lezyon için kortikosteroid ve profilaktik antibiyotik
tedavisi önerilmektedir. Hayvan deneyleri kortikasteroşdlerin normal pulmoner
iyileşmeyi bozduğunu göstermiştir. Enfeksiyonun belirgin klinik belirtileri olmadan ,
antibiyotik kullanımından kaçınmak doğru olur.
Tedavinin erken döneminde hastanın hematokrit değeri
ölçülmelidir. Bu değer anormal olmadıkça ve tatlı su aspirasyonundan sonra plazmada
hemoliz aşikar olmadıkça , anlamlı sıvı ve elektrolit bozukluğu görülmez. Ancak,
serum elektrolit konsantrasyonları değerlendirilmeli , tam kan sayımı yapılmalı ve
gerekirse spefisik tedavi uygulanmalıdır. Bütün vakalar monitorize edilmelidir. En
azından vital bulgular ( nabız , solunum, kan basıncı, ısı ) monitorize edilmeli ve
ciddi kararlar arteriyel kan gazları ile pH ölçülerek alınmalıdır. Ayrıca uzamış
destek ihtiyacı bulunan hastalarda EKG ve idrar çıkışı monitorize edilmelidir.
Pulmoner arter basıncı, kardiyak output ve kafa içi basıncı ( ICP) monitarizasyonu
bir çok vakada gerekli olmalıdır.
Hastaneye uyanık veya hafif bilinç bulanıklığıyla gelen
hastalarda yoğun polmoner ve kordiyavasküler bakım ile prognaz mükemmeldir. Bu
hastalarda rezidü beyin hasarı olasılığı riski olarak düşünülmelidir. Acil
servise geldiğinde komatoz olan hastalara artmış ICP tedavisi de gerekebilir. Serebral
ödemli olgularda Pa CO2’ yi 30 tarr’ a kadar hiperventilasyon ile
düşürmek serebral kan akımını azaltır. Serebral ödem tedavisinde ,
kortikosteroidlerin farmakolojik dozlarda verilmesi de savunulmaktadır.; ancak global
iskemisi olan hastalarda tedavideki rolü halen tartışmalıdır. Bazı klinisyenler
komotoz hastaların yüksek doz barbituratlarla tedavi edilmesi taraftarıdırlar. Ayrıca
onlara göre hasta hipotermik tutulmalı, paralizit sağlanmalı, mekanik ventile edilmeli
ve hiperoksi sağlamak için yüksek konsantrasyonda O2 verilmelidir. Hipotermi
serebral O2 ihtiyacını azaltır; ancak eğer PaO2 uygunsa,
beyin O2 tüketimini azaltmak tartışmalıdır. Dahası, hipotermi
normalimmün cevabı bozabilir. Yüksek konsantrasyonda O2 inspire edilmesi,
pulmoner O2 toksisitesini beraberinde getirir. Yüksek doz barbiturat tedavisi
(iyi kontrollü-randomize çalışmalarda kesin olarak yayınlanmamasına rağmen) diğer
hastalıklarda yüksek ICP’yi azalttığı görülmüştür ve komotoz boğulma
vakalarında rolü ümit vericidir. Fakat pediatrik boğulma vakalarıyla ilgili son
yıllarda yapılan bir çalışmada ICP kontrolünün sürviyi etkilemediği
gösterilmiştir. Bu da artmış ICP’nin nörolojik hasarın bir belirtisi olduğunu
fakat mutlak sebebi olmadığını düşündürmektedir. Koma halinde hastaneye gelen bir
vakasında yapılacak optimum tedaviyi (nörolojik iyileşmeyi maximize edecek) gösteren
kontrollü çalışmalar yapılana dek bu hastaların hiperventile edilmesini tavsiye
ederiz. ICP monitörize edilmelidir; eğer 20 torr’un üzerinde ise düşürmek için
agresif tedavi uygulanmalıdır. Bu da sıvı kısıtlaması, ozmotik diürez ve yüksek
doz barbiturat tedavisini kapsar.
|